{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/136 <br>KARAR NO\t: 2025/1405<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/10/2021<br>NUMARASI\t: 2019/497 Esas -  2021/960 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025<br>Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari satıma ilişkin akdi  ilişki bulunduğunu, müvekkilinin davalıya satıp teslim ettiği  ürün bedeline ilişkin faturaların dolar cinsinden düzenlendiğini,  davalının ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeme yapması gerekirken fatura tarihindeki kur üzerinden TL karşılığı ödeme yaptığını, kur farkından kaynaklanan 156.404,23 TL'nin ödenmemesi nedeniyle davalı aleyhine Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyası üzerinden takibe girişildiğini, davalının takibe ve borca itirazı üzerine takibin durduğunu beyanla itirazın iptali ile takibin devamını, davalı tarafın % 20 oranından az olmamak üzere icra/inkar tazminatı ile mahkumiyetini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  taraflar arasında çeşitli ticari işlemler  sebebi ile ticari ve cari hesap ilişkisi bulunduğunu, davacının iddialarının aksine kur farkına ilişkin her hangi bir anlaşma ve ticari teamül bulunmadığını,  tüm ticari kalemlerin ne şekilde ödenece- ğinin  taraflar arasındaki uygulamalar ile sabit olduğunu, dava konusu faturaların usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini, bu alacağın neye göre belirlendiğinin bile belli olmadığını, borcu kabul etme- diklerini beyanla davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Taraflara ait defter ve kayıtların incelenmesi sonucu düzenlenen raporların incelenmesinde davacının kur farkı talep ettiği ödemelerin çek ile yapıldığının anlaşılması ve davacı ile davalı arasında kur farkı talep edileceğine ilişkin sözleşme olmaması, davacının bu hususta ödemeye şerh düşmemesi ve çek ile ödemelerde çekte vade olmaması ve çekin verilmesi ile ödemenin yapılması karşısında davacının kur farkı talep edemeyeceği kabul edildiğinden davanın reddine ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında bir ticari ilişki mevcut olup; buna istinaden müvekkili firma cari hesap ekstresinden de anlaşılacağı üzere 156.404,23-TL alacaklı olduğunu, müvekkiline ait ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde görüleceği üzere, müvekkilinin dolar üzerinden fatura kestiğini, borçlu davalı ise ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeme yapması gerekirken; fatura tarihindeki kur üzerinden TL karşılığı ödeme yaptığını, ancak fatura tarihi ile ödeme tarihi arasında kur farkı olup, alacaklarının kur farkına dayandığını, Bilirkişi tarafından hazırlanan kök ve ek raporlarda da, mevcut ticari ilişkide kur farkı uygulamasının benimsendiği ve bu doğrultuda dava konusu bedeli talep etme hakları bulunduğunun bilirkişi incelemesi neticesinde sabit hale geldiğini, hükme esas alınmaya elverişli bilirkişi raporlarının da hiçbir suretle dikkate alınmadığını, davalının ticari ilişki ve hizmet alımı konusunda herhangi bir itirazı olmayıp açıklanan hususlarda ticari defterlerin ve faturaların incelenmesi neticesinde de anlaşıldığı üzere taraflar mutabık olduğundan, müvekkilinin takip konusu alacağını davalıdan talep hakkının bulunduğunu, icra takibi ile davalının temerrüde düşürüldüğünün açıkça ortada olduğunu beyanla istinaf başvurularının kabulüne, sadece davacının beyan ve delillerine dayanılarak Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2019/497 Esas 2021/960 karar sayılı kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, satım sözleşmesine dayalı faturadan kaynaklanan alacak bakiyesinin tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, taraflar arasında kur farkı konusunda uygulama bulunup bulunmadığı , davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı takip dosyasında, \"muhtelif tarih ve numaralı faturalardan kaynaklı cari hesap alacağı \" sebebine dayalı olarak 156.404,23 TL alacağın tahsili istemiyle 06.02.2019 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca  itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.Bilirkişi aracılığıyla incelenen taraf ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacının 2018 yılı cari hesap ekstresinde davalıdan 156.404,23 TL alacaklı olarak görüldüğü, davalının 2018 yılı cari hesap ekstresinde davalının davacıya borçlu gözükmediği,  30.11.2018 itibariyle tarafların borç-alacak bakiyelerinin bulunmadığı, 20.12.2018 tarihinde kur farkı açıklamalı toplam bedeli  156.404,23 TL olan iki faturanın davacı defterinde kayıtlı iken davalı defterinde kayıtlı olmadığı, davalı tarafça 02.01.2019 tarihinde bu faturalardan  6.950,55 TL tutarındaki faturayı kabul etmeyerek davacıya iadeli taahhütlü gönderildiği ,bu  iki fatura hakkında davacı tarafça BS formu düzenlenmiş iken davalı tarafından BA formu düzenlenmediği, 2018 yılında davacı tarafından davalı adına düzenlenen faturalardan  bir kısmının USD, bir kısmının  Türk Lirası üzerinden düzenlediği, USD üzerinden düzenlenen her bir faturanın altında; “İşbu faturadaki bedel kur takiplidir. Vadesindeki kurdan hesaplanacaktır. Fatura Tarihindeki kur...dir.” ibaresinin yer aldığı , taraflar arasında yazılı bir kur farkı sözleşmesine dava dosyasında rastlanmamış olmakla birlikte  davalı tarafından itiraza uğramadan ticari defter kayıtlarında yer alan ve USD / TL bazlı düzenlenen satış faturalarının kabulü ile taraflar arasında ticari uygulamanın davalı tarafından da benimsendiği belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 99. maddesi, \"Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.  Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.  Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.\" şeklindedir. Anılan yasa hükümlerine göre taraflarca aynen ödeme kararlaştırılmadıkça vadesinde ödenen yabancı para borcunda seçim hakkı borçluya ait olup, borçlu dilerse borcunu aynen ifa ederek, dilerse ödeme günündeki rayiç üzerinden Türk Lirasıyla ödeyerek borçtan kurtulabilir. Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde ise seçim hakkı alacaklıya geçer. Bu durumda alacaklı alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Türk Lirasıyla ödenmesini isteyebilir.TBK'nın 99/2. Maddesi uyarınca borçlunun borcu Türk Lirası olarak ödemeyi seçmiş olması halinde, borcun vadesinde ödenmeyen ve/veya varsa borcun vadesi gelmeyen kısımları bakımından, kalan borç bakımından alacak Türk Lirasına dönüşmez ve alacaklının TBK'nın 99/3. Maddesinde düzenlenen seçimlik haklarına herhangi bir halel gelmez. Alacaklının faturaları yasa gereği olarak Türk Lirası karşılıklarını göstererek düzenlemesi ve borçlunun vadesinde yaptığı ödemelerini Türk Lirası üzerinden yapmış olması kararlaştırılan satış bedelinin Türk Lirasına döndüğünü göstermez. Ancak, seçim hakkı alacaklıya geçtikten sonra yapılan Türk Lirası ödemenin kabul edilmesi halinde artık alacak yabancı para cinsinden talep edilemez. Bu halde kur farkı gündeme gelecektir.Yabancı para üzerinden kurulan ticari ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Kur farkı istenebilmesi için ticari satımın yabancı para ile yapılmış olması, taraflar arasında kur farkı istenebileceğine ilişkin yazılı bir sözleşme veya teamül bulunması gerekir.Kur farkına ilişkin faturanın yabancı para cinsinden düzenlenmesi veya kurun gösterilmesi kur farkı istenebilmesi için yeterli değildir. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki kur farkından kaynaklanan bir alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebilir. Kur farkı talebi, kur farkı faturası düzenlenmesine bağlı değildir. Taraflar arasında yabancı para birimine endeksli bir ticari ilişkinin varlığı halinde, kur farkı faturası düzenlenmeden de kur farkı alacağı talep edilebilir. Kur farkının dayanağı olan fatura bedellerinin ne şekilde ödendiği hususu da önemlidir. Çek bir ödeme aracı olup, çekle ödemenin söz konusu olduğu durumlarda  çekin döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi bedel hanesi, verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilecektir. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edilmektedir (Yargıtay 19 HD’nin 20/04/2016 tarihli 2015/16900 E, 2016/6896 K. sayılı, 14/11/2013 tarihli 2013/14587 E, 2014/17996 K. sayılı kararı) Buna rağmen ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden tarafın bu aşamadan sonra kur farkı istemesi mümkün değildir.Eldeki uyuşmazlıkta taraflar arasında kur farkı istenebileceğine dair bir sözleşme bulunmamaktadır. Davacı tarafından USD cinsinden düzenlenen satış faturalarında, bedelin kur takipli olduğuna dair açıklama bulunması, vade tarihindeki kur üzerinden ödeneceği yazılı bu faturaların davalı tarafça kabul edilerek ticari defterlerine işlenmesi,  kur farkı konusunda taraflar arasında bir teamül bulunduğunu göstermez. Dava ve takibe konu kur farkı faturaları davalı ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı gibi  dava ve takibe konu kur farkı faturaları haricinde dava ve takibe konu edilmeyen bir adet farkı faturasının da  davalı tarafça davacıya iade edildiği  bilirkişi incelemesiyle tespit edilmiştir. Somut olayda davaya konu icra takibine  dayanak kur farkı faturası düzenlenmesine esas teşkil eden satım faturalarının, davalı tarafından TL olarak verilen çeklerle ödendiği  ve bu çeklerin davacı tarafından ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin kabul edildiği anlaşılmakta olup, davacının kur farkı talep edebilmesinin koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle mahkemece davanın  reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR  : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 16/10/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6cb28e6497a5a1dd","SID":"f8d2661725716cde"}}