{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ... - ...<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ... <br>KARAR NO\t: ...<br>KARAR TARİHİ\t: 10/11/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: .....  (...)<br>ÜYE\t\t: .....  (...)<br>ÜYE\t\t: .....  (...)<br>KATİP\t\t: .....  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 10/07/2025<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar<br>DAVACILAR\t: 1- ........  <br>\t\t  2- ........  <br>\t\t  3- ........  <br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVALI\t: ........ <br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVA\t\t: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 10/11/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 10/11/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; ........'in kullandığı ........ plaka numaralı kamyonet ile ........'nun kullandığı ........ plakalı otomobilin ........ Kavşağı civarında kaza yaptığını, bu kaza sonucunda ........ oğlu 1928 doğumlu muris ........'nın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve yaşamını tehlikeye sokacak, kemik kırığına, yüzünde sabit iz bırakarak ve duyularında sürekli zayıflamaya sebebiyet verecek şekilde yaralandığı için, Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ve ... Karar sayılı dosyası ile tazminat davası açtığımız açtıklarını, zararın tespitinin teknik bir husus olması sebebiyle, zarar tutarını tam olarak bilemedikleri için  Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dava ile fazlaya ilişkin haklarının  mahfuz tutarak maddi tazminat davası açtıklarını,  devamında bilirkişiden gelen rapor çerçevesinde dosyanın ıslah edildiği, rapora ve kusura yapılan itiraz sonucunda ikinci ve üçüncü bilirkişi raporlarının alındığı, ikinci ve üçüncü raporlardaki değerlerin ilk rapora ve ıslah değerlerine göre daha fazla olduğunun görüldüğü, fakat ikinci bir ıslah yolu olmadığı için, davanın değerinin artırımı için yeni bir ıslah yapılamadığını, bir dava içinde iki aşamalı ıslah olmaması sebebiyle bakiye alacak için borçlu hakkında Ilgın İcra Müdürlüğünün  ... Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, davalı kurumun borcu bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emrine itiraz edildiği ve takibin durduğunun açık olduğunu, davalıya karşı  Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile itirazın iptali davası açtıklarını, açtıkları davanın 1928 doğumlu ........ TC kimlik no'lu muris ........ ... yönünden 15.448 TL maddi tazminata hükmedilerek sonuçlandığı, bu karanın huzurdaki davalı kurum tarafından istinaf edildiği, dosyanın geldiği TC. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile usule ilişkin bazı eksikliklerin bulunmasına dayalı olarak ortadan kaldırdığını, ortadan kaldırma ilamı doğrultusunda Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin  ... Esas sayılı dosyası ile yapılan ikinci yargılama sonrası davalarının  yine aynı şekilde tam bedele yakın olarak kabul edildiğini, davalı kurumun 2009 yılı için kişi başı 150.000-TL, kaza başı 750.000-TL ve sakatlanma için kişi başı 150.000-TL kaza başı 750.000-TL -ana para- sigorta limiti sorumluluğu olduğu, talebimizin de limit dahilinde olduğunu, gelinen aşamada 14 yıldan fazla süren eldeki davada, alacaklarının halen kesinleşmediği, uğradıkları  maddi zararların giderilmesi adına açılan davanın 14 yıl sürmesi, alacağın tahsili için yasal yani yıllık % 9 oranlı olarak belirlenmesi sebebiyle, hükmedilen 15.448 TL alacağa %9 yasal faiz uygulanacak şekilde icra takibi başlatıldığı, alacak hakkının halen devam ettiği için, alacağın geç tahsili nedeniyle oluşan munzam zararın tespiti ve tazmini için munzam zarar davası açma gereği hasıl olduğunu, haksız fiil (kaza) tarihi olan 09/10/2009 tarihinde muaccel olan tazminatın, borçlunun temerrütü ve inkarı sebebiyle uzun yıllar yargılama sürecinden sonra kesinleştiği, asıl alacak olan 15.448 TL alacağının, yaklaşık 14 yıl süren yargılama sonrasında çok büyük değer kaybettiğini,  icra dosyasında 14 yıllık faizi ile birlikte toplam alacağın 48.955,07 TL olduğu görülmekle, gelinen aşamada %9 yıllık adi kanuni faiz ile hesaplanan alacağın müvekkilinin mal varlığında oluşan eksilmeyi gidermediği, aradaki bu farkın munzam zararı oluşturduğu açık olduğunu, oluşan munzam zararın bilirkişilerce hesaplanarak davalı-borçludan tahsilini taleple iş bu dava açıldığını, tüm bu nedenlerle Asıl tazminat alacağımızın kalan kısmı olan 15.448 TL tazminatın Haksız fiil (kaza) tarihi olan 09/10/2009 tarihi ile eldeki davanın dava tarihi arasındaki değeri arasındaki fark hesaplanarak munzam zarar olarak tespitini, TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, Banka vadeli mevzuat faiz oranları, Altın kurları, Döviz kurları, Devlet tahvil faiz oranları,. değerinden oluşan bir sepet yapılarak, işlemiş yasal faiz ile aradaki farkın munzam zarar olarak tespit edilmesini, Uğranılan zararın bedelinin dava tarihi itibarıyla ve en yüksek mevduat faiziyle (mümkün olmadığı taktirde yasal faiziyle birlikte tüm davacı mirasçılar için eşit yani 1/3 oranda ödenmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin içeriği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. Maddesinde  sıralandığını,  ilgili maddenin (b.) bendi gereğince, dava dilekçesinde davacının adresinin yazılı olması gerektiğini,  davacı yan zararını 3.000,00 TL olarak net şekilde belirtmiş olduğundan belirsiz alacak davası açamayacağından hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davanın yetkisiz mahkemede ikame edildiğini, yetki itirazında bulunduklarını, müvekkilinin adresinin Levent/İstanbul olduğunu, bu hukuki esaslar gereğince takip ve davalar için İstanbul-Merkez Mahkemeleri ve İcra Mahkemeleri yetkili olduğunu, 31.05.2024 tarihli dava ile talep edilen alacak, tazminat tutarları zamanaşımına uğradığını, davanın esasına girilmeden davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi talep olunduğunu, vekil eden tarafından yasal hakkı olan kanun yollarına başvurulması söz konusu olduğunu, bu yöndeki taleplerde kabul görerek yeniden yargılama yapıldığını, davacı yanın TBK 122 maddesine dayanarak ileri sürdüğü taleplerinin kabul edilemeyeceğini, davacının bir takım soyut iddialar ileri sürerek tazminat isteminde bulunduğunu,  bilindiği üzere ........ 5684 sayılı yasanın 14. Maddesi ve ........ Yönetmeliği gereğince olay tarihinde geçerli ZMMS Trafik sigorta poliçesi olmayan araçların verdiği bedensel zararın, yine kaza tarihinde geçerli teminat limitleri ile karşılanması ile sınırlı olduğunu, mahkemece hükmedilen alacak kalemleri hükmün kesinleşmesi ile birlikte zamanında ödenmiş olduğundan herhangi bir temerrüt söz konusu olmadığını, tüm bu nedenlerle dava dilekçesindeki noksanlıkların tamamlanması için kesi süre verilmesi, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar olmadığından reddine, İstanbul Mahkemeleri yetkisiz olduğundan yetkisizlik nedeniyle davanın reddine, zamanaşımı sebebiyle davanın reddine, esas bakımından dahi haksız ve mesnetsiz açılmış bulunan davanın reddi ile avukatlık ücreti dahil her türlü yargılama giderlerinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"Dava dilekçesi özünde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.<br>Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.<br>Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.<br>Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. Kaldı ki dava dilekçesi içeriğinde hiçbir şekilde bu yönde bir iddia bulunmamaktadır. Yukarıda anlatıldığı gibi bu iddialar olsa dahi somut olarak ortaya konulmamış ve ispatlanamamıştır.<br>Son olarak, bir an için davanın bu haliyle kabulüne karar verileceği düşünüldüğünde eldeki karar bakımından da yine başka bir munzam zarar davasının açılmasının önünde bir engel bulunmayacağı açıktır.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/11-938 E. 2022/401 sayılı ve 29/03/2022 tarihli aynı konuda oybirliği ile vermiş olduğu karar ve eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.<br>Yine Yargıtay 3. HD Esas No\t: 2024/1158 Karar No\t: 2025/917 sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.<br>Yine Yargıtay 9. HD Esas No: 2025/4886Karar No\t: 2025/5547 sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.<br>Yine Yargıtay 5. HDEsas No\t: 2024/11778Karar No\t: 2025/9255 sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.<br>Davanın REDDİNE\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; alınmayan bilirkişi raporu ve toplanmayan yemin delili neticesinde davanın reddine karar verildiğini, oysa bu delillerin toplanması ve devamında davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ispat edilemeyen bir durumun olması halinde de en kati, en vicdani ve en nihai delil olan yemin delilinin toplanması ve buna göre karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hakkaniyete ve gerçek duruma uygun olmadığını, bu halin kusurunun ve borcunu ödemeyen davalının ödüllendirilmesinin en somut örneği olduğunu, eldeki davanın reddinin davalının sebepsiz zenginleşmesine yol açtığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının lehlerine kaldırılmasına ve aleyhlerine yürütülen icra takibinin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Dava; Munzam zarar istemine ilişkindir.<br>Aşkın (munzam) zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.<br>Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).<br>Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.<br>Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.<br> Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir. <br>Davacı vekili 09/10/2009 tarihinde meydana gelen yaralamalı trafik kazası nedeniyle muris ........ için 15.448,00 TL tazminata hükmedildiği, yargılamanın halen daha devam ettiği, bu süreçte paranın çok büyük oranda değer kaybettiği, zararın yasal faizle karşılanamadığı, TBK'nun 122/1. Maddesi gereğince munzam zarar talebinde bulunulduğu görülmüştür.<br>Somut olayda davacı vekili temerrüt faizini aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut delillerle ispatlanması gereken bir durum olduğu, davacı tarafça bunun dışında munzam zarara ilişkin herhangi bir delil sunulmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından istinaf talebinin reddi gerekir.<br>6100 Sayılı HMK'nun 187/2.fıkra göre; herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.<br>\" Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi (fiili karine) olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.\"<br>Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmaz. (Yargıtay HGK'nun 2000/5-1611 E. - 2000/1636 K. Sayılı )(Yargıtay HGK'nun 2017/18-2800 E-2021/1629 K. Sayılı 09/12/2021 Tarihli kararı)<br>Davacı tarafında  ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada davalının karara karşı bilerek veya bilmeyerek kötüniyetli olarak kanun yollarına başvurduğunu,bu sebeple ödemenin geç yapıldığını, yapılan ödemenin enflasyonist etkilerle yeterli olmadığı varsayımıyla   aşkın zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Ancak İDM'ince yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.<br>Ayrıca, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2024/2056 E.- 2025/2774 K.sayılı kararında da ifade edildiği üzere; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarihli ve 2021/11-938 E., 2022/401 K. sayılı ilamı ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin aynı yöndeki 2023/1897 E., 2024/1099 K., 2023/3426 E., 2024/566 K., 2023/5188 E., 2024/3444 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere munzam zararın genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu ile paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, davacının maruz kaldığını iddia ettiği zararı doğuran vakıaları dosya kapsamı itibariyle ispat edemediği, ispatı gereken bu hususların yemin delili ile kanıtlanmasının mümkün olmadığı, anlaşılmıştır.<br>Açıklanan bu nedenlerle; mahkemece yazılı  gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır.<br>(Nitekim Yargıtay\tHukuk Genel Kurulu E:2021/11-938, K: 2022/401, Yargıtay 17 HD'nin 2020/2916 esas   2021/3278\tkarar,4 hd nin 2023/1888 esas  2023/6062 karar, 17. Hukuk Dairesinin 2012/11411 esas  2013/3535 karar sayılı ilamları<br>Bu halde, dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve  hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. <br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davacı tarafça yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, <br>3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 10/11/2025<br><br>\t\t\t\t<br><br>.....<br>Başkan<br>...<br> e-imzalı<br><br>.....<br>Üye<br>...<br> e-imzalı <br><br>.....<br>Üye<br>...<br> e-imzalı <br><br>.....<br>Katip<br>...<br> e-imzalı <br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d5cb74fe00ddc754","SID":"271e142de112052e"}}