{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA N\t: 2023/681 <br>KARAR NO\t: 2025/1367<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 26/01/2023<br>NUMARASI\t: 2021/203 E. - 2023/16 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/10/2025<br> Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Tarafların İddia ve Savunmaları: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;   müvekkilinin ... tescil başvuru numaralı “... ...+Şekil”marka tescil başvurusu, 2015 06157 tescil numaralı “... ...+Şekil”, 2014 85244 tescil numaralı “... ...+Şekil” markalarının mevcut olduğunu, markasını uzun süredir kullanmak suretiyle ayırt edicilik kazandırdığını, davalının kötü niyetli olarak, müvekkilinin uzun süredir tescilli olarak kullandığı ve ayırt edicilik kazandırdığı markası ile aynı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan 23/01/2020 tarihli ve 2020 09081 tescil numaralı “...” markasını kendi adına aynı sınıflarda tescil ettirdiğini, davacının markalarından haberdar olmamasının imkansız olduğunu, basiretli tacir gibi davranmadığını, müvekkilinin markalarının bilinirliğinden haksız olarak yararlanmaya çalıştığını, müvekkilinin “... ...” markasında öncelik ve üstün hak sahibi olduğunu, davalının markasının da aynı mal ve hizmetler için tescil edildiğini, davacının markasının aynı zamanda ticaret unvanının kök unsuru olduğunu, davalının markasının davacının markaları ile karıştırılma ve ilişkilendirilme ihtimali bulunduğunu, müvekkilinin markalarının kendi sektöründe oldukça tanınmış, özgün ve orijinal markalar olduklarını belirterek, Müvekkilinin her tülü dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla; müvekkili ... ... SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'nin uzun yıllardan beri nizasız ve fasılasız surette kullanmakla ayırt edicilik kazandırdığı “... ...” ibareli ve esas unsurlu. markalarının aynısı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri olan davalı adına Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 23/01/2020 tarih ve 2020 09081 numarası ile usul ve yasaya aykırı surette tescil edilen “...” ibareli markanın Türk Patent ve Marka kurumu nezdinde hükümsüzlüğüne, markalar sicilinden terkinine, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 23/01/2020 tarih ve 2020 09081 numarası ile tescilli “...” ibareli markanın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi hususunda dosya üzerinden takdiren teminatsız olarak, mahkeme aksi kanaatte ise uygun görülecek bir teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, verilecek kararın dava sonuçlanıncaya kadar devamına, yargılama sonucunda verilecek kararın Türkiye çapında yayın yapan tirajı en yüksek gazetede ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1988 yılında kurulmuş inşaat malzemeleri sektöründe beton katkılar, hazır harçlar, su izolasyon malzemeleri alanında ürünler geliştirerek pazara giren ve 1993 yılında inşaat boyaları alanına giren Avrupa'nın en büyük markalarından biri olan boya markası  \"...\" ile teknolojik işbirliği yaparak adım attığını ve bu sayede boyada \"... Boya\" markası altında Avrupa'nın güncel teknolojik zenginliğini Türkiye'ye taşıdığını, 2004 yılında Gebze'de fabrikasının olduğunu, ayrıca Mısır'da 26.000 ton boya üretimi kapasitesi ile Mısır ve çevre ülkelerinin ihracatta bulunduğunu, ayrıca ısı yalıtım malzemeleri üretim tesisini Kayseri'de 2012 yılında hizmete soktuğunu, davalı şirket adına \"...\", \"...\", \"... BOYA\" ibaresi ile pek çok seri markasının olduğunu ve \"... Boya\" markasının ayırt ediciliğe ulaştığını, davalı şirketin \"...\" markası ile Türk Patent nezdinde yapmış olduğu başvuruya davacının 2014 /20076 sayılı \"...\", 2014/85244 sayılı \"... ...\" , 2015/06154 sayılı \"...\" ve 2015 061 57 sayılı \"PİAAKRİLİK\" markalarını gerekçe göstererek SMK'nun 6. maddesi kapsamında karıştırılma ihtimali, eskiye dayalı hak, tanınmışlık ve kötü niyetle tescil iddialarında bulunarak itirazda bulunduğunu, yapılan itirazların önce Markalar Dairesi, daha sonra da YİDK tarafından reddedilmiş olduğunu, SMK'nın 5/1-c maddesine bakıldığında “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite bildiren, iş belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren markaların tescil edilmeyeceğinin\" düzenlendiğini, markanın baskın unsurunun marka inceleme kılavuzunda “birden fazla kelime veya şekil içeren markalarda tüketicilerin ilk bakışta işaretle dikkatini çeken ve işareti görsel olarak domine eden veya işarette hakim konumda olan unsurun baskın unsur olduğu kabul edilir. İncelemeye konu işarette yer alan kelime unsurlarının tamamı ayırt edici nitelikte ve eşit puntolarla yazılmış ise, işarette baskın unsur o kelime grubunun tamamı sayılır. Birden fazla unsur içeren bir marka söz konusu olduğunda, ilgili tüketici kitlesinin zihninde oluşan genel izlenim, bazı durumlarda bu markanın bileşenlerinden birisinin veya birden fazla bileşenin etkisi altında kalabilir. Bir veya daha fazla unsurdan (kelime ve/veya şekil) oluşan karma bir markada baskın unsur tespit edilirken, özellikle her bir unsurun kendine özgü özellikleri diğer unsurların özellikleri ile karşılaştırılarak yapılmalıdır\" ilkeleri gereğince \"...\" ibaresinin boya sektöründe herkesin kullanımına açık olan, aslında polimerlerin üretimi için kullanılan bir başlangıç maddesi ve bir asit olduğu, akriliğin ikame edici özelliği olan bir asit türü olarak renksiz ve keskin kokulu olduğu, barındırdığı özellikler sebebiyle çok tercih edilen bir madde olan ... maddesinin bu sayede geniş kullanım alanına sahip olduğu boya sektöründe de ... boyanın çabuk kuruması ve kolay yapışması gibi özelliklerin kaynağı olduğunu, ... ibaresine yönelik Türk Patent nezdinde pek çok tescilli marka bulunduğunu, 1995 yılından başlayarak ... ibaresinin marka tescillerinde yer aldığını, bu nedenle davacının eskiye dayalı kullanım iddialarının Türk patent nezdinde kabul görmediğini, söz konusu kelimenin tek başına ayırıcı özelliği ve marka vasfı olmadığını, yapı ve inşaat yapı malzemelerinde yaygın olarak bilinen ve kullanılan bu kelimenin tek başına ayırt edici vasfının olmayacağını, davacıya ait markanın şekil ve kelime unsurlarından oluştuğunu, davalı markasının ise \"...\" ibaresi ile sadece kelime markasından ibaret olduğunu, davacının markasındaki \"...\" kelimesi ve şekil unsurunun ön planda olduğunu, davalı markasının ise bir bütün olarak \"...\" ibaresi olarak okunarak algılandığını, taraf markaları arasında aynı etki gösterecek herhangi bir görsel, işitsel ve kavramsal anlamda bütünsel açıdan bir benzerlik bulunmadığını, markaların bölünerek karşılaştırılmasının yapılamayacağını, davacı markasının zayıf bir marka olduğunu, ... ibaresinin de bakıldığında zayıf olduğunu ve koruma kapsamının dar olacağını, kötü niyet iddialarını kesinlikle kabul etmediklerini, afaki iddialarda bulunulduğunu, bunun somut delillerle ispat edilmesi gerektiğini, davalının kötü niyetli tescil talebinde bulunmadığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı ile; Somut olaya bakıldığında, davalının markasının davacının markası ile işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğu kanıtlanmışsa da, davalının markasının kötü niyetle tescil edildiğine dair dosyaya hiç bir delil sunulmadığı, yalnızca markaların tescilli oldukları bazı mal ve hizmetler için karıştırılma ihtimalinin bulunmasının ve benzer olmasının davalının markasının kötü niyetli tescil edildiğini kanıtlamayacağı, kötü niyet iddiasının davacı tarafça kanıtlanması gerektiği halde bu iddiasını kanıtlayamadığı anlaşılmakla, \"Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, davalı adına tescilli 2020 09081 tescil numaralı \"...\" markasının 17. sınıfta tescilli olduğu \"kauçuk, güteperka, lastik, amyant(aspest), mika veya bunlardan mamul toz, levha, çubuk ve folyo halinde yarı mamül sentetik malzemeler. Yalıtım, dolgu ve tıkama malzemeleri; yalıtım amaçlı kullanılan boyalar, yalıtım için kumaşlar, yalıtım amaçlı bantlar, yalıtım için örtüler, derz dolguları, contalar, oringler(motor,silindir contaları ve musluklar için contalar hariç). Lastikten, plastikten veya kauçuktan mamül bükülebilir borular, hortumlar(taşıtlar için kullanılanlar dahil), boru kılıf ve rakorları; tekstilden hortumlar, madeni olmayan boru kılıfları ve rakorları, hortum rakorları, taşıtlar için radyotör hortumları(yangın hortumları hariç). Taşıtlar için sentetik malzemelerden mamül profil çıtalar(dekorasyon amaçlı)\" ve 19. sınıfta tescilli olduğu \"bu sınıfa dahil biçimlendirilmemiş halde malzemeler: kum, çakıl, mıcır, asfalt, zift, çimento, kireç, alçı, sıva, beton, blok mermer. Beton, alçı, toprak, kil, taş, mermer, ahşap, plastik veya sentetik malzemelerden imal edilmiş ve şekil almış yapı/inşaat/yol yapımı ve benzer amaçlı malzemeler: metalden olmayan binalar/yapılar, yapı elemanları, direkler, bariyerler, tabi veya sentetik ısı ile yapıştırılabilen kaplamalar, çatılar için ziftli kartonlar, ziftli kaplamalar, ahşap ve sentetik malzemeden kapı ve pencereler. Yollar için metal, mekanik ve aydınlatmalı olmayan trafik işaretleri. Beton, taş veya mermerden yapılmış anıtlar, heykeller. İnşaatlar için cam ürünleri. Metalden olmayan prefabrik yüzme havuzları. Akvaryum kumları\" mal ve hizmetleri için kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE, \" karar verilmiştir.<br>İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:<br>Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ... ...'in  Türk Işık Plastik ve Amerikan Plaskolite işbirliğiyle 50 milyon dolar yatırımla 26.376 m² alanda kurulduğunu, üretim kapasitesini 15.000 tona çıkardığını ve üretim kalitesini SCADA ve SAP sistemleriyle yönettiğini, ... markasıyla yüksek kaliteli dökme ... levha ürünlerini başta Avrupa olmak üzere birçok ülkeye ihraç eden, sektöründe öncü ve lider bir kuruluş olduğunu belirtmiştir. Müvekkil şirketin, ulusal ve uluslararası ölçekte yaptığı büyük sermaye yatırımları, reklam ve tanıtım faaliyetleriyle “... ...” esas unsurlu markalarını tanınmış hale getirdiğini, buna rağmen bilirkişi heyetinin eksik ve hatalı inceleme sonucu markaların tanınmış olmadığı yönünde kanaat oluşturduğunu, bu kanaate katılmadıklarını, Paris Sözleşmesi ve TRIPS Anlaşması uyarınca tanınmış markaların geniş koruma kapsamına sahip olması gerektiğini, bu kapsamda müvekkil markalarının tescilli olmadığı benzer olmayan mal ve hizmetler bakımından dahi korunmasının mümkün olduğunu ileri sürmüş, bu nedenle ... markasının tescil edildiği sınıflar ile müvekkil markalarının tescil edildiği sınıflar arasında ilişki ve benzerlik bulunduğunu, bu sebeple yerel mahkeme kararının aleyhe olan bölümlerinin kaldırılmasını talep etme zorunluluğunun doğduğunu, kararın dayanağı olan bilirkişi raporunda “kötü niyet”e ilişkin hukuki değerlendirme yapılmasının bilirkişilerin görev ve yetki sınırlarını aştığını, bu yönüyle raporun hukuken dikkate alınmaması gerektiğini, bilirkişilerin kötü niyetin somut verilerle tespit edilemediği yönündeki kanaatlerinin hem hatalı hem de yetki aşımı teşkil ettiğini, buna rağmen mahkemenin bu değerlendirmeleri gerekçeye dayanak almasının hukuka aykırı olduğunu, davalı tarafın, müvekkil markasının yalnızca bir harfini değiştirerek “...” markasını oluşturduğunu, aynı sektörde faaliyet göstermesi nedeniyle müvekkil markalarından haberdar olduğu halde kötü niyetle tescil başvurusu yaptığını ve haksız kazanç elde etmeye çalıştığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının aleyhe olan bölümlerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi'nin \"... ...\" markasının tescilli bulunduğu mal ve hizmetler bakımından zayıf marka olmadığı ve taraf markaları arasında sessel ve kavramsal benzerlik bulunduğu yönündeki kanaatinin hatalı olduğunu, markada yer alan “...” ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olup herkesin kullanımına açık genel bir ibare olduğunu, bu sebeple markanın zayıf marka olarak kabul edilmesi gerektiğini, mahkemenin bilirkişi raporunu esas alarak vardığı sonucun hukuka aykırı olduğunu  davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin benzer nitelikteki kararlarında da belirtildiği üzere markalar arasında ortalama tüketiciyi iltibasa düşürecek ölçüde benzerlik bulunmadığını, markaların bir bütün olarak korunması gerektiğini, ayırt ediciliği zayıf ibarelerin önüne veya sonuna ekleme yapılarak ayırt ediciliğin sağlanabileceğini ve bu içtihatların somut olayda da uygulanması gerektiğini, müvekkilinin “...” markasına “PRO” ibaresini ekleyerek ayırt edicilik kazandırdığını, markayı bitişik bir görünümle özgün hale getirdiğini, davacı markasıyla kıyaslandığında yazım şekli, renk ve harf büyüklüğü açısından görsel benzerlik bulunmadığını, dolayısıyla ortalama tüketicinin markaları karıştırmasının mümkün olmadığını, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilebilmesi için mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerektiğini, ayrıca markaların bir bütün olarak bıraktığı genel izlenimin esas alınması gerektiğini, bu yönüyle İlk Derece Mahkemesi’nin “davacının markalarının zayıf marka olmadığı” ve “davalı markasının benzer mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğü gerektiği” yönündeki değerlendirmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu,  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin içtihatlarının  tanınmışlığı ispatlanamayan ve kötü niyet unsuru bulunmayan markalar bakımından kısmi hükümsüzlük kararı verilemeyeceği yönünde olduğunu,   27.12.2022 tarihli bilirkişi ek raporunun da usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira bilirkişilerin hukuki yorumda bulunarak hâkim gibi karar verir şekilde değerlendirme yaptıklarını, iltibas incelemesinin bilirkişinin değil, hakimin genel hukuki bilgiyle çözebileceği bir mesele olduğunu,  hukuka aykırı bilirkişi raporuna dayanılarak verilen hükmün kaldırılmasını, yeniden yapılacak yargılama sonucunda davacının markasının zayıf marka olduğu, markalar arasında benzerlik veya iltibas bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından istinafa cevap dilekçesinde özetle;  dava konusu markaların tescilli oldukları mal ve hizmetler dikkate alındığında tarafların aynı ve/veya benzer bağlantılı sektörlerde faaliyet gösterdiğini,  her iki markanın da esaslı unsurlarının “...” ibaresi ile üç harften oluşan “... – PRO” kelimelerinin birleşiminden meydana geldiğini, bu nedenle markaların benzer satış kanallarıyla tüketiciye sunulabileceğini  davalının “...” ibaresinin tanımlayıcı olduğu yönündeki savunmasının yerinde olmadığını, zira bir ibarenin geniş kullanım alanına sahip olmasının onu doğrudan tanımlayıcı hale getirmeyeceğini, “...” ibaresinin bir mal veya hizmeti doğrudan belirtmediğini ve markalarda ayırt edici unsur olarak kullanıldığını,  davalı tarafın “... ibaresiyle ayırt edicilik kazandığı” iddiasının markanın bütün olarak incelenmesi ilkesiyle çeliştiğini, “...” ibaresinin çıkarılarak yalnızca “...” üzerinden kıyaslama yapılmasının marka tekniğine aykırı olduğunu savunduğunu, iki kelime markası arasında küçük farkların markaların benzerliğini ortadan kaldırmadığını, ilk harfleri, harf sayısı ve son kelimesi aynı olan markaların görsel olarak ilk bakışta benzer olduğunun inkâr edilemeyeceğini, Mahkeme’nin davalı markasının davacı markasıyla işitsel ve kavramsal benzerlik taşıdığı kabul edilmesine rağmen kötü niyetin kanıtlanamadığı gerekçesiyle kısmen hükümsüzlüğe karar vermesinin genel olarak usul ve yasaya uygun olsa da, davalı tarafın kötü niyetli hareket ettiği ve müvekkil markasının tanınmışlığı göz önüne alındığında davanın tamamen kabul edilmesi gerektiğini  davalı tarafın markasının aynı sektörde, benzer emtialarda ve aynı tescil sınıflarında kullanılması nedeniyle kısmi hükümsüzlükle yetinilemeyeceğini, bilirkişilerin kötü niyet yönünden hukuki değerlendirme yaparak yetkilerini aştıklarını ve bu görüşlerin dikkate alınmaması gerektiğini, davalı markasının müvekkil markasının tek harfi değiştirilerek oluşturulmuş kötü niyetli bir taklit olduğunu, tarafların aynı sektörde faaliyet göstermeleri, markalar arasındaki benzerlik ve aynı mal sınıflarında tescil bulunmasının davalının kötü niyetini açıkça gösterdiğini, TTK m.18/2 uyarınca basiretli tacir gibi hareket etme yükümlülüğüne aykırı davranıldığını , tüketici kesiminin dikkat düzeyinin yüksek olduğu yönündeki savunmanın da yerinde olmadığını, zira ortalama tüketicinin sıradan halk olduğunu ve Ankara 1. FSHHM’nin de benzer gerekçeyle davacıyı haklı bulduğunu, davalı markasının tescilinin müvekkilin faaliyetlerine zarar vereceğini ve davalıya haksız menfaat sağlayacağını belirterek, davalı yanın mesnetsiz ve hukuka aykırı istinaf iddialarının reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili tarafından istinafa cevap dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi'nin \"... ...\" markasının markasının tanınmış marka olduğunun ispatlanamadığı   yönünde verdiği kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı tarafın, markanın tanınmış olmasa dahi benzer olmayan mal ve hizmetler açısından da korunması gerektiği yönündeki iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu karıştırılma ihtimalinin yalnızca aynı veya benzer mal ve hizmet sınıfları arasında söz konusu olabileceğini, “...” ibaresinin ayırt edici nitelikte olmadığını, sanayide birçok alanda genel bir hammadde adı olarak kullanıldığını, bu nedenle söz konusu ibarenin tek bir kişi lehine tekel oluşturamayacağını,  Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına da atıfla, ayırt ediciliği bulunmayan ibarelerin önüne veya sonuna yeni ibareler eklenerek ayırt ediciliğin sağlanabileceğini, müvekkili  şirketin de “PRO” ibaresini ekleyerek “...” markasıyla birleşik, özgün bir marka oluşturduğunu, markalar arasında ortalama tüketiciyi iltibasa düşürecek düzeyde benzerlik bulunmadığını, bu sebeple karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığını, müvekkiline ait “...” markasının kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesinin  hukuka uygun olmadığını,   davacının markasının zayıf marka olduğu, markalar arasında benzerlik ve iltibas bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyanla , davacının haksız, mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Gerekçe ve Sonuç:<br>HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava, davalıya ait 2020 09081 numaralı \"...\" ibareli markanın SMK'nun 6/1, 6/5 ve 6/9. maddelerine dayalı olarak  hükümsüzlüğü istemine  ilişkindirDavacı vekili , müvekkiline ait ...  numaralı ve ayrıca ...numaralı “... ... + Şekil” markalarının bulunduğunu, davalı tarafın, kötü niyetle müvekkilinin markası ile aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer olan 23/01/2020 tarihli ve 2020/09081 numaralı “...” markasını aynı sınıflarda kendi adına tescil ettirdiğini,  karıştırılma ve ilişkilendirilme ihtimali bulunduğunu, ayrıca markalarının  tanınmış olduğunu  bu gerekçelerle, davalı adına tescil edilen “...” markasının hükümsüzlüğüne, karar verilmesini talep etmiştir.-Marka kayıtları;  2021/077433  numaralı “... ...+Şekil”markasının  09, 11, 17, 19, 35. Sınıflarda , 2015/ 06157 tescil numaralı “... ...+Şekil” markasının 35. Sınıfta, 2014/ 85244 tescil numaralı “... ...+Şekil” markasının 09, 11, 17, 19. sınıflarda davacı adına tescilli oldukları, 23/01/2020 başvuru, 17/10/2021 tescil tarihli, 2020/09081 numaralı “...” markasının ise 01, 02, 17, 19. sınıflarda davalı adına tescilli olduğu görülmektedir.  -27/09/2022 tarihli bilirkişi heyet  raporunda  özetle; davacıya ait 2014/85244, 2015/06157 ve 2021/077433 numaralı “... ... + şekil” markalarının 09, 11, 17, 19 ve 35. sınıflarda; davalıya ait 2020/09081 numaralı “...” markasının ise 01, 02, 17 ve 19. sınıflarda tescilli olduğunu, davacının “... ...” markasının tescil kapsamında yer alan mal ve hizmetler açısından zayıf marka niteliğinde olmadığı, taraf markaları arasında görsel farklılık bulunsa da ses ve anlam yönünden benzerlik bulunduğu,  davalının markasının 17 ve 19. Sınıflardaki  mallar bakımından, SMK m.6/1 gereği  kısmi hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğu,  davalının “...” markasını kötü niyetle tescil ettirdiğine ilişkin somut veri bulunmadığı belirtilmiştir.-27/12/2022 tarihli bilirkişi  ek raporunda özetle;  davalının 17. sınıfta ve  19. sınıfta tescilli  d markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerden davacıya ait markalarla aynı veya bağlantılı olan mal ve hizmetler  tablo halinde ayrı ayrı gösterilmiştir. Somut olayda, davacının markalarının “... ... + şekil” unsurlarından , davalının markasının ise “...” ibaresinden  oluştuğu, davacı markasının esas unsurunun “...”, davalı markasının esas unsurunun ise “PRO” olduğu, davacı markalarının esas unsuru itibariyle tescilli olduğu mallar yönünden ayırt edici olduğu,  tanımlayıcı ibare olmadığı her iki markada  ortak unsur olan  “...” kelimesinin boya ve benzeri ürünlerde kullanılan kimyasal bir maddeyi ifade ettiği  ve  markalarda  tali unsur olduğu, yine şekil unsurunun davacı  markalarının baskın unsuru olmadığı  anlaşılmıştır. Bilirkişi raporları dikkate alındığında, taraf markalarının tescilli oldukları benzer ve bağlantılı mal ve hizmetlerin ortalama tüketiciye de  hitap ettiği, bu tüketicinin markaları genellikle akılda kaldığı kadarıyla hatırladığı, bu kapsamda her iki markanın da , esas unsur olarak üç harfli, “P” harfi ile başlayan  kelime unsurlarından oluşması ve devamında aynı ... kelimesinin yer alması  nedeniyle markalar arasında işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, kelime markalarında renk, punto  birleşik/ayrı yazım gibi farkların markaya ayırt edicilik katan unsurlar olmadığı dikkate alındığında taraf markalarında   işaretler arasında benzerlik ve bir kısım mallar yönünden sınıfsal benzerlik söz konusu olduğundan markaların  ortalama tüketici nezdinde bütüncül izlenimde  benzer algılanabileceği , işletmeler arasında bağlantı kurma ve davalının markasının davacı şirketin seri markalarından biri gibi algılanma ihtimali bulunduğu, davalı markasının,  davacı markalarının tescil kapsamındaki  benzer ve bağlantılı mallar bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacağı, bilirkişi ek raporunda belirtilen alt emtialar yönünden SMK 6/1 maddesi gereği kısmi hükümsüzlük koşullarının oluştuğu anlaşılmıştır. Buna karşılık dosyadaki  deliller kapsamında davacı markasının tanınmışlık iddiasının ispatlanamadığı, aynı şekilde aynı veya benzer marka tescili tek başına kötüniyetli tescil anlamına gelmeyeceğinden kötüniyetli tescil iddiası da ispatlanamamıştır.  Tüm bu nedenlerle, mahkemece yasal ve yeterli gerekçeye dayalıolarak  davalıya ait 2020/09081 sayılı “...” markasının  SMK m.6/1 kapsamında,  bilirki ek raporunda belirlenen benzer ve bağlantılı  mallar yönünden kısmen hükümsüzlüğüne, tanınmışlık ve kötü niyet iddiaları yönünden ise hükümsüzlük koşullarının gerçekleşmediği anlaşıldığından bu taleplerin reddine karar verilmesinin dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu , istinaf taleplerinin reddi gerektiği  sonucuna ulaşılmıştır.Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı  esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Usûl ve yasaya uygun  İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 26/01/2023 tarih ve 2021/203 E., 2023/16 K. sayılı kararına karşı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 23/10/2025<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"10e41346e06cc076","SID":"2f5ecef720e1f0e6"}}