{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/723 <br>KARAR NO\t: 2025/1326<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22/12/2022<br>NUMARASI\t: 2017/246 E. - 2022/786 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Alım Satım)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025<br> Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının davacı müvekkili şirketten 450.000,00 TL alacağı olduğu iddiasıyla İstanbul 13.İcra Müd'nün ... Esas sayılı dosyasından takip başlattığını, takibe konu evrağın şirket yetkilisi ... ...'ın yurt dışında bulunduğu sırada gerektiğinde oğlunun kullanması için boş kâğıda atılan imzanın  davalı tarafça kötü  niyetli bir şekilde doldurularak bono haline dönüştürülmesinden kaynaklandığını, oysaki davalı ile müvekkili şirket arasında veya şirket yetkilisi arasında herhangi hir ticari veya kişisel alacaktan kaynaklanan alacak verecek ilişkisi bulunmadığını, davalı tarafın müvekkili şirkete karşı icra takibini, şirket yetkilisinin Türkiye'de bulunmadığı sırada kesinleştirerek şirket adına kayıtlı Gayrimenkulü  icra aracılığı ile satılmasını sağlamış ve elde edilen 160.000.00 TL geliri hesabına geçirdiğini, icra takibindeki aşamaların ve satışın şirket yetkilisinin haberi olamadan yapıldığı ilgili dosyanın incelenmesi halinde görüleceğini, müvekkilinin şirket yetkilisi ... ... ile davalı ...'in 9 yıllık birlikteliklerinden sonra 2009 yılında aralarındaki sorunlar nedeniyle ayrılmış olduklarını, davalı taraf ilişkilerinin bitmesine yakın, ... ...”in yurt dışına gittiği sırada herhangi bir iş için gerekeceğini düşünerek oğluna bırakmış olduğu imzalanmış boş kâğıdı iş yerinden haksız bir şekilde aldıktan sonra senet haline çevirdiğini, davacı şirket yetkilisince, haksız icra takibinin öğrenilmesinin ardından şikâyeti üzerine Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2012 Tarih ve 2012/17393 Soruşturma  2012/6418 esas ve 2012/360 İddianame No'lu iddianame ile davalı hal hakkında özel belgede sahtecilik ve kamu kurumunu aracı kılarak dolandırıcılık suçu işlediği bahisle kamu davası açıldığını, Kovuşturma Antalya 2.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/229 Esas sayılı dosyası ile yargılama devam etmekte olduğunu, haksız ve kötü niyetli bir şekilde düzenlenen evrakın, soruşturma ve kovuşturma sırasında alınan bilirkişi raporları ve delillerin incelenmesi halinde taraflar arasında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığı ve kötü niyetli bir şekilde düzenlendiğinin görülmekte olduğunu, ayrıca takibe konu senedin incelenmesi halinde boş A4 kâğıdın da imza haricindeki her şeyin sonradan doldurulduğunu, şirket kaşesinin dahi sonradan eklendiğinin görülmekte olduğunu, bilirkişi raporlarında da görüleceği üzere davaya konu senetteki yazıların davacı şirket yetkilisine ait olmadığı, yazıların davalının el yazısına benzediği ve yazılar ile imzanın farklı tarihlerde yazıldığının sabit olduğunu, hatta bir an, kabul etmemekle beraber şirket yetkilisi ... ... tarafından senedin düzenlendiği ve imzanın atıldığı düşünüldüğü takdirde dahi şirket kaşesi üzerinde imzanın bulunmaması ve imzanın boş bir erde bulunmasının dahi şirketin değil ... ...'ın borçlu olduğunun kabul edilmesi gerekmekte olduğunu, davacı şirketin ticari defterlerinin incelenmesi halinde dahi herhangi bir ticari alış veriş gerçekleşmeden davacı şirketin davalı şahsa borçlanması hayatın olağan akışma aykırı olduğunu, ayrıca ceza yargılaması sırasında davalının vermiş olduğu ifadeden de anlaşılacağı üzere,  \"yarın bana bir şey olursa çocuklar sana pay vermezler” diye beyanda bulunarak senet kabul edilmesi halinde teminat senedi olduğuna dair ikrar ettiğinin görülmekte olduğunu, davalının ikrar etmiş olduğunun kabul edilmesi halinde dahi senedin kayıtsız şartsız muayyen bir bedele ilişkin olmadığını, ifade doğrultusunda teminat senedi olabileceğinin görülmekte olduğunu, öncelikle kötü niyetle açılan takibin durdurulması akabinde iptaline, İstanbul 13.İcra Müd'nün ... Esas sayılı İcra dosyasına konu 08.11.2008 Keşide tarihli ve 22.10.2009 vade tarihli 450.000,00 TLBedelli senedin dolandırıcılık kastıyla düzenlendiğinin tespitine ve teminat vasfi taşıması nedeni ile Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamayacağından takibin iptaline, davanın kabulü ile müvekkili şirketin borçlu olmadığı halde İcra dosyasından satış yolu ile elde edilen 160.000,00 TL.'nin ödeme tarihinden itibaren kanuni faizi ile istirdadına, kötü niyetle hareket ederek müvekkili şirketin ticari hayatına onarılmaz zararlar veren davalının %20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP DİLEKÇESİ:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının müvekkili aleyhine her ne kadar icra takibinin iptalini, takibin durdurulmasını talep ettiğini,  160.000.TL'nin istirdadı ile %20 den aşağı olmamak üzere tazminat talep etmiş ise de bu taleplerinin hukuki dayanağının olmadığını, hadisede zaman aşımının olmadığını, paraya çevirme işleminin üzerinden uzun bir süre geçtiğini, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçtiğini, davanın bu nedenle öncelikle reddini talep ettiklerini, müvekkilinin davacı şirketten, şirket kaşesi altında, şirket yetkili temsilcisinin eli mahsülü imzalı bonoyu aldığını, bononun usulüne uygun yasal unsurları taşımakta olduğunu, iş bu bononun yasal işlemlerle icra takibine konu edildiğini,  bir kısım alacak icra kanalı ile tahsil edildiğini, müvekkilinin, bonoyu elden verdiği borç nedeniyle  alacaklı  durumda bulunduğundan almış ve tahsile koyduğunu, davacının işbu bonoya bağlı alacağın, ödendiğini veya böyle bir borcun olmadığı iddiasını HMK uyarınca ancak yazılı delillerle  ispat edebileceğini, senede karşı senet kuralı gereğince, davacı bir yazılı delil sunabilmiş olmadığını, davanın reddini talep ettiklerini, Antalya 2 Ağır Ceza mahkemesinde görülen 2016/229 Esas sayılı davanın  kesinleşmesinin  beklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>İlk Derece Mahkemesi kararıyla; \"Mahkememiz tarafından, davacının  bedelsiz kaldığını  iddia ederek dava konusu  edilen bononun, davacı tarafından rızası hilafına şirket temsilcisinin evinden alındığına ilişkin iddiasının yazılı delille ispat edilememesi nedeniyle, özellikle kambiyo senedine alacağın aksine ancak yazılı delille ispat edilebileceği göz önünde bulundurulmakla  25/11/2021 tarihli celsesinde davacı yanın yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış, davacı yan kendilerinin yemin konusunda beyanda bulunacaklarına beyan etmesine rağmen, herhangi bir yemin dosyaya yansımamış olması karşısında davacının bedelsizlik iddiasını ispat edemediği, davacı şirket temsilcisi ve davalı arasındaki birlikte yaşamdan kaynaklanan, dosyadaki bilgilere göre ...'in ... ajansın 02/11/1998 tarihinden itibaren sahibi olduğu ve mesleki faaliyet belgesinin bulunduğu, modelist, giyim konusunda eğitim alan ticari faaliyetlerde bulunan biri olarak davacı şirket temsilcisi ile  ticari ilişki ve birlikte  yaşamın devamını sağlamayı amaçlayan  ilişki içerisinde bononun tanzim edildiği mahkememizce benimsenmekle,\" Davacının açtığı menfi tespit davasının reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... ..., müvekkili şirketin münferiden temsil ve ilzama yetkili müdürü, oğlu Aykan ... ... ise şirket ortağı olduğunu,  ... ..., çok sık yurt dışına çıktığı için, yurt dışında olduğu zamanlarda şirket faaliyetlerinin aksamaması amacıyla evinde, oğlu Aykan ... ...'a imzalı boş bir kağıt bıraktığını, davalı müvekkili şirket yetkilisi yurt dışındayken evine habersizce girerek imzalı boş kağıdı ve şirket kaşesini alarak, bu imzalı boş kağıdı 450.000-TL bedelli bonoya dönüştürtüğünü ve  İstanbul 13. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyasıyla müvekkili şirket adına icra takibi başlattığını, müvekkili şirket adına kayıtlı taşınmazı icra marifetiyle 160.000-TL bedelle sattırarak kendi adına, alacağa mahsuben tescil ettirdiğini,  söz konusu bonodan dolayı müvekkili şirketin borçlu olmadığının tespiti ve icra dosyasında ödenen bedelin istirdatı için huzurdaki dava açıldığını,  davalı hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından suç duyurusunda bulunduklarını ve bu hususta ceza yargılaması yapıldığını, İcra dosyasındaki taşınmaz satışına ilişkin tüm tebligatların T.K. 35. maddesine göre yapıldığını, müvekkili şirkete yapılmadığını, tebliğ parçalarında da adreste kimse olmadığının yazdığını, ... ... belirtilen tarihlerde uzun süreli olarak yurtdışında kaldığını ve çok nadiren Türkiye’ye dönüş yaptığını, kötü niyetli davalı bu durumdan istifade ettiğini, davalı müvekkili hakkında evden uzaklaştırma kararı aldığını ve planlı bir şekilde taşınmaz satışı işlemlerini gerçekleştirdiğini,  müvekkili şirket adına kayıtlı iken cebri icra yoluyla satışı yapılan taşınmaz, davalı tarafından alacağa mahsuben alındığını ve tapuda tescili yapıldığını, söz konusu taşınmaz, aynı gün davalı tarafından üçüncü kişiye satıldığını bu durumun davalının kötü niyetli olduğunu, davalı hiçbir zaman müvekkili şirketin kendisine borçlu olduğu iddiasında bulunmadığını, davalının iddiaları ... ...’ın şahsi olarak kendisine borçlu olduğu hususunda olduğunu, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun olmadığını, davalının 450.000-TL'nin elden verilen borç olduğu iddiası hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı iddiasını ispatlamadığını, mahkemece delillerin toplanmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, dava konusu imzalı boş kağıdı, davalının bonoya dönüştürmesine ilişkin olarak yapılan ceza yargılaması sonucunda davalı hakkında beraat kararı verilmesinin sebebi davalı hakkında, açığa imzanın kötüye kullanılması suçu yönünden, 6 aylık yasal sürede şikayette bulunulmadığı olduğunu,  TCK 209. maddesinde düzenlenen açığa imzanın kötüye kullanılması yönünden ise 6 aylık sürede şikayette bulunulmadığından dolayı bir değerlendirme yapılmadığını, davalı bu hükme göre yargılansaydı, ceza alması kuvvetle muhtemel olduğunu, kural olarak hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığını,  (TBK 74) ancak ceza mahkemesinin tespit ettiği maddi olaylar hukuk hakimini bağladığını, ceza dava dosyasında alınan grafoloji ve sahtecilik uzmanı raporunda, davaya konu senet üzerindeki yazılarla, ...'in yazı örneklerinin tersim tarzı benzer olduğu ortaya çıktığını,  davaya konu senet şarta bağlandığı için kambiyo senedi vasfını taşımadığını, davalı taraf senedin ihdas nedenini talil ederek değiştirdiğini, huzurdaki davada ispat külfeti davalıda olduğunu, davalı müvekkili şirkete borç para verdiği iddiasını ispat edemediğinden bahisle istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAFA CEVAP:<br>Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddia ve savunmaları hukuki dayanaktan yoksun ve gerçek dışı olduğunu, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının istinaf isteminin reddi ile mahkemece verilen kararın onanmasını talep etmiştir.           <br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.   <br>Dava konusu;  İİK'nun 72. maddesine dayalı davacı şirketin dava konusu icra takip nedeniyle davalıya, dava konusu icra takibine konu bononun davalı tarafından, \"şirket yetkilisi ... ...'ın yurt dışında bulunması sırasında gerektiğinde oğlunun kullanması için boş kağıda atılan imzanın davalı tarafça kötü niyetli bir  şekilde doldurularak bono haline getirildiği  \" bononun bedelsiz olduğu iddiasına dayalı olarak açtığı, icra takibine konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve icra dosyasında ödenen bedelin davalıdan istirdadına ilişkindir. Davacı tarafından takibe konu evrağın şirket yetkilisi ... ...'ın yurt dışında bulunduğu sırada gerektiğinde oğlunun kullanması için boş kâğıda atılan imzanın  oğluna imzalı bir şekilde verildiği, davalı tarafından evinden belgenin haberi olmadan alınarak doldurulup senet haline getirildiği ve bu belgenin şirketi bağlamayacağı ileri sürülmektedir.Davalı ise senedin şirket yetkilisi tarafından kendisine verildiği ileri sürülmektedir. İstanbul 13. İcra müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde, davalı ...'in davalı şirket aleyhine, 08/10/2008 tanzim tarihli 22/10/2009 vadeli, 450.000,00TL meblağlı, borçlusu ...  Turz. Şirketi olan elle yazılı bedeli nakden ahz olunduğu belirtilen kambiyo senetlerine müstenit icra takibi yapıldığı ve borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine,  25/10/2009 tarihli icra dosyasında 30/06/2011 tarihinde 160.000TL tahsilat yapıldığı (alacaklı  alacağına mahsuben taşınmazı satın almış ve üçüncü kişiye taşınmazı satmıştır.) görülmüştür.Antalya 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/229 esas, 2017/278 karar sayılı kararında;\" belirtildiği üzere bu sanık hakkında açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçu ile ilgili kamu davası açılmadığı gibi ödeme emrinin tebliğinden itibarende altı aylık süre içerisinde de katılan tarafın sanık hakkında şikayette bulunulmadığı gözetildiğinde unsurları bakımından oluşmayan sanığın resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından ayrı ayrı sanığın beraatine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile sanığın beraatine karar verilmiştir.Yargıtay 11. CD nin 14/09/2021 gün,  2021/13445 esas, 2021/6415 karar sayılı kararında;\" Katılan ile dokuz yıl beraberlik yaşayan sanık ...'in 2009 yılı yaz ayında ayrıldıkları, sonrasında sanığın katılana ait A. ... 'deki villaya gelerek para istediği, katılanın ise vermediği, Kasım ayı içinde tekrar eve giysilerini alma bahanesiyle geldiği, içeri girdiğinde katılanın yokluğunda herhangi bir işte lazım olur düşüncesiyle imzalayıp bıraktığı boş evrakı çekmeceden alıp üzerine \"senettir\" şeklinde başlayan 22/10/2009 vade ve  08/11/2008 düzenleme tarihli 450000 YTL bedelli şeklinde doldurularak İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyasında icra takibine konu ettiği ve katılana ait ... Villasına haciz konulup satılmasına sebep olmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddia olunan olayda; bozmaya uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı itibarıyla, yüklenen suçların yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek Mahkemece kabul ve takdir kılınmış olup; katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.Takibe konu suçun dayanağı olan 08/11/2008 düzenlenme tarihli 22/10/2009      senet altındaki imzanın katılan ... ...'ın el ürünü olduğu, Antalya Polis Kriminal laboratuvarı  02/03/2012 tarihli ve 2012/264 sayılı raporla tespit edilmiştir.Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle; ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar vardır: Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda (mülga) 818 sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.74) düzenlenmiş olup; hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını; öngörmesi esasına dayanmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun “Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesinde: “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü yer almaktadır (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi hükmü de aynı yönde bir düzenlemeyi içermektedir.).  Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.1.975 gün ve E:1971/T-406, K:1975/1; HGK'nun 23.1.1985 gün ve E:1983/10-372, K:1985/21; 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433 sayılı ilamları).Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi  gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Borçlar Yasasının 53.maddesi bir engel oluşturmaz (HGK'nun 16.09.1981 gün E:1979/1-131, K:1981/587 sayılı ilamı; Mustafa Çenberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965,  s.22 vd.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433  sayılı ilamı).Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.1989 gün ve E:1989/11-373, K:472; 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433 sayılı ilamları). Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Davacı şirket ve yetkilisi tarafından dava konusu bononun, evden rızası hilafına alındığına ilişkin iddiası 6100 sayılı HMK'nın 200 vd. maddeleri gereğince aynı nitelikteki yazılı bir delille ispat edilmesi gerektiği bu hususun yazılı belge ile ispat edilemediği, Antalya 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/229 esas, 2017/278 karar sayılı kararında ;davalı- sanığın resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından ayrı ayrı sanığın beraatine karar verildiği ve kararın Yargıtay 11 ceza mahkemesinin 2021/13445 esas 2021/6415 karar sayılı kararı ile onandığı ve kesinleştiği anlaşılmakla, ceza hakiminin maddi vakıa değerlendirmesi hukuk hakimini bağlayacağından mahkemece davanın reddine dair verilen karar hukuken yerindedir.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1- Usûl ve yasaya uygun  İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/12/2022 tarih ve 2017/246 E., 2022/786 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 16/10/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3a128053433d2f12","SID":"3c2a90cb98e4797c"}}