{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/619 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1277<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 09/02/2023<br>NUMARASI\t: 2022/74 E. - 2023/27 K.<br>DAVANIN KONUSU: Markanın hükümsüzlüğü, Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, kaldırılması, \tmaddi ve manevi tazminat <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/10/2025<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :<br>DAVA DİLEKÇESİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... tescil nolu \"...\" esas unsurlu markaların  müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkilinin \"... ...\" ibareli markasının düzenli ve yoğun olarak kullanıldığını, ilgili kullanımların sosyal paylaşım siteleri ve internet sitelerinden tespit edilebileceğini, davalı adına olan 2017/12798 tescil nolu \"... Balık ...\" ibareli markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, marka oluşturulurken markanın başına bir yerleşim yeri isminin konulmasının markanın yeri ile ilgili bir durum yaratmakta olduğunu, yer isminden sonra gelen ifadelerin haksız rekabet yaratma gücünü önlemediğini, davalı markasının iltibas yarattığını, bu nedenlerle, davalı adına tescilli ...tescil nolu markanın hükümsüzlüğünü, davalının, müvekkiline ait markasına yönelik haksız eyleminden dolayı tecavüzün tespitini, önlenmesini, durdurulmasını ve kaldırılması ile, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP DİLEKÇESİ :<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın kanunda belirtilen süre içerisinde açılmadığından dolayı zamanaşımı itirazları olduğunu,  müvekkiline ait marka ile davacı yana ait markaların nihai tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet vermeyeceğini, müvekkilin tescil başvuru tarihini itibarıyla 5 yıl geçmesinin akabinde açılmış olan davanın sübut bulmayacağını, müvekkilinin 2008 yılından beri bu markayı kullandığını, 2017 yılında \"... Balık ...\" ibaresi ile tescil ettirdiğini, bu nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>İlk derece mahkemesi 2022/74 esas,  2023/27 karar  sayılı, 09/02/2023 tarihli kararı ile; \"TPMK kayıtlarına göre önceki tarihli davacının en eski tarihli markası 2004/05537 tescil numaralı \"... ...+ ...\" markası olup, sonraki markalarda aynı ... ve ... ibaresi aynı olmak üzere seri şekilde markaları mevcuttur. Aynı sınıftaki 2017/12798 tescil nolu davalı markası ise \"... Balık ...\" lafzi ibarelerini taşımaktadır. Davalı tarafça ibraz edilen iş yeri açma vs. resmi belgelere göre de  07/08/2008 tarihli Esnaf ve Sanatkarlar Sicil tasdiknamesinde ve İstanbul Lokantacılar Esnafı Odası faaliyet belgesinde  davalının unvanı \"... ...\", ... Belediye Başkanlığınca düzenlenen 09/08/2010 tarihli işyeri açma ve çalışma ruhsatında ise \"... Lokantası\" şeklindedir. Dosyaya ibraz edilen davalının kullanımına ilişkin fotoğraflar ve internet çıktılarına göre ise, davalının kullanımı \"... Balık ...\" şeklindedir. Bu kullanım tescili ile aynıdır. Davalının iş yeri ... ilçesi ... Mahallesi iskelesinde olup, bulunduğu mahalde ve iskelenin adı ile faaliyet göstermektedir. Davacı dayanak markasında belirtilen balık ve ... ibareleri açıklayıcı nitelikte olup, tek başına ayırt ediciliği yoktur. Yine, iskelede faaliyet gösteren ... vs. İşletmeler yönünden ... ibaresinin de ayırt ediciliği yoktur. En azından çok zayıftır. Bu haliyle ülkedeki tüm deniz kenarındaki iskelelerde \"...\" ibaresinin davacının tekeline bırakılması dürüst ticaret ile bağdaşmaz. Kaldı ki , davalı yeterli ayırt ediciliği sağlamak için \"...\" ibaresini ön plana çıkaracak şekilde tescili sağlayıp markasını kullanmaktadır. Davalının bu şekildeki kullanım ve tescili SMK 7/5 maddesi anlamında dürüst ticari kullanım olarak kabulü  gerekir. Dolayısıyla markalar arasında iltibas veya iltibas tehlikesi bulunmadığı, davacı markasının tanınmış bir marka olmayıp sadece İstanbul'un Büyükçekmece İlçesi Mimar Sinan Mahallesinde bir restauranta ait olması gözetildiğinde davanın reddine\" karar vermiştir.<br>İSTİNAF:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin TPE nezdinde tescil edilen ve  markanın ülkede davacı tarafından kullanılamayacağı kanaatine varıldığını, davalının kullanmış olduğu  ‘... Balık ...’ adlı markanın önünde yer alan ... bir bölge ismi olup, bu markaya bir ayrıcalık ve üstünlük katmdığını, dosyada yer alan bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verildiğini, bilirkişi raporunun karar vermeye yeterli olduğunu, davacıya ait marka şekli ile birlikte incelendiğinde  markayı gören tüketicinin \"...\" isimli \"balık restaurantı\" ile karşı karşıya olduğunu, davalı yanın dava konusu marka ismi ve şeklindeki markasını görece olan ortalama tüketicinin de ...'da yer alan \"...\" isimli bir işletmenin “balık restorantı işlettiği” algısına kapılabileceğini, ortalama tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet vereceğinin net olan markaların tescilli oldukları mal ve hizmetlerin aynı olduğunu, davalı yanın markasal kullanımlarının “...” unsurunu asli olarak ihtiva ettiği, bu unsuru ön plana çıkarıldığı sanal ortam paylaşımlarından açık ve net bir şekilde anlaşıldığını beyan ederek, istinaf taleplerinin kabulüne ilk derece mahkemesinin red kararının kaldırılmasına ve davanın ıslah dilekçeleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAFA CEVAP:<br>Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; müvekkili davalı şirketin \"... Balık ...\" adlı markasının tasarım ve dizayn nitelikleri yazı tipi boyut ve rengi amblemi itibariyle, davacı şirketin “... ...” isimli adlı markası ile ihtilaf yaratacak derecede benzerlik bulunmadığını markalar arasındaki yazı tipi, renk, boyut, görsel ve figür hususları da her iki marka arasındaki farklılıkları açıkça ortaya koyduğunu, davacının markasının ayırt edicilik niteliğinin zayıf olduğunu ve tüketicinin yanılsamasının bulunmadığını, müvekkilinin markasının coğrafi yer ibaresi bulunmadığını, davacıya ait ''... ...'' ve diğer markaları sektörde ayırt edici bir marka haline gelmediğini,  davacı marka tescilinin müvekkilin marka tescilinden sonra yapıltığını,  bu sebeple karşı taraf, müvekkilin markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunu, beyan ederek, davacının istinaf talebinin reddine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>Dava; SMK'nın 149. maddesi ile TTK'nın 54 vd. maddelerine dayalı olarak marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, kaldırılması, maddi ve manevi tazminat ile davalı adına ... sayı ile tescilli markanın SMK'nın 6/1. maddesi gereğince hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesi tarafından; davalının yeterli ayırt ediciliği sağlamak için \"...\" ibaresini ön plana çıkaracak şekilde tescili sağlayıp markasını kullandığı, davalının bu şekildeki kullanım ve tescilinin SMK 7/5 maddesi anlamında dürüst ticari kullanım olarak kabulünün gerektiği, markalar arasında iltibas veya iltibas tehlikesi bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından iltibas koşullarının mevcut olduğu, bilirkişi raporu ile ceza dava dosyası kapsamı itibari ile tecavüz ve hükümsüzlük şartlarının oluştuğu iddiası ile istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür. Dava tarihi itibari ile yürürlükte olan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleri olarak belirtilmiştir. Markanın hükümsüzlüğü halleri ise SMK'nın 25/1. maddesinde düzenlenmiş olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Huzurdaki davada; karıştırılma (iltibas) sebebine dayalı olarak SMK'nın 6/1 maddesine dayalı olarak davalı markasının hükümsüzlüğü talep edilmiştir. Anılı kanuni açıklamalar ışığında dosya tetkik edildiğinde; her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından davacının dayanak markasında belirtilen balık ve ... ibarelerinin açıklayıcı nitelikte olup, tek başına ayırt ediciliğinin bulunmadığı, iskelede faaliyet gösteren ... vs. işletmeler yönünden ''...'' ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu, davalının yeterli ayırt ediciliği sağlamak için \"...\" ibaresini ön plana çıkaracak şekilde tescilli markasını kullandığı, davalının bu şekildeki kullanım ve tescilinin SMK'nın 7/5 maddesi anlamında dürüst ticari kullanım olarak kabulünün gerektiği, bu nedenlerle markalar arasında karıştırılma (iltibas) veya iltibas tehlikesinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de taraf markalarında yer alan ''...'' unsuru tescilli olduğu sınıf yönünden zayıf ibare olarak nitelenebilecek ise de “tescilli bir markanın zayıf ibare içermesi” ilgili markanın korunmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Davacının en eski tarihli markası ... tescil numaralı \"... ... + ... \" markası olup sonraki markalarda aynı ... ve ... ibaresi aynı olmak üzere seri şekilde markalarının bulunduğu, davalı markasının ise  (2017/12798) \"... BALIK ...\"  ibarelerini taşıdığı, davalı tarafça ibraz edilen iş yeri açma belgesine göre de  07/08/2008 tarihli Esnaf ve Sanatkarlar Sicil tasdiknamesinde ve İstanbul Lokantacılar Esnafı Odası faaliyet belgesinde davalının unvanının \"... ...\", ... Belediye Başkanlığınca düzenlenen 09/08/2010 tarihli işyeri açma ve çalışma ruhsatında ise \"... Lokantası\" şeklinde olduğu, dosyaya ibraz edilen davalının kullanımına ilişkin fotoğraflar ve internet çıktılarına göre davalının kullanımının \"... Balık ...\" şeklinde olup ... ibaresinin küçük, ... ibaresinin baskın şekilde kullanıldığı görülmüştür. Davalının markasal kullanımında yer alan ... ibaresinin muhit ismi olması nedeni ile işletmesinin bulunduğu yere özgü olup markaya bütünsel olarak yeterince ayırt edicilik kazandırmadığı, davacı markası ile aynı ibareleri barındırdığı gibi davalının sonraki tarihli markasal kullanımının da “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” sınıfında olmakla sınıfsal benzerlik bulunduğu,  bu nedenle ilgili markalar ile karşılaşacak olan ortalama tüketicilerin markaları karıştırabilecekleri ya da işletmeler arasında bağlantı olduğu algısının oluşabileceği kanaatine varılmıştır. Böylece Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 29/1- a bendi yollaması ile SMK'nın 7. maddesi uyarınca dava konusu markaların kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan kullanımın tespit edildiği, bu sebeplerle davalı eyleminin davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında davalı markasının hükümsüz kılınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca davalı markasının tescil tarihi 12.12.2017 olup davanın ise 18.03.2022 tarihinde ikame edilmekle SMK'nın 25/6 maddesi kapsamında 5 yıllık hak düşürücü süre dolmadan açıldığı anlaşılmıştır. Kabul edilen hukuksal olgu karşısında bir sonraki aşamada davacının maddi ve manevi tazminat talepleri tetkik edilmiş olup somut olayda davacının tazminat seçim yönteminin SMK'nın 151/2-b  maddesine (Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç) dayalı olduğu beyan edilmekle, mali incelemeler neticesinde davalı ticari defterleri ve celp edilen mali kayıt/belge ile tablolar incelenmiş olup tespit edilen bilirkişi raporundaki hesaplamaların dosya kapsamına uygun olması ve aksini gösterir yazılı delillerin bulunmaması kapsamında somut olay adaletine uygun olarak davalının 6.340 TL maddi tazminat ile sorumlu tutulmasının hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Davacı markasının tescilli olduğu süre, markanın bilinirlik derecesi, maddi tazminat miktarının nispeti, davalının ticaret hacmine, kusur derecesine göre davacı yararına taktir edilen 5.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Tüm bu gerekçeler ışığında; davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken  davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmakla;  davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davanın kısmen kabulüne dair karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.                                                                                     <br> HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,2-Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 09/02/2023 tarih, 2022/74 E. 2023/27 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3-Davanın KISMEN KABULÜNE,Davalı eyleminin davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesine, durdurulmasına, kaldırılmasına,3/a-Davacı yararına 6.340 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 3/b-Davacı yararına 5.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, 3/c-Davalı adına tescilli ... numaralı markanınhükümsüzlüğüne, hüküm kesinleştiğinde sicilden terkinine, kararın kesinleşmesine müteakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere TPMK'ya gönderilmesine,4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a- 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.461,60 TL  harçtan   peşin  alınan  187,86  TL  'nin mahsubu  ile  bakiye 2.273,74 TL maktu harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 80,70 TL başvurma harcı, 187,86+179,90 -TL peşin ve  ıslah harcı, 11,50 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 459,96TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,4/c-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 6.000-TL bilirkişi ücreti, 193,00-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 6.193,00 TL yargılama giderinden kabul ret olanına göre 4.273,17-TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 4/d-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,4/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yönünden 40.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/f-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre marka hükümsüzlüğü yönünden 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 4/g-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen maddi tazminat davası  yönünden 6.340,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/h-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen manevi tazminat davası yönünden 5.000 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/i-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre red edilen manevi tazminat davası yönünden 5.000 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 175,00-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 667,00TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu yolu açık olmak üzere, oy çokluğu ile karar verildi. 09/10/2025<br>MUHALİF ŞERHİ:<br>Davacı taraf, SMK'nın birinci kitabında düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir. Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/5189 esas,  2022/1852 karar sayılı ilamında ve 22/04/2021 tarihli  ve 2021/89-3054 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken  mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafa  en iyi giderim imkanı sağlayan SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda haksız rekabete yönelik davacı istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fdb991dc6d63bab1","SID":"2e0c2c7a936159f6"}}