{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/524 <br>KARAR NO\t: 2025/1357<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 08/11/2021<br>NUMARASI\t: 2020/270 Esas -  2021/431 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/10/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı şirkete ait muhtelif yükleri 4 ayrı tarihte 3 deniz, 1 demiryolu olmak üzere toplam 4 kez taşıdığını, taraflar arasındaki mevcut anlaşma uyarınca eşyanın taşınması sonrasında konteynerlerin yüklerin ilgileri sorumluluğunda müvekkiline temiz ve hasarsız olarak iade etmek zorunda olduklarını, aksi halde, tamir masraflarının yük ilgilisine rücu edildiğini, hal böyle iken 3 adet deniz taşımasına dair alacaklarının ödenmediğini ve kısmi ödemeler ile geçiştirildiğini, müvekkilinin alacaklarını alamaması üzerine İstanbul Anadolu 22 İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu beyanla itirazın iptali ile İstanbul Anadolu 22 İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına davalının yaptığı itirazın iptali ile takibin %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalıya usulüne uygun olarak dava dilekçesi ve tensip zaptının tebliğ edildiği, davalının davaya yanıt vermediği anlaşıldı.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" , ...Kural olarak; fatura konusu mal veya hizmetin verildiğinin ispat külfeti faturayı düzenleyene ait olup, yasal delillerle desteklenmediği sürece fatura ve davacı defter kayıtları tek başına alacağın varlığını kanıtlamaz. Dolayısıyla davacı, fatura konusu mal veya hizmetin davalıya teslim edildiğini kanıtlamak zorundadır. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi ispat etmesi gerekmektir. Ancak taraflar tacir olup yapılan defter incelemesi sonucunda alınan bilirkişi raporuna göre ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve kesin delil vasfında oldukları, takibe dayanak yapılan faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı ve davalı tarafın  ticari defterlerinin örtüştüğü, davalı tarafın süresinde faturalara itiraz ettiğine ya da faturaları iade ettiğine dair delil ve belge ileri sürülmediği  dikkate alındığında, davacı tarafın faturalara dayalı alacağının varlığını HMK'nın 222. maddesi uyarınca ispatlamış olduğu anlaşılmakla asıl alacak yönünden davanın KABULÜNE karar vermek gerekmiş, işlemiş faiz yönünden yapılan değerlendirmede ise; faturaya  dayalı alacak yönünden takip öncesinde bir temerrüt uyarısının bulunmadığı, fatura üzerinde yazılı olan ödeme tarihlerinin temerrüt tarihi olarak kabul edilemeyeceği, fatura üzerinde yazılı bulunan vadenin alacağın muaccel olduğu tarihi göstermesi ve salt faturaya itiraz edilmemesi sebebiyle taraflarca kararlaştırılmış kesin vade olarak kabul edilemeyeceğinden, davacının işlemiş faiz isteminin reddine ve davanın kısmen kabulüne,\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle;  bilirkişi raporu ile de davalının alacak taleplerini kabul ve taahhüt ettiğinin kanıtlandığını, davalı tarafın bilirkişi raporuna karşı itirazda bulunmadığını, davalı tarafından kısmi ödeme gerçekleştirildiğini ve e-posta yazışmalarında da borç kabulüne dair cevabi e-postalar bulunduğunu, bu yazışmaların dosyada mübrez olduğunu, bu kapsamda, davalının \"taşıtan\" sıfatını haiz olduğu ve \"akdi taşıyan\" sıfatını haiz davacı ile navlun sözleşmesini kurmuş olduğunu, tarafların husumet ehliyetlerinin bulunduğunu, ve davacının dava konusu alacak tutarından sorumlu olduğunun tespit edildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve kararın talepleri gibi işlemiş faizi ile birlikte tamamen kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı şirketin davalı şirket aleyhine  haksız olarak icra takibi başlattığını, icra takibine yapılan borca itiraz neticesinde davanın ikame edildiğini, davalı şirket adına davacı şirket tarafından fatura düzenlenmesinin tek başına borcun varlığını kanıtlamadığını,  davalı şirketin davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, bu nedenle var olmayan bir borca ilişkin faturaların icra takibine konduğunu ve hükme esas alındığını, yasal delillerle desteklenmediği sürece fatura ve davacı defter kayıtlarının tek başına alacağın varlığını kanıtlamadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1978 tarihli bir içtihadında borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatap tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya sekiz günde itiraz edilmemiş olmasının onu borç altına sokacağı şeklindeki bir görüşün mantıki ve hukuksal dayanaktan yoksun olduğu ifade edildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.\t<br>GEREKÇE :Dava; taşıma sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde;  davanın ispat edilip edilmediği, davacının işlemiş faiz talep edip edemeyeceği noktasındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"22/11/2019 tarihli cari hesap ekstresi tahtında 28/05/2019 tarihli 15,00 Usd tutarlı ve 11.07.2019 tarihli 2.754,80 Eur tutarlı alacak\" sebebine dayalı olarak 15,00 Usd asıl alacak 1,81 Usd işlemiş faiz, 2.754,80 Euro asıl alacak, 253,59 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 16,81 Usd, 3.008,39 Euro alacağın tahsili istemiyle 11.02.2002 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih,  2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı).  Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer   tarafın  ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.  Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde  ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan  bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza  uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu  sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf,  faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil edecek olup, bu ticari defter kayıtlarının aksinin aynı nitelikte yazılı delil ile ispatlanması gerekmektedir.  Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, davalı, takip tarihi itibariyle yabancı para cinsinden tutulan hesapta davalıdan 21.864,31 Euro alacaklı, Türk Lirası cinsinden tutulan hesapta davalıya 39.725,89 TL borçlu durumdadır. Davalı ticari defterlerine göre ise, davacının takibe konu faturalar dahil tüm faturaları davalının kayıtlarında yer almakta ve takip tarihi itibariyle Türk Lirası cinsinden tutulan hesapta davacıdan 39.725,89 TL alacaklı görünmektedir.Somut olayda: bilirkişi aracılığıyla incelenen tarafların ticari defterlerine göre, her iki tarafın ticari defterlerinin sahibi lehine delil olma vasfında olduğu, birebir uyumlu fatura  ve ödeme kayıtlarına göre takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan 15,00 USD, 2.754,80 Euro alacağı bulunduğu, davalının davacıya 15,00 USD, 2.754,80 Euro borçlu olduğu, takip konusu açık hesaba konu faturaların davalının defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının düzenlediği faturaların 8 günlük itiraz süresinde itiraz edilmediği gibi iade de edilmemiş olduğu anlaşılmakla Mahkemece 15,00 USD, 2.754,80 Euro asıl alacak yönünden davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. 6098 sayılı TBK’nın 117. maddesi/2. fıkrasına göre \"borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş … ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur\". Eğer böyle bir tarih belirlenmemişse bu kez aynı maddenin 1. fıkrası uygulanır ve bu fıkrada da muaccel bir borcun borçlusunun, alacaklının ihtarıyla mütemerrit olacağı belirtilmiştir. Nihayet böyle bir ihtar da yoksa temerrüt icra takibi ya da dava açılmasıyla gerçekleşir.Ancak; fatura üzerinde bulunan vade tarihi ancak alacağın muaccel olması sonucunu doğurur. (Yargıtay 19 HD. 2017/3266-2018/4228 E-K sayılı  ilamı)Alacağın muaccel olması ile temerrüt birbirinden farklı olgulardır. Somut olayda, faturalara dayalı alacak yönünden takip öncesinde bir temerrüt uyarısının bulunmadığı sabittir. Fatura üzerinde yazılı olan ödeme tarihleri temerrüt tarihi olarak kabul edilemez. VUK hükümlerince faturanın muhteviyatı belirlenmiş olup, fatura üzerinde yazılı bulunan vadenin alacağın muaccel olduğu tarihi göstermesi ve salt faturaya itiraz edilmemesi sebebiyle taraflarca kararlaştırılmış kesin vade olarak kabul edilemeyecektir. Bu durumda, davacının davalıyı takipten önce temerrüde düşürdüğünü ispat edemediğinden dolayı, davacı alacaklısı icra takip tarihinden önceki dönem için temerrüt faizi talebinde bulunamayacağından mahkemece takip öncesi işlemiş faize ilişkin talebin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 615,40 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 534,70 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,3-Davalı tarafından yatırılan 416,37 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 1.665,48 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 1.249,11 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,4-Davacı ve davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 09/10/2025<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1e191d33ada32bb8","SID":"bbe5f08a6db0d762"}}