{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/246 <br>KARAR NO\t: 2025/1612<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/12/2021<br>NUMARASI\t: 2020/92   E. - 2021/955  K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bankacılık işleminden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  davalı banka aleyhine İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2010/927 Esas sayılı dosyasında alacak davası ikame edildiğini, yargılama sırasında ıslah talebinde bulunulduğunu, ıslah dilekçesinde faiz talebinin yer almaması nedeniyle Mahkemece kısmi açılan bölüme faiz yürütülmemesine karar verildiğini, ıslah edilen kısım yönünden faizin karar altına alınmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015/22-449 Esas 2017/128 karar sayılı kararında dava dilekçesinde talep edilen faiz talebinin ıslah edilen miktara da uygulanması gerektiği hususunun Yargıtay aşamasında ileri sürdüklerini, fakat Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/458 Esas 2019/5587 Karar sayılı kararında; söz konusu talebin istinaf aşamasında ileri sürülmediğinden ve istinaf aşamasında ileri sürülmeyen iddianın temyiz aşamasında ileri sürülmesinin istinaf aşamasını bertaraf eder nitelikte taşıyacak olduğundan temyiz taleplerinin reddine karar verildiğini, İstanbul Anadolu 3. ATM'nin dosyasında dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunu, faizin sonradan talep edilerek dava ile istenmesine bir engel bulunmadığından bahisle, söz konusu davada ıslah edilen 171.812,63 TL'lik kısmı ıslah edilen tutar için şimdilik kaydıyla 17.704,43 TL faiz alacağının fiili tahsil tarihine kadar işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle;  huzurdaki dava ile daha önce talep etmediği faiz alacağını müvekkili bankadan talep ettiğini, davacı yanın bu taleplerinin mahkemece reddinin gerektiğini, davanın haksız fiile dayalı tazminat davası olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız eylemlerde zamanaşımına ilişkin 72.maddesinde: \"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar\"  denildiğini, mevcut olayın meydana geliş tarihi ve öğrenme tarihlerinin üzerinden Kanunun öngördüğü zamanaşımı sürelerinin dolduğunu, zamanaşımı itirazlarının değerlendirilerek davanın reddini talep ettiklerini, faiz istenmeyen ilk davanın açılmış olmasının, faiz istemi yönünden zamanaşımını kesmeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Faiz alacağı hakkında karar verilebilmesi için asıl alacağa ilişkin açılan davada verilen kararın ve asıl alacak miktarının henüz kesinleşmesinin gerektiği (Emsal; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/7225 Esas 2016/1270 Karar sayılı kararı), İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/927 Esas sayılı dosyasında kararın Yargıtay'dan geçtiği ve davalının temyiz itirazlarının reddine karar verildiği dolayısıyla asıl alacağın kesinleştiği, söz konusu kararda toplam alacağın 181.812,63 TL olarak belirlendiği, 10.000,00 TL'lik kısma 15/12/2010 tarihinden itibaren avans faiz yürütülmesine karar verildiği, bakiye 171.812,63 TL'lik kısma ıslah dilekçesinde faiz talebi olmadığından faiz yürütülmediği, ilk davada ıslah tarihinin 24/03/2016 olması nedeni ile ıslah edilen kısım yönünden faiz alacağının bu tarihten itibaren hesaplanması gerektiği, mahkememizde açılan davanın 13/03/2020 tarihli olması nedeni ile faiz hesabının bu tarihe kadar yapılması gerektiği, mahkememizce alınan kök raporda söz konusu bedele yasal faiz işletildiği, ancak söz konusu alacağa avans faiz işletilmesi gerektiğinden, 24/03/2016-13/03/2020 tarihleri arasında avans faiz üzerinden hesaplama yapılmak üzere bilirkişiden ek rapor alındığı, bilirkişi raporunda 171.812,63 TL alacağın belirtilen tarihler arasında avans faiz üzerinden yapılan hesap sonucu faiz miktarının 94.049,75 TL olarak hesaplandığı, davacı vekili ıslah dilekçesi sunarak; asıl davada hükmolunan faiz alacağa avans faiz çekildiği, dava dilekçesinde talebin bu yönde olduğu ancak dilekçede talep edilen faiz alacağının niteliğine ilişkin muğlaklığın ortadan kaldırılması amacıyla 171.812,63 TL asıl alacağı avans faizi işletilmek sureti ile hesaplanan bedel olan 94.049,75 TL olarak ıslah ettiklerini beyan ettiği, ek raporda yapılan hesabın gerekçeli ve denetlenebilir olması sebebiyle hükme esas alındığı, davanın ıslah edilen miktar yönünden kabulüne karar verilerek...\" gerekçesiyle davanın kabulüne, 94.049,75 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davanın haksız fiile dayanan tazminat davası olduğunu, TBK'nın 72. maddesi uyarınca iki yıl ve fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yılın geçmesi ile tazminat isteminin zamanaşımına uğrayacağını, mevcut davada olayın meydana geliş tarihi ve öğrenme tarihleri dikkate alındığında davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekir iken davanın kabulüne karar verildiğini, davadaki faiz talebinin asıl alacak için açılan davanın zamanaşımı süresini kesmediğinden zamanaşımına uğradığını, müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/927 Esas sayılı dosyasında haksız fiilden kaynaklı tazminat davası açıldığını, 28.03.2017 tarihinde davacı taleplerinin kısmen kabulü ile yargı yolu tüketildikten sonra kesinleştiğini, 24.10.2017 tarihinde İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına 239.845,35 TL olmak üzere faizi ile birlikte ödendiğini, mahkemenin 24.03.2016 ile 13.03.2020 tarihleri arasında geçen süre üzerinden faiz hesaplanarak ödemeye mahkum etmesinin kabul edilemeyeceğini, ana paranın 24.10.2017 tarihinde ödenmiş olmasından dolayı işlemiş faizin dayanağının bulunmadığını iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE <br>Dava, daha önce dava konusu edilip hükme bağlanmış olan alacak bakımından işlemiş temerrüt  faiz alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından, davacılar vekilinin 16.12.2010 tarihinde davalı banka hakkında Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/927 Esas sayılı dosyasında muris  ...'a ait hesaplarda davalı bankaca yapılan usulsüzlükler nedeniyle müteveffanın yasal mirasçıları olan müvekkillerinin zarara uğradığını iddia ederek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettikleri, taleplerine dayanak olarak murisin yüklü miktarda nakit parasını davalı banka şubesinde vadeli mevduat şeklinde tuttuğu, vefatından sonra en çok nakit paranın davalı banka şubesinden çıktığını, ancak murisin davalı banka nezdinde çıkan nakit parasının kendisinin sahip olduğu imkânları ve de  1982 yılında vefat eden  eşinden intikal eden yüklü miktarda miras payına göre çok düşük kaldığını, bu nedenle banka şubesinde anneleri adına açılan hesapların ve hesap hareketlerinin kendilerine verilmesini talep ettiklerini ancak davalı bankanın çok sınırlı sayıda bilgi ve belgeyi müvekkillerine verdiğini, taleplerin geri çevrildiğini, talimat doğrultusunda paraların çekildiğini, talimatlardaki imzaların murisin imzasının benzemediğinin taraflarınca sınırlı imkânlarla tespit edildiğini, hesaplardan yine talimatlarla ikişer dakika aralıklarla üç defa işlem yapıldığını, daha sonra 5.000,00 TL'nin yanlışlıkla çekildiğinden bahisle geri yatırıldığını, murisin hesaplarındaki paraların talimatı olmadığı hâlde ona aktarıldığını, tekrar hesaba aktarma yapıldığını, talimatı olmaksızın farklı hesaplar açılıp kapatıldığını, bedelin yükseldiğini daha sonra eksildiğini, hesap hareketleri ile anlaşılamayan işlemler yapıldığını, murisin 2000 yıllarda mevcut olan nakit parasının on yıl sonra aynı kalmasının mümkün olmayacağını çünkü gayrimenkullerden gelen iratların masrafları fazlasıyla karşıladığını, anneleri adına ekseriyetle davalı banka nezdinde TL hesabı olmak üzere ondan fazla hesap açılıp kapatıldığını, talimat olmamasına rağmen bir takım hesap hareketleri olduğu vb. hususların iddia edilerek iş bu davanın açılmış olduğu, dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmadığı, davacılar vekilinin 23.03.2016 tarihli dilekçe ile dava dilekçesini ıslah ettiği ve toplam değerin 191.241,57 TL olduğunun belirtilerek bu miktar üzerinden karar verilmesinin talep edildiği, mahkemenin 2010/927 Esas, 2017/295 Karar ve 28.03.2017 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne dair hüküm tesis edildiği, 181.812,62 TL'nin tahsiline, 10.000,00 TL kısma 15.12.2010 tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine karar verildiği, gerekçede ıslah dilekçesinde açıkça faiz talep edilmediğinden ıslahla artırılan  miktar yönünden taleple bağlı kalınarak faizi hükmolunduğuna yer verildiği karara karşı istinaf  kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 2017/492 Esas, 2017/608 Karar ve 09.10.2017 tarihli kararı ile; \"... Davalı vekili grafoloji uzmanı tarafından düzenlenen rapora ATK'dan  rapor alınması gerekçesiyle itiraz etmişse de ATK'dan rapor alınması gerektiği hususunu gerekçelendirmediğinden  iş bu rapor  yeterlidir. Banka işlemlerinde uzman bilirkişiler, grafoloji uzmanı bilirkişinin raporunda tespit edilen belgeler doğrultusunda raporlarını dosyaya ibraz etmişlerdir. İlk derece mahkemesi kararında, 23/12/2009 tarihli talimat yazısı ile bu işlemlere yönelik değerlendirmesini yapmıştır. Bu şekilde davacıların murisinin hesaplarından murisin bilgisi ve rızası dışında para çekildiği sübuta ermiştir. Muris adına para çekme işlemlerine ilişkin bir çok dekontta murisin hiç imzasının bulunmaması da, Banka çalışanlarının yaptığı usulsüzlüğü açıkça ortaya koymaktadır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK 393/1.b.1.madesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davalı vekilinin istinaf sebep ve gerekçelerinin yerinde olmadığı, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair...\" karar verildiği, söz konusu karara karşı davalı ve davacılar vekili tarafından katılma yolu ile temyiz başvurusunda bulunulduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/458 Esas, 2019/5587 Karar ve 19.09.2019 tarihli ilamı ile; \"...Kural olarak İlk Derece Mahkemesi'nin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmayan tarafın Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır. Ancak ilk kararı istinaf etmeyen taraf Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeni bir karar verilmesi halinde bu yeni kararı temyiz edebilecektir. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi halinde Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup, İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır.Somut uyuşmazlıkta, davacı taraf İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmemiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesinin davalı tarafın  istinaf başvurusunu esastan reddine ilişkin kararını temyiz etmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere davacı taraf İlk Derece Mahkemesi' nin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmadığından davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davalının istinaf başvurusu esastan reddedildiğinden, başka bir deyişle yeni bir karar verilmediğinden davacı tarafın Bölge Adliye Mahkemesi kararını müstakilen  ya da “katılma yoluyla\" temyiz hakkı bulunmamaktadır. Aksi düşüncede istinaf başvurusunda bulunmayan tarafa ilk derece mahkemesi kararını istinaf kanun yolunu atlayarak temyiz etme hakkı tanınmış olur ki, bu durum 6100 sayılı HMK ile hayata geçirilen üç kademeli yargılama sistemini iki kademeli yargılama sistemine dönüştürür ve istinafın devre dışı bırakılmasına yol açar.Bu açıklamalar karşısında İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen davacının,  Bölge Adliye Mahkemesinin (davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin) kararını temyiz hakkı olmadığı anlaşıldığından...\" davacı vekilinin temyiz isteminin reddine kesin olarak karar verildiği; davacılar vekili tarafından İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 09.05.2017 tarihinde ilamlı icra takibi başlattığı, toplam 234.514,45 TL alacağın tahsilini talep ettiği, söz konusu dosyada 24.10.2017 tarihinde davalı banka tarafından 239.845,35 TL  icra dosya borcunun icra dairesi adına EFT  yapıldığı, 24.10.2017 tarihli reddiyat makbuzu ile 239.845,35 TL tutarın alacaklı vekili tarafından alındığı, buna ilişkin reddiyat makbuzunun düzenlendiği, icra memur işlemine karşılık taraflarca icra hukuk mahkemesinde şikâyet yoluna gidildiği, şikayetin tehiri icra talebi ile ilgili olduğu, 04.12.2017 tarihli memurluk kararının İstanbul Bam 22. Hukuk Dairesinin 2018/844 Esas, 2018/1908 Karar sayılı ilamı ile kaldırıldığı, daha önceden 23.10.2017 tarihli memurluk kararının kaldırılmış olması nedeniyle alacaklı vekiline ödenen meblağın iadesine yönelik talep yazısının mevcut olduğu, icra dosyasına ait sistem içerisinde mevcut örneklerden davacıların asıl alacağı tahsil ederken faiz alacağına dair haklarını saklı tuttuğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmadığı, davacılar vekili tarafından icra dosyasındaki 24.10.2017 tarihli tahsilat sonrasında 13.03.2020 tarihli dilekçe ile iş bu davayı faize ilişkin olarak ek dava şeklinde açtıkları, dava dilekçesinde ıslah edilen alacak miktarına faiz talebinin yazılmadığı gerekçesiyle kısmen kabul kararı verildiği, ıslah edilen miktar yönünden faize hükmedilmediği gerekçeleri ile iş bu işlemiş faizle ilgili olan davaya açmış oldukları anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde; zamanaşımı defi ile birlikte, karara çıkan dava dosyasında yargı yolları tüketilerek kararın kesinleştiği, banka tarafından ödemenin davacılara yapıldığı belirtilerek, davanın usul ve esastan reddi talep edilmiştir. Tarafların delillerini ibraz ve asıl dosyanın dosya içerisine celbi sonrasında bilirkişi raporu alınmıştır. Davacılar vekili davayı bilirkişi raporuna göre ıslah etmişlerdir. Mahkemece, bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesine göre davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Kısa kararda kabul edilen miktar belirtilmemiştir. Mahkemenin 24.12.2020 tarihli duruşmasında; davalının zamanaşımı defi hakkında herhangi bir gerekçe belirtilmeksizin zamanaşımı itirazının reddine dair karar verilmiştir. Gerekçeli kararda zamanaşımı defi ile ilgili gerekçeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Taraflar arasında, davacıların bankacılık işleminden kaynaklanan alacak davalarına ilişkin olarak açılan davanın kesinleştiği, ilk dava dosyasında davacılar tarafından ıslah dilekçesinde faiz talep edilmediği, mahkemece bu husus göz önünde bulundurularak karar verildiği, verilen karara karşı davacıların istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmadıkları, davalıların temyiz istemine karşılık kararı katılma yolu ile temyiz ettikleri, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından yukarıda yer verilen gerekçelere göre temyiz isteminin davacılar yönünden reddedildiği ve kararın kesinleşmiş olduğu, ilamda belirtilen alacak ve ferilerinin davalı banka tarafından davacılar tarafından başlatılan ilamlı icra takibi sonucunda ödendiği ve yaklaşık üç yıl sonra iş bu davanın faize ilişkin alacak davası şeklinde açılmış olduğu konusunda herhangi bir ihtilaf mevcut değildir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nın 3. bölümünde borçların ve borç ilişkilerinin sona ermesi, zamanaşımı düzenlenmiştir. 1. ayrımında ise sona erme hâllerine yer verilmiştir. TBK'nın 131. madde başlığı ise asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesidir. 131. maddede; \"Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna  bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı  tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır.\" düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda, icra takip talebinde davalı tarafça takip konusu alacağın ödenmiş olduğunun anlaşılmış olmasına rağmen davacıların işlemiş faiz istemini saklı tutulup tutmadığı üzerinde durulmadan karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, ilamlı icra takip dosyası İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün ... Esas nolu dosyasının tamamı dosya içerisine celbi ile TBK'nın 131. maddesinin birlikte değerlendirilerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken yasanın düzenlemesi eksik ve hatalı değerlendirilerek karar verilmiş olması usule aykırı bulunmuştur.Kabule göre ise davalı vekilinin zamanaşımı defi ile ilgili olarak ret gerekçesinin belirtilmemiş olması ile kısa kararda kabul edilen alacak miktarının yazılmamış olması HMK 297 ve ilgili yasal düzenlemeler ile usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, işin esası incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; <br>1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,2-Davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, 4-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 16.10.2025<br>KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir. <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"78f8c3b12edb569b","SID":"e634d065013b6ba7"}}