{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1910 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1770 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2025/754 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH: 02/09/2025 (Ara Karar Tarihi)<br>DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)<br>KARAR TARİHİ: 23/10/2025  <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkilinin ... Kimya ve Makine San. Tic. Ltd. Şirketi unvanlı şirketin ortağı olduğunu, şirkette münferiden imza yetkisine sahip ve şirketin %48 hissesine sahip olduğunu, Şirketin 21.09.2017 tarihinde kurulduğunu, davalı ...'in şirket müdürü sıfatıyla şirketi temsil ve idare ettiğini, aynı zamanda davalı ... ile birlikte şirketin %52 hissesine sahip hakim ortak olarak bulunduğunu, şirket ortakları ile müvekkili arasında uzun süredir derin ihtilaflar olduğunu, ortakların görüşmediklerini, şirketin idaresine ilişkin hiçbir konuda uzlaşma sağlanamadığını, bu durumun şirketin faaliyetlerini fiilen felce uğrattığını, müvekkilinin, davalıların şüpheye mahal veren saklama hareketleri karşısında 26.08.2025 tarihinde imza sirküleri çıkarak mali kayıtları alabilmek için şirketin çalıştığı banka ve şirket mali müşavirine şirket kayıtlarının teslimi için başvurduğunu, müvekkilinin şirketi ferdi olarak temsile yetkili olduğu halde davalı ... tarafından gerek şirket mali müşavirine gerek ise bankalara  telefon edilerek şirket muhasebe kayıtlarının özellikle de kredi kart ekstrelerinin  müvekkili ile paylaşmamaları konusunda ısrarcı olunduğunui ancak ilgili kişi ve kurumlarca bu paylaşımın yapılamasının hukuki zorunluluk olduğu gerekçesi ile taleplerinin ret edildiğini, davalı şirket müdürü ... üzerinde 2021, 2022, 2023, 2024 ve 2025 yılları arasında toplam 3.845.473,68 TL iş avansı, dava dışı diğer ortak ... üzerinde üzerinde 2021, 2022, 2023, 2024 ve 2025 yılları arasında toplam 3.408.413,09TL iş avansı olduğunun tespit edildiğini, şirket kasasında 3.163.849,84TL nakit mevcut olduğunu, bu bakiyenin nemalanmasının sağlanmadığını, ülkemizdeki mevcut enflasyon oranları gözetildiğinde önemsenecek derecede  değer kaybına neden olunduğunu, Şirket kasasında ve şirket ortakları üzerinde uzun yıllar boyunca bu şekilde yüksek meblağların tutulmasının şirketi ciddi zararlara uğrattığını, şirkete ait kredi kartlarının bankalar tarafından kart teslim tutanakları ile şirket yetkilisi ...’e teslim edildiğini, bu kartlara ait ekstrelerin incelenmesi neticesinde kart harcamalarında şirket ile ilgisi bulunmayan lüks giyim, eczane, duty free, market harcamalarının yıllara sari bir şekilde yüksek meblağlarda kullanıldığını, Türk Ticaret Kanunu ve yasal mevzuat gereğince şirket müdürlerinin, şirketin menfaatlerini önemseyerek dürüstlük kuralları ve özen yükümlülüğü çerçevesinde temsil ve yönetim yetkilerini kullanması gerektiğini, davalı müdürün bu tutumları neticesinde şirket ağır zarara uğradığını, ortaklık ilişkisi güven temelinden yoksun kaldığını, müdürün görevini kötüye kullanması gibi haklı sebeplerin varlığı halinde ortakların istemi üzerine mahkeme tarafından müdürün azline karar verilebileceğini, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülükleri ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep teşkil edeceğini, ortakların ihtilafı sebebiyle şirketin organları işlevsiz hale geldiğini,  müdürün münferiden yetkili olması ve şirket üzerinde işlem yapmaya devam etmesi telafisi güç ve imkansız zararlar doğuracağından, HMK md. 389 ve devamı hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir olarak müdürün yetkilerinin dava sürecinde durdurulması ve şirket işlerinin atanacak kayyum eliyle yürütülmesine, davalı ...'in şirket müdürü sıfatının azline, ortaklar arasındaki uzlaşmazlık sebebiyle şirketin yönetilemez hale geldiği dikkate alınarak, şirket menfaatlerini korumak üzere şirketi temsilen kayyum atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 02/09/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2025/754 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; \"Dava  limited şirket yöneticisinin azli ve  davalı  müdürün temsil yetkisinin ihtiyati tedbiren kaldırılması ve dava süresince   davalı şirkete  temsil kayyımı atanmasına  ilişkindir.TTK’da kayyım atanmasına ilişkin düzenleme mevcut olmayıp TMK 403/2 maddesinde kayyımın belirli işleri görmek veya mal varlığını yönetmek için atanacağı, 427.madde ile de bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamış ise kayyım atanır hükmünü içermektedir.  Ticaret şirketleri özel hukuk alanında faaliyet gösteren, kar elde etmek gayesiyle kurulan ve genel kurulu tarafından seçilen yöneticileri tarafından yönetilmesi gereken kurumlardır. Mahkemelerce zorunluluk olmadıkça yönetim yetkisine müdahale edilmemelidir.HMK'nın 389. Maddesi uyarınca, \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir. \"şeklindedir.Aynı yasanın 390/3 maddesi,'' Tedbir talep eden taraf,  dilekçesinde  dayandığı ihtiyati tedbir sebebini  ve türünü açıkça belirtmek ve  davanın esası yönünden  kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir.Davanın  şirket müdürünün azli davası olduğu  gözetildiğinde, davalının kötü yönetiminin varlığı ancak  yapılacak tahkikat ile belirlenebilecektir. Bu aşamada haklı sebeple azil koşullarının mevcut olup olmadığı sunulan delillerin toplanıp değerlendirilmesini, yargılama yapılmasını gerektirmektedir. Öte yandan  dava dilekçesi içeriğinden şirketin davalı yanı sıra  münferiden temsile yetkili bir müdürünün daha olduğu da anlaşılmakta olup davacı tarafça bu müdür hakkında her hangi bir talep ileri sürülmemiştir. Açılan davada davalı şirket müdürünün yönetim yetkisinin kısıtlanması ve kayyım tayini yönünden ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının haklılığının yaklaşık olarak ispat etmesi gerekip, şirket müdürünün şirketi veya davacı ortağı zararlandırıcı işlemler yapabileceği ileri  sürülmüş ise de  davanın bulunduğu bu aşamada iddialarının haklılığı yönünden yaklaşık ispat olgusunun gerçekleşmediği anlaşılmakla,ihtiyati tedbir talebinin reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.\"gerekçesi ile, '' 1-Davacının ihtiyati tedbir talebinin HMK 389. ve devamı Maddesindeki \"yaklaşık ispat koşulunu\" karşılamadığı görülmekle TALEBİN REDDİNE,  '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili adına, şirket ortaklık yapısı ve yönetimindeki ağır ihtilaflar ile davalı müdürün yetkilerini kötüye kullanması gibi nedenlerle açmak zorunda kaldıkları işbu davada, davanın esasını oluşturan ve şirket menfaatlerinin korunması bakımından hayati önem taşıyan ihtiyati tedbir talepleri ilk derece mahkemesince reddedilmiş ise de, ortaya çıkacak telafisi güç ve hatta imkânsız zararlar karşısında işbu karara karşı istinaf başvurusunda bulunma zorunluluğunun doğduğunu, Davacı müvekkili, şirketin münferiden temsil yetkisine sahip olmasına rağmen davalı müdürün engellemeleri nedeniyle gerek şahsi ve ailevi geçimini gerekse yürüttüğü ticari faaliyetlerini sürdürebilmesinin ciddi surette tehlikeye düştüğünü; müdürlük yetkisinin kötüye kullanılması sonucunda müvekkilinin şirket kayıtlarına ve mali kaynaklara erişiminin fiilen engellenmesinin, uzun sürecek yargılama neticesinde geri dönülmesi imkansız kayıplara sebebiyet vereceğini; bu nedenle ihtiyati tedbir kararı verilmesinin, yalnızca şirket menfaatlerinin korunması için değil, aynı zamanda müvekkilin şahsi, ailevi ve ticari hayatının devamlılığı açısından da zorunlu ve ivedi nitelikte olduğunu, Mahkemenin “yaklaşık ispat” değerlendirmesinin hatalı olduğu kanaatinde olduklarını,  dosyaya sunulan belgeler ve eklenen muavin defter, banka kayıtları ve kredi kartı ekstrelerinin; davalı müdür ...’in şirket varlıklarını amacı dışında kullandığını, şirket kasasında atıl vaziyette tutulan yüksek nakit meblağların nemalandırılmadığını ve iş avansı adı altında şirketten milyonlarca TL’nin ortaklar üzerinde tutulduğunu açıkça göstermekte olduğunu; bu durumun, şirket menfaatlerinin ciddi biçimde tehlikede olduğuna dair yaklaşık ispat koşulunu fazlasıyla karşılamakta olduğunu, her ne kadar şirket hesap hareketleri ve kredi kartı ekstreleri üzerindeki usulsüzlüklerin boyutu ancak bilirkişi incelemesi ile, ciddi teknik analiz ve uzmanlık bilgisi ışığında tam olarak ortaya konulabilecek ise de; makul zeka ve eğitim düzeyine sahip herhangi bir kişi için  dahi yapılan harcamaların şahsi nitelikte olduğu, müvekkile yönelik erişim zorluklarının kötü niyetli biçimde yaratıldığı ve bu suretle şirketin zarara uğratıldığını; mahkemelerin şirket yönetimine müdahalesi istisna olmakla birlikte, somut olayda ortaya çıkan bu olağanüstü koşullar nedeniyle müdahalenin artık istisna olmaktan çıktığını, şirket menfaatlerinin korunmasının elzem olduğunu, Haklı sebebin varlığına dair kuvvetli emareler olduğunu, davalı müdürün, şirket kasasında uzun yıllardır nemalandırılmadan bekletilen milyonlarca TL tutarındaki nakit varlık, iş avansı adı altında şirket dışına aktarılan toplam 7.000.000 TL’nin üzerindeki tutar ve şahsi harcamalara konu edilen kredi kartı ekstreleri; özen ve bağlılık yükümlülüğünün ağır ihlali niteliğinde olduğunu; bu vakıalar haklı sebebin mevcudiyetine dair kuvvetli emareler teşkil etmekte olup, ihtiyati tedbirin reddi halinde şirket menfaatlerinin telafisi mümkün olmayan biçimde zarara uğrayacağını, her ne kadar dava dilekçeleri ekinde davalı müdürün engellemeleri nedeniyle yalnızca bir kısım kredi kartı ekstrelerine erişilebilmiş ise de, istinaf başvurularıyla birlikte daha fazla döneme ilişkin ekstreler, banka hareketlerini gösterir dökümler ve bunlara dair raporun da dosyaya sunulmakta olduğunu; bu belgelerin, müdürün yetkisini kötüye kullandığını ve şirket menfaatlerinin ağır zarara uğratıldığını açıkça ortaya koymakta olduğunu, Bu istinaf başvurularıyla birlikte, yeminli mali müşavir Halil Özmen tarafından hazırlanmış uzman raporunun da dilekçeleri ekinde sunulmakta olduğunu; raporda, davalı müdürün yetkilerini kötüye kullanarak şirket menfaatlerine zarar verdiğine dair kapsamlı tespitler yer almakta olup, söz konusu incelemelerin detaylı teknik analiz ve mali değerlendirmeleri içermekte olduğunu; raporda sayfalarca uzayan tespitler arasında, dilekçelerinde yalnızca örnek olarak sunulan harcamalara yer verildiğini, şirkete ait kredi kartları ile yapılan bireysel harcamaların da tespit edilmiş olduğunu,Şirket menfaatlerinin korunması için müdürün yetkisinin kısıtlanmasının zorunlu olduğunu, davalı müdürün, münferiden temsil yetkisini kötüye kullanarak; şirket kredi kartı ile lüks kişisel harcamalar yaptığını, kasadaki nakit varlığı işlevsiz bıraktığını, ortaklık ilişkisinde güveni temelinden sarstığını; bu yetkinin devamı halinde şirketin zararı derinleşecek, dava sonuçlanıncaya kadar telafisi güç zararlar doğacağını; HMK m. 389 kapsamında tedbirin en temel amacının da bu zararların önlenmesi olduğunu, Kayyum atanmasının şirket menfaatlerini korumak için elzem olduğunu, TTK’da kayyum atanmasına ilişkin özel düzenleme bulunmasa da, TMK m. 403/2 ve m. 427 gereğince tüzel kişilerin gerekli organlarından yoksun kalması veya mevcut organların işlevsiz hale gelmesi halinde kayyum atanabileceğinin düzenlendiğini; somut olayda ortaklar arasındaki derin ihtilaf nedeniyle şirketin fiilen yönetilemez hale geldiğini; bu nedenle, şirketi temsil ve idare için dava süresince kayyum atanmasının, telafisi güç zararların önlenmesi için zorunlu olduğunu, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenlerle, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 02/09/2025 tarihli ihtiyati tedbir taleplerinin reddine dair kararının kaldırılmasına, Davalı ...’in şirket müdürü sıfatıyla münferiden temsil yetkisinin tedbiren durdurulmasına, Dava süresince şirketi temsil ve yönetmek üzere kayyum atanmasına, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; limited şirket müdürünün haklı nedenle azli istemine yönelik davada; davalı  şirkete tedbiren yönetim kayyım atanması talebine ilişkindir. Mahkemece talebinin reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; davalı şirketin ortağı ve münrefiden temsil yetkili müdürü olduğunu, davalı Ramazan'ın da şirket ortağı ve münferiden temsil yetkisini haiz şirket müdürü olduğunu, diğer davalı ile birlikte şirketin hakim ortağı konumunda olan davalılar ile davacı arasında anlaşmazlık bulunduğunu, davacının müdürlük yetkisinin kulanımına izin verilmediğini, davalı müdürün şirketi kötü yönettiğini, şirket varlıklarını nemalandırmadığını, şirket kredi kartından şahsi ve lüks harcamalar yaptığını ileri sürerek, davalı Ramazan'ın azline, davalı şirkete tedbiren kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.  HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir Somut olayda; dosyaya mübrez delillere göre; davacının da davalı şirketi münferiden temsile yetkili müdür olduğu,  davalı şirkette bir organ boşluğu bulunmadığı, davacının davalı Ramazan'ın müdürlük yetkisini kötüye kullandığına, özen ve bağlılık yükümlülüğüne ağır şekilde ihlal ettiğine yönelik iddialarının esası bakımından bu aşamada yaklaşık ispat koşulu oluşmadığı gibi,  mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı hususunun da yaklaşık düzeyde ispat olunamadığı, değişen durum ve koşullara göre mahkemeden her zaman yeniden tedbir talep edilebileceği de gözetildiğinde,  mahkemece istemin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br> 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/10/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0553b52e84f43b44","SID":"7750e973f59e9b4d"}}