{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1022 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1762 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2021/962 Esas - 2023/284 Karar <br>TARİH: 16/03/2023<br>DAVA: Maddi-manevi Tazminat <br>KARAR TARİHİ: 23/10/2025                                                            <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Avcılar'da 10,02.2015 tarihinde kurulduğunu, 5 yıldır radyasyon ölçüm cihazları ithalatı, ihracatı, üretimi, pazarlama, satışı, radyasyon ölçüm yapımı ve lisanslaması, konuyla ilgili her tür danışmanlık hizmeti ve eğitim verilmesi, radyasyon ölçüm sistemleri ve nükleer fizik alanında ar-ge çalışmaları yapımı, konuyla ilgi her türlü yazılım geliştirme, çevre teknolojileri konusunda danışmanlık, proje danışmanlığı, fizibilite danışmanlığı yapımı, konusuyla ilgili araştırma ve geliştirme projeleri hazırlanması, proje gerçekleştirilmesi, müşterisi firmaların istekleri doğrultusunda araştırma ve geliştirmeye ve patent almaya yönelik her türlü danışmanlık hizmetleri verilmesi alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkili firmanın, radyasyondan korunmak için RaDG serisi cihazların her türlü üretimi, dağıtımı ve bunların toptan ve perakende olarak pazarlanması konularında Türkiye çapında yetkili olduğunu, ...'ın müvekkili şirketin kurucu ortağı olup haksız fiillerin gerçekleştiği tarihte mesul müdür olduğunu, şüpheli ...'ın müvekkili şirkette müdür olduğu tarihlerdeki şirket incelemelerinde birçok usulsüzlükler olduğunu, bunun üzerine ... hakkında Kücükcekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/14510 Hz. Nolu dosyası ile suc duyurusunda bulunulduğunu, bağımsız denetim firmasından yapılan usulsüzlüklerin tespiti amacı ile bir rapor alındığını, alınan raporda davalı ...'ın özellikle, şirketin kasasında duran parayı şirket banka hesaplarından kendi hesabına aktardığını, aynı zamanda şirket kredi kartını kendi özel harcamaları için kullandığını, şüpheli tarafından, şirketin ... ... Bankasına ait ... no.lu hesaptan vergi kesintisi sonrası tüm ortaklara isabet eden toplam net 100.257.50 TL. Net kâr dağıtım ödemesine yakın bir tutar olan 100.000.00 TL.' nin 16/01/2018 tarihinde şüpheli ...'ın kendi hesabı olan ...Bankasındaki hesabına yapıldığını, muhasebe defterinde ise net 100.000,00 TL. ödeme tutarının tüm ortaklara dağıtılmış gibi kayıtlara alındığını, yapılan incelemelerde 06.06.2018 tarihli 04 numaralı Genel Kurul kararı ile 2017 yılı geçmiş yıl karlarından ayrılması gereken tutarlar düşüldükten sonra Brüt 447.062,00 Türk lirası kârın ortaklara dağıtılmasına karar verildiğini, şüphelinin, şirketin ... ... Bankasına ait ... no.lu hesaptan vergi kesintisi sonrası tüm ortaklara isabet eden toplam net 380.002,70 TL. net kar dağıtım ödemesinden daha fazla bir tutar olan 397.062.00 TL.' nin 06.06.2018 tarihinde ...'ın ...Bankasındaki hesabına yapıldığını, muhasebe defterinde ise kar dağıtım tahakkuk kaydının toplam net 380.002,70 TL. olarak tüm ortaklara dağıtılmak sureti ile kayıtlara alındığını, 06.12.2018 tarihli 07 numaralı Genel Kurul kararı ile 2017 yılı geçmiş yıl karlarından ayrılması gereken tutarlar düşüldükten sonra Brüt 117.950,00 Türk lirası karın ortaklara dağıtılmasına karar verildiğini, muhasebe defterinde ilgili kayıt aşağıdaki gibi yer almakta olup şirketin ... ... Bankasına ait ... no.lu hesaptan vergi kesintisi sonrası tüm ortaklara isabet eden toplam net 100.257,50 TL. net kar dağıtım ödemesinin aynı tutarında bir ödemenin 11.12.2018 tarihinde ...’ın ...Bankasındaki hesabına vapıldığı muhasebe defterinde ise kar dağıtım tahakkuk kaydının toplam net 100.257,50 TL. olarak tüm ortaklara dağıtılmak sureti ile kayıtlara alındığı, 29.04.2019 tarihli 08 numaralı Genel Kurul Kararı ile 2018 yılı geçmiş yıl karından yasal olarak ayrılması gereken tutarlar düştükten sonra brüt 138.300 Türk lirasının ortaklara dağıtılmasına karar alındığını,  muhasebe fişinde ilgili kayıt yukarıdaki gibi yer almakta olup şirketin ... ... Bankasına ait ... no.lu hesaptan verai kesintisi sonrası tüm ortaklara isabet eden toplam net 117.555,00 TL. net kar dağıtım ödemesinin avnı tutarında bir ödemenin 29.04.2018 tarihinde ...'ın ...Bankasındaki hesabına yapıldığı, muhasebe fişinde ise kar dağıtım tahakkuk kaydının toplam net 117.555,00 TL. olarak tüm ortaklara dağıtılmak sureti ile kayıtlara alındığı, 11.07.2019 tarihli 09 numaralı Genel Kurul Kararı ile 2018 yılı geçmiş yıl karından yasal olarak ayrılması gereken tutarlar düştükten sonra brüt 69.150 Türk lirasının ortaklara dağıtılmasına karar alındığı, muhasebe fişinde ilgili kayıt yukarıdaki gibi yer almakta olup şirketin ... ... Bankasına ait ... 71no.lu hesaptan vergi kesintisi sonrası tüm ortaklara isabet eden toplam net 58.777,50 TL. net kar dağıtım ödemesinden daha az bir tutar olan 52.942,25 TL.' kar dağıtımının \" 09 no.lu yönetim kararıyla\" açıklaması ile 12.07.2Q19 tarihinde ...’ın ...Bankasındaki hesabına yapıldığı, muhasebe fişinde ise kar dağıtım tahakkuk kaydının toplam net 58.777,50 TL. olarak tüm ortaklara dağıtılmak sureti ile  kayıtlara alındığı, şirket ortakları ..., ... ve ... sözlü beyanlarında kendilerine kar dağıtımı olarak ... tarafından her birine 50.000 Türk Lirası tutarında kar aktarımı yapıldığı bilgisini verdiklerini, geriye kalan 417.637.35.-TL şüphelinin banka hesabına şüpheli tarafından usulsüz olarak aktarıldığını, davalının, müvekkili şirket ortaklarının rızası ve kararı olmadan kendi kendini maaşa bağladığını, şirketin Üsküdar 17. Noterliğince tasdik edilen 11.02.2015 tarihli 4949 yevmiye numaralı Genel Kurul Toplantı Karar defterinin incelemesinde 22.06.2015 tarih 01 numaralı şirket ortaklar kurulu kararında \"Müdür ...’a 01.07.2015-10.11.2017 tarihleri arasında aylık net 5.000 Türk lirası ücret ödenmesi \" kararının ortaklar tarafından imzalı olmadığını,  06.10.2017 tarih 02 numaralı şirket ortaklar kurulu kararında \"Müdür ...'a 06.10.2017-06.10.2018 tarihleri arasında aylık brüt 5.000 Türk lirası ücret ödenmesi” kararının ortaklar tarafından imzalı olmadığını, yapılan incelemelerde yukarıda bahsi geçen kararlar çerçevesinde ...'ın 01.07.2015-10.03.2018 tarihleri arasında toplamda 160.000 Türk Lirası 'nın şirkete ait ... ... Bankasına ait ...no.lu ve ... ... Bankasına ait ... no.lu banka hesaplarından ödendiği, müvekkili şirket tarafından şirketin ticari amaçları gayesi ile kullanılması için ... Bankasına ait 4273 1464 7009 6010 numaralı kredi kartı çıkartıldığını, şüphelinin bu kredi kartı ile kendi şahsi harcamaları için kullandığından bahisle  fazlaya İlişkin haklarımızın saklı kalması kaydı ile en yüksek ticari faizi ile birlikte şimdilik 300.000.-TL maddi tazminat ile 150,000,-TL manevi tazminata hükmedilmesini vekalet ücretinin dava masraflarının davalı üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dilekçesinde belirttiği miktarlar belirli ve sabit olduğundan, 6100 S. HMK.m.109/2 gereği işbu davanın kısmi dava olduğunun ileri sürülemeyeceğini, eksik harcın ikmaline karar verilmesi gerektiğini, HMK.114/1-g; ‘gider avansının ve harçların yatırılmış olmasının dava şartı olduğunu, dava dilekçesinde 2 yıllık maaş ödemesi olarak 120.000,00 TL, usulsüz olarak aktarıldığı iddia edilen miktar 417.637,35 TL ve miktarları belirli olan kredi kartı harcamalarının dava konusu yapıldığını, ancak maddi tazminat olarak 300.000,00 TL talep edilmiş ve bu miktar üzerinden harç yatırıldığını, bu durumda davacı yana verilecek iki haftalık kesin süre içerisinde dava değeri ve netice-i talep açık olarak belirlenmeli ve gerekli harç miktarları tamamlatılmak suretiyle davanın esasına girilmesi gerektiğini, harç eksikliği giderilmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, davacı şirketin 26.01.2015 tarihinde kurulmuş olup şirket hissesinin %25’i kurucu ortak ve yetkili müdür müvekkili ...'a ait olduğunu,  4 ortaklı olan bu şirkette bütün ortakların ortak iradesi ile aksi karar alınana kadar şirket ortağı ... ve müvekkilinin müdür olarak görevlendirildiğini, ancak her ne kadar evrak üzerinde iki müdür atanmış olsa da şirketin bütün iş ve işlemlerinin müvekkili tarafından yapıldığını,  diğer şirket ortaklarının şirkete herhangi bir getirisi ve kazanımı olmadığını, bütün iş yükünün müvekkili ...'ın üzerinde olmasından duyulan rahatsızlığın şirket ortaklarına iletilmesi üzerine ortaklar arasında ihtilaflar yaşanmaya başlandığını, müvekkilinin müdürlük ve diğer tüm görevlerden istifa etmek istediğini yapılan toplantılarda kendilerine defaatle ilettiğini, ancak diğer ortaklarca istifa talebi uygun görülmediğini, 15/10/2019 tarihli Genel Kurul Kararı ile müvekkili ...'ın müdürlük görevine son verildiğini, davacının, diğer ortakların bilgisi ve onayı ile yapılan işlemleri sanki ilk kez duymuş gibi lanse ederek haksız davasına dayanak yaratma gayretin de olduğunu, şirketin yetkili ve görevli müdürü ( aynı zamanda %25 ortağı) olarak müvekkili tarafından yapılan işlemlerin tamamından diğer şirket ortaklarının da haberdar oldukları halde geçmiş uygulamaları ve bilgileri dahilindeki iş ve işlemleri huzurdaki davaya konu ettiklerini, oysa ki bütün iş ve işlemler müvekkilinin ortaklığının devam ettiği (ki halen devam etmektedir) ve müdürlük görevi süresince, yani yetkili ve görevli olduğu dönemde yapılmış işlemler olduğunu, müvekkili tarafından müdürlük görevinin sona erdiği 15/10/2019 tarihinden sonra yapılan hiçbir işlem bulunmadığını,  müvekkiline yapılan maaş ödemesine ilişkin kararın bütün ortakların katılım sağladığı ve imza attığı şirket kararı olduğunu,  dava dilekçesinde maaş ödemelerinin dayanaksız yapılmış olduğuna dair iddiaların gerçek dışı olduğunu, ilgili konunun tamamen bir maddi hatadan kaynaklandığını, 1 ve 2 numaralı Genel Kurul kararlarında imza olmamasından bahis tamamen art niyetli olduğunu, bu kararların hep beraber alındığını ve imzalandığını, davacı şirket radyasyon ölçüm cihazlarının üretimi ve montajı işi ile iştigal ettiğini, bunun için piyasada pazar araştırması, ihalelere hazırlanması, satış yaptırılan 3. Kişilere komisyon verilmesi, kısa süreli personel istihdamı, konaklama, seyahat masrafları vb. bir çok işin müvekkili tarafından yürütüldüğünü, harcamaların birçoğunun da doğal olarak şirket kartından yapıldığını ve davacı tarafın da buna bir itirazı bulunmadığını,  müvekkilinin şirketin diğer ortakları ile eşit hisse sahibi ortağı, aynı zamanda yetkili ve görevli şirket müdürü olarak görev yaptığı süreçte yapmış olduğu iş ve işlemlerin haksız davaya konu edilmek istendiğini, oysa ki bütün iş ve işlemlerin diğer ortakların bilgisi ve müvekkilinin de yetki ve görev sınırları içinde olan işlemler olduğundan bahisle davanın usul, esas ve zamanaşımı dikkate alınarak tümden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 16/03/2023 tarih ve 2021/962 Esas - 2023/284 Karar sayılı kararında; \"Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.<br>Davacı vekili, davalının müvekkili şirket müdürü olduğu dönemde yaptığı usulsüz işlemlerle şirketi zarara uğrattığını belirterek uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini talep etmiştir.<br>Mahkememizin  2020/338 Esas - 2021/511 Karar sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2021/1285 esas 2021/1407 karar sayılı kararı ile; \"....Mahkemece tamamlanması olanağı bulunan bu dava şartının tamamlanması için davacı tarafa usulüne uygun olarak süre verilmeden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olmuştur...\" gerekçesi ile mahkememizce verilen kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilamına uyularak, Davacı vekiline 6102 sayılı TTK'nun 618/3-c.maddesi uyarınca yasada öngörülen dava tarihinden nisapla alınmış bir genel kurul var ise 2 haftalık kesin süre içinde ibraz etmesine,  ortaklar kurulu kararı alınmamış ise aynı kesin süre içerisinde genel kurul kararı alınarak mahkememize sunulması, yönünde süre verilmiş, davacı vekili tarafından  30 11.2021 tarihli dilekçe ekinde sunduğu karar ile ara karar gereği yerine getirilmiştir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılarak dava sonuçlandırılmıştır. Mahkememizce aldırılan 12/05/2022 tarihli bilirkişi raporu bilimsel veri ve içeriğe sahip, denetime elverişli bulunması sebebiyle hükme esas alınmıştır.Limited şirketlere ilişkin TTK. m. 556 hükmünün yollamasıyla, limited şirketmüdürlerinin sorumluluğuna, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dairhükümler uygulanır. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, esas itibariylekusura dayalı bir sorumluluktur. Bu nedenle kusursuzluğunu ispat eden üye sorumluluktankurtulur (TTK. m. 553). Kusur sorumluluğunun esasları zarar, kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağıdır. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun doğabilmesi için bu unsurların tümünün gerçekleşmesi gerekir (Necla Akdağ-Güney, Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 2008, s. 47). Genel kusur sorumluluğundan farklı olarak TTK. m. 553 hükmü, kusursuzluğun ispatını karşı tarafa (yönetim kurulu üyelerine) yüklemiştir. Ancak bu istisna dışında yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk şartları ile genel kusur sorumluluğunun şartları arasında bir fark bulunmamaktadır. Bir başka deyişle iddia sahibinin, uğramış olduğu zararın miktarını, hukuka aykırılığı ve illiyet bağını ispatlaması gerekir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu <br>açısından kusur karinesinin öngörülmüş olması (kusursuzluğun ispatının yönetim kurulu üyeleri üzerine bırakılması); iddia sahibinin, uğramış olduğu zararın miktarını, hukuka aykırılığı ve illiyet bağını ispatlama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Daha açık bir ifadeyle yönetim kurulu üyelerinin kusursuz olduklarını ispat edememeleri durumunda, onların mutlaka sorumlu olmaları gerektiği anlamına gelmez. Bunun için ortada bir zararın, hukuka aykırılığın ve zarar ile hukuka aykırılık arasında illiyet bağının bulunduğunun ayrıca ispatlanması gerekir. Bu unsurlardan birisinin gerçekleşmemesi (kanıtlanamaması) halinde, sorumluluk doğmaz. Gerçekten de Yargıtay vermiş olduğu bir kararında, “… mahkemece, davacı tarafın iddiaları ile davalıların kusurlu olmadıkları yönündeki savunmaları ayrı ayrı değerlendirilerek, bankanın bir zararının olup olmadığı, zarar varsa miktarı ile zararın meydana gelmesinde davalıların kusurlu olup olmadığı araştırılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir…” ifadelerine yer vererek  sorumluluk için zararın varlığını şart koşmuştur (11. HD., E. 2003/11546, K. 2004/8255 sayı ve 14.9.2004 tarihli karar). Öte yandan TTK. m. 557/1 hükmüne göre: “Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur”. Hükümden de anlaşılacağı üzere, farklılaştırılmış teselsül ilkesi, müteselsil sorumluluğun “birlikte verilen zarar” için söz konusu olabileceği, birlikte verilen zarar dışındaki sorumluların tek başlarına verdikleri zararlardan, sadece zararı verenin sorumlu tutulması gerektiği ve müteselsil sorumluların teselsül tavanına kadar, kusurlarına ve somut olay gerçeğine göre zararı tazmin etmeleri anlayışına dayanmaktadır. Başka bir deyişle aynı zarardan sorumlu olan yönetim kurulu üyelerinin her birinin dış ilişkide bireysel indirim sebeplerini ileri sürerek zararın kendilerine isnat edilebilecek miktarı ile sorumlu tutulmaları <br>gerekir. Hiç kimse uygun illiyet bağına göre kendisinin sebep olmadığı zarardan sorumlu değildir. Bu nedenle her sorumlu, kendi şahsi defilerini ileri sürebilir (Güzin Üçışık/Aydın Çelik, Anonim Ortaklıklar Hukuku, Ankara 2013, s. 518).Yapılan işlemler sonucunda bir zararın oluşması halinde, bu zarar nedeniyle yöneticilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için işlemi yapan yöneticilerin kusurlu olduklarının da ayrıca kanıtlanması gerekir. Bir başka deyişle, basiretli davranmakla yükümlü olan bir yöneticinin yapmaması gereken işlemlerin davalı tarafından yapılmış olduğunun ve bunun sonucunda da bir zararın meydana geldiğinin kanıtlanmış olması gerekir. Aksitakdirde enflasyon ve kur farkı da dahil olmak üzere şirketin uğramış olduğu her türlü işletmezararının yöneticilerden tahsili imkanı doğmuş olur ki, böyle bir sonuç, yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerin düzenlenme amacıyla bağdaşmadığı gibi ticari işletmenin kar edebileceği gibi yapmış olduğu faaliyetin taşıdığı ticari riskler nedeniyle zarar etme ihtimalinin de bulunması, özelliğiyle de bağdaşmaz. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre;  davacı şirketin %25 oranında eşit hisseli 4 ortağının bulunduğu, davalı ...’ın uyuşmazlık konusu dönemde münferid imzalı şirket müdürü olduğu, dağıtımına karar verilmiş karların, şirketin yasal ticari defterlerinde vergi stopajlar ve ortaklara net dağıtılacak karların tahakkuk kaydının yapıldığı, ancak tahakkuk kaydında her ortağa ödenecek kar paylarının ayrı ayrı gösterilmiş olmakla beraber, ortakların şahsi banka hesaplarına kar payı ödemelerinin yapılmadığı, 4 ortağa dağıtılması gereken toplam net karın Şirketin ... ..., davalı ...’ın ...Bankasındaki hesabına 5 ayrı tarihte yatırılmış olduğu, diğer ortaklara ödeme yapılmadığı, 2015-2016-2017-2018 hesap dönemlerine ilişkin elde edilen ve ortaklara dağıtımına karar verilmiş net kar toplamının 756.849,70 TL. olduğu, ortak başına 189.212,00 TL. Dağıtılması gerekirken, ortaklara dağıtılmayıp, davalı ...’ın ...Bankası’ndaki kendi hesabına 5 ayrı tarihte olmak üzere amamını aktardığı, ayrıca kar payı ile beraber 10.967,05 TL.’ninde şirket hesabından fazladan aktarıldığı, davalı ...’ın kendi hesabına aktardığı tüm ortaklara ait 756.849,70 TL. içinde kendi payına düşen 189.212,00 TL. düşüldükten sonra kalan ve diğer 3 ortağa ödenmesi gereken 567.636,00 TL.nin uhdesinde kaldığı, davalının  diğer 3 ortağa kendi hesabından ayrı ayrı 50.000,00 TL. ödediğine ilişkin ... bankası dekontlarından tespit edildiği üzere, diğer 3 <br>ortağa ait uhdesinde kalan toplam tutarın böylece 417.636,00 TL.’ye düştüğü, şirket karar defterinde görülen ancak şirket ortaklarının imzasını ihtiva etmeyen 2 adet karara istinaden Davalının aylık 5.000,00 TL. maaş aldığı, söz konu maaşlar toplamının 160.000,00 TL. olduğu, 45.000,00 TL.’nin ... bankasından ve 115.000,00 TL.’nin de Şirketin ... hesaplarından ödendiğinin itibar edilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda tespit edildiği, şirketin yasal ticari defterleri kayıtları, banka ekstreleri ve ...’ın Hesabının bulunduğu ...Bankasından celp edilen hesap ekstresinden tespit edilen, 596.244,53 TL.’nin ...’ın uhdesinde kaldığı tespit edilmiş olmakla davacının maddi tazminat talebinin yerinde olduğu, manevi tazminat talebinde ise, sunulan deliller ve dosya kapsamına göre, kişilik haklarının ihlali yada saldırının raporla tespit edilmediği, davaya konu hususun davacıyı katlanamaz acı ve elem içerisinde sürüklediğine ilişkin kanaatin oluşmadığı, bu haliyle manevi tazminat yönünden yasal şartların oluşmadığı anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, en son hesaba para aktarma tarihinin sunulan delillerde 12/07/2019 olduğu dikkate alınarak faizin bu tarihten itibaren işletilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, '' 1-Davanın kısmen kabulü ile 596.244,00 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihi olan 12/07/2019 tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı şirkete TTK 553.maddesi gereğince ödenmesine,2-Manevi tazminat taleplerinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından haksız fiile dayalı maddi tazminatlarının kabul edildiğini ancak manevi tazminat taleplerinin hiçbir gerekçe konulmadan reddedildiğini, <br>Davalı şirket ortağı eski müdürü olan ...'ın şirketin parasını zimmetine alarak müvekkili şirkete karşı Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve şirkete ait kredi kartının kötüye kullanılması suçu işlediğini,  davalı ... hakkında, TCK 245/1 ve TCK 155/2 maddesi gereğince  Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı İddianame hazırladığını ve davalı hakkında Küçükçekmece 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/378 E. Sayılı dosyası ile kamu davası açıldığını, davalı Özgür'ün bununla kalmayıp aynı zamanda kendi şirket ortağı olan ...'i  dolandırdığını; ...'in davalının ortağı olduğu gibi aynı zamanda bu kişinin çalıştığı üniversitede dekan ve hocası olduğunu; davalının sanki ... elden para almış gibi kendisine belge imzalattığını; davalı hakkında dolandırıcılık suçu ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/140313 Haz nosu ile soruşturma yürütülmekte olduğunu, şirket ortağı olan ... tarafından şüpheliden hiçbir para almamasına rağmen müvekkilin yeni ameliyat olması ve bu sebeple algılama ve irade yeteneğinin olmamasından faydalanarak dosya kapsamına sunulan belge elde edildiğini; davalı tarafından şirket ortağı ...'e hile ile imzalatılan belgede yer alan tarih ile müvekkilin beyin kanaması geçirdiği tarih ve sonrasında engelli raporu aldığı tarihlerin birbirine çok yakın olduğunu; şüpheli, şirket kasasından aldığı paradan tek kuruş müvekkile ödememesine rağmen müvekkilin hastalığından kaynaklı akıl zayıflığından ve iradesinin bulunmayışından faydalanarak dolandırdığını; bu sebeple şüpheli hakkında 5237 sayılı T.C.K.m. 158/1-c maddesi uyarında kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle dolandırıcılık (T.C.K.m. 158/1-c) sebebiyle kamu davası açılma zarureti için şikayet ve ihbarda bulunma zaruretinin hasıl olduğunu; davalı şirket ortağı olan ...'e hiçbir bedel vermemesine rağmen müvekkilin hastalığından kaynaklı irade sakatlığından faydalanarak böylesi bir belgeyi  hile ile imzalattığını, <br>Müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kıymetli bilim insanlarından biri olup, tam da irade yeteneğinin bulunmadığı bir zamanda elden para almasının mümkün olmadığını, müşteki ..., İstanbul Üniversitesi Fen Fakülteki eski dekanı olup, 15 haziran 2018 tarihinde beyin kanaması geçirdiğini; yaşadığı beyin kanaması sebebiyle %90 engelli hale geldiğini, Şirket ortağı ...'in, İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Nükleer Fizik Ana Bilim Dalında Profesör olup, söz konusu Fakültenin eski dekanı olduğunu; müvekkilinin akademik hayatında birçok başarıya imza atmış itibarlı bir şahsiyet ve bilim insanı olduğunu,  (Ek-2:Prof.Dr. ...'in İstanbul Üniversitesi Resmi sitesinde yer alan özgeçmişi), bu beyin kanamasında büyük birden fazla ameliyat ve operasyon geçirdiğini uzun yıllar bu beyin kanamasının etkisi altında kaldığını,  şuurunu (bilincini) kaybettiğini, algılama ve irade yeteneğinin yok olduğunu; bu elim hadise sebebiyle İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi dekanlığından istifa ettiği gibi bilimsel faaliyetlerde de bulunamadığını, 19.02.2020 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından müvekkilin Endokrinoloji ve metabolizma hastalıklarında %35, Kulak Burun Bogaz Hastalıklarında %37 ve Beyin ve Sinir Cerrahisinde %75 oranında engel hali bulunduğunu, kişisel engellilik durumunun ise %90 olduğunu tespit eder nitelikte sağlık kurul raporu verildiğini,  bilirkişi raporunda da yer aldığı gibi şirket ortağı olan ...'e imzalatılan belgede net bir rakam yazılmadığının heyet tarafından söz konusu  belge incelendiğinde görüleceğini, bilirkişi tarafından aşağıda yapılan tespitin maddi gerçeğin ortaya çıkması için çok kıymetli olduğunu\" ...Aşağıda tabloda yönetim kurulu karar numarası, karar tarihi ve brüt toplam tutarları belirtilmiş kar payı dağıtımlarından ilgili vergiler düşüldükten sonra payıma düşen dörtte birlik kısmı eksiksiz şekilde elden teslim aldım...  Şeklinde olduğu görülen tabloda ; 5 ayrı genel kurul kararlarıyla dağıtılmasına karar verilmiş kar paylarından vergiler düşüldükten sonra , ¼ oranında şirkete ortak olan ...’in bu belgeye göre elden aldığı toplam tutarın ne kadar olduğunun belirlenmediği, ayrıca ödeme yapıldığına dair, herhangi bir makbuzun da bulunmadığı görülmüştür.\", davalı ...'ın diğer ortak olan ...'e imzalattığı belgede net bir rakam yazmamakta olduğunu; ..., ...'nin de özel durumunu kullanarak kafa karışıklığı yaratarak işbu belgenin imzalatıldığını, Müvekkili şirketin manevi tazminat isteme hakkı doğduğunu,  davalı ...'ın yapmış olduğu eylemlerden dolayı şirketteki ortaklar arasında kuşkular doğduğunu ve şirketin artık amacını getiremez hale geldiğini,  davalı ...'ın müvekkili şirketin içini boşaltması hadisesinden müvekkili şirketin tüm ticari alışveriş yaptığı müşterilerin haberi olduğunu ve bu müşterilerin müvekkili şirket ile alışveriş yapmaz hale geldiğini,   kanun koyucu tarafından tüzel kişiliklere, ortak bir amacın sürekli olarak gerçekleşmesini sağlayacak örgütlenmeye sahip kişi veya mal topluluklarına, birleşen kişilerden veya malı tahsis eden kişiden, bağımsız bir kişilik tanınmıştır. İşte bu tür kişi veya mal toplulukları \"tüzel kişiler\" ( hükmü şahsılar) diye adlandırılmakta olduğunu ( M. Kemal oğuzman- Özer seliçi, Kişiler Hukuku, 5. baskı, İstanbul 1993, s. 111), böylece tüzel kişilerin, toplumsal yaşayışta bireylerin dağınık güçlerini bir araya toplayan, onları koruyan, faaliyet alanlarını genişleten ve insanların tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri bireyüstü amaçları gerçekleştiren amaç birlikleri olduğunu ( Ergün özsunay, Medeni Hukukumuzda Tüzel Kişiler, 5. baskı, İstanbul 1982, s. 3), tüzel kişilerin bağımsız varlığa ve iradeye sahip olduğundan, iradesini organları aracılığıyla kullanan hak ve borçlara ehil hukuki varlıklar olduğunu, bu sebeple kişi olma yönünden, kural olarak gerçek kişilerle tüzel kişiler arasında fark gözetilmediğini; haklara ve borçlara ehil varlıklar olma bakımından eşit durumda olduklarını, TMK 48. maddesine göre, tüzel kişilerin, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehil olduklarını,  bu noktada kanun koyucunun kişilik haklarının korunması bakımından gerçek kişi tüzel kişi şeklinde bir ayrım yapmadığının da göz önünde tutulduğunda, tüzel kişilerin de kişilik hakkı korumasından yararlanabileceği görüşü ağırlık kazanmakta olduğunu; bununla birlikte, tüzel kişilerin insanlar gibi maddi-organik bir yapıya sahip olmadıklarından onların bedensel bütünlüğü, yaşamı, sağlığı gibi, maddi bedensel değerler üzerinde kişilik haklarının varlığı eşyanın tabiatı gereği söz konusu olmadığını; bununla birlikte saygınlık, onur, sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerle, mesleki ve ekonomik kişisel değerlere gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de sahip olduğu söylenebileceğini; tüzel kişilerin kişisel değerler üzerindeki kişilik haklarının korunması gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/4-213 E., 2016/70 K. Sayılı ilamında, \"Tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu sebeple tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir.\" şeklinde hüküm kurduğunu; bu minvalde, Yargıtay’ın da tüzel kişilerin, niteliği gereği insana özgü olan kişisel değerler dışındaki değerlere sahip olduğunu ve bu değerleri korunmaya değer gördüğü anlaşılmakta olduğunu,  Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/687 Esas, 2012/26 Karar sayılı kararında \"Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, onur ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre ( TMK. m. 48 ), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu ( m. 49 ) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır.\" denildiğini, (Gerçi, kalpleri ve hissiyatı olmayan tüzel kişilerin elem ve ızdırap duymaları düşünülemez. Ancak bu halleri, tüzel kişilerin, ölüm dolayısiyle manevi tazminatı tanzim eden B.K.nun 47. maddesine göre hak talebinde bulunmamaları sonucuna götürür. Hukuk nizamı tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı sebebiyle elem ve ızdırap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevi tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun amacına aykırı düşer. Çünkü, gerek Medeni Yasa ve gerekse Borçlar Yasası ( md. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır. Yargıtay ve bilimsel eserlerdeki baskın görüş, tüzel kişilerin de nitelikçe gerçek kişilere özgü olanların dışında kalan, kişisel haklarına saldırı halinde manevi tazminat namı altında özel bir giderim isteyebilecekleri yolundadır ( Mustafa Reşit karahasan, Tazminat Hukuku, 1996, s. 967-68; Kemal Tahir gürsoy, \"Manevi Zarar ve Tazmini\", aühfd., C. 30, S. 1- 4, s. 12). Uygulamada da Yargıtay H.G.K., 15.12.2004 gün ve 2004/4-709 E-2004/720 K.; 31.5.2000 gün ve 2000/4-900 E- 2000/935 K. sayılı ilamlarında tüzel kişilerin de kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat davası açabileceklerini kabul etmiştir. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2011/4-687 K. 2012/26 T. 1.2.2012)İleri sürerek, anılan sebeplerle; Yerel mahkeme tarafından maddi tazminat taleplerinin kabul edildiğini ve bu taleplerinin haksız fiilden kaynaklandığını kabul ettiğini; davalının müvekkile karşı haksız fiilden dolayı zarar verdiğini kabul etmesine rağmen manevi tazminat taleplerinin kabul edilmemesinin mahkemenin kendisini ile çelişkiye düşürdüğünü; tüm bu sebeplerle manevi tazminat yönünden bir karar verilmesi için kararın bzulması ile aynı zamanda dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesini ve yargılama masraflarının davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafın dava dilekçesi 6100 S.HMK.’nun amir hükümleri dava şartları, dava dilekçesinin içeriği, harç ve avans ödemesi gibi emredici hükümlerine açıkça aykırılıklar barındırdığından haksız ve hukuka aykırı iş bu davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiğini, Davacı tarafın dava dilekçesinde davanın kısmi dava mı, yoksa belirsiz alacak davası mı olduğunu açıkça belirtmediğini, dava dilekçesi içeriğinde 2 yıllık maaş ödemesi olarak 120.000,00 TL, usulsüz olarak aktarıldığı iddia edilen miktarın 417.637,35 TL ve miktarları belirli olan kredi kartı harcamaları dava konusu yapıldığını ancak dava dilekçesinin netice-i talep kısmında maddi tazminat olarak 300.000,00 TL talep ettiğini ve bu miktar üzerinden harç yatırmış daha sonra da davasını ıslah ettiğini; mahkeme de ıslah edilen maddi tazminat talebi üzerinden davabın kabulüne ve tazminat miktarı olan 596.244,00 TL'nin haksız fiil tarihi olan 12/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline  karar verdiğini; bu kararın usul ve yasaya aykırı olduğundan ortadan kaldırılması gerektiğini, Yargtay Hukuk Genel Kurulu; belirsiz alacak davası açarken dava türünün dilekçede açıkça belirtilmesi gerektiğine dikkat çektiğini; bir başka deyişle Hukuk Genel Kurulu, belirsiz alacak davasının yasada öngörülen şartlarına ek bir koşul öngördüğünü; dolayısıyla, belirsiz alacak davası olarak açılması düşünülen tüm davalarda bu hususun dava dilekçesinde açıkça belirtilmesini bir şart haline getirdiğini ancak dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğunun belirtilmediğini; yani görülen dava kısmı dava olarak kabul edilmesi gerektiğini, Hukuk Genel Kurulu'nun kararda dava dilekçesindeki “fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere” şeklinde ibareyi kısmi dava açıldığına dair bir beyan olarak değerlendirdiğini; kurul, konu ile ilgili başka bir karara da atıf yaparak, dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyorsa ve talep bölümünde “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifade mevcutsa, bu hususun davanın kısmi dava olarak kabul edilmesi için yeterli olacağını belirttiğini; bu doğrultuda, kısmi dava açarken dava türünün dilekçede açıkça belirtilmesinin bir zorunluluk olmadığı sonucuna varıldığını ancak, belirsiz alacak davası açılmış ise bu hususun dava dilekçesinde tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesinin zorunluluk olduğunu, somut olayda davacı tarafın belirsiz alacak davası değil, kısmi dava ikame ettiğini; bu hususun dava dilekçesinin netice-i talep kısmından da açıkça anlaşılmakta olduğunu,  kısmi davanın yalnızca dava konusu edilen alacak için, davanın açıldığı tarihten itibaren zamanaşımını keseceğini, dava dışı tutulan alacak tutarı bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceğini,  dava dışı tutulan alacak bakımından zamanaşımının, ek davanın açıldığı ya da kısmi ıslah isteminde bulunulduğu andan itibaren kesilceğini, kısmi davada faiz, dava edilecek alacak kısmı bakımından bir başlangıç belirtilmemişse ( ki bu dosyada faiz başlangıç tarihi belirtilmemiş)  bu davanın açıldığı andan itibaren, dava dışı tutulan alacak kesimi bakımından ise ek davanın açıldığı ya da kısmi ıslah isteminde bulunulduğu andan itibaren hesaplanıp yürütüleceğini, böylelikle dava edilmeyen ve saklı tutulan miktar bakımından karşı tarafın temerrüde düşmediğini, huzurdaki dosyada bu ayrıma gidilmeden ve davacının talebine bakılmadan tazminat miktarının tamamı yönünden haksız fiil tarihi olarak kabul edilen 12/07/2019 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verildiğini, oysa ki davanın nitelendirilmesi doğru olarak yapılsaydı sonuçlarının da çok farklı olacağını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 07.07.2021 tarihli kararında: Belirsiz alacak davasının niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişinin bunu dilekçesinde açıkça belirtmesi ve “…fazla ilişkin haklarımız kalmak kaydıyla…” açılan davaların kısmi alacak davası olarak kabul edilmesi gerektiğine ve ayrıca dava devam ederken “..davamız belirsiz alacak davasıdır” şeklinde beyan ile davanın türünü değiştirmenin mümkün olmadığına hükmettiğini, istinaf taleplerinin kabulü ile belirsiz alacak davası olarak kabul edilen ve bu yönüyle de usul ve yasaya aykırı mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerinde,  Davacı şirketin 26.01.2015 tarihinde kurulmuş olup şirket hissesinin %25’i kurucu ortak ve yetkili müdür müvekkili ...'a ait olduğunu; 4 ortaklı olan bu şirkette bütün ortakların ortak iradesi ile, aksi karar alınana kadar şirket ortağı ... ve müvekkili müdür olarak görevlendirildiğini ancak her ne kadar evrak üzerinde iki müdür atanmış olsa da şirketin bütün iş ve işlemleri müvekkili tarafından yapılmış diğer şirket ortaklarının şirkete herhangi bir getirisi ve kazanımı olmadığını, bütün iş yükünün müvekkili ...'ın üzerinde olmasından duyulan rahatsızlığın şirket ortaklarına iletilmesi üzerine ortaklar arasında ihtilaflar yaşanmaya başlandığını; müvekkili müdürlük ve diğer tüm görevlerden istifa etmek istediğini yapılan toplantılarda kendilerine defaatle ilettiğini ancak diğer ortaklarca istifa talebinin uygun görülmediğini; 15/10/2019 tarihli Genel Kurul Kararı ile müvekkili ...'ın müdürlük görevine son verildiğini,  <br>Şirketin yetkili ve görevli müdürü ( aynı zamanda %25 ortağı) olarak müvekkili tarafından yapılan işlemlerin tamamından diğer şirket ortaklarının da haberdar oldukları halde geçmiş uygulamaları ve bilgileri dahilindeki iş ve işlemleri görülen davaya konu ettiklerini; oysa ki bütün iş ve işlemlerin müvekkilinin ortaklığının devam ettiği (ki halen devam etmekte olduğunu) ve müdürlük görevi süresince, yani yetkili ve görevli olduğu dönemde yapılmış işlemler olduğunu; müvekkili tarafından müdürlük görevinin sona erdiği 15/10/2019 tarihinden sonra yapılan hiçbir işlem bulunmamakta olduğunu; bu sebeple haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme, hatalı tespit ve değerlendirmeler neticesinde haksız davanın kabulüne karar verildiğinden hükmün aleyhe olan kısmının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Yerel mahkemenin; \"... şirket ortaklarının imzasını ihtiva etmeyen 2 adet karara istinaden davalının aylık 5.000,00 TL. maaş aldığı, söz konu maaşlar toplamının Şirketin ... hesaplarından ödendiğinin itibar edilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda tespit edildiği,....\" gerekçesiyle müvekkiline 2 yıl 8ay boyunca ödenen müdür maaşının bile tazminat olarak geri ödenmesine karar verdiğini; kararın bu yönden hatalı olduğundan istinaf taleplerinin kabulü ile hükmün bu yönüyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Yerel mahkeme bu kararı dosyaya sunulan ve hatalı olan bilirkişi raporunu esas alarak verdiğini; hükme esas alınan bilirkişi raporu eksik inceleme ve hatalı tespitler içermekte olduğunu,  bilirkişilerin dosyaya sundukları bilgi ve belgelerin hiçbirini dikkate almadan, incelemeden, sanki dosyaya cevap dilekçesi ve delil sunmamışız gibi sadece davacı tarafın iddiaları ve ticari defterleri doğrultusunda değerlendirme yapıp rapor tanzim ettiklerini; mahkeme de itirazlarının reddine karar vererek bilirkişi raporu doğrultusunda haksız davanın kabulüne karar verdiğini, raporun 8. Sayfasının  \"...’a MAAŞ ÖDEMELERİ\" başlıklı bölümünde; \"Davacı ... Ltd.Şti.’nin incelenen karar defterinde, şirket müdürü ...’a ücret ödenmesine ilişkin kararlar alındığı, ancak incelenen tutanakların imzasız oldukları görülmüştür.\" denildiğini, bu tespit ve değerlendirme baştan sona hatalı olup dosyaya cevap dilekçesi, ikinci cevap dilekçesi ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde sundukları ve davacı tarafın da itirazına uğramayan 22/06/2015 tarihli ve  Ar-ge projesinde yer alan şirket müdürüne ücret ödenmesi gündemli, 1) numaralı karardan açıkça anlaşılmakta olduğunu, 1 Nolu kararın imza ihtiva eden dijital kopyasının 22 Haziran 2015 yılında ortaklara email vasıtasıyla iletildiğini; ilgili email ek olarak dosyaya sunulduğunu; bu kararların imzasız bir şekilde karar defterine yapıştırılması ve bu hususta ısrar edilmesinin, yani imzalı suretinin davacı tarafça sunulmamış olmasının davacı tarafın haksız davasına dayanak bulma çabasından kaynaklanmakta olduğunu; ancak  bilirkişilerin objektif olarak dosyaya sunulan bütün bilgi ve belgeleri inceleyerek tespit ve değerlendirme yapması gerekmekte olduğunu; bu hususu açıklığa kavuşturmayan raporun hükme esas alınmasının kabul edilemeyeceğini; itirazları doğrultusunda dosya yeni bir bilirkişiye verilmeden yani bu husus netleşmeden verilen kararın  bu yönüyle hatalı olduğunu ve ortadan kaldırılması gerektiğini, Müvekkili ...'ın dava konusu dönemde hem yönetim kurulu üyesi hem de şirket müdürü sıfatı taşımakta olduğunu; müvekkiline yapılan maaş ödemelerinin ise fiilen şirket müdürü olarak görev yaptığı için ödendiğini; Limited Şirket müdürleri şirketi yönetme işini fiilen sevk ve idare ederek yürüttükleri için, müdürlere ödenen para ÜCRET olarak nitelendirildiğini; müvekkiline ödenecek ücret için de şirket ortaklarının oy birliğiyle aldıkları kararın aşağıda izah edildiğini,  dosyada mevcut cevap dilekçesi ekinde sundukları ( Ek-4 ve 5 olarak dosyada mevcuttur )  22/06/2015 tarihli ve  Ar-ge projesinde yer alan şirket müdürüne ücret ödenmesi gündemli, 1) numaralı karardan anlaşılacağı üzere müvekkiline yapılan maaş ödemesine ilişkin kararın bütün ortakların katılım sağladığı ve imza attığı şirket yönetim kararı olduğunu,  şirketin göstermiş olduğu tüm faaliyetlerin müvekkili tarafından yürütüldüğünden bu faaliyetlerin karşılığı olarak alınmış olan maaş kararının da bütün ortaklar tarafından alındığını; bu kararın bütün ortaklara e-mail olarak gönderildiğini; bütün ortakların savcılık dosyasında verdikleri ifadelerde bu e-mail hesaplarrının kendilerine ait olduklarını ve bu mailleri aldıklarını açıkça kabul ettiklerini; yani tamamen ortakların onayı ve bilgisi dahilinde alınmış bir karar ve bu doğrultuda yapılan maaş ödemelerinin müvekkilinden tazminat olarak geri alınmasına karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, Bu kararın ortaklarca alınmış olduğuna dair en önemli delillerden birisinin ise cevap dilekçesinin ekinde EK-6’da sunulan ve maaş ödemesinin yapıldığı ve alınan maaşın bahsi geçen ortaklar da dahil olmak üzere tüm ortakların şirket için yapmış oldukları masrafları ödemek için kullanıldığına dair mail olduğunu, 30 Aralık 2015 tarihinde şirket ortaklarına bu mailin gönderildiği noktasında ihtilaf bulunmadığını, ilgili e- mailde belirtildiği üzere müvekkiline ödenen maaş tutarlarından; ...a harcamaları karşılığında, 8235 TL, ... sermaye payı olarak  2500 TL, ...'a belirtilen masraflar için : 4050 TL,  ...'a  sermaye payı olarak  2500 TL, ...'a  srmaye payı olarak 2500 TL ödendiğini, 2015 yılında bu kararın alındığını ve devamında da aksine karar alınmadığı ve diğer ortaklar da bu karara muhalefet etmediklerinden 10/03/2018 tarihine kadar bu ödemeler yapıldığını; bu sebeple ortada haksız bir ödeme bulunmadığından yerel mahkemenin kararı bu yönden hatalı ve ortadan kaldırılması gerektiğini,  Yerel mahkemenin; \"............. davacı şirketin %25 oranında eşit hisseli 4 ortağının bulunduğu, davalı ...’ın uyuşmazlık konusu dönemde münferid imzalı şirket müdürü olduğu, dağıtımına karar verilmiş karların, şirketin yasal ticari defterlerinde vergi stopajlar ve ortaklara net dağıtılacak karların tahakkuk kaydının yapıldığı, ancak tahakkuk kaydında her ortağa ödenecek kar paylarının ayrı ayrı gösterilmiş olmakla beraber, ortakların şahsi banka hesaplarına kar payı ödemelerinin yapılmadığı, 4 ortağa dağıtılması gereken toplam net karın Şirketin ... ..., davalı ...’ın ...Bankasındaki hesabına 5 ayrı tarihte yatırılmış olduğu, diğer ortaklara ödeme yapılmadığı, 2015-2016-2017-2018 hesap dönemlerine ilişkin elde edilen ve ortaklara dağıtımına karar verilmiş net kar toplamının 756.849,70 TL. olduğu, ortak başına 189.212,00 TL. Dağıtılması gerekirken, ortaklara dağıtılmayıp, davalı ...’ın ...Bankası’ndaki kendi hesabına 5 ayrı tarihte olmak üzere amamını aktardığı, ayrıca kar payı ile beraber 10.967,05 TL.’ninde şirket hesabından fazladan aktarıldığı, davalı ...’ın kendi hesabına aktardığı tüm ortaklara ait 756.849,70 TL. içinde kendi payına düşen 189.212,00 TL. düşüldükten sonra kalan ve diğer 3 ortağa ödenmesi gereken 567.636,00 TL.nin uhdesinde kaldığı, davalının  diğer 3 ortağa kendi hesabından ayrı ayrı 50.000,00 TL. ödediğine ilişkin ... bankası dekontlarından tespit edildiği üzere, diğer 3 ortağa ait uhdesinde kalan toplam tutarın böylece 417.636,00 TL.’ye düştüğü,............\" gerekçesiyle bu mikarın tazminat olarak geri ödenmesine karar verdiğini; kararın bu yönden hatalı olduğundan istinaf taleplerinin kabulü ile hükmün bu yönüyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini; mahkemenin bu kararı da hatalı tespit ve değerlendirmeler içeren bilirkişi raporunu esas alarak verdiğini,  hükme esas alınan hatalı raporun  10. sayfasının \"sonuç ve kanaat\" bölümünde; \"Dağıtımına karar verilmiş karların, şirketin yasal ticari defterlerinde vergi stopajlar ve ortaklara net dağıtılacak karların tahakkuk kaydının yapıldığı, ancak tahakkuk kaydında her ortağa ödenecek kar paylarının ayrı ayrı gösterilmiş olmakla beraber, ortakların şahsi banka hesaplarına kar payı ödemelerinin yapılmadığı, 4 ortağa dağıtılması gereken toplam net karın Şirketin ... ... ... nolu hesaptan, davalı ...’ın ...Bankasındaki hesabına 5 ayrı tarihte yatırılmış olduğu, diğer ortaklara ödeme yapılmadığı tespit edilmiştir.\"  şeklinde değerlendirme yapıldıktan sonra buna göre hesaplamalar yapıldığını; yerel mahkemenin de hükme esas aldığı bu değerlendirme hatalı olduğundan hükmün ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Davacı şirketin iştigal konusunun radyasyon ölçüm cihazlarının üretimi ve montajı olduğunu: bunun için piyasada pazar araştırması, ihalelere hazırlanması, satış yaptırılan 3. Kişilere komisyon verilmesi, kısa süreli personel istihdamı, konaklama, seyahat masrafları vb. bir çok işin müvekkili tarafından yürütülmekte olduğunu, raporda belirtilen ve müvekkilinin şahsi hesabına yapılan ödemelerin tamamının bahsedilen giderler için harcanan kalemler olduğunu; bu süreçte kar payı dağıtımı için şirket karar defterinde kararlar bütün ortaklarca alınmakta ancak gayri resmi, yani belgelendirilemeyen harcamaların yapılabilmesi için de kar paylarının neredeyse tamamının müvekkilinin hesabına gönderilmekte olduğunu; sununla ilgili olarak karar alınması için diğer ortaklara müvekkili tarafından gönderilen e-mailler ve alınan kararların bir kısmı cevap dilekçemiz ekinde dosyaya ibraz edildiğinden dosyada mevcut olduğunu; hatta bu ödemelerin bir kısmının da şu an bu bedeller bizden habersiz alınmıştır diyen ortakların kendilerine yapıldığını; yani yapılan bütün iş işlemlerden diğer şirket ortakları da haberdar oldukları halde bu hususu görmezden gelinerek hatalı hüküm tesis edildiğini, özetle bugüne kadar şirkette yapılan bütün ödemelerin, alınan kararlardan bütün şirket ortakların bilgi sahibi olduğunu; bunun en açık örneği ve delilinin de şu olduğunu; Çekişmeli ortaklıktan ayrılma sürecinin 2019 Eylül ayında olduğuna göre ortakların 4 yıl 3 Ay’lık bir zaman diliminde bu emaillere herhangi bir itirazının olmaması, bu karar konusunda bilgilerinin olmadığını beyan eden bir şerh veya yönetim kararı olmaması bu kararlar konusunda bilgileri ve onayları olduğunu da apaçık göstermekte olduğunu,  bu harcamaların ...’ın şahsi  hesabından yapılmış olması, ...’ın şirket menfaati ve şirket işlerini ayakta tutmak adına bu ödemeleri herhangi bir karşılığı olmadan yapmış olması hayatın olağan akışına ve basiretli tacirlerden beklenecek tutuma aykırı olduğunu; dava dosyasına sunulan ve delil niteliğinde sayılabilecek ortaklara gönderilmiş email örneklerinde bir çok örneği olacağı üzere ... dışarıdan bir öğretim görevlisine şu anda ... firmasının kullanmaya devam ettiği elektronik kartı 30.000 TL bedel ile yaptırmış ve bunu şahsi hesabından ödediğini; eğer ... firmasının ve ortaklarının beyanı üzere bu kar payları ve maaşların harcanması konusu ortakların bilgisi dahilinde değil ise ve ... bu bedeli tamamen kendi insiyatifi ile şahsi hesabından ödediyse bu durumda müvekkilinin de alacaklı konuma gelmekte olduğunu ve bu ödemelerin de mahsup edilmesi gerektiğini; eğer bu örnekte olduğu gibi maaş / kar payı ve her ne adla olursa olsun ...’ın kullanımına bırakılan bu bedeller ...’un ve dolayısıyla ... ortaklarının bilgisi dahilinde değil ise davacının herhangi bir bedel ödemeden kullandığı bu malzemeler, know-how bilgisi, tasarım bilgisi sebebiyle ...'a borçlu olması gerekmekte ve bu şahsi ödemelerin de mahsup edilmesi gerekmekteydi. Bu yönden yaptığımız itirazlar reddedilerek yani bu itirazlarının açıklığa kavuşturulmadan kurulan aleyhe hükmün hatalı olduğunu ve ortadan kaldırılması gerektiğini, somut olay incelendiğinde müvekkilinin, davacı şirketin %25 ortağı olduğu gibi (4 ortaklı şirkette diğer ortaklarla eşit oranda pay sahipliği bulunmakta ) şirketin aynı zamanda atanmış yetkili mesul müdürü olduğunun görülmekte olduğunu; davacı şirket radyasyon ölçüm cihazlarının üretimi ve montajı işi ile iştigal etmekte olduğunu; bunun için piyasada pazar araştırması, ihalelere hazırlanması, satış yaptırılan 3. Kişilere komisyon verilmesinin, kısa süreli personel istihdamı, konaklama, seyahat masrafları vb. bir çok iş müvekkili tarafından yürütülmekte olduğunu; bu harcamaların birçoğu da doğal olarak şirket kartından yapılmakta olduğunu ve davacı tarafın da buna bir itirazı bulunmamakta olduğunu,  bu bağlamda ileride doğabilecek hesap karışıklığı ve ihtilaflardan tedirgin olan müvekkili, ortakların bilgisi dahilinde kendi hesabına yapılan ödemeler sebebiyle ileride mağduriyet yaşamamak adına şirket ortaklarına buna ilişkin kendisine bir belge vermelerini rica ettiğini; 07/08/2019 tarihli ve ıslak imzalı bu belgelerden birini dosyaya ibraz etmemiz üzerine şirket ortağı ... davaya müdahil olmak istemiş ancak müdahillik talebi konusunda karar verilmesine gerek olmadan dosyada hüküm kurulduğunu, ortaklar arasında yargılama süreçleri başlamadan önce müvekkilinin her bir ortak için ayrı bir tutanak hazırladığını ve  toplantıda ortakların bu tutanağı imzalamasını istediğini; ortakların hepsinin üniversitede öğretim üyesi ve basiretli birer tacir olduğunu; ortaklardan ...'in 07/08/2019 tarihli belgeyi imzalayarak müvekkiline iade ettiğini; yani kar payı dağıtımlarının nasıl sarf edildiğinden haberdar olduğu için bu belgeyi de tereddütsüz olarak imzaladığını; eğer bu belge konusunda kuşku duysaydı belgeyi imzalamayacağını; diğer ortaklar ... ve  ... da imzalayıp geri getireceğiz dediklerini ancak bu ihtilaflar ortaya çıkınca belgeyi imzalamadıklarını, bütün süreçten haberdar olan ortaklardan birinin belgeyi imzaladığını diğer ikisinin evrakla birlikte ortadan kaybolduğunu; belgeyi imzalayan ortak ...'in ise imza tarihinde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde Dekan olduğu halde akli melekelerinin yerinde olmadığını iddia ederek davaya müdahili olmak istediğini ve aynı zamanda suç duyurusunda bulunduğunu; aleyhine bilgi ve belge ortaya çıkan ortaklar haksız kazanç sağlama uğruna her yolu denemekte olduğunu; yargılama makamlarının buna cevaz vermemesi gerektiğini, Dosyada mevcut ... imzalı bu belgede; brüt toplam tutarları aşağıda belirtilen kar payı dağıtımlarından vergiler düşüldükten sonra ...'in 1/4'lük kısmından net bir şekilde haberdar olduğunun açıkça görülmekte olduğunu; öğretim üyesi ve basiretli bir tacir olan ortaklardan ...'in ıslak imzasını taşıyan bu belgenin aslı da gerekli görüldüğünde  mahkemeye ibraz edilebileceğini, (03 numaralı 12/01/2018 tarihli karar gereği 117.950,00 TL, 04 numaralı 06/06/2018 tarihli karar gereği 447.062,00 TL, 07 numaralı 06/12/2018 tarihli karar gereği 117.950,00 TL, 08 numaralı 29/04/2019 tarihli karar gereği 138.300,00 TL, 09 numaralı 11/07/2019 tarihli karar gereği  69.150,00 TL) bahse konu evrakın şirket müdürü ve ortağı olan ...’un ( İstanbul Üniversitesinde profesör olarak görev yaptığı tarihte)  organize ettiği 07/08/2019 tarihinde  - müştekinin istanbul üniversitesi fen fakültesinde dekan olduğu tarihte – bizzat müştekinin makamı olan dekanlık makamındaki toplantıda imzalandığını; dosyaya sundukları ve ıslak imzalı bu belgeden de anlaşılacağı üzere bütün iş ve işlemlerden haberdar olan  ortakların, müvekkilinin güvenini kötüye kullanarak haksız kazanç sağlamaya çalışmakta olduklarını, Eksik inceleme ( incelenmeyen belgeler ve ortaklarca doğrulanmış  e-mailler), hatalı tespit ve yanlış değerlendirmeler içeren raporun hükme esas alınarak karar verildiğini; bu sebeple istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini, İleri sürerek, arz edilen ve re'sen nazara alacağı gerekçelerle istinaf taleplerinin kabulüne, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/03/2023 tarih, 2021/962 E. - 2023/284 K. Sayılı ilamının  maddi tazminat yönünden aleyhlerine olan kısmının ortadan kaldırılmasına, davacı tarafın manevi tazminat yönünden yaptığı istinaf taleplerinin reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin haksız davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nun 644/1-a bendi atfı ile TTK'nun 553 maddesi kapsamında yönetici sorumluluğu nedeniyle maddi tazminat ve manevi tazminat istemlerin ilişkin olup, mahkemece davanın özel dava şartı yokluğundan usulden reddine dair verilen 2020/338 esas - 2021/511 karar sayılı ve 29/04/2021 tarihli kararın dairemizin 2021/1285 Esas 2021/1407 karar sayılı ve 14/10/2021 tarihli ilamı ile kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma ilamı doğrultusunda davalı aleyhine sorumluluk davası açılması için gerekli olan ortaklar kurulu kararına ilişkin noksanlık giderilerek yapılan yargılama sonunda  mahkemece maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin reddine karar verildiği,  karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Davacı yan; şirketin kuruluşundan 15/10/2019 tarihine dek şirket müdürü olan davalının, ortaklara dağıtılması gereken kar paylarını kendi uhdesine aktardığını, şirket kredi kartından usulsüz harcama yaptığını, ortaklar kurulu kararı olmamasına rağmen haksız olarak aylık ücret aldığını, bu hususların bağımsız denetim raporu ile de ortaya konduğunu, davalı hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçlarından  şikayetçi olunduğunu soruşturmanın devam ettiğini ileri sürerek, şimdilik 300.000,00-TL maddi tazminat ile 150.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile şirkete verilmesini talep etmiş, 24/11/2022 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat bakımından netice-i talebin 596.244,00-TL'ye yükseltildiği anlaşılmıştır. Davalı yan; davacı şirketin kurucu ortağı ve diğer ortaklardan ... ile birlikte münferiden temsile yetkili müdürü olduğunu, ancak şirketin tüm işlerinin kendisi tarafından idare edildiğini, davacı şirketin dört ortaklı olduğunu ve diğer üç ortağın dava konusu ettikleri iş ve işlemleri en başından beri bildiklerini, davalıya ücret ödenmesine ilişkin tüm ortakların imzasını içerir ortaklar kurulu kararları olduğunu, davacı şirket tarafından bu ortaklar kurulu kararlarından ikisinde imza olmadığı ileri sürülmüş ise de, imzalı ortaklar kurulu kararlarının dijital kopyasının dava dışı ortaklara mail olarak atıldığını, davacının bu kararların ıslak imzalı asıllarını gizleyip mahkemeye sunmadığını, alınan ücretin şirket müdürü olarak çalışılması nedeniyle alındığını ve bu ücretten dahi şirket için harcama yapıldığını, hatta diğer ortaklara da ödemeler yapıldığını, şirketin iştigal konusunun gerçekleştirilebilmesi için ortaklara dağıtılmasına karar verilen kar paylarının diğer ortakların bilgisi dahilinde davalı hesabına aktarıldığını, bu tutarların davacı şirketin iştigal konusu kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler için kullanıldığını, şirket kredi kartının da şahsi harcamalar için değil şirket harcamaları için kullanıldığını,  bu hususlarda diğer ortaklara mailler atıldığını, diğer ortakların soruşturma dosyasına müşteki olarak verdikleri ifadelerinde mail adreslerinin kendilerine ait olduğunu ve bu mailleri aldıklarını kabul ettiğini, tamamı öğretim görevlisi olan ortakların aralarında anlaşmazlık çıktıktan sonra bu davanın kötü niyetle açıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece taraf delileri toplanarak dosya bir mali müşavir bir hukukçu bilikrişiye tevdii edilerek kök ve taraf itirazları üzerine ek rapor alınmış, akabinde tahkikat bitirilerek bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiş, manevi tazminat istemi ise reddedilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; davalı hakkında hem davacı şirkete yönelik, hem de dava dışı ortaklardan ...'e yönelik eylemi nedeniyle açılmış ceza soruşturmaları bulunduğu, şirkete karşı eylemler bakımından davalı hakkında iddianame tanzim edildiği, şirketin tüzel kişi olmasının manevi zarara uğramasına engel olmadığı, koşulları oluşmasına rağmen manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı yönündedir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; cevap dilekçesi ve bilirkişi kök ve ek raporlarına itiraz dilekçelerinin tekrarı mahiyetindedir. TTK'nun 553/1 fıkrası uyarınca; kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Yönetici sorumluluğu ile amaçlanan; zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Sorumluluğu düzenleyen 6102 sayılı TTK'nun 553.maddesi hükmüne göre yöneticiler kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Yöneticilerin Türk Ticaret Kanununa istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi; zarar, hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. Dosya kapsamına alınan Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/14510 soruşturma sayılı dosyası kapsamından, davcı şirket ile davacı şirketin diğer üç ortağının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, eldeki yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat istemine konu eylemler yönünden davalı aleyhine hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçlarından kamu davası açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece soruşturma dosyası celbedilmiş ise de, açılan kamu davasının akıbetinin araştırılmadığı tespit edilmiştir.  İş bu dosya davalısı hakkında aynı eylemler nedeniyle açılan kamu davasının Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam ettiği anlaşılmaktadır.  TBK’nın 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesince saptanacak maddi vakıalar hukuk hakimini de bağlar (Bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2021/3734 Esas, 2022/8773 karar sayılı, 07/12/2022 tarihli ilamı). Bu durumda mahkemece,  davalı aleyhine eldeki tazminat davasına konu eylemler nedeniyle açılan kamu davasının akıbeti araştırılıp,  bu dosyanın bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediği konusunda hiçbir değerlendirme yapılmaması yerinde olmadığı gibi, davalı tarafından kar payı aktarımına ilişkin işlemlerin davacı şirketin diğer üç ortağının da bilgisi ve rızası dahilinde yapıldığı, ücret ödemelerinin de aynı bilgi ve rıza dahilinde yapıldığı, şirket adına bu tutarlardan yapılan harcamalar konusunda e-mail yoluyla diğer tüm ortakların bilgilendirildiği ileri sürülüp, diğer ortakların ceza soruşturmasında alınan ifadelerinde mail adreslerinin kendilerine ait olduğunu belirttiklerinin savunulmuş olmasına rağmen, ne bilirkişi ek raporunda ne de mahkeme gerekçesinde, davalı tarafından dosyaya sunulan e-mail yazışmalarının değerlendirilmemiş olması, diğer ortakların soruşturma dosyasına verdikleri ifadeler yönünden de davalı savunmasını karşılar değerlendirme yapılmamış olması isabetsiz olmuş, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde bulunmuştur. Dosya kapsamı incelendiğinde, davalının kök bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile kar paylarının tüm ortakların bilgisi dahilinde davalı hesabına aktarılıp şirket için gerekli harcamaların bu tutarlar üzerinden yapıldığını, bu durumu bilen davacı şirket ortaklarından ...'in kendisine düşen kar payı tutarlarını almış olduğuna dair 07/08/2019 tarihli tutanağı imzaladığını ileri sürerek, dilekçesi ekinde ilgili tutanağı ibraz ettiği, dava dışı ortak ...'in 19/09/2022 tarihli fer'i müdahale dilekçesi ile, anılan tutanağın davalı tarafından kendisinin ayırtım gücüne sahip olmamasından faydalanarak hile yolu ile alındığını, bu hususta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/140313  soruşturma numarası ile suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek, davacı yanında davaya müdahale talep ettiği, mahkemece soruşturma dosyasının celbedildiği anlaşılmış ise de,  fer'i müdahale isteminin kabulüne veya reddine yönelik bir hüküm kurulmaması, yine davacının talep ettiği ve hükmedilen maddi tazminat tutarına ortak ...'e ödenmesi gerekirken şirket hesabından davalı hesabına aktarıldığı ileri sürülen kar payı tutarı da dahil olduğuna göre, bu belgenin geçerli olup olmadığı bakımından ve  anılan belgenin hile yolu ile elde edildiğine dair şikayet nedeniyle başlatılan soruşturmanın akıbetinin araştırılarak  bekletici mesele yapılmasının gerekip gerekmediği hususunda bir değerlendirme yapılmaması isabetsiz olmuş, davalı yanın istinaf başvurusu bu yönden haklı bulunmuştur.  Somut olayda mahkemece davacı şirket  müzakere ve karar defterinde  22/06/2015 tarihli, 06/10/2017 tarihli, 05/06/2018 tarihli,  23/10/2018 tarihli ve 11/07/2019  tarihli ortaklar kurulu kararları ile davalıya aylık ücret ödenmesine karar verildiği, bu kararlardan 22/06/2015 ve 06/10/2017 tarihli kararlar haricindeki ortaklar kurulu kararlarının tamamında tüm ortakların imzalarının bulunduğu, mahkemece de imza ihtiva etmeyen 22/06/2015 ve 06/10/2017 tarihli kararlara istinaden davalıya ödenen toplam ücrete maddi tazminat olarak hükmedildiği anlaşılmıştır. TTK'nun 616/1-f bendi uyarınca limited şirket müdürlerinin ücretlerinin belirlenmesi genel kurulun devredilmez yetkileri arasındadır. Davalı yan bu iki ortaklar kurulu kararında da aslında imza olduğunu ileri sürmekte ise de, bilirkişi tarafından incelenen karar defteri aslında imza bulunmadığı anlaşılmıştır.  Dava dışı ortakların müşteki sıfatıyla verdikleri ifadelerde şirket müdürü olarak fiilen ve yalnızca davalının görev yaptığı anlaşılmaktadır.  Davalının 01/12/2015 ve 10/03/2018 tarihleri arasında aldığı ücret bir genel kuruluna dayanmamakla birlikte, davacı şirket ile ile davalı arasında, şirket işlerinin yürütülmesi faaliyeti bakımından bir vekalet ilişkisi söz konusudur. 6098 Sayılı  TBK'nun 502/3 fıkrası uyarınca vekil, sözleşme veya teamül varsa ücrete hak kazanır. Şu halde davacı şirketin müdüre ücret ödenmesine yönelik uygulaması bir bütün olarak göz önünde tutulup,   davalının anılan ödemelerin tüm ortakların bilgisi ve kabul dahilinde gerçekleştirildiğine yönelik savunması ile davalı tarafından dosyaya sunulan e-mailler ile ilgili olarak diğer ortakların isticvap edilmesi, akabinde müdüre ücret ödenmesi bakımından bir temaülün oluşmuş olup olmadığı, temaül oluşmuş ise davacı şirket hacmi de göz önünde bulundurulduğunda ödenen ücretin makul olup olmadığı, buna göre ücret kaleminin davalının sorumluluğunu gerektirip gerektirmediği yönünden bir değerlendirme yapılması gerekirken, davalının bu yöndeki savunmaları karşılanmaksızın hüküm tesisi yerinde olmamış, davalı yanın istinaf başvurusu bu yönden haklı bulunmuştur. Mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda anılan ceza davasının akıbetinin araştırılması ve bekletici mesele yapılıp yapılmayacağının değerlendirilmesi, dava dışı ortağın fer'i müdahale talebi hakkında bir karar verilmesi,  yine davalının cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile rapora itiraz dilekçeleri ekinde sunduğu e-mail yazışmaları ile ceza dava dosyasında, eldeki davaya da konu eylemler bakımından alınan ifadeler de göz önünde bulundurularak, davalının sorumluluk davasına konu edilen tüm eylemlerin tüm ortakların bilgi ve rızası dahilinde gerçekleştiğine, ücret ödemesi hususunda da aynı ortak iradenin söz konusu olduğuna dair diğer üç ortağın isticvap edilmeleri,  fer'i müdahale talep edenden sadır olduğu belirtilen tutanağın geçerli olup olmadığı bakımından, bu belgenin hile ile ele geçirildiğine yönelik soruşturma dosyasının akıbetinin araştırılması ve bekletici mesele yapılmasının gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi, maddi tazminat talebine konu müdür ücreti kalemi bakımından bir teamülün varlığından söz edilip edilmeyeceğinin buna göre bu kalemin sorumluluk doğurup doğurmayacağının gerekli görülmesi halinde ek  rapor ve yeni bir bilirkişi raporu alınarak değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesinden isabettir. Sonuç itibariyle; davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davacının istinaf sebebplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/03/2023 tarih ve  2021/962 Esas ve 2023/284 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Davacının istinaf sebebplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 7-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminat var ise talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/10/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br>\t<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d65592ed8f38bb0c","SID":"23b55c921fa63360"}}