{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İSTANBUL <br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/273 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1302<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 14/10/2021<br>NUMARASI\t: 2018/956 Esas, 2021/884 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ<br>KARAR TARİHİ: 16/10/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:   <br>Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında gelişen ticari ilişki ve müvekkilinin, davalının grup şirketi olması sonucunda cari hesap ilişkisi ortaya çıktığını, buna göre müvekkilinin, davalı şirket ile yapılması planlanan işler karşılığında ön ödemeler yapması, avanslar vermesi ve yapılan hizmetler sebebiyle cari hesap ilişkisi kapsamında alacaklı olduğunu, yapılması planlanan işlerin gerçekleşmediğini, cari hesap ilişkisinin cari hesap sözleşmesiyle veya bu sözleşmenin düzenlenmemesi durumunda tarafların ticari defter kayıtlarıyla tespit edilebildiğini, söz konusu alacağın tahsili amacıyla İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, davacıya bir borcunun bulunmadığını, davacının tüm talep ve iddialarının ispata muhtaç olduğunu, davacı tarafından bu hususlara ilişkin fatura veya sözleşme sunulmadığını, davacı şirketin 24/05/2011 tarihinde %99,9 hisse oranı ... Hotel ..., %00,1 hisse oranı ise Ertan ...'a ait olmak üzere iştirakken 100.000,00 TL sermaye ile kurulduğunu ve şirketi temsil yetkisinin bir dönem Ertan ...'ın oğlu olan Selim ...'a 10 yıl boyunca münferiden verildiğini, şu anda ise müvekkili şirketi yönetim kurulu başkanı olarak münferit imza ile her hususta ve her alanda temsil ve ilzam etmeye 20/09/2017 tarihinden itibaren sadece ...'in yetkili bulunduğunu, davacı şirketin yetkilileri olan Ertan ... ve Selim ... ile yine aynı kişilerin yetkilisi olduğu başkaca şirketlerle müvekkili arasında davacının ve bu kişilerin usulsüz eylem, işlem ve haksız menfaat sağlama gayeleri ile mesnetsiz taleplerine ilişkin birçok dava bulunduğunu, bu nedenlerle aleyhlerinde nitelikli dolandırıcılık başta olmak üzere resmi evrakta sahtecilik, sahte evrak tanzimi gibi birçok suçtan dolayı kapsamlı soruşturmalar yürütüldüğü gibi haklarında bu eylemler nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu tarafından başlatılmış birçok soruşturma ve dava bulunduğunu, bu kişilerin, asılsız, hukuka aykırı şekilde borç yükleme kastı ile hareket ederek müvekkili şirketin içini boşaltmak, haksız kazanç ve menfaat temin etmek üzere sahte ve hukuken geçersiz belgeler ile sürekli olarak usulsüz ve hukuka aykırı edimlerde bulunduğunu, müvekkili şirketin vekili olan ve 14/05/2018 tarihinde görevi süresince yaptığı usulsüz ve hukuka aykırı işlemler sebebiyle azledilen Av. ...'nın işbu davada davacı şirketin vekillik görevini üstlenmesinin 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 38. maddesi ve bağlantılı hükümlerine aykırı olduğunu, resmi evrakta sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçları sebebiyle müvekkilince şikayette bulunulması üzerine kendisi hakkında devam eden soruşturma bulunduğu gibi ayrıca yine İstanbul Barosu nezdinde de şikayet dosyasının mevcut olduğunu, davacının, müvekkiline kestiği ve tebliğ ettiği herhangi bir fatura bulunmadığını, Yargıtay tarafından, cari hesap iddiasıyla açılan itirazın iptali davasında, ticari defterlerde alacağın kayıtlı olmasını dahi tek başına yeterli görülmediğini, bu anlamda hizmetin verildiğinin ispatını, faturanın bizzat davalıya usule uygun tebliğini de zorunlu kabul ettiğini, bu nedenle kabul anlamına gelmemek üzere ticari defterlerin davacının iddia ettiği gibi olmasının dahi davanın kabulü için yeterli olmadığını belirterek davanın reddine, alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:<br>İlk derece mahkemesince; davacı defterleri üzerinde talimat mahkemesi aracılığıyla yapılan bilirkişi incelemesine göre, takip tarihi itibariyle davacının 136 nolu hesapta 368.969,47 TL ve 320 nolu hesapta 1.503.022,24 TL olmak üzere toplamda 1.871.961,71 TL alacaklı gözüktüğü, 136 nolu hesaptaki kayıtların 199.000,00 Euro ve 109.800,00 Euro havalelerin alacak olarak kaydı ve bunların kur farklarının işlenmesi suretiyle oluşturulduğu, 320 nolu hesapta ise kira, vergi ödemeleri gibi kayıtların yapılarak alacak kaydı oluşturulduğu, ancak dava dilekçesinde alacağın dayanağı olarak \"yapılması planlanan işler adına yapmış olduğu ön ödemeler, vermiş olduğu avanslar ve yapılan hizmet sebebiyle ortaya çıkan cari hesap alacağı\" gösterilmişken davacının cevaba cevap dilekçesinde alacağın kaynağı olarak muhtelif tarihlerde verdiği borçlar olarak gösterildiği, gerek alacağın dayanağına ilişkin bu çelişkili beyanlar gerekse takip tarihindeki 320 nolu hesaptaki alacakların dayanağı belgeler ile ispatlanamaması gerekse de 136 nolu hesaptaki banka havalelerinde açıklama içermediğinden mevcut borcun ödenmesi için gönderildiği karinesinin aksinin davacı tarafça ispatlanamaması gerekçelerine istinaden davanın reddine  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:<br>Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiş olup davalı vekili ise katılma yoluyla istinaf talebinde bulunmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; gerek dava dilekçesi gerekse de cevaba cevap dilekçesinde borcun kaynağı adına yaptıkları açıklamalarda hiçbir çelişki olmadığını, müvekkili tarafından verilen bir kısım ön ödemeler ve avanslar sebebiyle davalının cari hesap ilişkisi çerçevesinde borçlu olduğunu, bu para transferlerinin banka havalesi ile yapılarak üstüne üstlük ticari defterlere de kaydedildiğini, eğer beyanlar arasında çelişki görülüyorsa Mahkemece bu hususun aydınlatılması sağlanabilecekken buna imkan dahi tanınmadığını, davalının, kendisine verilen kesin süre içerisinde ticari defterlerini sunmaktan imtina ettiğini, müvekkilinin alacaklı olduğunun talimat mahkemesince alınan rapor ile sabit olduğunu, buna göre davalının ticari defterlerini sunmayarak bilirkişi incelemesine engel olmasına ve müvekkiline ait defterler üzerinde yapılan incelemede müvekkilinin alacaklı olduğu tespit edilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ticari defterlerini sunmayarak uyuşmazlığın aydınlatılmasını engellemeye çalışan tarafın, alacağı kabul etmiş sayılması gerektiğini, davalının da defterlerini ibraz etmeyerek müvekkiline olan borcunun gözükmesini ve uyuşmazlığın aydınlatılmasını engellemeye çalıştığını, ayrıca davalı borcun miktarını kesin olarak bildiğinden borcun da likit olması sebebiyle icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap ve katılma yoluyla istinaf dilekçesinde; davanın reddine yönelik verilen karar usul ve yasalara uygun olduğundan davacının haksız istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, cevap dilekçesinde %20'den aşağı olmamak üzere davacı aleyhine tazminata hükmedilmesi taleplerinin davanın reddine rağmen dikkate alınıp değerlendirilmediğini, davacının, müvekkilinden herhangi bir alacağı olmadığı açıkça tespit edildiği ve davanın reddedilmesinin nedenleri de dikkate alındığında müvekkili aleyhine açılan icra takibinin dayanaksız olduğu ve davacının kötü niyetli olduğunun da açıkça ispatlandığını, bu nedenle İİK'nun 67. maddesi gereği davacı aleyhine reddolunan meblağ üzerinden %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davacının istinaf taleplerinin reddi ile kararı sadece davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi yönünden istinaf ettiklerinden ve bu husus yeniden yargılama gerektirmediğinden kararın bu yönüyle düzeltilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:<br>Dava, açık hesap alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Davacının, davalı hakkında İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 1.871.961,71 TL asıl alacak ve 16.155,29 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.888.117,00 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davalının takibe ve borca karşı itirazda bulunduğu, itirazın davacı alacaklıya tebliğine dair bir belgeye rastlanmadığından işbu itirazın iptali davasının yasal süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Davacının ticari defterlerinin incelenmesi amacıyla yazılan talimat üzerine bilirkişi tarafından Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 26/08/2020 tarihli raporda; davacının 2013-2014-2015-2016-2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığı, davalı şirket ile ilgili kayıtların 120, 320, ve 136 nolu hesaplarda tutulduğu, 320 nolu hesabın incelenmesinde, davalı şirketin 2013, 2014 ve 2015 yıllarında davacı tarafa düzenlediği toplamda 10.443,00 TL'si kira faturası ve 9.021,31 TL'si vergi ödemelerinden kaynaklı toplamda 19.464,31 TL alacak kaydı yapıldığı, bu tutarın 30/09/2015 tarihinde 18.402,31 TL ve 01/01/2016 tarihinde 1.062,00 TL borç kaydı yapılıp 120 nolu hesaba alacak kaydı yapılarak virman işlemi ile bakiyenin sıfırlanmış olduğu, 120 nolu hesabın incelenmesinde, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait yapılan incelemede 31/12/2013 tarihinden başlayarak 31/12/2018 tarihine kadar 3'er aylık periyotlar halinde davalıya cari hesap faiz faturası düzenlendiği, 21 adet faturanın toplam tutarının 555.600,20 TL olduğu ve davalı adına 02/01/2014 tarihli 3.420,39 TL tutarında borç kaydı yapıldığı, davalının 02/06/2014 tarihli 12.893,20 Euro faiz açıklamalı yaptığı 36.964,47 TL ödeme, davalının, davacı adına ödediği muhtelif vergi ödemeleri toplamı 9.507,47 TL ve 36 adet kira faturası toplam tutarı 12.744,00 TL ile 30/09/2015 tarihinde 18.402,31 TL ve 01/01/2016 tarihinde 1.062,00 TL 320 nolu hesabın virmanı olarak alacak kaydı yapıldığı, 31/12/2018 tarihi itibari ile 120 nolu hesapta davacının, davalıdan 480.340,34 TL alacaklı olduğu, 136 nolu hesabın incelenmesinde, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait yapılan incelemede davacı tarafından davalıya 10/06/2013 tarihinde 199.000,00 Euro karşılığı 496,405,50 TL ve 04/10/2013 tarihinde yapılan 109.800,00 Euro karşılığı 298.546,20 TL havalenin 02/01/2014 tarihli resmi defter kayıtlarına toplamda 308.800,00 Euro karşılığı 794.956,70 TL olarak borç kaydı yapıldığı, 2014 yılı için kur artışı ile 76.080,46 TL kur farkı işlemi borç kaydı yapıldığı, 2015 yılında 185.434,40 TL borç, 75.223,68 TL alacak kur farkı kaydı, 2016 yılında 3 adet kayıt ile toplamda 164.374,24 TL kur farkı borç kaydı, 2017 yılıda 4 adet kayıt ile toplamda 248.769,28 TL kur farkı borç kaydı ve 2018 yılında kur artışı nedeniyle 3 adet kayıt ile 751.928,00 TL borç kaydı yapıldığı, kurdaki düşüş nedeniyle 31/12/2018 tarihinde 284.868,00 TL tutar ile alacak kaydının yapıldığı, 31/12/2018 itibariyle bakiyenin 1.861.446,40 TL olduğu, buna göre davacının 31/12/2018 tarihi itibariyle cari hesap bakiyesinin 320 nolu hesaptan 480.340,34 TL, 136 nolu hesaptan 1.861.446,40 TL olmak üzere toplamda 2.341.786,74 TL alacaklı olduğu, icra takip dosyasında 31/05/2018 tarihi olarak belirtilen cari hesap bakiyesinin bu tarih itibariyle 1.871.961,71 TL olduğu bildirilmiştir.Mahkemenin 05/11/2020 tarihli celsesinde, davalıya ait ticari defterler ile tarafların iddia ve savunmaları, dosyada bulunan bilgi ve belgeler incelenip davacı defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi de nazara alınarak davacının, davalıdan davaya konu alacağının bulunup bulunmadığı, varsa miktarının tespiti yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Tarafların hazır olmaması ve yerinde incelemeye ilişkin talep dilekçesi de ibraz edilmediğinden bilirkişi incelemesi yapılamadığına dair 03/02/2021 tarihinde tutanak tutulmuştur.Mahkemenin 08/04/2021 tarihli celsesinde de, yine aynı şekilde bilirkişi incelemesi yapılması amacıyla ara karar oluşturulmuş olup davalı şirket tarafından ticari defterler ibraz edilmemiştir.Bilirkişi tarafından sunulan 13/08/2021 tarihli raporda; davalı şirkete ait ticari defterlerin sunulmadığı, davacının replik dilekçesinde, dava konusu alacağın davalı şirkete muhtelif tarihlerde verilen borçlardan doğduğunu ileri sürdüğü, dava dilekçesinde ise, yapılması planlanan işlerin gerçekleşmemesi sebebiyle verilen ön ödeme ve avansların iade edilmemesinden alacağın doğduğunun belirtildiği, buna göre davacının alacağının neye dayandığının açık olmadığı, dava dilekçesindeki beyanların kabul edilmesi halinde, davacının yapılması planlanan işlerin ve bedelinin ne olduğunu, buna göre hangi iş için ödeme yapıldığını izah etmesi gerektiği, replik dilekçesindeki beyanların kabul edilmesi halinde ise, davalı şirketin mali kayıtlarının geriye doğru izlenerek böyle bir hususun var olup olmadığının incelenmesi gerektiği, bu yönde bir inceleme yapılabilmesi için davalının özellikle 100 kasa, 331 ortaklara borçlar ve 320 satıcılar hesaplarının yıllar bazında incelenmesi gerektiği, anılan inceleme sistematiğinin denetim prosedürlerini içerdiği, bu nedenle bu yönde bir inceleme yapılması mümkün olmamakla birlikte zikredilen hesapların, davalı şirket tarafından ticari defter kayıtları ile birlikte yıllar bazında muavin hesap ekstrelerinin sunulması halinde, hesaplardaki hareketlerin, davacı şirketin beyan ettiği unsurları içerip içermediklerinin değerlendirilebileceği, dosyada yer alan talimat bilirkişi raporunun incelenmesinde, davacının ticari defterlerinde, davalı şirkete ilişkin olarak 320 satıcılar, 120 alıcılar ve 136 diğer çeşitli alacaklar hesaplarını kullandığı, icra takibine konu alacağın da 320 satıcılar ve 136 diğer çeşitli alacaklar hesap bakiyelerinden kaynaklandığı, kullanılan bu hesaplardan 120 ve 320 nolu hesapların ticari ilişki çerçevesinde, 136 nolu hesabın ise ticari ilişki dışında gerçekleşen parasal işlemlerde kullanılan hesaplar olduğu, zira 136 nolu hesap ticari bir nedene dayanmayan diğer alacak hesaplarından herhangi birine dahil edilemeyen alacakların izlendiği hesap olup davacının bu hesap altında kayıt ettiği işlemlerin davalı şirkete ait ticari defter kayıtları ile karşılaştırılması, farklılık var ise bu işlemlerinin dayanaklarının tevsik edici belge ile ispatlanması gerektiği, kaldı ki talimat raporunda yer verilen tespitlere göre davacının takip alacağının 1.503.022,24 TL'lik kısmının 136 nolu hesap bakiyesine dayandığı, ancak davalı şirket ticari defter kayıtları incelemeye ibraz edilemediğinden, bu aşamada bu yönde bir inceleme ve karşılaştırma yapılmasının mümkün olmadığı, sonuç olarak bu aşamada davalı şirket ticari defterlerini incelemeye sunamadığından davalı şirket kayıtları nezdinde davacı ile aralarındaki borç/alacak bakiyesinin tespiti mümkün olmamakla birlikte defterlerin ve raporda yer verilen muavin hesap ekstrelerinin sunulması halinde rapor içerisinde yer verilen nitelikteki incelemelerin yapılabileceği bildirilmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir.  Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz (Yargıtay HGK'nın  2017/19-1634 Esas,  2018/633 Karar sayılı ilamı).Somut olayda, davacının, takip talebinde borcun sebebini \"31/05/2018 tarihli 1.871.961,71 TL tutarlı, cari hesaptan doğan alacak\" olarak gösterdiği, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, bilirkişi incelemesinden de anlaşılacağı üzere davacının, ticari defterlerinde yer alan bakiye alacağına dayanarak takip başlattığı, buna göre açılan işbu davanın da açık hesap alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptali istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davalının ticari defterleri sunulmadığından incelenememiş olup davacının incelenen ticari defterlerine göre alacaklı olduğu tespit edilmesine rağmen davacının alacağın dayanağına ilişkin çelişkili beyanlarda bulunduğu, ticari defterlerinde 320 nolu hesapta kayıtlı alacakların dayanağı belgeler ile ispatlanamadığı, 136 nolu hesapta kayıtlı banka havalelerinde ise açıklama içermediğinden mevcut borcun ödenmesi için gönderildiği karinesinin aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçelerine istinaden davanın reddine dair karar verilmiştir.Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı HMK'nun 222. maddesi \"(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.\" şeklinde düzenlenmiştir.Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK'nın 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin diğer tarafın defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK`daki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır...\" (Yargıtay 6 HD'nin 2023/2249 Esas 2024/4733 Karar sayılı ilamı).Yukarıda belirttilen emsal Yargıtay ilamı ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece usulüne uygun şekilde verilen ihtaratlı kesin süreye rağmen davalı tarafın ticari defter ve belgelerini sunmadığı gibi yerinde inceleme talebinde de bulunmadığı, talimat yoluyla aldırılan bilirkişi raporu uyarınca davacıya ait incelenen ticari defter ve belgelerin ise usulüne uygun tutulduğu ve davacının 1.871.961,71 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davalı taraf defterlerini sunmayarak davacının ticari defter kayıtlarının HMK'nun 222. maddeye göre lehine delil oluşturup oluşturmadığının tam olarak incelenebilmesine engel olduğundan sunulmayan ticari defterlerinde de davacının alacaklı olduğuna dair kayıtların mevcut olduğu halde sunulmadığının ve bunun sonucunda da davacının incelenen defter kayıtlarının davacı lehine delil oluşturduğunun kabulü gerekir. O halde davacının sahibi lehine delil niteliği bulunan defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporu ile icra takibi ile talep edilen alacağın varlığının kanıtlandığı, ancak takip öncesinde davalının temerrüde düşürüldüğünün ise ispatlanamadığı gözetilerek takibe konu asıl alacak miktarı üzerinden itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi gerekirken Mahkemece yazılı olduğu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. İtirazın iptali davalarında İİK'nun 67/2 maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması yada borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması gerekir. Yapılan açıklamalar gözetildiğinde, dava ve takip konusu alacak miktarı davacının sahibi lehine delil niteliği bulunan defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu tespit edildiğinden likit olduğu kabul edilerek davacı yararına icra inkar tazminatına da hükmedilmesi gerekir. Ayrıca Dairemizin kabulüne göre davanın kısmen kabulüne karar verilecek olması, yani davacının takibinde kısmen haksız olması icra takibinin salt bu nedenle kötüniyetle başlatıldığının kabulüne yeterli olmadığı, borçlu lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için icra takibinin haksız ve kötüniyetli olması gerektiği dikkate alındığında kötüniyet tazminatına ilişkin şartların oluşmadığı anlaşılmakla buna yönelik davalı vekilinin talebinin reddi gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise yukarıda belirtilen nedenlerle kabulüne, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/956 Esas, 2021/884 Karar sayılı ve 14/10/2021 tarihli kararının HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE,3-a)Davanın KISMEN KABULÜ ile, davalının İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında yaptığı İTİRAZIN İPTALİNE, takibin 1.871.961,71 TL asıl alacak üzerinden takip talebinde belirtilen şartlarla DEVAMINA, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,b)Hükmolunan asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 374.392,34 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,    Davalının kötüniyet tazminatına ilişkin talebinin reddine,  c)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 127.873,70 TL harçtan davacı tarafından başlangıçta peşin olarak yatırılan 32.244,32 TL harcın mahsubu ile bakiye 95.629,38 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,d)Davacı tarafından başlangıçta yatırılan 35,90 TL başvurma harcı ve 32.244,32 TL peşin harç olmak üzere toplam 32.280,22 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,e)Davacı tarafından yapılan yargılama gideri ve bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 4.249,40 TL yargılama giderinin kabul-ret oranına göre hesaplanan 4.212,85 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,f)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA,g)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince belirlenen 265.915,79 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, ğ)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince belirlenen 16.155,29 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, İstinaf Giderleri Yönünden4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,<br>5-Davacı tarafından karşılanan 71,50 TL istinaf yargılama giderleri ile 221,40 TL istinaf başvuru ve karar harcı olmak üzere toplam 292,90 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,<br>7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,8-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hüküm kesinleştiğinde ve kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNE,  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.16/10/2025<br>\t\t\t\t<br>..<br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ca922576d1175ff8","SID":"57d03f4daf2e2436"}}