{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/277 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1665 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>ESAS NO\t: 2018/1087 Esas - 2022/777 Karar<br>TARİHİ: 02/11/2022<br>DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan\t Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 16/10/2025                                                           <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ... Şirketi'nin, ... ... ... ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin hissedarı olduğunu, ... A.Ş.'nin 12.08.2011 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı gündeminin 4. maddesinin “Yönetim Kurulu üyelerine 6762 sayılı TTK 334 maddesinde yazılı yetkinin verilmesi”ne dair yetki ve izinlerin ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/25 E. 2015/53 K. sayılı kararı ile iptal edildiğini, mahkemece verilen iptal kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin onama kararı ve şirketçe gidilen karar düzeltme taleplerinin reddi ile 15.05.2018 tarihinde kesinleştiğini, davalı gerçek kişilerin ... A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduklarını, ... A.Ş.'nin yönetim kurulu üyelerinin 3 ailenin mutabakatı ile seçildiğini, genel kurullarda 6762 sayılı TTK 334. ve 335. maddeleri (6102 sayılı TTK 395. ve 396. maddeleri) yetkilerini alarak bu üç ailenin hâkim hissedar oldukları aile şirketleri dışındaki şirketlerin daha yüksek birim fiyatından ... A.Ş.'den kütük demiri alma talepleri olmasına rağmen, kendi hâkim hissedar oldukları aile şirketlerine daha düşük birim fiyatından satış yaptıklarını, ticari teamüllere aykırı olarak başka şirketlerin daha önce siparişnameye bağlanan siparişin teslimatları bekletilerek kendi hâkim hissedar oldukları şirketlere öncelikli teslimat yapmak sureti ile şirketin kârını erittiklerini, yönetimde yer alan kişilerin örtülü kazanç elde ettiklerini, ... A.Ş.'yi zarara uğratmak suretiyle, Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet ettiklerinden haklarında SPK tarafından tespit yapıldığını, elde ettikleri menfaatin ... A.Ş.'ye ödenmesi için ... A.Ş.'nin bu kişilere dava açtığını ancak bu kişilerin şirketin yönetimini ele geçirip bu davaları geri çektiğini, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2915/25 E. 2015/53 K. sayılı kararının bozucu yenilik doğuran bir hak olduğunu, geriye doğru etkili olduğunu, genel kurul kararının iptali hükmünün geçmişe etkili olduğunu, yapılan tüm işlemlerin TTKna aykırılık teşkil ettiğini, davalıların işlem yasağına aykırı olarak yapmış oldukları işlemler nedeniyle kendi aile şirketlerinin elde etmiş oldukları tüm menfaatlerin ... A.Ş.'ye ödenmesi gerektiğini, 6762 sayılı TTK madde 334'de Yönetim Kurulu üyeleri şirketin ana sözleşmesinde kayıtlı maksat ve mevzuuna giren işlerden herhangi birini kendisi veya başkası namına bizzat veya dolaylı olarak yapabilmesi için genel kuruldan izin alınması gerektiğinin belirtildiği. yani yönetim kurulu üyelerinden birinin genel kurulun izni olmadan kendi veya başkası namına bizzat veya dolayısıyla ortaklıkla ortaklık konusuna giren bir ticari muamele yapamayacağını, bu hükmün amacının yönetim kurulu üyelerinin mevki ve yetkilerini kötüye kullanmalarını önlemek ve böylece ortaklığın menfaatlerini korumak olduğunu, bu sebeple davalıların işlem yasağına aykırı olarak yapmış olduğu işlemler nedeniyle, kendi aile şirketlerinin elde etmiş oldukları tüm menfaatlerin ... A.Ş.'ne ödenmesi gerektiğinin yasal düzenleme gereği olduğunu,  6762 sayılı TTK'nın 335. maddesine göre Genel Kuruldan müsaade alınmadıkça şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette kendi veya başkası hesabına ticari faaliyette bulunamaz ve aynı alanda faaliyet gösteren bir şirkete ortak sıfatı ile giremez denilerek rekabetin açıkça yasaklandığı, Sadakat ve özen yükümlülüğünün 6102 sayılı Kanun madde 369 da düzenlendiğini, 6102 sayılı TTK 369. maddesi “5. Özen ve bağlılık yükümlülüğü Madde 369-  Yönetim Kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler. Görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar. hükmünü düzenlediğini, maddenin gerekçesinde “... şirket menfaatinin dürüstlük kuralına göre gözetilmesi gerektiğine ilişkin temel özen kurula 6762 sayılı Kanunda açık olarak öngörülmemişti. Bu yüküm ile yönetim kurulu üyesinin kişisel menfaatini, hâkim pay sahibinin veya pay sahiplerinin ve onların yakını olan gerçek ve tüzel kişiler ile üçüncü kişilerin menfaatini, şirketin menfaatinin önüne geçirmemesi kastedilmiştir. Hüküm menfaatler çatışması bulunan hallerde yönetim kurulunun gerekli önlemleri almasını, hâkim ortağı ve onun yakınlarını kayırmadan şirket için, rekabet şartlarına uygun olarak pazarlık yapmasını ifade eder. Hüküm yönetim kurulu üyesini ayrıca rekabet yasağına uymak dışında şirkete karşı kapsamlı bağlılık yükümü altına sokar; içerden öğrenenlerin ticareti yasağına ve kendi kendisiyle iş (sözleşme) yapmak kurallarına uymasını zorunlu tutar.” denildiği,  6762 sayılı TTK 320. maddesinde idare meclisi azalarının şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında Borçlar Kanununun 528 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünün tatbik olunacağının düzenlendiği, Borçlar Kanunu 528 inci maddesinin ikinci fıkrasının “... şirket işlerini ücretle idare eden şerik tıpkı bir vekil gibi mesul olur.” hükmünü düzenlediğini, yani şirketi temsilen faaliyette bulunan yönetim kurulunun, ticaret şirketinin iştigal konularına giren bütün faaliyetlerinde (basiretli bir işadamı) gibi hareket etmesinin lazım geldiği, yönetim kurulu üyelerinin yaptığı işlem yasağına aykırı işlemlerle doğrudan ... A.Ş.'nin ve hissedarı olması dolayısıyla dolaylı olarak müvekkil şirketin zararına sebebiyet verdiklerinin açık olduğu ve zararın boyutunun ise Mahkemece alınacak bilirkişi raporu neticesinde daha net olarak ortaya çıkacağını, 6762 sayılı TTK 334 maddesi ve 6102 sayılı 395 maddesindeki şirketle işlem yapma yasağı ve rekabet yasağı aynı zamanda sadakat borcuna aykırılığı da oluşturduğundan 6762 sayılı TTK 336 ve 6102 sayılı TTK 553 maddesinin de ihlali sayılacağını, bunun olağan sonucunun da işbu yasağa aykırı davranan yöneticilerin sorumluluğu olduğunu, hal böyle olunca, yasak işlemi yapan yönetim kurulu üyesinin tazminatla sorumlu olduğunu, talep edilen tazminatın kime ödeneceği hususunun 6762 sayılı TTK 309 ve 340 maddeleri ve 6102 sayılı TTK 555 maddesinde açıkça düzenlendiğini, tazminatın şirkete ödenmesinin istendiği, 6762 sayılı ve 6102 sayılı TTK'nın hangisi uygulanırsa uygulansın, bu hükümlere aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakla ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbest olduğu belirtilerek doğrudan ve dolaylı zarar görenlere seçenek sunulduğundan bahisle, ... ... ... ... San. Ve Tic. A.Ş.'nin 2011 yılında yapılan genel kurulda 6762 sayılı TTK 334. (6102 sayılı TTK 395 ) maddesinde tanımlanan ” Şirketle İşlem Yapma Yasağı”na dair verilen yetki/izin mahkeme kararı ile iptal edilip kesinleştiğinden davalıların 2011 yılında verilen yetki ve iznin iptali dolaysıyla 6762 sayılı TTK 334. (6102 sayılı TTK 395 ) maddesinde tanımlanan “ Şirketle İşlem Yapma Yasağı”na aykırı her bir işlem ve eylem için fazlaya dair her türlü dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000,00 TL'nin tazminata sebebiyet verilen olay tarihlerinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen 'tahsili ile ... ... ... ... San. Ve Tic. A.Ş.'ye ödenmesine, ayrıca  ... ... ... ... San. Ve Tic. A.Ş.\"nin 2011 yılında yapılan genel kurulda 6762 sayılı TTK 335. (6102 sayılı TTK 396. ) maddesinde tanımlanan “ Rekabet Yasağı”na dair verilen yetki/izin mahkeme kararı ile iptal edilip kesinleştiğinden davalıların 2011 yılında verilen yetki ve iznin iptali dolaysıyla 6762 sayılı TTK 335. (6102 sayılı TTK 396. ) maddesine aykırı her bir işlem ve eylem için fazlaya dair her türlü dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000,00 TL'nin tazminata sebebiyet verilen olay tarihlerinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen TAHSİLİ ile ... ... ... ... San. Ve Tic. A.Ş.' ye ödenmesine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. Davalı Ahmet Zeki ..., Mustafa ... ve Burak ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı dilekçesinde somut olarak hangi eylemden ne şekilde şirket zararı oluştuğunun ortaya konmadığı, davacı tarafın iddialarını dayandırdığı TTK 395 ve 396 maddeleri çerçevesinde dava hakkının davacı sıfatının şirkete ait olduğunu, davalılar arasında teselsül ilişkisi olmadığını, müteselsil sorumluluktan söz edilemeyeceğini, pay sahibinin dava açma hakkının TTK'nun 558/2 maddesi hükmünce ibra kararından itibaren altı ay sonra düştüğünü, ... A.Ş.'nin 27.05.2011 ve 18.05.2012 tarihli genel kurullarında yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğini, 6 aylık ve 5 yıllık sürelerin dolduğunu, Müvekkillerinin, ... - şirketinde ve/veya diğer davalı  şirketlerde yönetimset bir kontrolü bulunmadığını, ... yönetim kurulu içerisinde, tek başına karar alabilme, toplantı ve karar nisabı sağlayabilme imkânının olmadığını, ... şirketini, münferit imza ile hiçbir konuda temsil ve ilzam hakkına ve imkânına sahip olmadıklarını, bu hususun ... şirketinin İç Yönergesi ve İmza Sirküleri ile sabit olduğunu, Müvekkillerinin bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak olarak asla girmediklerini, ... A.Ş. tarafından üretilen mamulün  büyük çoğunluğunun ... A.Ş. yönetim kurulu üyelerinin aile şirketi olan ..., Çağ ... ve ....'a satıldığı, Sektörde faaliyet gösteren diğer teşebbüsler tarafından yapılan daha yüksek fiyatlı alım tekliflerinin göz ardı edildiği, diğer teşebbüsler tarafından daha önce verilen siparişlere ait teslimatın aylarca bekletilerek bağlantılı ailc şirketlerine öncelik tanındığının ifade edilerek Rekabet Kurumuna, 4054 sayılı Kanun hükümlerinin ihlal edildiği isnadında bulunulması üzerine Rekabet Kurulu'nca tanzim edilen kararında işbu eldeki davada davacı tarafça ileri sürülen iddiaların da tüm detayları ile incelendiği ve müvekkillerinin iddia edildiği şekilde haksız rekabet oluşturacak yahut kendilerine örtülü kazanç sağlayacak herhangi bir işlem ya da eylemde bulunmadıklarının tespit edildiğini,  ...'in 18.05.2012 tarihinde yapılan ve davacının da katıldığı 17. Olağan Genel Kurul toplantısında konsolide mali tabloların onaylandığı, yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğini, yönetim kurulu üyelerine TTK 334 ve 335 maddelerindeki konularda izin verildiği şirkel web sitesinde ortakların bilgisine sunulan yeni satış yöntemi ve bu satış yöntemine göre gerçekleşen işlemlerin oybirliği ile onaylandığı, davacıların bu kararlara muhalif kalmadığı, bunlar aleyhine iptal davası açmadığını, bu kararların hukuken kesinleştiğini, yönetim kurulu üyelerine yasaklı işlemler için genel kurul önceden izin verebileceği gibi sonradan icazet de edebileceği, nitekim davacı iddialarının ait olduğu 2011 yılında 27.05.2011 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine izin verildiği gibi konu yılı takip cden 2012 yılında, 18.05.2012 tarihinde yapılan genel kurulda da hem izin verildiği hem de somut atıf yapılarak yönetim kurulu üyeleri işlemlerine icazet de verildiğini, Genel Kurul Kararının, kararı iptal eden mahkeme kararı kesinleşinceye kadar hüküm ifade ctliğini ve ara dönemde geçerli olan bir kararı uyguladığı için yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulamayacağını, Mevzuat hükümleri, Yargıtay içtihatları ve doktrinde yer alan bilimsel görüşler birlikte değerlendirilerek somut olaya uygulandığında; 2011 yılı genel kurul kararı ile yönetim kuruluna tanınan izin çerçevesinde, izin süresince yapılan işlemlerin sonradan kararın iptali nedeniyle geçerliliğinin etkilenmediğini, dolayısıyla iptal kararının geçmişe yürütülerek müvekkillerinin sorumluluğunun bulunduğundan bahsedilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafça ileri sürülen genel kurul kararının iptaline dair hükmün geçmişe ctkili olarak sonuç doğurmasının hukuken mümkün olmaması, ayrıca müvekkillerinin haksız rekabet oluşturacak eylemlerde bulunmadıklarının tespit edilmiş olması ve ... A.Ş.'nin herhangi bir zararının da bulunmaması karşısında haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesini; talep etmiştir. Davalı şirketler cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi unsurlarının eksik olduğunu, bu yönden davanın açılmamış sayılması gerektiğini, HMK 119, Maddenin (f) bendi gereğince, “iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği”nin dava dilekçesinde yer almasının zorunlu olduğunu, HMK 194. maddede de aynen: “(1) Taraflar. dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delillerin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” denmiş; gerekçesinde genel geçer ifadelerle somut bir şekilde ortaya koymadan iddia ve savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacağını, taraflar haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koyması gerektiğini, bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür, bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır dendiğini; davacı tarafından aynı iddia ve talepler doğrultusunda ... ... San. ve Tic. A.Ş. ve ... A.Ş. aleyhine İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/468 esas sayılı dosyası ile dava ikame edildiğini; yapılan yargılamada davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini; benzer iddia ve talepler konusunda Rekabet Kurumu tarafından yapılan incelemeler neticesinde tanzim edilen Rekabet Kurulu'nun 7.9.2017 tarih 2010-1-313 dosya no, 17-28/481-207 karar sayılı kararında yukarıdaki tüm bilgi ve değerlendirmeler sonucunda ...'in pazarda hakim durumda olmadığı, ... tarafından sağlanan kütüğün şikayetçi ve diğer haddehaneler bakımından vazgeçilmez nitelikte olmadığı, soruşturma konusu eylemlerin alt Pazar olan uzun ... ... pazarında rekabeti kısıtlayıcı etkilerinin bulunmadığı, bu nedenle ... hâkim durumda olmuş olsaydı dahi soruşturma konusu eylemlerin mal vermenin reddi unsurlarını taşımadığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini; talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 02/11/2022 tarih ve 2018/1087 Esas - 2022/777 Karar sayılı kararında;\"...Dava, dava dışı  ... ... ... ... San. Ve Tic. A.Ş.'nin 12/08/2011 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında 4. madde ile,  o dönemde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK 334. ve 335. maddeleri gereğince şirketle ticari iş yapma ve rekabet etme konusunda yönetim kuruluna yetki verildiği, sonrasında ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin  2015/25 esas ve  2015/53 karar  sayılı kararı ile dava dışı şirketin  12/08/2011 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan 4 nolu maddenin iptaline dair verilip kararın kesinleştiği, anılan iptal kararının geçmişe etkili olduğu, dolayısıyla davalıların  şirketle işlem yapma yasağına aykırı ve  rekabet yasağına aykırı her bir işlem ve eylem için sorumluluklarının doğduğundan bahisle tazminat tutarının davalılardan tahsili ile dava dışı şirkete ödenmesine dair karar verilmesi istemine ilişkindir.Davacı şirket, yukarıda anılan talebini,  dava dışı  ... ... ... ... San. ve Tic. A.Ş.'nin hissedarı olması itibariyle ileri sürmektedir. Davalılardan  Mustafa ..., Ahmet Zeki ... ve Burak ..., dava dışı  ... ... ... ... San. ve Tic. A.Ş.'nin 12/08/2011 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yönetim kuruluna seçilmiştir. Bu davalıların  aynı zamanda davalı şirketlerde hakim ortak oldukları, yönetiminde yer aldıkları belirtilerek, dava dışı  ... ... ... ... San. ve Tic. A.Ş. ile işlem yapma yasağına aykırı ve  rekabet yasağına aykırı  hareket ettikleri isnat edilerek husumet yöneltilmiştir.Davalıların sorumluluğu yönünden dayanılan yasal düzenlemelerin tetkikinde şirketle işlem yasağının, izin tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nun 334. maddesinde (6102 sayılı TTK’nun ise 395/1.) düzenlendiği, her iki kanunda da bu yasağın mutlak olmadığı, genel kurulun aksi yönde karar alabileceğinin öngörüldüğü, aynı maddede de aykırılık halinde müeyyideye yer verildiği belirlenmiştir. Bu kapsamda 6762 sayılı TTK’nun 334. maddesinde  “Şirketle muamele yapmak yasağı” başlığı altında;“İdare meclisi azalarından biri umumi heyetten izin almadan kendi veya başkası namına bizzat veya dolayısiyle şirketle şirket konusuna giren bir ticari muamele yapamaz. Aksi takdirde şirket yapılan muamelelerin batıl olduğunu iddia edebilir. Aynı hak diğer taraf için mevcut değildir. Bankalar Kanununun hususi hükümleri mahfuzdur.” düzenlemesi getirilmiştir. 6102 sayılı TTK’nun ise 395/1. maddesinde ise; “Şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı” başlığı altında “Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz.” hükmü getirilmiştir.Her iki halde de yasak mutlak değildir. Aykırı davranılması halinde ise şirket pek tabii ki, ilgilinin yönetiminde bulunduğu şirket, somut uyuşmazlık yönünden ise dava dışı ... ... ... ... San. ve Tic. A.Ş. yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Yasa, anılan  bu halde şirketin ortaklarına  bu yetkiyi tanımamıştır. Davalılara atfedilen rekabet yasağı ihlali yönünden ise, izin tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nun 335. maddesinde (6102 sayılı TTK’nun ise 396) düzenlendiği, her iki kanunda da bu yasağın mutlak olmadığı, genel kurulun aksi yönde karar alabileceğinin öngörüldüğü, aynı maddede de aykırılık halinde müeyyideye yer verildiği belirlenmiştir. Bu kapsamda 6762 sayılı TTK’nun 335. maddesinde  “Rekabet Yasağı” başlığı altında;“İdare Meclisi azalarından biri umumi heyetin müsaadesini almaksızın şirketin konusuna giren ticari muamele nevinden bir muameleyi kendi veya başkası hesabına yapamıyacağı gibi, aynı nevi ticari muamelelerle meşgul bir şirkete mesuliyeti tahdidedilmemiş olan ortak sıfatiyle de giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan idare meclisi azasından şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan muameleyi şirket namına yapılmış addetmekte ve üçüncü şahıslar hesabına akdolunan mukavelelerden doğan menfaatlerin şirkete aidiyetini talebetmekte, serbesttir. (..)” hükmü öngörülmüştür. 6102 sayılı TTK’nun ise 396. maddesinde ise; “Rekabet yasağı” başlığı altında;“Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir.Bu haklardan birinin seçilmesi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere aittir.Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar.Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir.Her iki madde rekabet yasağı yönünden özdeş olmakla birlikte yöneticinin sorumluluğuna ilişkin atıf yalnızca 6102  sayılı TTK’nun haksız rekabete ilişkin hükmünde yer almaktadır.Haksız rekabet halinde de yasak mutlak değildir, genel kurulca izin verilebilir. Aykırı davranılması halinde ise yine şirket tazminat isteyebilecek,  işlemin şirket adına yapılmış sayılmasını ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava konusu edebilecektir. Bu düzenlemelerde de şirket, ilgilinin yönetiminde bulunduğu şirket, somut uyuşmazlık yönünden ise dava dışı ... ... ... ... San. ve Tic. A.Ş’dir. Yasa, anılan  bu halde de tazminat hususunda şirketin ortaklarına  yetki tanımamıştır. Dolayısıyla davacının rekabet yasağı ve şirketle işlem yasağına ilişkin hükümler çerçevesinde tazminat istemekte aktif husumeti bulunmamaktadır.Buna karşın dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan  6102 sayılı TTK’nun, yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerinden TTK’nun 553/1. maddesinde “Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.” düzenlemesi ve yine aynı sorumluluk kapsamında TTK’nun 555/1. maddesinde “Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler.” düzenlemesi kapsamında davacının, ortak olması itibariyle, işbu davayı açabileceği değerlendirilebilir. Ancak yöneticinin sorumluluğu hükümleri gereğince değerlendirme yapılabilecek bu istem  yönünden de, davalı şirketlerin pasif husumeti bulunmamaktadır. Dava dışı ... ... ... ... San. ve Tic. A.Ş yönetiminde yer alan davalı gerçek kişilerin, hakim hissedarı ve yöneticisi bulunduklarından bahisle husumet yöneltilen davalı şirketlerin, tazminat isteminin hukuki sebebi itibariyle işbu davada pasif husumetlerinin bulunmadığı Mahkememizce değerlendirilmiş, davalı şirketler yönünden davanın usulden reddine dair karar vermek gerekmiştir. Davalı gerçek kişilerin ise, yukarıda anıldığı üzere, yöneticinin sorumluluğu prensipleri gereğince tazminat isteminin muhatabı olabilecekleri değerlendirilmekle birlikte, davacı tarafça işbu davanın sebebinin rekabet ve şirketle işlem yapmaya ilişkin, genel kurulda  verilen iznin, Mahkeme kararı ile iptal edilmesinin, iptal kararının geriye yürümesi nedeniyle, yapılan işlemleri haksız kılacağı iddiasına  dayandırılmıştır. Bu noktada ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/25 Esas ve 2015/53 karar sayılı kararının tetkikinde, “Mahkememizce yapılan ilk yargılamada 2011/691 Esas ve 2013/265 karar sayılı ilamı ile açılan davanın reddine karar verilmiş, verilen kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/17758 Esas ve 2014/8455 Karar sayılı ilamı ile verilen kararın onandığı ve akabinde yapılan karar düzeltme kapsamında ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/13078 Esas ve 2014/19027 karar sayılı ilamı ile mahkememiz kararının bozulduğu görülmüştür. Karar düzeltme ilamında; Mahkemece, oylamada TTK'nın 374/1. maddesine aykırılık bulunmadığı, oydan yoksun oyların ve hakim ortak konumunda bulunan kişilerin oylarının tamamının geçersiz sayılması halinde bile 4. maddenin çoğunlukla kabul edildiği, bu durumun iyi niyet kurallarına aykırılık oluşturmayacağı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar, Dairemizin 05.05.2014 günlü ilamıyla onandığını, davacı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunduğu ve akabinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/13078 Esas ve 2014/19027 karar sayılı ilamı ile, iptali istenen genel kurul kararı ile davalı şirket yönetim kurulu üyelerine 6762 sayılı TTK'nın 334 ve 335. maddelerinde düzenlenen hususlarda yetkiler tanınmış ise de, aynı yöneticiler hakkında daha önce anılan maddelerdeki yetkilerin verilmesinden kaynaklanan eylemlerinden dolayı açılmış ve devam eden bir ceza davasının bulunmasına göre, aynı kişilere yeniden aynı yetkilerin tanınması afaki iyi niyet kurallarına aykırı olup, söz konusu kararın çoğunluk oyu ile alınmasının da yapılacak değerlendirmede etkili olamayacağı, bir başka anlatımla kararın oy çokluğu ile alınmış olmasının afaki iyi niyet kurallarına aykırılığı ortadan kaldırmaya yetmeyeceği, bu itibarla davacının isteminin kabulü ile afaki iyi niyet kurallarına aykırı bulunan davaya konu genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından davacı vekilinin karar düzeltme istemi yerinde görülmekle Dairemizin onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir. Mahkememizce bozma ilamına uyulmuştur. Bozma ilamında açıkça ifade edildiği üzere ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde genel kurul kararı ile davalı şirket yönetim kurulu üyelerine 6762 sayılı TTK.nun 334 ve 335. Maddelerince düzenlenen yetkiler tanınmış ise de, aynı yöneticiler hakkında önceden anılan maddelerdeki yetkilerin verilmesinden kaynaklanan eylemlerden dolayı açılmış ve devam eden ceza davasının bulunmasına göre aynı kişilere, aynı yetkilerin tanınmasının afaki iyi niyet kullarına aykırı olduğu ve bu aykırılığın kararın çoğunluk oyu ile alınmak suretiyle giderilmeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davacının istemi kabul edilerek afaki iyi niyet kurallarına aykırı bulunan genel kurul kararının iptaline karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” şeklindeki gerekçe ile “12/08/2011 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 4 nolu maddenin afaki iyi niyet kurallarına aykırı olduğu anlaşılmakla iptaline” dair karar verildiği belirlenmiştir. Aynı hususta Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/11-1048  esas ve 2014/430 karar sayılı ilamı ile; “(..)İptal edilebilir kararlarda ise; genel kurul kararının geçersizlik halini oluşturan nedenin, işlemin, baştan itibaren geçersiz olması sonucunu doğuracak nitelikte olmaması hali söz konusudur. Örneğin; anonim şirket ortaklar genel kurulunda oyunu kullanmasına haksız yere izin verilmediği, çağrının usulsüz yapıldığı, gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediği, toplantıya ve karara yetkili olmayan kimselerin iştirak ettikleri iddiasında olan ortaklar, yasa, ana sözleşme ve afaki iyi niyet kurallarına aykırılık hallerini ileri sürerek, kararların iptallerini mülga 6762 Sayılı TTK’nun 381. maddesi uyarınca isteme hakları bulunmaktadır(..) 6762 Sayılı TTK’nun 381. maddesi anlamında iptali kabil kararlar ise, daha çok ortakların menfaatlerinin koruyan düzenlemelere aykırılık teşkil eden, emredici kurallar dışında yorumlayıcı ve şekle ilişkin kuralların ihlal edildiği kararlardır. İptali gereken kararlar, baştan itibaren geçersiz olmadıklarından, iptal edilinceye kadar geçerli bir kararın hüküm ve sonuçlarını doğururlar.” şeklindeki görüşüne Mahkememizce de iştirak olunmuş, sırf izin kararının sonradan iptal edilmesinin, yapılan tüm işlemleri sonradan hukuka aykırı hale getirmeyeceği, iyi niyet kurallarına aykırılığı dolayısıyla iptal edildiği anlaşılan dava konusu izinler yönünden, verilen izinlerin baştan itibaren geçersiz olmadığı, davacı taraf iddiasının aksine, yukarıda açıklanan HGK’nda belirtildiği üzere iptal kararının sonraki işlemler yönünden sonuç doğurabileceği, sonraki sürece ilişkin işlemlerin ise bu davanın konusu olmadığı, isnat edilen sorumluluğun koşullarının oluşmadığı kanaatiyle aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. \" gerekçesi ile, ''1-Davalılar ...  ... San. Ve Tic.A.Ş , ... Nakliyat ve Tic.A.Ş ve ... ... Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti yönünden açılan davanın usulden reddine,2-Davalılar Mustafa ..., Ahmet Zeki ... ve Burak ... yönünden açılan davanın sübut bulmadığından reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı şirketlerin iş bu davada pasif husumetlerinin bulunduğunu, genel kurul kararının iptali kararının geçmişe etkili olduğunu, bu sebeple davalıların işlem yasağına aykırı olarak yapmış olduğu işlemler nedeniyle, kendi aile şirketleri menfaatine elde etmiş oldukları geriye yönelik tüm haksız elde edilen karların şirkete ödenmesi gerektiğini, bunun için dava dışı şirketin zarara uğramasının zorunlu olmadığını, ulusal ve uluslararası piyasalardaki veriler celp edilmeden, davalı şirketlerin mali incelemesi yapılmadan düzenlenen bilirkişi raporuna itirazların dikkate alınmadığını, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tanzim edilen 29.08.2012 tanzim tarihli rapor ile davalıların haksız rekabet eylemlerinin tespit edildiği, Mahkemece bu hususlar dikkate alınmaksızın verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüş ve kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; dava dışı ... ... ... ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin  12/08/2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine şirketle işlem yapma yetkisi veren ve şirketle rekabet etme yasağını kaldıran 4.maddesinin iptal edilmesi sebebiyle bu izne istinaden davalı yönetim kurulu üyelerinin  hakim oldukları diğer davalı şirketlere öncelik tanımak ve daha düşük fiyatlarla satış yapmak suretiyle dava dışı şirketi zarara uğrattığı iddiasıyla uğranılan zararın dava dışı şirkete ödenmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta, dava dışı ... ... ... ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin  12/08/2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine şirketle işlem yapma yetkisi veren ve şirketle rekabet etme yasağını kaldıran 4.maddesinin ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/25 esas ve 2015/53 karar sayılı ilamı ile iptal edildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek 15/05/2018 tarihinde kesinleştiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. İstinafa gelen temel ihtilaf yönetim kurulu üyelerine  TTK'nın 395 ve 396. maddesi uyarınca verilen yetki ve izin uyarınca yapılan işlemlerin iptal kararı ile geçersiz olup olmadıkları, bu işlemler sebebiyle dava dışı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı ve uğraması halinde zararın davalılardan tahsil edilip edilemeyeceği noktasındadır. TTK'nın 395 ve 396 maddelerinden yönetim kurulu üyelerinin genel kuruldan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına işlem yapamayacağı gibi şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi de yapamayacağının ve bu hükümlere aykırı davranılması halinde şirketin tazminat isteme hakkının bulunduğunu düzenlendiği, buna göre davacı ortağın bu özel hükümler uyarınca tazminat isteme hakkının bulunmadığı, bu hakkın şirkete ait olduğu, ancak yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma ve rekabet yasağını ihlal etmeleri, aynı zamanda sadakat borcunun ihlali niteliğinde olduğundan TTK'nın 553 ve 555. maddesi uyarınca sorumluluk davası açarak zararın şirkete ödenmesini talep edebileceği ve aktif husumet ehliyetinin bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafından tarafların ortağı olduğu ... .......A.Ş.'de yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan gerçek kişi davalıların diğer davalı şirketlerle birlikte hareket ederek, hakim ortağı oldukları davalı şirketlere öncelik tanımak, haksız işlemler yaparak, düşük birim fiyatlar üzerinden satış yaparak dava dışı şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürdüğü, iddianın ileri sürülüş biçimi ve davacı tarafından dayanılan olgulara göre zararın davalıların hepsinden tazmini istendiğinden davalı şirketlerin de iş bu davada pasif husumetlerinin bulunduğu anlaşılmakla Mahkemece davalı şirketler yönünden davanın pasif husumet ehliyeti eksikliğinden reddine karar verilmesi isabetli olmamış ise de, sonucu itibariyle davanın reddine karar verilmesi doğru olduğundan bu husus tek başına kaldırma sebebi yapılmamıştır. TTK'nın 450. maddesi uyarınca genel kurul kararının iptaline veya butlanına ilişkin mahkeme kararı, kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder. Genel kurul kararlarının iptaline ilişkin mahkeme kararları bozucu yenilik doğurucu nitelikte olup icra edilmemiş olmaları halinde geçmişe etkili şekilde sonuç doğurur. Fakat bu geçmişse etki şirket içi ilişkilerde ve bir de genel kurul kararının şirket ile üçüncü kişiler arasındaki hukuki ilişkinin unsuru veya geçerliliği şartı olduğu hallerde söz konusudur. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10/12/2018 tarih, 2017/2470 E. 2018/7739 K. Sayılı içtihadı). Somut olayda ise iptal edilen genel kurul kararı şirketle işlem yapma ve rekabet izni verilmesine ilişkin olup bahsi geçen genel kurul kararının sonradan iptal edilmiş olması, genel kurul kararının geçerli olduğu dönemde yapılan işlemleri geçersiz hale getirmez. Bununla birlikte dava dışı şirketin ticari defterleri ile kayıtları üzerinde inceleme yapılarak düzenlenen mali bilirkişi raporu ile, dava dışı şirket tarafından genel kurul kararının yürürlükte olduğu süre içerisinde davalı şirketlere, üçüncü kişi konumundaki şahıs ve şirketlere yapılan satışlardan daha düşük bedelle satış yapılmadığı, davalı şirketlere yapılan satışların kamuya açıklanan fiyatlarla uyumlu olduğunun tespit edildiği, genel satış esaslarına göre öncelikli mal satımı teslimi yapıldığı ve  şirketin zarara uğratılmadığı tespit edilmiştir. Davacı tarafça ileri sürülen iddiaların tespiti açısından satışların düşük fiyattan yapılıp yapılmadığının tespiti için, bunların diğer satışlarla kıyaslanması yeterli olup, ulusal ve uluslararası piyasalardaki satışlar ile karşılaştırma yapılması zorunlu değildir. SPK raporu uyarınca açılan ve davalıların haksız rekabet iddiası ile sanık olarak yargılandıkları ... 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/531 Esas sayılı dosyasında 04.11.2015 tarihli karar ile suçun unsurları oluşmadığından beraatlerine karar verildiği ve verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, yine SPK'nın 12/12/2019 tarihli bülteni ile suç duyurusunda bulunmasının tek başına davacı iddialarını ispat etmediği gibi somut uyuşmazlık ile aynı konudaki emsal BAM kararlarına göre bu suç duyurusunun ... ... ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketinin 2013 yılında gerçekleştirilen cüruftan skal elde edilmesi ihalesine ilişkin hususların incelenmesine ilişkin olduğu ve dava konusu edilen döneme ait olmadığı tespiti yapılmıştır. Davacı tarafça davalıların sorumlu tutulması için dava dışı şirketin zarar görmesine gerek bulunmadığı iddia edilmiş ise de TTK'nın 553. maddesi uyarınca yöneticilerin şirkete verdikleri zarardan sorumlu olduğu, şirketin zarara uğramaması halinde iş bu davanın açılamayacağı açık olup, davacı tarafından dava dışı şirketin zarara uğradığı ispat edilmediğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 16/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.  <br>\t<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"91931f9c13d4abe3","SID":"dbfce288aafd70c4"}}