{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1490 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1643 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2024/635 Esas - 2025/499 Karar <br>TARİH:  29/05/2025(Gerekçeli Karar Tarihi) 07/08/2025 (Ek Karar Tarihi)<br>DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)<br>KARAR TARİHİ: 09/10/2025                                              <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davacı ve davalı iki ortak olup, ortaklardan birinin şirketi tek başına yönettiğini, diğer ortağa bilgi vermediğini, 5 yıldır şirketlerde Genel Kurul yapılmadığını, davalının son iki yılda kendi yarattığı olaylarla aldığı uzaklaştırma kararıyla diğer ortağı şirkete dahi sokmadığını, istisnasız hiçbir yıl kâr dağıtımı yapılmadığını, davacının kendi kararıyla kendisini 2041 yılına kadar müdür tayin ettiğini, bu koşul ve yapı içerisinde bir Genel Kurul yapılmasında hukuki ve fiili bir yarar bulunmayacağı gibi, elbetteki sağlıklı olarak gerçekleşmesinin de mümkün olmadığını, müvekkili ve davalının iki kardeş olup, halen; ... Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti., 2- ... Tekstil San. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. ünvanlı şirketlerin 2 ortağı olduklarını, her iki şirket bakımından; müvekkili Saim ...’ın hisse oranının %49, Davalı ... ...’ın hisse oranının ise %51 olduğunu, aslında şirketin yine davacı ve davalıyla kardeş olan bir diğer ortağı daha (dava dışı Ahmet ...) bulunmakta olup, tedbir davalısının kendisine emaneten devredilmiş hisseleri iade etmemesi ve davacının iadesine de engel olması nedeniyle halen bahse konu şirketlerin 2 ortaklı gözüktüğünü, davalının yaklaşık 1.5 yıl evvelden başlayarak, öncelikle iadesi gereken diğer kardeş hisselerinin devri için bir dizi anlamsız, haksız taleplerde bulunarak, şirket hisselerini devretmediği gibi, davacının kendisindeki emanet hisselerin iade ve devrini de müdür sıfatını kullanarak engellediğini, bu arada şirketin tüm kaynaklarını usulsüz işlemlerle lehine kullandığının ve transfer ettiğinin huzurdaki dava ile kanıtlanacağını, davalının usulsüz işlemlerinin tanığı olunmaması ve bunları rahatça uygulayabilmesi açısından, kendi yarattığı olaylarla gerek davacı, gerekse fiilen ortak olan diğer kardeş Ahmet ...'a şirketle ilgili bilgi vermemesi bir yana, haklarında uzaklaştırma kararları aldığını ve kendilerini şirkete sokmadığını, davalının müdür sıfatını kullanarak kendisini 15.08.2041 tarihine kadar (yaklaşık 17 yıllık bir süre için) müdür sıfatıyla ... Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.'ni münferiden temsile yetkili kıldığını, aynı şekilde aksi karar alınıncaya kadar kendisini ... Tekstil San. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.'ni münferiden temsile yetkili kıldığını, Beyoğlu 25. Not.’nin 09.04.2024 tarih ve ... yev. nolu noter ihbarıyla tüm geçmiş yıllara ilişkin bilgilendirmeyi yaptığını ifade eden davalının, ısrarlı ihbarları üzerine, geçmiş 5 yılın Genel Kurulunu yapmak üzere bir yandan müvekkilini toplantıya çağırırken diğer yandan 25.04.2024 tarihli talebiyle daha öncesinde almış bulunduğu uzaklaştırma kararının uzatılmasına ilişkin talepte bulunduğunu ve uzaklaştırma kararının uzatılmasına ilişkin karar aldığını, akabinde taraflarınca tanzim edilen gerek Bakırköy 18. Not.’nin 02.05.2024 tarih ve ... yev. no’lu (12286 yev. no’lu Genel Kurul çağrı ihbarına cevaplarını ihtiva eden) ihtar ile gerekse Üsküdar 19.Not.'nin 05.06.2024 tarih ve ... yev. no'lu ihtarnamesi ile; müvekkilinin güvenliği açısından tarafların bir araya gelmesinin makul olmamasının yanı sıra, Davalı yanın talebi üzerine verilmiş uzaklaştırma kararı nedeniyle müvekkilinin toplantıya katılımının mümkün olmadığı, usulsüzlükleri örtbas etmek adına başta suiniyetle uzaklaştırma kararları alınması ve sair illegal eylemlerden vazgeçilmesi, mesnetsiz ve başka saiklere hizmet eden uzaklaştırma kararı kaldırılarak Mahkemece tayin edilecek kayyım huzurunda toplantı için güvenli ve yasal bir ortamın hazırlanması akabinde Genel Kurulların yapılabileceği hususlarının davalı yana ihtar edildiğini, ancak davalının kendisine yapılan ihtaratlara rağmen müvekkilini hem hukuken hem de cezai manada güç durumlar içerisinde bırakacak eylemlerini ısrarlı bir biçimde sürdürmeye devam ettiğini, öncelikle TTK 626/1’de düzenlenmiş olan müdürlerin özen borcunun olayımızda gösterilmemesinin çok ötesinde özen yükümlülüğünün açıkça ve ısrarla çiğnendiği yukarıda ifade ettikleri koşul ve kanıtlarla açıkça ortada olduğunu, sadece diğer hissedarın (dava dışı Ahmet ...’a ait) emaneten kendisinde bulunan hissesini iade için ağır, kabul edilemez tavizler bekleyen Davalının, halen hukuken de ortağı olan davacı müvekkilini, yarattığı olaylarla her nasılsa aldığı uzaklaştırma kararıyla şirkete sokmadığını, yine yasanın 614/1 hükmünce ortaklara gerekçe göstermeksiniz bütün işleri hakkında bilgi verme borcu ortada iken, bu bir yana, haklı bir gerekçe olmaksızın talep ettiği uzaklaştırma kararları ile şirkete yaklaştırmadığı dahi bir gerçek olarak karşılarında dururken, bilgi verip vermemenin çok ötesinde müvekkilinin kasıtlı ve ağır eylemlerle karşı karşıya olduğunu, müvekkilinin bilgi edinme hakkı devamlı bir şekilde ihlal edilmekle birlikte işbu davanın ikamesinden evvel son kertede davalı yana tebliğ edilen; Üsküdar 19. Not.'nin 05.04.2024 tarih ve 07506 yev. no'lu (Ek...) ihtarnamesi ile “Müvekkilinin hissedarı olduğu şirketlerin son bir yıllık faaliyet raporu ve bilançosu ile önceki yıllara ait beyanname örneklerinin paylaşılması” talep edilmiş ise de diğer talepler gibi işbu taleplerinin de karşılıksız kaldığını, TTK 613/2 hükmünün keza çiğnendiği, keza tartışmasız biçimde olaylarla ve kanıtlarla sabit olduğunu, Müvekkilinin bilgi edinme hakkının sürekli bir biçimde engellendiğini, müvekkilinin imzalarının taklidi ile haberi ve rızası olmaksızın bir kısım işlem ve kararlara iştirak etmiş gibi gösterildiğinin şirket kayıtlarında yapılacak bilirkişi incelemesi ile sabit olacağını, iki ortaktan oluşan şirketler nezdinde ortaklık ilişkisinin de çekilmez hale geldiğini, Dava konusu şirketlerin halen 2 ortaklı olarak gözüktüğü nazara alındığında aralarında bu denli ihtilaf bulunan ortaklardan birini tek başına artık şirketi tarafsız ve iyi niyetle yürüteceği hususu hayatın olağan akışına aykırı olacağını, davalının süratle Şirket kaynaklarını çeşitli yollarla uhdesine aktardığı bilinmekle azil konusunda önceden haberdar olunmasının buna ilişkin çabalarını yoğunlaştıracağı nazara alındığında davalıya tebligat yapılmaksızın azil kararının tedbiren ve acilen verilerek kayyım tayininin zaruri hale geldiğini, esasen yurt dışında yaşayan müvekkili hakkındaki uzaklaştırma kararı nedeniyle şirkete giremediği, aynı zamanda “Abi olan davalının şirketi keyfince yönettiği” herhangi bir toplantı yapmadığı özellikle hukuken gözükmeyen diğer ortak kardeşin emanet hisselerinin iadesi istenince de büyük olayların patlak verdiği nazara alındığında, acilen ve tedbiren müdürlükten azil ve kayyım tayini edilmemesi halinde yaptığı usulsüzlükleri hızlandıracağı ve muhtemelen şirketin içini olabildiğince boşaltacağını beyan ederek, anılan sebeplerle 2 ortaklı ... Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Teks. San. İç Dış Tic.Ltd. Şti. ünvanlı şirketlerde, hadise koşulları ve dahası artık bu ortaklığın sürebilmesinin dahi imkansız hale geldiği açık olduğu gibi, davalının şirketi tek başına yönetemeyeceği cihetle, davalı ... ...'ın öncelikle acilen ve tedbiren, dava sonunda ise kesin olarak müdürlük görevinden azline, şirkete keza tedbiren ve acilen re'sen takdir ve tayin edilecek ehil bir kayyım tayinine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Şirket müdürünün azli ve yetkilerinin sınırlandırılması davasının şirket tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiğini, yetkilerinin elinden alınması yahut sınırlandırılması talep edilen şirket müdürlerinin, şirketin organı konumunda olduğunu, ortada bir tüzel kişilik bulunmadığını, bu nedenle davanın şirket tüzel kişiliklerine yöneltilmesi gerekirken doğrudan davalı gerçek kişiye yöneltilmesi pasif husumet yokluğu teşkil ettiğinden davanın usulden reddinin gerektiğini, asılsız iddiaların muhatabı olan şirketlerin gerek ortaklık yapıları, gerekse ekonomik büyüklük olarak birbirinden farklı nitelikte iki şirket olduğunu, asılsız iddiaların davaya konu edilen sadece bir tüzel kişilik varmış gibi ileri sürüldüğü gözönüne alındığında müvekkilinin yöneticilik görevine ilişkin asılsız iddiaların hangi şirkete ilişkin olduğu belli olmadığından dava dilekçesinin usule açıkça aykırı olduğunu Limited şirket paydaşları arasındaki yönetimsel ihtilaflar kayyum atanmasını gerektirecek sebeplerden olmayıp, limited şirketlere sadece organ eksikliği durumunda kayyım atanabileceğini, organlar da genel kurul ve yönetim kurulu olduğundan ikisi de mevcut olduğundan istikrar kazanmış yargıtay kararları gereği kayyum atanması için hiçbir sebep olmadığını, genel kurulun yapılmaması da kayyum atamak için yeterli olmayıp genel kurul yapılmaması sebebiyle şirketin organ eksikliği oluşuyorsa kayyum atanabileceğini, somut olayda genel kurul ve uzunca bir süre yetkili yönetim kurulu mevcut olduğunu, kabul etmemekle beraber özen ve bağlılığı ihlal ettiğine dair sunulmuş somut ve hiçbir şüpheye mahal vermeyecek kesinlikte delil de sunulmadığını, sunulan ifade tutanağında zaten kendisi de şüpheli konumunda olup müvekkili yöneticiden daha ağır cürümler işlediğinin mahkeme dosyasında açık olduğunu, Müvekkilinin şirketi kanun ve mevzuatlara uygun olarak yürütmesinden rahatsız olan ve şirket imkanlarını kendi menfaatine kullanmak isteyen davacı ve dava dilekçesinde adı geçen ancak şirkette hissesi bulunmayan Ahmet ... ile birlikte hareket ederek şirketi ele geçirmeye çalıştıklarını, ancak müvekkilinin buna karşı çıktığını, bunun üzerine müvekkiline şiddet uyguladıklarını, bunda başarısız olunca işbu haksız, mesnetsiz, hukuka ve gerçeklere aykırı davayı açtıklarını, müvekkilinin şirketlerden ... Tekstil İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.'nin %51 oranında hissedarı ve yetkili müdürü olduğunu, davacının ise bu şirkette %49 hisse oranına sahip olduğunu, dava dilekçesinde bahsi geçen diğer şirket olan ... Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti'de ise davacı ve müvekkilinin %50 oranında hisse sahibi ortak konumunda olduklarını, müvekkilinin ... Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti'nin müdürü olduğunu, ... Tekstil ekonomik gücü mal varlığı olarak dava dilekçesinde bahsi geçen diğer Şirket olan ... Tekstil'den daha büyük ve hacimli bir firma olup, Davacı tarafın ana hedefin asılsız iddialarla eski ortak Ahmet ... ile birlikte ... Tekstil'e ait yönetimi ele geçirmek böylece şirketin malvarlığını kendi menfaatleri için kullanmak olduğunu, bu amaçla müvekkilini darp edip ölümle tehdit ettiklerini, müvekkilinin karşı tarafın bu haksız eylemleri neticesinde ciddi şekilde yaralandığını, karşı taraf hukuka aykırı emellerine zorlama şiddetle ulaşmanın mümkün olmadığını görmeleri üzerine bu kez mesnetsiz iddialarla işbu davayı ikame ettiklerini, hukuka aykırı amaçlarına ulaşmak için müvekkilini sopa ile ağır yaralayan davacı Saim ... ile dava dışı Ahmet ... hakkında ceza davası açılmış olup davanın halen derdest olduğunu, kuruluş tarihi itibariyle şirketteki hisse oranları ... ... %34, Ahmet ... %33, Saim ... %33 şeklinde olduğunu, Ahmet ...’ın hisselerini 09.11.2009 tarihinde Müvvekkili ... ... ile Davacı Saim ...'a sattığını, bu satım ile birlikte Hisse oranları %50 ... ..., %50 Saim ... Şeklinde olduğunu, müvekkilinin %1 hissesini 10 Mart 2011 tarihinde Saim ...'a sattığını, bu satış işlemi ile birlikte hisse oranları Müvekkili ... ... %49, Saim ... %51 şeklinde olduğunu, daha sonra 21/10/2019 tarihinde Davacı Saim ... %2 hissesini müvekkiline sattığını, bu satış ile birlikte hisse oranları bu 21/10/2019 tarihinden itibaren %51 ... ..., %49 Saim ... şeklinde olduğunu, ayrıca Saim ...’ın şirketin kuruluşundan 02/04/2023 tarihine kadar müdürlük görevini sürdürdüğünü, ... Tekstil’in Bağımsız Denetim Şirketi tarafından denetlenen ve şeffaf yönetilen bir şirket olduğunu, müvekkilinin birçok kez genel kurul toplantıları için davacı tarafı davet etmesi şirketle ilgili karar ve mali yönetimin içeriği ile ilgili tamamen şeffaf davranmaktan yana olduğunu gösterdiğini, alınan uzaklaştırma kararı dava konusu dışında olmakla birlikte; dava dilekçesinde belirtilen: \"f bendi ve g)bendi : ... Uzaklaştırma kararı nedeniyle müvekkilin toplantıya katılımının mümkün olmadığı.\" Şeklindeki ifadelerin kanun lafzından da yola çıkılarak; limited şirket ortağı şayet genel kurula bizzat katılmayacaksa, kendisini temsil ettirmek üzere ortaklık sıfatına sahip başka bir ortağı ya da ortak olmayan şirket dışından bir kişiyi genel kurula kendi yerine gönderebileceğini, davanın soyut iddialara dayalı olarak açıldığı, hiçbir somut delilin mevcut olmadığını, karşı tarafın tek amacının müvekkilini haksız ve soyut iddialarla müdürlük görevinden uzaklaştırmak ve şirketi yönetilemez hale getirmek olduğunu, böylece müvekkilinin Polonya'daki şirketler üzerindeki hakkı olan hissesinin devri için taleplerini geri çekmeye zorlayacağını düşündüğünü, dava dilekçesinde \"Şirketin tüm kaynaklarının usulsüz işlemlerle lehine kullandığı ve transfer ettiği huzurdaki davada kanıtlanacaktır\"gibi algı oluşturmaktan öteye gitmeyen ithamlarda bulunan karşı tarafın bunu kanıtlayacak somut bir delil sunmadığını, 20.05.2024 tarihinde Genel Kurulun toplandığını, davacı 02/04/2023 tarihine kadar müdürlük görevini sürdürmüş olduğundan Genel Kurul yapılmamış olmasına dayanarak dava açmasının da yerinde olmadığını, zira müdürlük görevini yürüten davacının kendi müdürlük görevini yaparken yapma gereği duymadığı Genel Kurulun Müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, Genel Kurulun tarihinin davacıya usulüne uygun tebliğ edildiğini, ancak davacının Genel Kurul yapılmasına itiraz ettiğini, buna gerekçe olarak da uzaklaştırma kararını gerekçe gösterdiğini, davacı gerçekten Genel Kurula katılmak istese müvekkilinin bu uzaklaştırma kararına müracaat edeceğini ileri sürmek inandırıcı bir argüman olmadığı gibi, davacının vekil kullanarak bu genel kurula katılabilmesi de mümkün olduğundan ayrıca uzaklaştırma kararına sebep veren vakıların davacı tarafından gerçekleştirilen eylemlere dayandığı da düşünüldüğünde davacının kendi kusurlu eylemlerinden menfaat sağlamaya yönelik anlatımlarının hukuki bir değeri bulunmadığını, ... Tekstil, ... Tekstil'e göre hacim ve ekonomik olarak oldukça küçük bir şirket olup, karşı tarafın ana hedefinin ... Tekstil'i yönetilemez hale getirmek olduğunu, dava dilekçesinin ana odağını ... Tekstil oluşturmakta, müvekkilini ... Tekstil'deki görevinden uzaklaştırmayı amaçlayan karşı tarafın ya tutarsa mantığı ile ... Tekstil'e de yönelik iddialarda bulunarak ve iki şirketi ayırt etmeden hangi iddianın hangi şirkete yönelik olduğunu açıklamadan ... Tekstil üzerinden ... Tekstil'e yönelik sonuçlar üretmeye çalıştığını, davacı ve Müvekkilinin ... Tekstil'de %50 ortak olup, Müvekkilinin ... Tekstil'de müdürlük görevini ifa ettiğini, dilekçe ekinde sunulmuş olan 10 Mart 2011 ve 13.08.2020 tarihli Genel vekaletnamelerle, müvekkili Mehmet ...'ı vekil tayin etmiş olan Davacının bu vekaletnameleri 07.08.2023 tarihinde azilname ile sonlandırdığını, bu vekaletnamenin içeriği incelendiğinde Genel Kurul dahil şirket için alınacak tüm kararlar için müvekkilini vekil tayin etmiş olan davacının Genel Kurul yapılmaması gibi bir iddiaya dayanmasının hukuka aykırı olduğunu, vekaletnamelerden azil tarihi üzerinden daha bir yıl geçmemişken dava açılmış olması nedeniyle ... Tekstil için Genel Kurul yapılmadığı iddiasının yerinde olmadığını, ... Tekstil için 10 Eylül 2024 tarihinde Genel Kurul yapılma kararı alınmış olup, karşı tarafın dava dilekçesinde Genel Kurul yapılmasında hukuki ve fiili yarar bulunmadığını iddiası ortayken Genel Kurul yapılmaması iddiasının kendileri için haklı bir neden oluşturmayacağını, dava dilekçesinin ana odağının ... Tekstil olması ve ... Tekstil için somut bir iddianın mevcut olmadığı görüldüğünden ... Tekstil yönünden de davanın esastan reddinin gerektiğini, imzaların taklit edildiğine yönelik iddiaların noterde düzenlenen belgeler için imza taklidinden bahsedilemeyeceğini, davacı tarafından verilen genel vekaletnameler ile Polonya'da kurulan şirketlere gönderilmek üzere ... Tekstil Hesabından Davacıya para gönderilmiş bu para gönderme işlemi için Saim ... adına banka talimatını bile müvekkilinin vekaleten imzaladığını, dava dilekçesinde müvekkilini darp eden davacının bu nedenle ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiğini iddia ederek müvekkilinin müdürlükten azlinin talep etmesinin hiçbir hukuki temeli bulunmadığını, dava konusu şirketlerin ticari faaliyetleri aksatılmadan sürmekte, genel kurul toplantıları yerinde ve zamanında yapılmakta, şirket müdürü davalı müvekkil özen ve dikkat yükümlülüğüne yaraşır şekilde görevini ifa ettiğini, dava konusu şirketler kötü yönetilmiş olsaydı, şu an iflasın eşiğinde ve borç içinde yüzmesi gerektiğini, davacının söz konusu şirketlere kayyım atanması talebinin hiçbir haklı ve gerekli yanı bulunmadığını beyan ederek, anılan sebeplerle davacının hiçbir somut delile dayanmayan, farazi gerekçelerle talep ettiği kayyım atanması talebinin reddine, hangi talebin hangi şirkete yönelik olduğunun dava dilekçesinden anlaşılmadığından ve davacının taleplerinin ortak konumunda olduğu şirketlere yönelik olması ancak şirketlerin taraf olarak belirtilmemesi nedeniyle davanın usulden reddine, davanın, öncelikle davacının kendisinin hukuka aykırı ve kusurlu davranışlarına dayanması nedeniyle ve MK m. 2 uyarınca reddine, aksi kanaatte olunması durumunda davacının haklı sebebinin bulunmaması nedeniyle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 29/05/2025 tarih ve 2024/635 Esas - 2025/499 Karar sayılı kararında; \"Dava, davalının şirket müdürlüğünden azli ile yöneticisi olduğu şirketlere yönetim kayyımı atanması istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmıştır.Mahkememizce atanan denetim kayyımları ..., ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 31/12/2024 tarihli kayyım raporunda; yapılan toplantı ve şubeler nezdinde yapılan denetimler neticesinde rapor içeriğinde ayrıntısı verildiği üzere ... Tekstil'e ait ... Otel ile birlikte Laleli'de 4 adet mağaza olduğu, iş bu mağaza ve otellerde toplam çalışan sayısının yaklaşık olarak 91 olduğu, ... Tekstil'e ait fabrika ve depoların bulunduğu Bahçelievler ilçesinde ki farklı adreslerde toplam çalışan sayısının yaklaşık olarak 80 olduğu, ... Tekstil'e ait Laleli'de ki mağazada çalışan sayısının yaklaşık olarak 6 olduğu, ... Tekstil'in burada hem ... Tekstil'den hem de 3. Şahıslardan aldığı ürünlerin satışını gerçekleştirdiğinin görülmüş olduğu, ... Tekstil'in 05.11.2024 tarihi itibari ile aktif. Büyüklüğünün 1.147.108.833,07 TL olduğu, Aktif içerisinde ki en büyük payların stoklar ve maddi duran varlıklardan oluştuğu, ... tekstilin 05.11.2024 tarihi itibari ile kaydı değerlere göre özvarlığının 567.591.985,40 TL olduğu ve borca batık olmadığı gibi öz kaynaklarının toplam aktife oranının yaklaşık %50 olduğunun görüldüğü, ... Tekstil'in 05.11.2024 tarihi itibari ile aktif büyüklüğünün 11.147.965,67 TL olduğu, Aktif içerisinde ki en büyük payların stoklar ve kasa hesabı bakiyelerinden oluştuğu, ... tekstilin 05.11.2024 tarihi itibari ile kaydı değerlere göre özvarlığının -3.193.264,69 TL olduğu ve borca batık olduğu, Şirketin mevcut duruma göre aktiflerinin tamamını kaydı değerlere göre elden çıkarsa bile satıcılara olan borçlarını ödeyebilecek düzeyde olmadığının görüldüğü, rapor içeriğinde de ifade edildiği üzere her iki şirketin de aktifleri içerisinde önem arz eden varlıklar ile ilgili rayiç değerlemelerin yapılmasının yerinde olacağı, Bu durum ile ilgili bilgilendirmenin de dava konusu şirketlere yapılmış olduğu, Bu noktada yıl sonu itibari ile yapılacak kasa sayımlarına denetim kayyımı olarak katılım gösterileceği, Diğer taraftan öncelikle stokların sayımının da düzgün olarak yapılabilmesi açısından profesyonel şirket nezdinde ... yapılması hususunda talimatların dava konusu şirket yetkililerine yapılmış olduğu, İş bu husus ile ilgili talimatların uygulanıp uygulanmadığı hususlarının da ayrıca taraflarınca denetleneceği yönünde beyanda bulunmuşlardır.Mahkememizce atanan denetim kayyımları ..., ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 20/02/2025 tarihli kayyım raporunda; Mahkemece taraflarına tebliğ edilen davacı yanın 12.02.2025 tarihide mahkemeye sunduğu dilekçesi gözetilerek yapılan değerlendirmede, kayyım heyetinin görevinin sadece denetim kayyımlığı şeklinde olduğu, fiilen ve fiziken defaatle şirket merkez ve şubelerinde denetimler yapıldığı, yüce mahkemeye 1.denetim raporumuzun sunulduğu, 31.12.2024 verilerine göre 2.denetim raporumuzun da sayın Mahkemeye süreleri içinde arz edilmesinin planlandığı, Filli ve fiziki denetimlerin talep edildiği gibi daha yoğun sürdürülebilmesinin aylık bürüt 10.000 TL kayyım ücretinin tamamının masraf ve vergilere gitmesi anlamına geldiği, iki (2) ayrı şirket ve birçok iş yeri olması hususları gözetilerek ve iş hacimleri de dikkate alınarak denetim kayyım ücretinin makul miktarlara artırılması gerektiği, denetim kayyım görevi yanına onay görevi verilmesinin takdirinin yüce mahkemeye ait olduğu, dava dışı şirketlerin limited şirketler işleyişi bakımından yönetim ve temsilinde organ sorunu olmadığı, davacı ve davalı talepleri bakımından takdirin yüce mahkemeye ait olduğu yönünde beyanda bulunmuşlardır.Bilirkişiler  Prof. Dr. ... ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 04/04/2025 tarihli bilirkişi raporunda; dava dışı ... Tekstil’in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda 2 yıl haricinde zarar raporlamış olduğu, özellikle 30.09.2024 tarihinde (-) 41.181.927,75 TL gibi çok yüksek tutarda zarar raporladığı, dava dışı şirketin stoklarının her dönem oldukça yüksek tutarda olduğu, stokların şirketin bir yıllık satış maliyetlerinin dahi çok üzerinde olduğu, şirketin gereksiz yere stok maliyetine katlandığının gözüktüğü, dava dışı şirketin Bilançolarında 2020 yılı sonunda şirket ortaklarından ... ...’ın 46.187.000,00 TL, Saim ...’ın ise 13.313.000,00 TL şirketten alacaklı olduğu, ... ...’ın şirketten olan alacağının 2022 yılından itibaren yüksek tutarda artmaya başladığı, en son 30.09.2024 tarihinde ... ... dava dışı şirketten 315.952.608,05 TL alacaklı gözüktüğü, dava dışı şirketin Ortaklara olan borçlarındaki ve Banka kredilerindeki artışa karşılık, Aktifinde Binalar (Enflasyon düzeltmesi düşülmüş hali) ve Stoklar hesabında artış gözüktüğü, hal böyle olmakla birlikte davalının dava dışı şirketten olan alacağının ticari hayatın olağan akışına aykırı olacak kadar yüksek olduğunun değerlendirildiği, davalının dava dışı şirketi ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmamakla birlikte, yapılan incelemelerde davalının şirket varlıklarını uhdesine geçirmediği gibi aksine davalının dava dışı şirketi finanse ettiğinin gözüktüğü, dava dışı ... Tekstil’in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda hem faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarar ettiğinin gözüktüğü, dava dışı şirket Ticari Mal alım satımı yapmakta olup, ... Tekstil’den aldığı malları satışa sunduğu, dava dışı ... Tekstil’in zararında ... Tekstil’den aldığı ürünlerin yüksek fiyatta almasının etkiki olduğu, dolayısıyla bir şirketin kâr diğer şirketin zarar ettiği dikkate alındığında grup şirketler olması hasebiyle ... Tekstil’in zarara uğratıldığının değerlendirilmediği, davalının dava dışı şirketi ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmamakla birlikte, yapılan incelemelerde de bu yönde bir tespit yapılamadığı, davacı’nın bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edildiği, bu hususun Davalı’nın dava dışı şirketlerden azlini gerektirip gerektirmeyeceğinin takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu, dava dışı şirketlerin incelenen 5 yılda zarar raporladığı, dolayısıyla kar dağıtımının mümkün olmadığı, ... Tekstil’in 20.05.2024 tarihinde, ... Tekstil’in ise 10.09.2024 tarihinde olağan genel kurul toplantısı yaptığı, kaldı ki Davacı'nın 02.04.2023 tarihine kadar ... Tekstil İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.'nde müdür sıfatını haiz olduğu, dolayısıyla kendisinin 2019-2022 yıllarına ait olağan genel kurul toplantısına ilişkin çağrı yapacak konumda olduğu göz önüne alındığında Davacı’nın bu iddiasının yerinde olmadığı, davalı’nın dava dışı şirketleri ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketlerin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmadığı, keza mali bilirkişi tarafından incelenen şirket ticari defterlerinde davalının dava dışı ... Tekstil’i oldukça yüksek tutarda finanse ettiğinin gözüktüğü yönünde rapor sundukları görüldü.Davalının,ortaklar kurulu kararı ile dava dışı şirketlere  münferiden temsil etmeye yetkili kılınmıştır.Davacı ise,davalı şirketin ortağı olup tarafların aktif ve pasif husumetlerinin bulunduğu anlaşilmaktadır. Huzurdaki davanın konusu dava dışı ... Madencilik Sanayi ve Limited  Şirketi'nin müdürü davalının TTK md. 630 (2)’ye istinaden haklı sebeple mahkemece temsil yetkisinin kaldırılarak görevden azlidir, Ortaklara ait yönetme hakkı ve temsil yetkisinin kaldırılmasına ilişkin olarak 6102 s. TTK mülga TTK dan farklı bir düzenleme getirmiştir, Limited şirketlerde müdürlerin görevden alınması, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınması ve sınırlandırılmasını düzenleyen TTK md, 630- (1) e göre “Genel kurul müdürü veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir”Görüldüğü üzere TTK md. 630'da müdürlüğün azille sona ermesi bakımından ne ortak olan müdürle ortak olmayan müdür ayrımına gidilmiş ne de müdürlük sıfatının şirket sözleşmesi ya da genel kurul kararıyla kazanılması durumları için farklı hükümler öngörmüştür. Böylece 6102 s. TTK ortak olup olmamasına, veya sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla atanıp atanmadığına bakmaksızın genel kurul kararıyla müdür veya müdürleri görevden alma ya da yönetim hak ve temsil yetkisinin sınırlanmasına, imkân sağlamıştır.Genel kurulda çoğunluğun sağlanamaması halinde TTK md, 630 (2) ye istinaden her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Şirketin pay dağılımı dikkate alındığında davalının genel kurulda azlinin veya yetkilerinin sınırlandırılmasının mümkün olmadığı görülmekledir. O halde TTK md. 630 (2) ye istinaden her bir ortak tarafından mahkemeden haklı sebeplerin varlığına istinaden müdürün azli talep edilebilir, Bununla birlikte limited şirket müdürünün azli veya temsil yetkisinin sınırlandırılmasını isteyen ortağın haklı nedenlerin varlığını ispat etmesi gerekir. Haklı sebeplerin neler olabileceği TTK md, 630 (3)'de örnekseme yoluyla sayılmıştır. Buna göre, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlâl etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur.Haklı sebep, her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.Genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlâli, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının sürekli azalması, ortaklar arasmdaki şiddetli geçimsizlik, şirketin devamlı olarak kâr getirmemesi, şirket amacının gerçekleşmesinde ekonomik ve hukuki imkânsızlık, kanun esas sözleşme ve genel kurul kararlarının yerine getirilmemesi veya sürekli şekilde ihlali, uzun yıllar ciddi bir faaliyetin olmaması gibi hususlar haklı sebep olarak kabul edilebilir.Nitekim Yüksek Mahkemenin uygulamasında da pek çok çeşitli ve hatta kişisel sayılabilecek olgunun ortaklığın feshinde haklı sebep olarak yorumlandığı görülmektedir. Örnek olarak, şirket mükellefiyetlerinin yerine getirilmemesi, rekabet yasağının ihlâli, sadakat borcuna aykırı hareketler, şirket defterlerinin düzgün tutulmaması gibi ortaklığa ilişkin sebepler yanında diğer ortaklar ve yakınlarına rencide edici sözler söylemek, haksız fiilde bulunmak, tutuklanma gibi sebeplerle ortaklık işlerinden uzak kalma ve boşanma  gibi kişisel sebeplerin de uygulamada haklı sebep olarak nitelendirildiği görülmüştür.Kişisel sebepler, pay sahiplerinin maddi haklarının ihlâl edilmesinden bağımsız olarak müdürlerin haklı sebeple azline gerekçe teşkil edecek ise, bu sebeplerin, ortaklığın devamına ve pay sahiplerinin bundan sonra birlikte çalışmasına engel teşkil edecek ağırlıkta olmalarını aramak gerekir. Bu da ancak pay sahiplerinin kişiliklerinin önemli olduğu şahıs şirketi benzeri aile şirketlerinde yahut az ortaklı küçük anonim ortaklıklarda söz konusu olabilir (Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, İstanbul 2012, s. 154-155).TTK. m. 608 hükmüne göre her ortağın kar payı alma hakkı bulunmaktadır. Şirket maksadının gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi durumunda da şirketin feshine karar verilmesi gerekir. YTD, 26.03.1963 tarih ve E. 3438, K. 1963/4856 sayılı kararında, “...TTK. 434/2'de geçen “şirket maksadının husulünün imkansızlaşması' şeklindeki ifade, sadece işletme konusu işin bünyesinden doğan imkansızlıklara taalluk etmektedir. İdarecilerin kötü idaresi hakkında ayrıca hükümler sevkedilmiştir. Kar elde edememe halinin, maksat ve mevzuun husulünü imkansız hale getirdiğini kabul, ancak uzun müddet kazanç sağlanamaması ve kazanç ihtimalinin tamamen ortadan kalkması halinde mümkün olur” görüşüne yer vererek, uzun süre kazanç sağlamama ve kazanç ihtimalinin ortadan kalkması durumunda maksadın imkansızlaştığının kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.Nihayet, TTK. m. 636/2 hükmüne göre “uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa,ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir”.İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat Yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vahaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Anılan ispat kuralları gereği, davacının,davalının müdürlükten azli için haklı nedenlerin varlığını geçerli delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır.Davacı vekili; şirket yetkilisi ve müdürü olan davacının, hissedar olan müvekkiline bilgi vermediğini, şirket işleyişi ile ilgili olarak da hiçbir ilgi paylaşımı yapmadığını ve bilinçli olarak şirketi zarara uğrattığını, şirkete ait sözleşmeleri ihlal ederek feshedilmelerine sebebiyet verdiğini, ticari defterlerin düzgün tutulmadığını ve bu defterlere ulaşamadığını, en önemlisi de şirketin organlarının uzun süreden beri toplanamadığını ileri sürmüştür.Limited şirketlerin yönetim ve temsiline ilişkin TTK. m. 623/3 hükmüne göre: “Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler”. Müdürlerin yetki ve görevlerini düzenleyen TTK. m. 625 hükmü uyarınca, “şirketin yönetimi için gerekli olduğu takdirde, muhasebenin, finansal denetimin ve finansal planlamanın oluşturulması... şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun ve gerekli olduğu takdirde topluluk finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi” hususları da müdürlerin devredilmez yetki ve görevleri arasındadır.Söz konusu hükümler birlikte dikkate alındığında, dava konusu şirketin temsil ve idare edilmesinin, şirket adına bütün iştemlerin basiretli bir tacir gibi yürütülmesinin, ticari defterlerin muhasebe ilkelerine uygun olarak tutulmasının davalı şirket müdürünün sorumluluğunda olduğu açıktır.Somut olayda;Dava dışı ... Tekstil'in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda 2 yıl haricinde zarar raporlamış olduğu, özellikle 30.09.2024 tarihinde (-) 41.181.927,75 TL gibi çok yüksek tutarda zarar raporladığı, dava dışı şirketin stoklarının her dönem oldukça yüksek tutarda olduğu, stokların şirketin bir yıllık satış maliyetlerinin dahi çok üzerinde olduğu, şirketin gereksiz yere stok maliyetine katlandığının gözüktüğü,dava dışı şirketin Bilançolarında 2020 yılı sonunda şirket ortaklarından ... ...'ın 46.187.000,00 TL, Saim ...'ın ise 13.313.000,00 TL şirketten alacaklı olduğu, ... ...'ın şirketten olan alacağının 2022 yılından itibaren yüksek tutarda artmaya başladığı, en son 30.09.2024 tarihinde ... ... dava dışı şirketten 315.952.608,05 TL alacaklı gözüktüğü, dava dışı şirketin Ortaklara olan borçlarındaki ve Banka kredilerindeki artışa karşılık, Aktifinde Binalar (Enflasyon düzeltmesi düşülmüş hali) ve Stoklar hesabında artış gözüktüğü, hal böyle olmakla birlikte davalının dava dışı şirketten olan alacağının ticari hayatın olağan akışına aykırı olacak kadar yüksek olduğu,Dava dışı ... Tekstil'in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda hem faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarar ettiğinin gözüktüğü, dava dışı şirket Ticari Mal alım satımı yapmakta olup, ... Tekstil'den aldığı malları satışa sunduğu, dava dışı ... Tekstil'in zararında ... Tekstil'den aldığı ürünlerin yüksek fiyatta almasının etkiki olduğu,Dava dışı şirketlerin incelenen 5 yılda zarar raporladığı, dolayısıyla kar dağıtımının yapılamadığı,davacının bilgi alma ve inceleme hakkının da ihlâl edildiği, buna göre davalının,yöneticisi olduğu şirketlerin sürekli zarar etmesi,gereksiz yere stok maliyetini katlanması ve davacının bilgi alma ve inceleme hakkının da ihlâl edildiği dikkate alındığında,davalının, dava konusu şirketleri basiretsiz yönettiği bu bakımdan özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği,sonucuna varıldığından  davanın kabulü ile davalı müdürün  yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin TTK'nın 630/2 nci maddesi uyarınca kaldırılmasına, dava dışı şirketlerin iki ortaklı olması ve ortaklar arasındaki anlaşmazlığın boyutu ile davalı müdürün görevden alınma gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde dava dışı şirketlere tedbiren yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak  aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.\"gerekçesi ile, '' 1-Davanın KABULÜ ile;davalı şirket müdürünün,dava dışı ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ İÇ VE DIŞ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ile ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİNdeki  yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin TTK'nın 630/2 nci maddesi uyarınca haklı sebeple ayrı ayrı  KALDIRILMASINA, 2-Dava,dışı ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ İÇ VE DIŞ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ile ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİNİ birlikte şirketi temsil etmek üzere ... ve ... 'nın dava kesinleşinceye kadar tedbiren yönetim kayyımı olarak ATANMALARINA,3-Şirketlerin, mahkememizce atanan yönetim kayyımlarının oy birliği ile verecekleri kararlar ile temsil  ve ilzam EDİLMESİNE, <br>4-Mahkememizce atanan kayyımlara aylık 50.000,00'er TL (Net) ücret takdirine,ücretin yönetim kayyımları tarafından kayyım atanan şirketlerin hesabından eşit olarak kayyımlar tarafından doğrudan  çekilmesine,5-Dava,dışı ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ İÇ VE DIŞ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ile ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİNE yönetim kayyımı atandığına ilişkin kararın  tescili için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne müzekkere YAZILMASINA, 6-Dava,dışı ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ İÇ VE DIŞ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ile ...-0 sicil numaralı  ... TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİNE yönetim kayyımı atandığına ilişkin kararın ilanı için Ticaret Sicil Gazetesine müzekkere YAZILMASINA,masrafın davacı tarafından KARŞILANMASINA,  '' karar verilmiş ve bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İlk derece mahkemesi kısa kararının  2 nolu tedbir hükmüne karşı davalı vekili tarafından 10/06/2025 tarihli dilekçesi sunulmuş olup dilekçede özetle;  davacı, dava dışı  ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile dava dışı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nde %49 oranında ortaklığının bulunduğunu, diğer ortağın ise %51 orandaki hak sahipliği ile müvekkili olduğunu, davalının tek başına müdür sıfatıyla şirketi yönettiğini kendisine hiçbir bilgi vermediğini, kar dağıtımı yapılmadığını, kendisini şirketten uzak tuttuğunu, son 5 senede şirketi genel kurulunun toplanmadığını, genel kurul toplantısı yapılması kararı alındığında da davacı aleyhine uzaklaştırma kararı alındığını ve bu nedenle davacının toplantıya katılamadığını, şirketlerin kötü yönetildiğini ve davalının şirket kaynaklarını şahsi menfaatleri için kullandığını iddia ederek davalı müvekkili ... ...'ın her iki şirketteki müdürlük görevinden azline ve tedbiren şirketlere kayyım atanmasına karar verilmesini talep ettiğini, yargılama sırasında yalnızca bir adet bilirkişi heyeti raporu dosyaya kazandırılmış olup bu rapoorun da \"Sonuç\" kısmında; ... Tekstil şirketi yönünden; \"Davalının dava dışı şirketi ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmamakla birlikte, yapılan incelemelerde davalının şirket varlıklarını uhdesine geçirmediği gibi aksine davalının dava dışı şirketi finanse ettiği,\" ... Tekstil şirketi yönünden; \"... Tekstil’in zarara uğratılmadığı, davalının dava dışı şirketi ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmamakla birlikte, yapılan incelemelerde de bu yönde bir tespit yapılamadığı, Davacı’nın bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edildiği, bu hususun Davalı’nın dava dışı şirketlerden azlini gerektirip gerektirmeyeceğinin takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu, Dava dışı şirketlerin incelenen 5 yılda zarar raporladığı, dolayısıyla kar dağıtımının mümkün olmadığı, ... Tekstil’in 20.05.2024 tarihinde, ... Tekstil’in ise 10.09.2024 tarihinde olağan genel kurul toplantısı yaptığı, kaldı ki Davacı'nın 02.04.2023 tarihine kadar ... Tekstil İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.'nde müdür sıfatını haiz olduğu, dolayısıyla kendisinin 2019-2022 yıllarına ait olağan genel kurul toplantısına ilişkin çağrı yapacak konumda olduğu göz önüne alındığında Davacı’nın bu iddiasının yerinde olmadığı, Davalı’nın dava dışı şirketleri ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketlerin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmadığı, keza mali bilirkişi tarafından incelenen şirket ticari defterlerinde davalının dava dışı ... Tekstil’i oldukça yüksek tutarda finanse ettiği\" tespitlerine yer verilmiştir.\" mahkeme tarafından 23.10.2024 tarihli ara kararı ile \"denetim kayyımı\" görevlendirmesi yapılmış olup denetim kayyımları tarafından raporda özetle; \"... Tekstil'e ait ... Otel ile birlikte Laleli'de 4 adet mağaza olduğu, İş bu mağaza ve otellerde toplam çalışan sayısının yaklaşık olarak 91 olduğu, ... Tekstil'e ait fabrika ve depoların bulunduğu Bahçelievler ilçesinde ki farklı adreslerde toplam çalışan sayısının yaklaşık olarak 80 olduğu, ... Tekstil'e ait Laleli'de ki mağazada çalışan sayısının yaklaşık olarak 6 olduğu, ... Tekstil'in burada hem ... Tekstil'den hem de 3. Şahıslardan aldığı ürünlerin satışını gerçekleştirdiğinin görülmüş olduğu, ... Tekstil'in 05.11.2024 tarihi itibari ile aktif büyüklüğünün 1.147.108.833,07 TL olduğu, Aktif içerisinde ki en büyük payların stoklar ve maddi duran varlıklardan oluştuğu, ... tekstilin 05.11.2024 tarihi itibari ile kaydı değerlere göre özvarlığının 567.591.985,40 TL olduğu ve borca batık olmadığı gibi öz kaynaklarının toplam aktife oranının yaklaşık %50 olduğunun görüldüğü, ... Tekstil'in 05.11.2024 tarihi itibari ile aktif büyüklüğünün11.147.965,67 TL olduğu, Aktif  içerisinde ki en büyük payların stoklar ve kasa hesabı bakiyelerinden oluştuğu, ... tekstilin 05.11.2024 tarihi itibari ile kaydı değerlere göre özvarlığının -3.193.264,69 TL olduğu ve borca batık olduğu, Şirketin mevcut duruma göre aktiflerinin tamamını kaydı değerlere göre elden çıkarsa bile satıcılara olan borçlarını ödeyebilecek düzeyde olmadığı belirtilmiştir'', denetim kayyımı raporundan sonra alınan bilirkişi raporunda ... Tekstil'in müvekkili davalı ve ... Tekstil tarafından finanse edildiği belirtildiği belirtilmekte olup denetim kayyımlarının ... Tekstil'in borca batık olduğu yönündeki tespitinin huzurdaki dava açısından önemi bulunmadığını, yargılamanın 29.05.2025 tarihli 3 numaralı celsesinde açıklanan kısa karar ile davanın kabulüne ve müvekkili ... ...'ın mezkur her iki şirketteki yönetim ve temsil yetkilerinin TTK'nın 630/2 nci maddesi uyarınca haklı sebeple ayrı ayrı  kaldırılmasına karar verildiğini, bunun dışında hükmün 2 nolu fıkrasında davacının bu yöndeki tedbir talebinin kabulü ile her iki şirketi temsil etmek üzere ... ve ...'nın dava kesinleşinceye kadar tedbiren yönetim kayyımı olarak atanmalarına karar verildiğini, gerekçeli karar henüz yazılamış olup gerekçeli kararın yazılmasını müteakip davanın kabulüne yönelik karara karşı istinaf kanun yoluna başvuracaklarını, diğer yandan 29.05.2025 tarihli duruşmada verilen 2 nolu ihtiyati tedbir talebinin kabulüne dair karar bir ara karar mahiyetinde olup bu ara karara karşı itiraz etme zarureti hasıl olduğunu, verilen kararın usule ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, limited şirketler nezdinde yönetim kayyımlığı şeklinde tedbir kararının verilebileceği haller kanunda sınırlı sayıda beliritlmiş olup 29.05.2025 tarihinde verilen tedbir kararı kanuna açıkça aykırı olduğunu, limited şirketlere ancak yönetim organının yokluğu ve şirketin feshi için dava açılması halinde fesih davasına bakan mahkeme tarafından yönetim kayyımı atanabileceğini, yönetim kayyımı atanabilecek hallerin ortak özelliği bir malvarlığı unsurunun bulunması ve bu malvarlığının yönetimden yoksun kalması olduğunu, yönetim kayyımının görev ve yetkileri TMK m. 460/1’de “Kayyım bir malvarlığının yönetim ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise yalnız o malvarlığının yönetimi ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir” şeklinde belirlendiğini, 6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmadığını, sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmüdür. Buna göre “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlendiğini, ancak buradaki kayyımlığın bir yönetim kayyımlığı olmadığını, huzurdaki davada davacının talebi müvekkilin yönetim ve temsil yetkisinden uzaklaştırılması olduğunu, davada verilen kararın etki doğruması kesinleşmesine tabi olduğunu, ne var ki verilen karar ile davanın esasını çözer nitelikte hükümle eş tesirde bir tedbire hükmedildiğini, tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, huzurdaki davada ihtiyati tedbirin bir diğer şartı olan yaklaşık ispat şartı da sağlanamadığını, her iki şirket de davada taraf olmadığından şirketler hakkında hüküm ve sonuç doğuracak şekilde ihtiyati tedbir kararı tesis edilemeyeceğini, mahkemece daha evvel 24.02.2025 tarihinde verilen karar ile davacının yönetim kayyımı atanması talebi reddedilmiş olup kararın gerekçesi bugün için de geçerliyken 29.05.2025 tarihinde verilen aksi yöndeki karar çelişkili olduğunu beyanla dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne tedbiren yönetim kayyımı atanması yönünde verilen 29.05.2025 tarihli tedbir kararına itirazlarının kabulü ile tedbir kararının kaldırılmasını aksi takdirde işbu ihtiyati tedbir kararına itiraz dilekçesinin incelenmek üzere istinaf mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesi 06/08/2025 tarihli ihtiyati tedbire itirazın değerlendirilmesine ilişkin ara kararı ile; \"Somut olayda;Dava dışı ... Tekstil'in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda 2 yıl haricinde zarar raporlamış olduğu, özellikle 30.09.2024 tarihinde (-) 41.181.927,75 TL gibi çok yüksek tutarda zarar raporladığı, dava dışı şirketin stoklarının her dönem oldukça yüksek tutarda olduğu, stokların şirketin bir yıllık satış maliyetlerinin dahi çok üzerinde olduğu, şirketin gereksiz yere stok maliyetine katlandığının gözüktüğü,dava dışı şirketin Bilançolarında 2020 yılı sonunda şirket ortaklarından ... ...'ın 46.187.000,00 TL, Saim ...'ın ise 13.313.000,00 TL şirketten alacaklı olduğu, ... ...'ın şirketten olan alacağının 2022 yılından itibaren yüksek tutarda artmaya başladığı, en son 30.09.2024 tarihinde ... ... dava dışı şirketten 315.952.608,05 TL alacaklı gözüktüğü, dava dışı şirketin Ortaklara olan borçlarındaki ve Banka kredilerindeki artışa karşılık, Aktifinde Binalar (Enflasyon düzeltmesi düşülmüş hali) ve Stoklar hesabında artış gözüktüğü, hal böyle olmakla birlikte davalının dava dışı şirketten olan alacağının ticari hayatın olağan akışına aykırı olacak kadar yüksek olduğu,Dava dışı ... Tekstil'in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda hem faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarar ettiğinin gözüktüğü, dava dışı şirket Ticari Mal alım satımı yapmakta olup, ... Tekstil'den aldığı malları satışa sunduğu, dava dışı ... Tekstil'in zararında ... Tekstil'den aldığı ürünlerin yüksek fiyatta almasının etkili olduğu, dava dışı şirketlerin incelenen 5 yılda zarar raporladığı, dolayısıyla kar dağıtımının yapılamadığı,davacının bilgi alma ve inceleme hakkının da ihlâl edildiği, buna göre davalının,yöneticisi olduğu şirketlerin sürekli zarar etmesi,gereksiz yere stok maliyetini katlanması ve davacının bilgi alma ve inceleme hakkının da ihlâl edildiği dikkate alındığında,davalının, dava konusu şirketleri basiretsiz yönettiği bu bakımdan özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği,sonucuna varıldığından  davanın kabulü ile davalı müdürün  yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin TTK'nın 630/2 nci maddesi uyarınca kaldırılmasına, dava dışı şirketlerin iki ortaklı olması ve ortaklar arasındaki anlaşmazlığın boyutu ile davalı müdürün görevden alınma gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde dava dışı şirketlere tedbiren yönetim kayyımı atanmasına karar verildiği görülmüştür.Dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne tedbiren yönetim kayyımı atanması yönünde verilen 29.05.2025 tarihli tedbir kararına itiraz edilmiş ise de yönetim kayyımı atanmasına ilişkin kararın kaldırılmasını gerektirir bir hususun bulunmadığı, yönetim kayyımı atanmasına ilişkin hususların devam etmekte olduğu anlaşılmakla ihtiyati tedbir kararına itirazın reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur. \" gerekçesi ile; <br>\"İHTİYATİ TEDBİR KARARINA İTİRAZININ REDDİNE,\" karar verilmiş ve bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>29/05/2025 tarihli gerekçeli karara yönelik Davalı ... ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketlerin zarar etmesinin tek başına müdürün azlini gerektirmeyeceğini; şirketlerin borç artışının dönemsel ve sektörel bazlı olup borcun bir sebebinin de şirketlerin yatırım yapması olduğunu; müvekkiliniin şirketi zarara uğratan bir eylemi ya da meydana gelen borç ile müvekkili arasında bir nedensellik bağı bulunmadığını, “Zarar eden bir şirketin müdürünü yalnızca bu zarardan dolayı görevden almak mümkün değildir. Ticari faaliyetin doğası gereği zarar söz konusu olabilir. Müdürün görevden alınabilmesi için, zararın doğrudan ve ağır ihmal, kötü yönetim veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar neticesinde meydana geldiğinin ispat edilmesi gerekir.” (Tekinalp, Ünal. Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 14. Bası, Beta, İstanbul 2017, s. 472-473.); \"Müdürün azli için şirketin zarara uğraması tek başına yeterli sayılmaz. Azil için zarar, müdürün kusurlu veya sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarıyla doğrudan bağlantılı olmalıdır. Aksi halde zarar, ticari faaliyetin doğası gereği meydana gelmiş olabilir.” (Kırca, İsmail. Limited Şirketler Hukuku, 2. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2020, s. 285-287.); \"Şirketin zarar etmesi, müdürün otomatik olarak görevden alınmasını gerektirmez. Zararın, müdürün TTK m. 609'da düzenlenen 'özen ve sadakat borcuna' aykırı davranışlarından kaynaklanması gerekir. Aksi halde, ekonomik riskler işletmenin doğasında vardır. Özellikle TTK m. 624'teki 'önemli sebep' kavramı, keyfi azilleri engellemek için dar yorumlanmalıdır.\" (Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES, \"Limited Şirketler Hukuku\", 7. Bası, Ankara 2022, s. 342-343); \"Yargıtay, zararın azil sebebi sayılabilmesi için müdürün kusurlu davranışıyla nedensellik bağı kurulmasını aramaktadır. Örneğin, şirket varlıklarının kişisel harcamalarda kullanılması veya finansal raporlarda usulsüzlük gibi somut ihlaller gereklidir.\" (Prof. Dr. Hamdi Yasaman, \"Şirketler Hukuku\", İstanbul 2020, s. 521); \"TTK m. 624'teki 'önemli sebep' kapsamında, şirketin sürekli zararı ancak: a) Müdürün yetkilerini kötüye kullanması, b) Şirket sözleşmesine veya kanuni yükümlülüklere aykırı hareket etmesi, c) Şirketi iflasa sürükleyecek ölçüde risk alması durumunda azil sebebi olabilir.\" (Prof. Dr. Sabih Arkan, \"Ticari İşletme Hukuku\", 5. Bası, Ankara 2019, s. 478)Sadece zarar edilmesinin, tek başına haklı neden teşkil etmeyceğini çünkü ticari faaliyetin doğası gereği kâr kadar zararı da içerebileceğini; müdür, her zararda azledilecekse bu, işletme riskini üstlenen girişimcilik faaliyetiyle bağdaşmayacağını; incelenen son 5 yılın tamamında zarar edilmediği iki yıl zarar açıklanmadığı gerekçeli kararda dahi belirtilmekte olduğunu; dönemsel gelir düşüklüğünün tek başına azil sebebi teşkil etmeyeceğini; Globalde tekstil sektörünün işçilik ve ham maddenin ülkemize göre daha ucuz olduğu Mısır gibi ülkelere yönelmesi sebebiyle ülkemizdeki tekstil firmalarının günümüzde zorluk çekmekte olduğunu; ayrıca bütün dünyayı etkileyen Pandemi süreci de düşünüldüğünde Son 5 yılın 3 yılında zarar açıklanmasının haklı bir neden olarak ileri sürülemeyeceğini, Diğer yandan dava dışı şirketlerin taşınmaz (bina, arsa vs) sayılarının arttığını; yani şirketlerin yatırım yaptığını, bundan dolayı da borçta artış meydana geldiğini; yatırım yapan bir şirketin kötü yönetildiğinden ve/veya müdürünün şirketlere karşı özen ve sadakat borcuna aykırı işler yaptığından bahsedilmesinin olanaksız olduğunu, Gerekçeli kararda dava dışı şirketlerin toplamda müvekkile  46.187.000,00 TL borçlu olmasının ticari hayatın olağan akışına aykırı değerlendirilmişse de gerekçeli kararda da yazdığı gibi şirketlerin davacıya da 13.313.000,00 TL tutarında borçlu olduğunu; üstelik davacı taraf Polonya'da yaşamakta olup şirket işleri ile ilgilenmeyen bir kimse olduğunu; şirketlerin tüm yükünün müvekkilin üzerinde olup tüm işler ile müvekkilinin ilgilenmekte olduğunu, Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarında da salt şirketlerin zarar açıklamasının ya da dönemsel zararın azil sebebi olmayacağı, müdürün şirketi kasten zarara uğratması ve müdürün eylemleri ile şirketin zarar etmesi arasında nedensellik bağı bulunması halinde müdürün azledilebileceğinin ifade edilmekte olduğunu; dosyada böyle bir tespit bulunmadığı gibi bu yönde somut bir delil de sunulamadığını, \"şirketi zarara uğratacak usulsüz bir işlemin yapıldığı yönündeki iddiaların da somut delillerle ispatlanamadığı, şirketin zarar ettiği bilirkişi raporuyla belirlenmesine rağmen bu zararın davalı müdürün kötü yönetiminden kaynaklandığının ispat edilemediği, şirket müdürünün azli için haklı nedenlerin oluştuğuna dair dosyada somut bir delil bulunmadığı\" (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/403 E.,2024/3928K. ), %49 oranında hisse sahibi olan davacı taraf katıldığı genel kurul toplantılarında kar payı dağıtılmaması yönünde alınan kararlara karşı muhalefet şerhi düşmemiş olup genel kurul kararlarının iptali için dava da açmadığını; bu haliyle kar payı dağıtılmamasına yönelik kararların mahkeme denetimine de kapalı hale gelmiş olup davacının kar payı dağıtılmadığını iddia ederek şirketin kötü yönetildiğini iddia etmesinin mümkün olmadığını, Son olarak davacı tarafın da 02.04.2023 tarihine dek dava dışı şirketlerde müdür sıfatını haiz olduğunu; şirketler zarar açıklamışsa davacının da müvekkili ile birlikte müdür olduğunu, yerel mahkeme gerekçeli kararında bu hususu incelemediğini; tüm bu nedenler tahtında salt şirketlerin zarar açıklaması sebebiyle davacı müdürün azline yönelik kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu, Bilgi alma hakkının kullandırılmamasının azil sebebi olmadığını; bilgi alma hakkının yerine getirilmediğini iddia eden davacının bu yolda herhangi bir ihtarnamesi olmadığı gibi açtığı bir dava da mevcut olmadığını,  \"Müdürün özen ve bağlılık yükümünü ağır şekilde ihlal etmesi”nin haklı sebep oluşturacağı ifade edilmiştir. Haklı sebebin, şirket menfaatine aykırı davranışlar ve dürüstlük kuralı ihlali ile ölçülmesi gerektiği belirtilmiş, yalnızca zararın ya da bilgi alma hakkının engellenmesinin yeterli olmadığı...\" (Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Ortaklıklar Hukuku II – Temel İlkeler, Çamoğlu/Tekinalp, Beta, İstanbul 2018 (13. Bası) Sayfa 561–562);  \"Müdürlük sıfatının kullanılması şirket açısından çekilmez hale gelmesi ve somut koşulların müdürün değiştirilmesini adil gösterecek düzeye ulaşması” gerektiği ifade edilerek, yalnızca zarar veya bilgi engeli gibi tek etkenlerin yetersiz olduğu...\" (Prof. Dr. Ersin Çamoğlu, Limited Ortaklıklar Hukukunun Temel İlkeleri, İstanbul 2020 Sayfa 153‑154); \"Bilgi hakkının engellenmesi, ancak şirketin menfaatlerine ciddi zarar verme riski taşıyorsa azil sebebidir. Aksi halde, bilgi hakkının tespiti davası yeterlidir.\" (Doç. Dr. Ayşe Nur BERZEK, \"Limited Şirketlerde Müdürün Azli\", İstanbul Hukuk Mecmuası, Cilt 75, Sayı 2, 2021 S 50-52); \"Ortağın bilgi alma hakkının engellenmesi, ancak şirketin işleyişini fiilen sekteye uğratıyorsa azil sebebidir. Aksi halde, uyuşmazlık bilgi hakkının tespiti davası (TTK m. 620) ile çözülmelidir.\" (Prof. Dr. Serdar Özman (Şirketler Hukuku, 2023, s. 412); davacıya bilgi alma hakkının kullandırılmadığı iddiaları yerinde olmayıp aksinin kabulü halinde dahi davacının bugüne dek bu iddiası ile ilgili müvekkile gönderdiği tek bir ihtarname ve/veya açtığı bir dava bulunmamakta olduğunu; davacının 2023 Nisan tarihine dek şirketlerde doğrudan müdür olan bir kimse olduğunu; yani bilgi alma hakkının sözde engellenebileceği dönemin dahi çok kısıtlı olup süreklilik arz etmediğini, \"buna göre davacının şirketle ilgili bilgi verilmediği-bilgi alamadığının iddia edildiği, davacının, davalıya gönderdiği noter ihtarında, şirkete ait bilgi ve belgelerin kendisine iletilerek gönderilmesinin istenildiği, anılan bu ihtarın bilgi alma hakkının kullanım usulünü düzenleyen 6102 Sayılı Kanun'un 614. maddesine uygun olmayıp davalının bu hakkın kullanımına engel olduğunun ispat edilemediği, engelleyici fiillerin sürekliliği gibi bir durumun ispat edilemediği, bu hususun tek başına yöneticinin azli sebebi de olamayacağı....\" (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2022/7074, K. 2024/3167, T. 24.4.2024) Davacı Saim ...'ın 02.04.2023 tarihine kadar dava konusu şirkette müdürlük görevi yaptığının dosyada mübrez belgelerle ortada olduğunu; belirtilen tarihten dava tarihine kadar olan süreçte ve sonrasında davacı taraf şirkete dair bilgilerin hepsine vakıf olduğunu; davacı tarafın müdürlüğü bırakması ile haksız davanın ikame edildiği tarih arasındaki zaman 15 aylık bir zaman dilimi olmakla birlikte bu 15 aylık  süre içerisinde şirketten hiçbir bilgi almadan hayatını idame ettirileceği düşüncesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu;  davacı Saim ...'ın birçok kez bu süre içerisinde şirkette bulunduğunu, talep ettiği evraklara eriştiğini; dava dilekçesinde sabırlı davrandığını iddia eden karşı tarafın  böylece müvekkilinin müdürlük görevine yönelik olarak tüm aldığı kararlara açık ve zımni olarak onay verdiğini kabul etmiş bulunmakta olduğunu; dava dilekçesinde \"Peki, niçin müvekkil bunca yıl  sabırlı davranmıştır?\" şeklinde soru sorarak dava tarihine kadar  müvekkilin aldığı tüm kararlardan haberdar olduğunu ve kendi ifadesi ile \"sabır göstererek\"  tüm kararları zımnen onayladığını ikrar ettiğini, Müvekkilinin davacı tarafından darp edildiğini ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yaralandığını; alınan uzaklaştırma kararı bu sebeple olup, uzaklaştırma kararının dava konusu şirketlerden tamamen bağımsız olduğunu; bu itibarla uzaklaştırma kararının amacının davacıyı şirketten uzak tutmak olduğu iddialarının gerçeği yansıtmamakta olduğunu; uzaklaştırma kararı içeriğinde davacının şirketten uzaklaştırılması gibi bir karar mevcut olmadığını; yukarıda belirtildiği gibi iddia edilen bilgilerin davacıya verilmesine rağmen verilmediğinin kabulü halinde, bu bilgilere erişim yolu şahsın kendisinin bulunmadığı hallerde 3. Kişilerce de alınabilmekte, toplantılara katılınabilmekte olduğunu; uzaklaştırma kararı alınan süreç 2 yıl içerisindeki 3 aylık bir süreci içermekte, geri kalan tarihlerde davacının bilgi almadığı iddialarını yönelteceği bir söylemi dahi bulunmamakta olduğunu; şirket bünyesinde yapılan Genel Kurul ve toplantılara davacı tarafın davet edildiğini hatta ihtar dahi yollandığını; şahsın güvenlik sebebiyle veya uzaklaştırma kararı sebebiyle toplantıya katılmaması  iddiasının bir an için kabul edilebilir bir mazeret olarak düşünülmesi halinde bile davacı vekili yoluyla  toplantıya  katılım sağlama imkanı bulunmasına rağmen toplantıya katılım sağlanmaması ve Genel Kurulun iptali için herhangi bir dava açılmaması nedeniyle genel kurulun kesinleşmiş olduğu düşünüldüğünde Gerekçeli karardaki bilgi alma yükümlüğünün ihlal edildiği yönündeki gerekçenin de açıkça hukuka aykırı olduğunu,  Gerekçeli kararda davacıya bilgi alma hakkının sözde kullandırılmadığı belirtilmiş olup bu tespitin hakikate aykırı olması dışında bu durumun azil sebebi de olmadığını; bu nedenle de yerel mahkemenin müvekkilin azline yönelik kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu, Dosyadaki delil durumu itibariyle istinaf mahkemesinin yerel mahkeme kararını kaldırarak davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis etmesinin mümkün olduğunu; bu nedenle istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Yerel mahkeme 29.05.2025 tarihli son celsede açıkladığı kısa kararın hemen ardından tedbiren dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanmasına karar verdiğini; bu nedenle bu yeni ihtiyati tedbire karşı itiraz ve istinaf kanun yoluna başvurmalarına fırsat tanınmadığını; 05.06.2025 tarihinde yaptıkları itiraz başvurusuna karşı da yerel mahkemece bir karar tesis edilmediğini; bu nedenle ihtiyati tedbire itirazlarının öncelikle incelenip karara bağlanması gerekmekte olduğunu; 29.05.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararının hukuk garabeti niteliğinde olup ivedilik ile kaldırılması gerektiğini, Limited şirketler nezdinde yönetim kayyımlığı şeklinde tedbir kararının verilebileceği haller kanunda sınırlı sayıda belirtilmiş olup 29.05.2025 tarihinde verilen tedbir kararının kanuna açıkça aykırı olduğunu; limited şirketlere ancak yönetim organının yokluğu ve şirketin feshi için dava açılması halinde fesih davasına bakan mahkeme tarafından yönetim kayyımı atanabileceğini; azil kararı kesinleşmeye tabi kararlardan olup organ boşluğu mevcut olmamasına rağmen tedbiren yönetim kayyımı atanmasının usule ve yasaya aykırı olduğunu, Yönetim kayyımı atanabilecek hallerin ortak özelliğinin bir malvarlığı unsurunun bulunması ve bu malvarlığının yönetimden yoksun kalması olduğunu; malvarlığındaki yönetimsizlik, gerçek kişilerde malvarlığını yöneten kişinin ölümü veya malvarlığını yönetmesinde engellerin ortaya çıkmasından, tüzel kişilerde ise organ eksikliğinden kaynaklanmakta olduğunu, (“Anonim Ortaklıklarda Organ Boşluğu ve Ortaklığa Kayyım Atanması”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010/2, s. 139.), yönetim kayyımının görev ve yetkileri TMK m. 460/1’de “Kayyım bir malvarlığının yönetim ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise yalnız o malvarlığının yönetimi ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir” şeklinde belirlendiğini, 6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamakta olduğunu, sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek maddenin, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmü olduğunu; buna göre “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlendiğini ancak buradaki kayyımlığın bir yönetim kayyımlığı olmadığını, CMK'da \"Koruma Tedbirleri\" başlığı altında düzenlenen ve katalog suçlarda uygulama alanı bulan yönetim kayyımlığı müessesesinin dışında ise İİK'da iflasın ertelenmesi davası açılması halinde atanacak yönetim kayyımı ile ilgili düzenlenme bulunmakta olup bunun dışında şirkete yönetim kayyımı atılabilecek diğer durumun yalnızca şirketin organsız kalması durumuna ilişkin düzenleme öngören TMK'nun 427/4 maddesi olduğunu, TTK 636/2 maddesinde limited şirketlerde organ yokluğunu ve bunun sonuçlarını düzenlediğini; TTK m. 636/2’ye göre; “(2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. (4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.”Kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TK m.530/2’de sadece organ yokluğu haline hasrettiği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye verdiğini, (TTK m. 636/4), yüksek mahkeme içtihatlarında da ancak limited şirketin ancak yönetim organının bulunmaması yani organ yokluğu halinde şirkete yönetim kayyımı atanabileceği şu şekilde izah edilmekte olduğunu, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, E. 2004/15216, K. 2005/12658 “…Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıların verdiği vekaletnamelerin “Sermaye Şirketlerinin Genel kurul Toplantıları ve Toplantılarda Bulunacak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Komiserleri Hakkındaki Yönetmelik” 23 ve 21/7 nci maddeleri uyarınca, pay sahiplerinin sahip oldukları payların oranını içermediğinden geçersiz olduğu, toplantıya katılmaya yetkili olmayan davacıların TTK.nun 377 nci maddesinden kaynaklanan erteleme talebinde bulunamayacağı, şirkette organ boşluğu olmadığından kayyım tayini isteminin hukuka uygun olmadığı, genel kurul toplantısına izin verilmesi için gereken ve TTK.nun 366,377 nci maddesinde belirtilen koşullarının hiçbirisinin yerine getirilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/7714, K. 2018/1804 \"…TMK’nin 427/4. maddesine göre bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka bir yoldan sağlanamamış ise vesayet makamınca yönetim kayyımı atanması gerekmektedir. Anılan düzenlemeye göre yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da …’nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. Bu durumda, karşı davanın reddine karar vermek gerekir iken, yönetim kurulunun üyeleri arasındaki çekişme nedeniyle toplanıp karar alamamasını organ yokluğu olarak kabul edip karşı davanın bu nedenle kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”; \"Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine o iş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan yönetim kurulunun mevcut olmaması halinde de TTK'nun 530. maddesi gereğince bu durumun feshe sebep olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir. TTK''nun 630/2. ve 3. maddelerinde de; her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı belirtilmiştir. Anılan maddelerde müdürün yetkisinin sınırlandırılabileceği belirtilmiş olup, maddedeki sınırlandırmanın amacı müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması değildir. Böyle bir yorum, TMK'da düzenlenen kayyımlık müessesesi ile bağdaşmadığı gibi TTK'nun 629/1. maddesinin atfıyla limited şirketlere de uygulanması mümkün olan TTK'nun 371/3. maddesi gereğince ancak temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin özgülendirilmesine veya birlikte kullanılmasına ilişkin sınırlandırılmalar geçerli olup, TTK'nun 630/2 ve 3. fıkralarında belirtilen sınırlandırmada ancak kanunda belirtilen bu hallere ilişkin olarak yapılabilir (Emsal Yargıtay 11. HD. 2020/1490 Esas 2021/593 Karar sayılı ilamı). Bu durumda, mahkemece şirket müdürü görevde olup yönetim boşluğu bulunmadığı, müdürün yetkisinin sınırlandırılmasının amacının müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması olmadığı gözetilerek davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.\" (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. H.D. Dosya No : 2023/1902, Karar No : 2023/1886), benzer şekilde;\"TMK'nun 426. maddesinde temsil kayyımlığı, 427. maddesinde ise yönetim kayyımlığı düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunun 426. maddesinde düzenlenen temsil kayyımlığı müessesesi, gerçek kişiler esas alınarak getirilmiş bir kurum olmakla birlikte tüzel kişiler içinde temsil kayyımı atanabileceği gerek öğretide (Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık-M. A. Gümüş-Sh. 103) ve gerekse yargı kararlarında (Yargıtay 11.H.D. 1988 tarih 65-3848 sayı vb.) kabul görmektedir. Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine o iş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan yönetim kurulunun mevcut olmaması halinde de TTK'nun 530. maddesi gereğince bu durumun feshe sebep olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir.\" (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi E. 2021/875 K. 2021/794 T. 16.6.2021)<br>Kanun koyucu limited şirketlerde yönetim kayyımlığı biçiminde uygulanan geçici önlemi sadece yönetim organı bulunmaması ve bununla birlikte şirketin feshi için dava açılmış olması durumuna hasretmiş olup yüksek mahkeme uygulaması da yalnızca organ yokluğu halinde bu kararın verilebileceğini işaret etmekte olduğunu; üstelik bu kararı verebilecek tek mahkemenin de şirketin feshi davasına bakan mahkeme olduğunu; müvekkili şirketin organ yokluğu içinde olmaması, görülen davanın da bir fesih davası olmaması karşısında 29.05.2025 tarihinde her iki şirket içinde verilen yönetim kayyımlığı şeklindeki tedbir kararının açıkça kanuna aykırı olduğunu, Şirket müdürünün azline dair kararın kişiler hukukuna ilişkin bir karar olduğundan kesinleşmeye tabi bir karar olduğunu; yerel mahkemenin verdiği usule ve yasaya aykırı tedbir kararı ile normal şartlarda kesinleşmeden icra edilemeyecek bir kararın icrasını başlattığını; 29.05.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararının ivedilik ile incelenip kaldırılması gerektiğini, görülen davada davacının talebi müvekkilin yönetim ve temsil yetkisinden uzaklaştırılması olduğunu,  davada verilen kararın etki doğrumasının kesinleşmesine tabi olduğunu,  ne var ki verilen karar ile davanın esasını çözer nitelikte hükümle eş tesirde bir tedbire hükmedildiğini; tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, kişiler hukukuna ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden uygulanamayacağını; davacının talebinin müvekkilin anılan şirketlerdeki müdürlük görevinden dolayısıyla şirketlerin yönetiminden ve temsiliyetinden uzaklaştırılması olduğunu; davanın kabulüne yönelik karar verilmiş olsa da karar kesinleşmeden hüküm ve sonuç doğuramayacağı için müvekkilin müdür sıfatının devam etmekte olduğunu, verilen tedbir kararı ile müvekkilin yönetim ve temsil yetkilerinin elinden alınmakta olduğunu; nihai hükmün çözümleyeceği hususlarda davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini; aksi halde, hükümle elde edilecek sonucun ihtiyati tedbirle sağlanacağını, bu durumun davanın ve oluşturulacak hükmün anlamını ve etkisini ortadan kaldıracağını,  “Mahkemece davacının isteği üzerine ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Uyuşmazlığın esasını çözümleyecek şekilde ve davacının dava sonunda elde etmesi gereğinin peşinen hükme bağlayacak nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği düşünülerek bu konudaki davacı isteğinin reddi icap ettiği halde mahkemece bu esaslara aykırı şekilde tedbir kararı verilmesi ve usulün 101. ve sonraki maddelerine aykırıdır.” Yargıtay 4. HD. 02.01.1969 (Süleyman Özkök, İhtiyati Tedbirler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2002 s.257).; “Davanın esasını çözümlemeye yönelik şekilde böyle bir tedbir kararının ittihazı doğru bulunmamaktadır.” Yargıtay 11. HD. 30.05.1989, 3097/3291 Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6 C., 6. bsk., Demir Demir Yayıncılık, İstanbul, 2001 C.IV, s.4314).Görülen dosyada yönetim kayyımlığına yönelik tedbir talebinin evvela reddedilmesinden sonra davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunda da  İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2024/1462 Esas, 2024/1465 Karar sayılı 26.09.2024 tarihli kararında aynı hususun işaret edildiğini,  mahkemenin vermiş olduğu tedbir kararı ile davacı talebi ile elde etmek istediği sonuca verilen karar kesinleşmeden ulaştığını; üstelik bu tedbir kararı davanın doğrudan esasına ve uyuşmazlığın toplandığı noktaya ilişkin olup ancak kararın kesinleşmesi ile çözülecek olan ihtilafın karar kesinleşmeden giderilmesi anlamını taşımakta olduğunu; tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, Davada ihtiyati tedbirin bir diğer şartı olan yaklaşık ispat şartı da sağlanamamış olup 29.05.2025 tarihli kararın bu nedenle de hukuka aykırı oluduğunu, dosyaya kazandırılmış tek bir bilirkişi heyet raporu olduğunu ve bu raporda davacının iddialarını somutlaştıramadığının, bilakis müvekkili ... ...'ın şirketlere finansal destek sağladığının, şirketlerin kar payı dağıtamamasında usule ve yasaya aykırı bir durum olmadığının ifade edildiğini, bilirkişi raporunda müvekkile yöneltilen tek eleştirinin davacının bilgi alma hakkının yerine getirilmemesi ile ilgili olduğunu; bu iddianın kabulü halinde dahi davacı tarafın bilgi alma hakkını kullanmak için dava açması ve mahkemenin vereceği kararla bilgi alma hakkını kullanması imkanının her zaman mevcut olduğunu; davacının hiçbir iddiasını yaklaşık olarak ispat edemediğini; bilirkişi heyeti raporunun neredeyse tamamen müvekkili davalı lehine olup mahkemenin iki şirket için de vermiş olduğu yönetim kayyımlığı şeklindeki tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, her iki şirket de davada taraf olmadığından şirketler hakkında hüküm ve sonuç doğuracak şekilde ihtiyati tedbir kararı tesis edilemeyeceğini, ihtiyati tedbir kararı yoluyla eda kararı veya inşai karar verilmesinin ancak bir davada (çekişmeli yargı işinde) söz konusu olabilmekte olduğunu; eda tedbirleri ihtilaf konusu hakkın geçici olarak ifasına yönelmekte olup inşai tedbirlerin ise bir durum ve düzen değişikliği meydana getirmekte olduğunu, ayrıca, dosyanın tarafı olmayan bir üçüncü kişi hakkında bir ihtiyati tedbir kararı verilmesinin ve bu kararın icrasının da mümkün olmadığını,  (Ali Cem BUDAK, Medeni Usul Hukukunda Üçüncü Kişilerin Haklarının Korunması, İstanbul 2000, s. 156 - 158.), dosyanın tarafı olmayan üçüncü bir kişi hakkında verilen kararının, ihtiyati tedbir mahiyetinde olsa dahi bir etkisinden bahsedilmesinin mümkün olmadığını; hal böyleyken, söz konusu tedbir kararının etkisiz karar niteliğinde olduğunu,  (ÖZEKES, Pekcanıtez Usul, s. 2051. Etkisiz karar hakkında bkz. Saim ÜSTÜNDAĞ, Medeni Yargılama Hukuku 7 Bası, İstanbul 2000, s. 813.), mahkeme içtihatlarında da bu hususun; \"Davacı tarafından TTK'nın 630. maddesi uyarınca davalının, dava dışı ... Şirketi'ndeki müdürlük görevinden azlinin talep edildiği, davacı tarafından davalıya karşı bu davadan önce Bakırköy 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1172 Esas sayılı dosyası ile şirket ortaklığından çıkarılması vemüdürlük görevinden azli talebi ile dava açıldığı, aynı şekilde dava dışı şirkete tedbiren kayyımatanmasının talep edildiği, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2023 tarihli ara kararı iledava dışı şirkete kayyım atanması talebinin reddine karar verildiği, bu davada Mahkemece ihtiyatitedbir kararının verilmesinden sonra 28/11/2024 tarihli duruşmada verilen karar ile dosyanınBakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1172 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine veyargılamanın birleştirilen dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiği, dosya kapsamında mevcutdelillerden taraflar aralarında anlaşmazlıklar bulunduğu ve şirketin mali açıdan kötü durumda olduğu anlaşılmakta ise de, davacının da davalı ile birlikte şirketin müşterek yetkili müdürü olduğu nazara alındığında, şirketin mevcut durumuna davalının sebep olduğu ve davalının müdürlük görevinden azli için haklı sebeplerin oluştuğuna dair iddianın yargılamaya muhtaç olduğu, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının, davanın esası hakkında haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiği, bu dosyanın birleştirildiği esas dosyada yapılacak yargılama neticesinde verilecek kararın ihtiyati tedbir yolu ile sağlanamayacağı, geçici hukuki koruma tedbirlerinin bakılan davanıntarafları leh ve aleyhine verilebileceği, dava dışı kişiler aleyhine verilemeyeceği, davanın, dava dışışirkete karşı açılmış bir fesih davası ve dava dışı şirketin temsiline ilişkin bir durumun söz konusuolmadığı da nazara alındığında, Mahkemece koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddi yerine kabulüyle dava dışı şirkete yönetim ve temsil kayyımı atanmasına karar verilmesinin isabetsiz olduğu anlaşılmıştır.\" (İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ E. 2024/1833 K. 2024/1959 T. 5.12.2024); \"Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine o iş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan müdür veya müdürler kurulunun mevcut olmaması halinde de TTK'nun 636/2. maddesi gereğince bu durumun feshe sebep olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 630/2. ve 3. maddelerinde de; her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirketsözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi içingerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı belirtilmiştir. Anılan maddelerde müdürün yetkisinin sınırlandırılabileceği belirtilmiş olup, maddedeki sınırlandırmanın amacı müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması değildir. Böyle bir yorum, TMK'da düzenlenen kayyımlık müessesesi ile bağdaşmadığı gibi TTK'nun 629/1. maddesinin atfıyla limited şirketlere de uygulanması mümkün olan TTK'nun 371/3. maddesi gereğince ancak temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin özgülendirilmesine veya birlikte kullanılmasına ilişkinsınırlandırılmalar geçerli olup, TTK'nun 630/2 ve 3. fıkralarında belirtilen sınırlandırmada ancakkanunda belirtilen bu hallere ilişkin olarak yapılabilir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin28/01/2021 tarih 2020/1490 Esas 2021/593 Karar sayılı ilamı ). Bu durumda, şirket müdürü görevde olup yönetim boşluğu bulunmadığı, müdürün yetkisininsınırlandırılmasının amacının müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulmasıolmadığı gözetilerek mahkemece ihtiyati tedbir ara kararına itiraz eden davalı vekilinin itirazınınkabulüyle hüküm gerekçe çelişkisi oluşturulacak şekilde dava dışı şirkete denetim kayyımıatanmasına ilişkin ihtiyati tedbir ara kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yanılgılıgerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.\" (ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ E. 2023/1750 K. 2023/1709 T. 1.12.2023)\" .. . davada taraf sıfatı bulunmayan ... hakkında sonuç doğurmayan etkisiz hüküm niteliğinde olup şikayetçi ... hissesi üzerindeki ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmez ve alacaklılara satış yetkisi vermez\" (Yargıtay HGK., E. 2017/273 K. 2020/1009 T. 8.12.2020)Yerel mahkemece daha evvel verilen ara kararlar ile davacının yönetim kayyımı atanması talepleri reddedilmiş olup bahsi geçen ara kararların gerekçesinin bugün için de geçerliyken 29.05.2025 tarihinde verilen aksi yöndeki kararın çelişkili olduğunu, yerel mahkeme 19.07.2024, 23.07.2024, 12.09.2024 tarihli ara kararlarında davacının dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanması taleplerini reddettiğini; mahkeme tedbir taleplerinin reddine dair 12.09.2024 tarihli son kararının gerekçesinde; \"sermaye şirketleri kâr amacıyla bir araya gelmiş kişilerden oluşmuş tüzel varlıklar olup şirketin yönetim kurulunun oluşumu, işleyişi, görevden alınması öncelikle şirketin kendi iç yapısı içinde genel kurulda halledilmesi gereken konulardır. Yargı organları ancak yasanın öngördüğü hallerle sınırlı olarak (organ boşluğu gibi)şirkete kayyım atayabilirler.Somut olay bakımından bu durum gerçekleşmediği,ayrıca davanın esasını çözer nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği  gibi  ihtiyati tedbir kararı verebilmek için hâkimin somut sebep göstermesi ve ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak delil değerlendirmesi yapması ve yaklaşık ispat ölçüsüne yaklaşması gerekli olup davacı vekili tarafından dosyaya sunulan delillerin somut delil kabul edilip haklılık konusunda yaklaşık ispat ölçüsü kriterine uymaması ile davacı vekilinin aynı deliller ile  değişen bir husus olmamasına rağmen iki kez tedbir talebi talep edip bu taleplerin reddedilmesine rağmen bu kararları istinaf kanun yoluna başvurmadan tekrer talep etmesi  gözönüne  alınarak davacı vekilinin şirkete tedbiren yönetim veya denetim  kayyımı atanması talebinin reddine\" belirttiğini, yine davacı tarafın 19.07.2024 tarihli tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusu da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2024/1462 Esas, 2024/1465 Karar sayılı 26.09.2024 tarihli ilamı ile; \" Somut olayda davacı yanın, davalının dava dışı şirketlerin müdürlüğünden haklı nedenle azlini gerektirir koşulların oluştuğuna yönelik iddiasının esası bakımından yargılamanın bulunduğu aşama ve mevcut delil durumuna göre yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, değişen delil durumuna göre mahkemeden her zaman tedbir talep edilebileceği, mahkemece 19/07/2024 tarihli ara kararla davalının müdürlük yetkilerinin tedbiren kaldırılması ile şirkete tedbiren kayyım atanması taleplerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacının 19/07/2024 tarihli ara karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.\" gerekçesi ile reddedildiğini, Bu istinaf ilamından sonra üstelik istinaf ilamında davanın reddine karar verilmesi gerektiği dahi işaret edilmekteyken dahası davacının talebi yalnızca \"yönetim kayyımlığı\"na yönelik iken yerel mahkeme sebebi bilinmez bir şekilde \"çoğun içinde az da vardır\" ilkesinden hareketle vermiş olduğu 09.10.2024 tarihli ara kararı ile dava dışı şirketlere tedbiren \"denetim kayyımı\" atanmasına karar verdiğini, bu ara karara karşı taraflarınca istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2025/790 Esas, 2025/732 Karar sayılı, 02.05.2025 tarihli kararında; \"mevcut delil durumunun yaklaşık ispata yeterli olmadığı, buna göre davacının yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, öte yandan çoğun içerisinde azın da bulunduğu gerekçesi ile dava dışı şirketlere görev sınırı belirli olmaksızın tedbiren denetim kayyımı atanmasına karar verilmiş ise de, yaklaşık ispat koşulunun bu tedbir bakımından da geçerli olduğu, mahkemece dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin yaklaşık ispat koşulu eksikliği nedeniyle reddine karar verilmişken, ortaklar arası ihtilaf gerekçe gösterilerek ve çelişki yaratacak şekilde dava dışı şirketlere tedbiren denetim kayyımı atanmasının ve bu karara yönelik davalı itirazının reddedilmesinin isabetsiz olduğu\" belirtilerek \"denetim kayyımı\" atanmasına yönelik tedbir kararının kaldırıldığını, bu sebeple mahkemenin 29.05.2025 tarihli kararı usule ve yasaya aykırı olmanın yanında mahkemenin aynı dosya içinde vermiş olduğu diğer kararlar ile aynı dosyada ihtiyati tedbir yargılamaları kapsamında verilmiş olan kesin istinaf mahkemesi kararları ile de çelişkili olup ivedilik ile kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, tüm izahları ve istinaf mahkemesince resen gözetilecek diğer sebepler karşısında, 29.05.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararına karşı itirazlarının ivedilik ile incelenerek karara bağlanmasına, istinaf başvurularının kabulü ile dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne tedbiren yönetim kayyımı atanması yönünde verilen 29.05.2025 tarihli tedbir kararının kaldırılmasına, Yerel mahkemenin davanın kabulü ile müvekkilin  dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nde yönetim hakları ile temsil yetkilerinin kaldırılmasına yönelik kararının kaldırılmasına, dosyadaki delil durumu yeniden hüküm tesis etmeye elverişli olduğundan davanın reddine, yargılama giderleri   ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 06/08/2025 tarihli ara karara yönelik Davalı ... ... vekili 15/08/2025  istinaf dilekçesinde özetle; yukarıda esası yazılı dosyada davacı, dava dışı  ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile dava dışı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nde %49 oranında ortaklığının bulunduğunu, diğer ortağın ise %51 orandaki hak sahipliği ile müvekkili olduğunu, davalının tek başına müdür sıfatıyla şirketi yönettiğini kendisine hiçbir bilgi vermediğini, kar dağıtımı yapılmadığını, kendisini şirketten uzak tuttuğunu, son 5 senede şirketi genel kurulunun toplanmadığını, genel kurul toplantısı yapılması kararı alındığında da davacı aleyhine uzaklaştırma kararı alındığını ve bu nedenle davacının toplantıya katılamadığını, şirketlerin kötü yönetildiğini ve davalının şirket kaynaklarını şahsi menfaatleri için kullandığını iddia ederek davalı müvekkili ... ...'ın her iki şirketteki müdürlük görevinden azline ve tedbiren şirketlere kayyım atanmasına karar verilmesini talep ettiğini, Davacı dava dilekçesinde ve değişen aşamalardaki dilekçelerinde dava dışı şirketlere tedbiren \"yönetim kayyımı\" atanmasını talep ettiğini; yerel mahkemenin 19.07.2024, 23.07.2024, 12.09.2024 tarihli ara kararlarında davacının dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanması taleplerini reddettiğini; mahkeme tedbir taleplerinin reddine dair 12.09.2024 tarihli son kararının gerekçesinde; \"sermaye şirketleri kâr amacıyla bir araya gelmiş kişilerden oluşmuş tüzel varlıklar olup şirketin yönetim kurulunun oluşumu, işleyişi, görevden alınması öncelikle şirketin kendi iç yapısı içinde genel kurulda halledilmesi gereken konulardır. Yargı organları ancak yasanın öngördüğü hallerle sınırlı olarak (organ boşluğu gibi)şirkete kayyım atayabilirler.Somut olay bakımından bu durum gerçekleşmediği,ayrıca davanın esasını çözer nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği  gibi  ihtiyati tedbir kararı verebilmek için hâkimin somut sebep göstermesi ve ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak delil değerlendirmesi yapması ve yaklaşık ispat ölçüsüne yaklaşması gerekli olup davacı vekili tarafından dosyaya sunulan delillerin somut delil kabul edilip haklılık konusunda yaklaşık ispat ölçüsü kriterine uymaması ile davacı vekilinin aynı deliller ile  değişen bir husus olmamasına rağmen iki kez tedbir talebi talep edip bu taleplerin reddedilmesine rağmen bu kararları istinaf kanun yoluna başvurmadan tekrer talep etmesi  gözönüne  alınarak davacı vekilinin şirkete tedbiren yönetim veya denetim  kayyımı atanması talebinin reddine\" belirttiğini, Yine davacı tarafın 19.07.2024 tarihli tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusunun da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2024/1462 Esas, 2024/1465 Karar sayılı 26.09.2024 tarihli ilamı ile; \" Somut olayda davacı yanın, davalının dava dışı şirketlerin müdürlüğünden haklı nedenle azlini gerektirir koşulların oluştuğuna yönelik iddiasının esası bakımından yargılamanın bulunduğu aşama ve mevcut delil durumuna göre yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, değişen delil durumuna göre mahkemeden her zaman tedbir talep edilebileceği, mahkemece 19/07/2024 tarihli ara kararla davalının müdürlük yetkilerinin tedbiren kaldırılması ile şirkete tedbiren kayyım atanması taleplerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacının 19/07/2024 tarihli ara karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.\" gerekçesi ile reddedildiğini, Bu istinaf ilamından sonra üstelik istinaf ilamında davanın reddine karar verilmesi gerektiği dahi işaret edilmekteyken dahası davacının talebinin yalnızca \"yönetim kayyımlığı\"na yönelik iken yerel mahkeme sebebi bilinmez bir şekilde \"çoğun içinde az da vardır\" ilkesinden hareketle vermiş olduğu 09.10.2024 tarihli ara kararı ile dava dışı şirketlere tedbiren \"denetim kayyımı\" atanmasına karar verdiğini, Bu ara karara karşı taraflarınca istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2025/790 Esas, 2025/732 Karar sayılı, 02.05.2025 tarihli kararında; \"mevcut delil durumunun yaklaşık ispata yeterli olmadığı, buna göre davacının yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, öte yandan çoğun içerisinde azın da bulunduğu gerekçesi ile dava dışı şirketlere görev sınırı belirli olmaksızın tedbiren denetim kayyımı atanmasına karar verilmiş ise de, yaklaşık ispat koşulunun bu tedbir bakımından da geçerli olduğu, mahkemece dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin yaklaşık ispat koşulu eksikliği nedeniyle reddine karar verilmişken, ortaklar arası ihtilaf gerekçe gösterilerek ve çelişki yaratacak şekilde dava dışı şirketlere tedbiren denetim kayyımı atanmasının ve bu karara yönelik davalı itirazının reddedilmesinin isabetsiz olduğu\" belirtilerek \"denetim kayyımı\" atanmasına yönelik tedbir kararının kaldırıldığını, Bu istinaf ilamından sonra dosya mündericatına sadece bir adet bilirkişi raporu girdiğini; tüm yargılama sırasında yalnızca bir adet bilirkişi heyeti raporu dosyaya kazandırılmış olup 04.04.2025 tarihli bu raporun da \"Sonuç\" kısmında; ... Tekstil şirketi yönünden;\"Davalının dava dışı şirketi ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmamakla birlikte, yapılan incelemelerde davalının şirket varlıklarını uhdesine geçirmediği gibi aksine davalının dava dışı şirketi finanse ettiği,\" ... Tekstil şirketi yönünden; \"... Tekstil’in zarara uğratılmadığı, davalının dava dışı şirketi ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmamakla birlikte, yapılan incelemelerde de bu yönde bir tespit yapılamadığı, Davacı’nın bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edildiği, bu hususun Davalı’nın dava dışı şirketlerden azlini gerektirip gerektirmeyeceğinin takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu, Dava dışı şirketlerin incelenen 5 yılda zarar raporladığı, dolayısıyla kar dağıtımının mümkün olmadığı, ... Tekstil’in 20.05.2024 tarihinde, ... Tekstil’in ise 10.09.2024 tarihinde olağan genel kurul toplantısı yaptığı, kaldı ki Davacı'nın 02.04.2023 tarihine kadar ... Tekstil İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.'nde müdür sıfatını haiz olduğu, dolayısıyla kendisinin 2019-2022 yıllarına ait olağan genel kurul toplantısına ilişkin çağrı yapacak konumda olduğu göz önüne alındığında Davacı’nın bu iddiasının yerinde olmadığı, Davalı’nın dava dışı şirketleri ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketlerin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmadığı, keza mali bilirkişi tarafından incelenen şirket ticari defterlerinde davalının dava dışı ... Tekstil’i oldukça yüksek tutarda finanse ettiği\" tespitlerine yer verildiğini, Yargılamanın 29.05.2025 tarihli 3 numaralı celsesinde açıklanan kısa karar ile davanın kabulüne ve müvekkili ... ...'ın mezkur her iki şirketteki yönetim ve temsil yetkilerinin TTK'nın 630/2 nci maddesi uyarınca haklı sebeple ayrı ayrı  kaldırılmasına karar verildiğini, bunun dışında hükmün 2 nolu fıkrasında davacının bu yöndeki tedbir talebinin kabulü ile her iki şirketi temsil etmek üzere dava kesinleşinceye kadar tedbiren yönetim kayyım atanmasına karar verildiğini; bugün itibariyle şirkete 4 (dört) adet yönetim kayyımı atanmış vaziyette olduğunu; usule ve yasaya apaçık bir şekilde aykırı, mümkün olan en kısa sürede kaldırılması elzem, garabet niteliğindeki tedbir kararı yüzünden dava dışı şirketlerin 29.05.2025 tarihinden itibaren kayyımlar tarafından yönetilmekte olduğunu, 29.05.2025 tarihinde verilen yeni ihtiyati tedbir kararına karşı taraflarınca detaylıca itiraz edilmişse de yerel mahkemenin 06.08.2025 tarihli ara kararı ile gerekçesiz bir şekilde itirazlarının reddine karar verdiğini,  yerel mahkemenin usule ve yasaya aykırı olan gerek davanın esası gerekse de tedbir kararı hakkındaki gerekçesi ise; \"Dava dışı ... Tekstil'in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda 2 yıl haricinde zarar raporlamış olduğu, özellikle 30.09.2024 tarihinde (-) 41.181.927,75 TL gibi çok yüksek tutarda zarar raporladığı, dava dışı şirketin stoklarının her dönem oldukça yüksek tutarda olduğu, stokların şirketin bir yıllık satış maliyetlerinin dahi çok üzerinde olduğu, şirketin gereksiz yere stok maliyetine katlandığının gözüktüğü, dava dışı şirketin Bilançolarında 2020 yılı sonunda şirket ortaklarından ... ...'ın 46.187.000,00 TL, Saim ...'ın ise 13.313.000,00 TL şirketten alacaklı olduğu, ... ...'ın şirketten olan alacağının 2022 yılından itibaren yüksek tutarda artmaya başladığı, en son 30.09.2024 tarihinde ... ... dava dışı şirketten 315.952.608,05 TL alacaklı gözüktüğü, dava dışı şirketin Ortaklara olan borçlarındaki ve Banka kredilerindeki artışa karşılık, Aktifinde Binalar (Enflasyon düzeltmesi düşülmüş hali) ve Stoklar hesabında artış gözüktüğü, hal böyle olmakla birlikte davalının dava dışı şirketten olan alacağının ticari hayatın olağan akışına aykırı olacak kadar yüksek olduğu, Dava dışı ... Tekstil'in gelir tablolarının incelenmesinde, incelenen 5 yılda hem faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarar ettiğinin gözüktüğü, dava dışı şirket Ticari Mal alım satımı yapmakta olup, ... Tekstil'den aldığı malları satışa sunduğu, dava dışı ... Tekstil'in zararında ... Tekstil'den aldığı ürünlerin yüksek fiyatta almasının etkili olduğu, Dava dışı şirketlerin incelenen 5 yılda zarar raporladığı, dolayısıyla kar dağıtımının yapılamadığı, davacının bilgi alma ve inceleme hakkının da ihlâl edildiği, buna göre davalının,yöneticisi olduğu şirketlerin sürekli zarar etmesi,gereksiz yere stok maliyetini katlanması ve davacının bilgi alma ve inceleme hakkının da ihlâl edildiği dikkate alındığında,davalının, dava konusu şirketleri basiretsiz yönettiği bu bakımdan özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği,sonucuna varıldığından\" şeklinde olduğunu, 06.08.2025 tarihli kısa kararın sonradan yazılan ara kararının gerekçesinde ise itirazlarının ne sebeple reddedildiğine dair herhangi bir gerekçeye yer verilmediğinin görülmekte olduğunu; 06.08.2025 tarihli ihtiyati tedbire itirazlarının reddine dair ara  karara karşı istinaf başvurusunda bulunduklarını; istinaf başvurularının kabulü ile yönetim kayyımlığı şeklindeki ihtiyati tedbirin kaldırılması gerektiğini, Limited şirketler nezdinde yönetim kayyımlığı şeklinde tedbir kararının verilebileceği hallerin kanunda sınırlı sayıda beliritlmiş olup 29.05.2025 tarihinde verilen tedbir kararının kanuna açıkça aykırı olduğunu; limited şirketlere ancak yönetim organının yokluğu ve şirketin feshi için dava açılması halinde fesih davasına bakan mahkeme tarafından yönetim kayyımı atanabileceğini; azil kararı kesinleşmeye tabi kararlardan olup organ boşluğu mevcut olmamasına rağmen tedbiren yönetim kayyımı atanamsının usule ve yasaya aykırı olduğunu, yönetim kayyımı atanabilecek hallerin ortak özelliğinin bir malvarlığı unsurunun bulunması ve bu malvarlığının yönetimden yoksun kalması olduğunu; malvarlığındaki yönetimsizlik, gerçek kişilerde malvarlığını yöneten kişinin ölümü veya malvarlığını yönetmesinde engellerin ortaya çıkmasından, tüzel kişilerde ise organ eksikliğinden kaynaklanmakta olduğunu,  (“Anonim Ortaklıklarda Organ Boşluğu ve Ortaklığa Kayyım Atanması”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010/2, s. 139.), yönetim kayyımının görev ve yetkileri TMK m. 460/1’de “Kayyım bir malvarlığının yönetim ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise yalnız o malvarlığının yönetimi ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir” şeklinde belirlendiğini, 6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamakta olduğunu, sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmüdür. Buna göre “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlendiğini ancak buradaki kayyımlığın bir yönetim kayyımlığı olmadığını, CMK'da \"Koruma Tedbirleri\" başlığı altında düzenlenen ve katalog suçlarda uygulama alanı bulan yönetim kayyımlığı müessesesinin dışında ise İİK'da iflasın ertelenmesi davası açılması halinde atanacak yönetim kayyımı ile ilgili düzenlenme bulunmakta olup bunun dışında şirkete yönetim kayyımı atılabilecek diğer durumun yalnızca şirketin organsız kalması durumuna ilişkin düzenleme öngören TMK'nun 427/4 maddesi olduğunu, TTK 636/2 maddesinde limited şirketlerde organ yokluğunu ve bunun sonuçlarını düzenlediğini; TTK m. 636/2’ye göre; “(2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir.(4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.”, kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TK m.530/2’de sadece organ yokluğu haline hasrettiği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye verdiğini(TTK m. 636/4).Mahkeme içtihatlarında da ancak limited şirketin ancak yönetim organının bulunmaması yani organ yokluğu halinde şirkete yönetim kayyımı atanabileceğinin şu şekilde izah edilmekte olduğunu; Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, E. 2004/15216, K. 2005/12658 \"…Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıların verdiği vekaletnamelerin “Sermaye Şirketlerinin Genel kurul Toplantıları ve Toplantılarda Bulunacak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Komiserleri Hakkındaki Yönetmelik” 23 ve 21/7 nci maddeleri uyarınca, pay sahiplerinin sahip oldukları payların oranını içermediğinden geçersiz olduğu, toplantıya katılmaya yetkili olmayan davacıların TTK.nun 377 nci maddesinden kaynaklanan erteleme talebinde bulunamayacağı, şirkette organ boşluğu olmadığından kayyım tayini isteminin hukuka uygun olmadığı, genel kurul toplantısına izin verilmesi için gereken ve TTK.nun 366,377 nci maddesinde belirtilen koşullarının hiçbirisinin yerine getirilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.;  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/7714, K. 2018/1804\t“…TMK’nin 427/4. maddesine göre bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka bir yoldan sağlanamamış ise vesayet makamınca yönetim kayyımı atanması gerekmektedir. Anılan düzenlemeye göre yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da …’nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. Bu durumda, karşı davanın reddine karar vermek gerekir iken, yönetim kurulunun üyeleri arasındaki çekişme nedeniyle toplanıp karar alamamasını organ yokluğu olarak kabul edip karşı davanın bu nedenle kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”;             \"Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine o iş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan yönetim kurulunun mevcut olmaması halinde de TTK'nun 530. maddesi gereğince bu durumun feshe sebep olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir. TTK''nun 630/2. ve 3. maddelerinde de; her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı belirtilmiştir. Anılan maddelerde müdürün yetkisinin sınırlandırılabileceği belirtilmiş olup, maddedeki sınırlandırmanın amacı müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması değildir. Böyle bir yorum, TMK'da düzenlenen kayyımlık müessesesi ile bağdaşmadığı gibi TTK'nun 629/1. maddesinin atfıyla limited şirketlere de uygulanması mümkün olan TTK'nun 371/3. maddesi gereğince ancak temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin özgülendirilmesine veya birlikte kullanılmasına ilişkin sınırlandırılmalar geçerli olup, TTK'nun 630/2 ve 3. fıkralarında belirtilen sınırlandırmada ancak kanunda belirtilen bu hallere ilişkin olarak yapılabilir (Emsal Yargıtay 11. HD. 2020/1490 Esas 2021/593 Karar sayılı ilamı). Bu durumda, mahkemece şirket müdürü görevde olup yönetim boşluğu bulunmadığı, müdürün yetkisinin sınırlandırılmasının amacının müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması olmadığı gözetilerek davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.\" (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. H.D. Dosya No : 2023/1902, Karar No : 2023/1886); Benzer şekilde;\"TMK'nun 426. maddesinde temsil kayyımlığı, 427. maddesinde ise yönetim kayyımlığı düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunun 426. maddesinde düzenlenen temsil kayyımlığı müessesesi, gerçek kişiler esas alınarak getirilmiş bir kurum olmakla birlikte tüzel kişiler içinde temsil kayyımı atanabileceği gerek öğretide (Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık-M. A. Gümüş-Sh. 103) ve gerekse yargı kararlarında (Yargıtay 11.H.D. 1988 tarih 65-3848 sayı vb.) kabul görmektedir. Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine o iş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan yönetim kurulunun mevcut olmaması halinde de TTK'nun 530. maddesi gereğince bu durumun feshe sebep olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir.\" (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi E. 2021/875 K. 2021/794 T. 16.6.2021)Kanun koyucu limited şirketlerde yönetim kayyımlığı biçiminde uygulanan geçici önlemi sadece yönetim organı bulunmaması ve bununla birlikte şirketin feshi için dava açılmış olması durumuna hasretmiş olup yüksek mahkeme uygulaması da yalnızca organ yokluğu halinde bu kararın verilebileceğini işaret etmekte olduğunu; üstelik bu kararı verebilecek tek mahkemenin de şirketin feshi davasına bakan mahkeme olduğunu; müvekkili şirketin organ yokluğu içinde olmaması, görülen davanın da bir fesih davası olmaması karşısında 29.05.2025 tarihinde her iki şirket içinde verilen yönetim kayyımlığı şeklindeki tedbir kararının açıkça kanuna aykırı olduğunu, şirket müdürünün azline dair karar kişiler hukukuna ilişkin bir karar olduğundan kesinleşmeye tabi bir karar olduğunu; yerel mahkeme verdiği usule ve yasaya aykırı tedbir kararı ile normal şartlarda kesinleşmeden icra edilemeyecek bir kararın icrasını başlattığını,  tedbir kararına karşı itirazlarının da gerekçesiz bir şekilde 06.08.2025 tarihli ara karar ile reddedildiğini; işbu istinaf taleplerinin kabulü ile 06.80.2025 tarihli kararın ve ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, görülen davada davacının talebinin müvekkilin yönetim ve temsil yetkisinden uzaklaştırılması olduğunu; davada verilen kararın etki doğurması kesinleşmesine tabi olduğunu; ne var ki verilen tedbir  kararı ile davanın esasını çözer nitelikte hükümle eş tesirde bir tedbire hükmedildiğini; tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, kişiler hukukuna ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden uygulanamayacağını; davacının talebinin müvekkilin anılan şirketlerdeki müdürlük görevinden dolayısıyla şirketlerin yönetiminden ve temsiliyetinden uzaklaştırılması olduğnuu; davanın kabulüne yönelik karar verilmiş olsa da karar kesinleşmeden hüküm ve sonuç doğuramayacağı için müvekkilin müdür sıfatının devam etmekte oluğunu, verilen tedbir kararı ile müvekkilinin yönetim ve temsil yetkilerinin elinden alınmakta olduğunu; nihai hükmün çözümleyeceği hususlarda davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini; aksi halde, hükümle elde edilecek sonuç ihtiyati tedbirle sağlacağını, bu durumun davanın ve oluşturulacak hükmün anlamını ve etkisini ortadan kaldıracağını,  “Mahkemece davacının isteği üzerine ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Uyuşmazlığın esasını çözümleyecek şekilde ve davacının dava sonunda elde etmesi gereğinin peşinen hükme bağlayacak nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği düşünülerek bu konudaki davacı isteğinin reddi icap ettiği halde mahkemece bu esaslara aykırı şekilde tedbir kararı verilmesi ve usulün 101. ve sonraki maddelerine aykırıdır.” Yargıtay 4. HD. 02.01.1969 (Süleyman Özkök, İhtiyati Tedbirler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2002 s.257).  “Davanın esasını çözümlemeye yönelik şekilde böyle bir tedbir kararının ittihazı doğru bulunmamaktadır.” Yargıtay 11. HD. 30.05.1989, 3097/3291 Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6 C., 6. bsk., Demir Demir Yayıncılık, İstanbul, 2001 C.IV, s.4314).Üstelik görülen dosyada yönetim kayyımlığına yönelik tedbir talebinin evvela reddedilmesinden sonra davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunda da  İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2024/1462 Esas, 2024/1465 Karar sayılı 26.09.2024 tarihli kararında aynı hususun işaret edildiğini, mahkemenin vermiş olduğu tedbir kararı ile davacı talebi ile elde etmek istediği sonuca verilen karar kesinleşmeden ulaştığını; üstelik bu tedbir kararı davanın doğrudan esasına ve uyuşmazlığın toplandığı noktaya ilişkin olup ancak kararın kesinleşmesi ile çözülecek olan ihtilafın karar kesinleşmeden giderilmesi anlamını taşımakta olduğunu; tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, Görülen davada ihtiyati tedbirin bir diğer şartı olan yaklaşık ispat şartının da sağlanamamış olup ihtiyati tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, dosyaya kazandırılmış tek bir bilirkişi heyet raporu olduğunu ve bu raporda davacının iddialarını somutlaştıramadığı, bilakis müvekkili ... ...'ın şirketlere finansal destek sağladığı, şirketlerin kar payı dağıtamamasında usule ve yasaya aykırı bir durum olmadığının ifade edildiğini, bilirkişi raporunda müvekkile yöneltilen tek eleştirinin davacının bilgi alma hakkının yerine getirilmemesi ile ilgili olduğunu; bu iddianın kabulü halinde dahi davacı tarafın bilgi alma hakkını kullanmak için dava açması ve mahkemenin vereceği kararla bilgi alma hakkını kullanması imkanının her zaman mevcut olduğunu; davacının hiçbir iddiasını yaklaşık olarak ispat edemediğini; bilirkişi heyeti raporunun neredeyse tamamen müvekkili davalı lehine olup mahkemenin iki şirket için de vermiş olduğu yönetim kayyımlığı şeklindeki tedbir kararının bu nedenle de hukuka aykırı olduğunu, her iki şirket de davada taraf olmadığından şirketler hakkında hüküm ve sonuç doğuracak şekilde ihtiyati tedbir kararı tesis edilemeyeceğini, ihtiyati tedbir kararı yoluyla eda kararı veya inşai karar verilmesinin ancak bir davada (çekişmeli yargı işinde) söz konusu olabilmekte olduğunu; eda tedbirleri ihtilaf konusu hakkın geçici olarak ifasına yönelmekte olup inşai tedbirlerin ise bir durum ve düzen değişikliği meydana getirmekte olduğunu, ayrıca, dosyanın tarafı olmayan bir üçüncü kişi hakkında bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu kararın icrasının da mümkün olmadığını, (Ali Cem BUDAK, Medeni Usul Hukukunda Üçüncü Kişilerin Haklarının Korunması, İstanbul 2000, s. 156 - 158.), dosyanın tarafı olmayan üçüncü bir kişi hakkında verilen kararının, ihtiyati tedbir mahiyetinde olsa dahi bir etkisinden bahsedilmesinin mümkün olmadığını; hal böyleyken, söz konusu tedbir kararının etkisiz karar niteliğinde olduğunu, (ÖZEKES, Pekcanıtez Usul, s. 2051. Etkisiz karar hakkında bkz. Saim ÜSTÜNDAĞ, Medeni Yargılama Hukuku 7 Bası, İstanbul 2000, s. 813.)<br>Mahkeme içtihatlarında da bu hususun; \"Davacı tarafından TTK'nın 630. maddesi uyarınca davalının, dava dışı ... Şirketi'ndeki müdürlük görevinden azlinin talep edildiği, davacı tarafından davalıya karşı bu davadan önce Bakırköy 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1172 Esas sayılı dosyası ile şirket ortaklığından çıkarılması vemüdürlük görevinden azli talebi ile dava açıldığı, aynı şekilde dava dışı şirkete tedbiren kayyımatanmasının talep edildiği, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2023 tarihli ara kararı iledava dışı şirkete kayyım atanması talebinin reddine karar verildiği, bu davada Mahkemece ihtiyatitedbir kararının verilmesinden sonra 28/11/2024 tarihli duruşmada verilen karar ile dosyanınBakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1172 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine veyargılamanın birleştirilen dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiği, dosya kapsamında mevcutdelillerden taraflar aralarında anlaşmazlıklar bulunduğu ve şirketin mali açıdan kötü durumdaolduğu anlaşılmakta ise de, davacının da davalı ile birlikte şirketin müşterek yetkili müdürü olduğunazara alındığında, şirketin mevcut durumuna davalının sebep olduğu ve davalının müdürlük görevinden azli için haklı sebeplerin oluştuğuna dair iddianın yargılamaya muhtaç olduğu, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının, davanın esası hakkında haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiği, bu dosyanın birleştirildiği esas dosyada yapılacak yargılama neticesinde verilecekkararın ihtiyati tedbir yolu ile sağlanamayacağı, geçici hukuki koruma tedbirlerinin bakılan davanıntarafları leh ve aleyhine verilebileceği, dava dışı kişiler aleyhine verilemeyeceği, davanın, dava dışışirkete karşı açılmış bir fesih davası ve dava dışı şirketin temsiline ilişkin bir durumun söz konusuolmadığı da nazara alındığında, Mahkemece koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddi yerine kabulüyle dava dışı şirkete yönetim ve temsil kayyımı atanmasına karar verilmesinin isabetsizolduğu anlaşılmıştır.\" (İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ E. 2024/1833 K. 2024/1959 T. 5.12.2024), \"Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine oiş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan müdür veya müdürlerkurulunun mevcut olmaması halinde de TTK'nun 636/2. maddesi gereğince bu durumun feshesebep olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 630/2. ve 3. maddelerinde de; her ortağın, haklı sebeplerinvarlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirketsözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi içingerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı belirtilmiştir. Anılan maddelerdemüdürün yetkisinin sınırlandırılabileceği belirtilmiş olup, maddedeki sınırlandırmanın amacımüdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması değildir. Böyle bir yorum,TMK'da düzenlenen kayyımlık müessesesi ile bağdaşmadığı gibi TTK'nun 629/1. maddesinin atfıyla limited şirketlere de uygulanması mümkün olan TTK'nun 371/3. maddesi gereğince ancak temsilyetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin özgülendirilmesine veya birlikte kullanılmasına ilişkinsınırlandırılmalar geçerli olup, TTK'nun 630/2 ve 3. fıkralarında belirtilen sınırlandırmada ancakkanunda belirtilen bu hallere ilişkin olarak yapılabilir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin28/01/2021 tarih 2020/1490 Esas 2021/593 Karar sayılı ilamı ). Bu durumda, şirket müdürü görevde olup yönetim boşluğu bulunmadığı, müdürün yetkisininsınırlandırılmasının amacının müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulmasıolmadığı gözetilerek mahkemece ihtiyati tedbir ara kararına itiraz eden davalı vekilinin itirazınınkabulüyle hüküm gerekçe çelişkisi oluşturulacak şekilde dava dışı şirkete denetim kayyımıatanmasına ilişkin ihtiyati tedbir ara kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yanılgılıgerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.\" (ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ E. 2023/1750 K. 2023/1709 T. 1.12.2023);  \" .. . davada taraf sıfatı bulunmayan ... hakkında sonuç doğurmayan etkisiz hüküm niteliğinde olup şikayetçi ... hissesi üzerindeki ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmez ve alacaklılara satış yetkisi vermez\" (Yargıtay HGK., E. 2017/273 K. 2020/1009 T. 8.12.2020)Yerel mahkemece daha evvel verilen ara kararlar ile davacının yönetim kayyımı atanması talepleri reddedilmiş olup bahsi geçen ara kararların gerekçesi bugün için de geçerliyken 29.05.2025 tarihinde verilen aksi yöndeki kararın çelişkili olduğunu, yerel mahkeme 19.07.2024, 23.07.2024, 12.09.2024 tarihli ara kararlarında davacının dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanması taleplerini reddettiğini; mahkeme tedbir taleplerinin reddine dair 12.09.2024 tarihli son kararının gerekçesinde; \"sermaye şirketleri kâr amacıyla bir araya gelmiş kişilerden oluşmuş tüzel varlıklar olup şirketin yönetim kurulunun oluşumu, işleyişi, görevden alınması öncelikle şirketin kendi iç yapısı içinde genel kurulda halledilmesi gereken konulardır. Yargı organları ancak yasanın öngördüğü hallerle sınırlı olarak (organ boşluğu gibi)şirkete kayyım atayabilirler.Somut olay bakımından bu durum gerçekleşmediği,ayrıca davanın esasını çözer nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği  gibi  ihtiyati tedbir kararı verebilmek için hâkimin somut sebep göstermesi ve ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak delil değerlendirmesi yapması ve yaklaşık ispat ölçüsüne yaklaşması gerekli olup davacı vekili tarafından dosyaya sunulan delillerin somut delil kabul edilip haklılık konusunda yaklaşık ispat ölçüsü kriterine uymaması ile davacı vekilinin aynı deliller ile  değişen bir husus olmamasına rağmen iki kez tedbir talebi talep edip bu taleplerin reddedilmesine rağmen bu kararları istinaf kanun yoluna başvurmadan tekrer talep etmesi  gözönüne  alınarak davacı vekilinin şirkete tedbiren yönetim veya denetim  kayyımı atanması talebinin reddine\" belirttiğini, yine davacı tarafın 19.07.2024 tarihli tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusu da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2024/1462 Esas, 2024/1465 Karar sayılı 26.09.2024 tarihli ilamı ile; \" Somut olayda davacı yanın, davalının dava dışı şirketlerin müdürlüğünden haklı nedenle azlini gerektirir koşulların oluştuğuna yönelik iddiasının esası bakımından yargılamanın bulunduğu aşama ve mevcut delil durumuna göre yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, değişen delil durumuna göre mahkemeden her zaman tedbir talep edilebileceği, mahkemece 19/07/2024 tarihli ara kararla davalının müdürlük yetkilerinin tedbiren kaldırılması ile şirkete tedbiren kayyım atanması taleplerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacının 19/07/2024 tarihli ara karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.\" gerekçesi ile reddedildiğini, bu istinaf ilamından sonra üstelik istinaf ilamında davanın reddine karar verilmesi gerektiği dahi işaret edilmekteyken dahası davacının talebi yalnızca \"yönetim kayyımlığı\"na yönelik iken yerel mahkemenin sebebi bilinmez bir şekilde \"çoğun içinde az da vardır\" ilkesinden hareketle vermiş olduğu 09.10.2024 tarihli ara kararı ile dava dışı şirketlere tedbiren \"denetim kayyımı\" atanmasına karar verdiğini, bu ara karara karşı taraflarınca istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2025/790 Esas, 2025/732 Karar sayılı, 02.05.2025 tarihli kararında; \"mevcut delil durumunun yaklaşık ispata yeterli olmadığı, buna göre davacının yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, öte yandan çoğun içerisinde azın da bulunduğu gerekçesi ile dava dışı şirketlere görev sınırı belirli olmaksızın tedbiren denetim kayyımı atanmasına karar verilmiş ise de, yaklaşık ispat koşulunun bu tedbir bakımından da geçerli olduğu, mahkemece dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin yaklaşık ispat koşulu eksikliği nedeniyle reddine karar verilmişken, ortaklar arası ihtilaf gerekçe gösterilerek ve çelişki yaratacak şekilde dava dışı şirketlere tedbiren denetim kayyımı atanmasının ve bu karara yönelik davalı itirazının reddedilmesinin isabetsiz olduğu\" belirtilerek \"denetim kayyımı\" atanmasına yönelik tedbir kararının kaldırıldığını, bu sebeple mahkemenin 29.05.2025 tarihli tedbir kararının usule ve yasaya aykırı olmanın yanında mahkemenin aynı dosya içinde vermiş olduğu diğer kararlar ile aynı dosyada ihtiyati tedbir yargılamaları kapsamında verilmiş olan KESİN istinaf mahkemesi kararları ile de çelişkili olduğunu; bu nedenle de tedbire itirazlarının reddine dair <br>06.08.2025 tarihli ara kararın da hukuka aykırı olduğunu, Şirketlerin görünüşte zarar etmesinin tek başına müdürün azlini gerektirmeyeceğini; şirketlerin borç artışı dönemsel ve sektörel bazlı olup borçların bir sebebinin de şirketlerin yatırım yapması olduğunu,  müdür olan müvekkilin şirketi zarara uğratan bir eylemi ya da meydana gelen borçlar ile müvekkilin eylemleri arasında bir nedensellik bağı bulunmamakta olduğunu, sadece zarar edilmesi, tek başına müdürün azli için haklı neden teşkil etmeyeceğini çünkü ticari faaliyetin doğası gereği kâr kadar zararı da içerebileceğini; müdür, her zararda azledilecekse bunun, işletme riskini üstlenen girişimcilik faaliyetiyle bağdaşmayacağını, incelenen son 5 yılın tamamında şirketlerin zarar edilmediği, iki yıl zarar açıklanmadığı gerekçeli kararda dahi belirtilmekte olduğunu; dönemsel gelir düşüklüğünün tek başına azil sebebi teşkil etmeyeceğini; globalde tekstil sektörünün işçilik ve ham maddenin ülkemize göre daha ucuz olduğu Mısır gibi ülkelere yönelmesi sebebiyle ülkemizdeki tekstil firmalarının günümüzde zorluk çekmekte olduğunu; ana haber bültenlerinde dahi Merter bölgesinde yer alan kapalı kepenk dükkanların haberlerinin her gün yapılmakta olduğunu; ayrıca bütün dünyayı etkileyen Pandemi süreci de düşünüldüğünde Son 5 yılın 3 yılında zarar açıklanmasının haklı bir neden olarak ileri sürülemeyeceğini, diğer yandan dava dışı şirketlerin taşınmaz (bina, arsa vs) sayılarının arttığını; yani şirketlerin yatırım yaptığını, bundan dolayı da borçta artış meydana geldiğini; yatırım yapan bir şirketin kötü yönetildiğinden ve/veya müdürünün şirketlere karşı özen ve sadakat borcuna aykırı işler yaptığından bahsedilmesinin olanaksız olduğunu,  “Zarar eden bir şirketin müdürünü yalnızca bu zarardan dolayı görevden almak mümkün değildir. Ticari faaliyetin doğası gereği zarar söz konusu olabilir. Müdürün görevden alınabilmesi için, zararın doğrudan ve ağır ihmal, kötü yönetim veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar neticesinde meydana geldiğinin ispat edilmesi gerekir.” (Tekinalp, Ünal. Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 14. Bası, Beta, İstanbul 2017, s. 472-473.) \"Müdürün azli için şirketin zarara uğraması tek başına yeterli sayılmaz. Azil için zarar, müdürün kusurlu veya sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarıyla doğrudan bağlantılı olmalıdır. Aksi halde zarar, ticari faaliyetin doğası gereği meydana gelmiş olabilir.” (Kırca, İsmail. Limited Şirketler Hukuku, 2. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2020, s. 285-287.), \"Zararın tek başına yöneticinin azli için yeterli olmadığı, ancak yönetim kusuru (beceriksizlik, işletme kurallarına aykırılık) varsa azlin mümkün olduğu..\" (Hamdi Yasaman, Şirketler Hukuku (Genel Esaslar), 8. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2022, s. 567-568.), \"Yargıtay, zararın azil sebebi sayılabilmesi için müdürün kusurlu davranışıyla nedensellik bağı kurulmasını aramaktadır. Örneğin, şirket varlıklarının kişisel harcamalarda kullanılması veya finansal raporlarda usulsüzlük gibi somut ihlaller gereklidir.\" (Prof. Dr. Hamdi Yasaman, \"Şirketler Hukuku\", İstanbul 2020, s. 521), \"Yöneticinin 'ihtiyatlı ve özenli bir yönetici' gibi davranıp davranmadığına bakılmalıdır. Piyasa koşullarından kaynaklanan zararlar azil sebebi sayılmaz.\" (Mehmet Bahtiyar, Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu ve Yöneticilerin Sorumluluğu, 5. Bası, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021, s. 342-343.) \"TTK m. 624'teki 'önemli sebep' kapsamında, şirketin sürekli zararı ancak: a) Müdürün yetkilerini kötüye kullanması, b) Şirket sözleşmesine veya kanuni yükümlülüklere aykırı hareket etmesi, c) Şirketi iflasa sürükleyecek ölçüde risk alması durumunda azil sebebi olabilir.\" (Prof. Dr. Sabih Arkan, \"Ticari İşletme Hukuku\", 5. Bası, Ankara 2019, s. 478); \"Zararın azil sebebi sayılabilmesi için, yöneticinin karar alma sürecinde 'ağır ihmal' veya 'objektif özen yükümlülüğünü ihlal' etmesi gerekir.\" (Kaya Arıkan, Şirketler Hukukunda Yöneticilerin Hukuki Sorumluluğu, 2. Bası, Beta Yayınları, İstanbul, 2020, s. 215.); \"Şirketin zararı, yöneticinin kişisel kusuruyla doğrudan bağlantılı değilse, azil talebi reddedilmelidir.\" (Turgut Kalpsüz, Ticaret Hukuku (Genel Prensipler), 6. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2018, s. 304.)Gerekçeli kararda dava dışı şirketlerin toplamda müvekkile 46.187.000,00 TL borçlu olması ticari hayatın olağan akışına aykırı değerlendirilmişse de gerekçeli kararda da yazdığı gibi şirketlerin davacıya da 13.313.000,00 TL tutarında borçlu olduğunu; üstelik davacı tarafın Polonya'da yaşamakta olup şirket işleri ile ilgilenmeyen bir kimse olduğunu; şirketlerin tüm yükünün müvekkilin üzerinde olup tüm işler ile müvekkilinin ilgilenmekte olduğunu; bu nedenle şirketlerin zarar ettiğinin, müdür müvekkile borçlu olduğunun iddiası ile müvekkilin azli ve aynı gerekçeler ile yönetim kayyımı atanmasının usule ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarında da salt şirketlerin zarar açıklamasının ya da dönemsel zararın azil sebebi olmayacağı, müdürün şirketi kasten zarara uğratması ve müdürün eylemleri ile şirketin zarar etmesi arasında nedensellik bağı bulunması halinde müdürün azledilebileceğinin ifade edilmekte olduğunu; dosyada böyle bir tespit bulunmadığı gibi bu yönde somut bir delil de sunulamadığını,  \"şirketi zarara uğratacak usulsüz bir işlemin yapıldığı yönündeki iddiaların da somut delillerle ispatlanamadığı, şirketin zarar ettiği bilirkişi raporuyla belirlenmesine rağmen bu zararın davalı müdürün kötü yönetiminden kaynaklandığının ispat edilemediği, şirket müdürünün azli için haklı nedenlerin oluştuğuna dair dosyada somut bir delil bulunmadığı\" (11. HD. 2023/403E., 2024/3928K.)İleri sürerek, tüm izahlarının ve istinaf mahkemesince resen gözetilecek diğer sebepler karşısında istinaf başvurularının kabulü ile, 06.08.2025 tarihli kararın ve  dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile dava dışı ...-0 sicil numaralı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne tedbiren yönetim kayyımı atanması yönünde verilen ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. <br>Dava; dava dışı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi müdürü olan davalının müdürlük görevinden haklı nedenle azli istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne, davalının dava dışı şirketlerdeki  yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin TTK'nın 630/2 nci maddesi uyarınca haklı sebeple ayrı ayrı  kaldırılmasına, dava dışı şirketleri temsil etmek üzere şirketlere karar kesinleşinceye dek tedbiren yönetim kayyımı atanmasına, şirketlerin mahkemece atanan kayyımların oy birliği ile verecekleri kararlar ile temsil  ve ilzam edilmelerine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından hüküm fıkrası ile yönetim kayyımı olarak atanan ... ve ...'dan oluşan kayyım heyetinin talebi üzerinde verilen 11/06/2025 tarihli ara karar ile; dava dışı ...-0 sicil numaralı  ... Tekstil Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile ...-0 sicil numaralı  ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketin'i daha önce atanan kayyımlar ... ve ... ile birlikte şirketi temsil etmek üzere SMMM ... ... ile Tekstil Mühendisi Adem ...'in dava kesinleşinceye kadar tedbiren yönetim kayyımı olarak atanmalarına karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından hüküm ile verilen tedbire itiraz edilmiş, mahkemenin 06/08/2025 tarihli ara kararı ile tedbire itirazın reddine karar verilmiştir. Davalı vekilince hem gerekçeli karara, hem de tedbire itirazın reddine yönelik ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı tarafından, mahkemece verilen tedbir kararına yönelik istinaf sebeplerinin değerlendirilmesi, esasa ilişkin değerlendirmeyi de gerektirdiğinden ve tedbir taleplerinin makul sürede değerlendirilmesi zorunluluğu karşısında, dosya hem esasa ilişkin hem de tedbire ilişkin kararların istinaf sebeplerinin incelenmesi bakımından ele alınmıştır. Davacı yan; kardeş olan tarafların dava dışı iki limited şirkette iki ortak olarak bulunduklarını, ortaklar arasında ağır husumet bulunduğunu, davalının beş yıl boyunca dava dışı şirketlerin genel kurul toplantılarını yapmadığını, kendisi hakkında Aile mahkemesi'nden uzaklaştırma kararı aldığını ve şirketlere girişini engellediğini, davacının bilgi alma ve incelme hakkını kullanmasını engellediğini,  şirketlerin resmi ortağı olmayıp fiili ortağı olan Ahmet ... isimli diğer kardeşin hisselerini iade etmediğini, kendisinde bulunan emanet hisselerin devrine de müdür sıfatuyla engel olduğunu, genel kurul toplantısı tarihinde toplantıya katılmasını engellemek için uzaklaştırma kararının süresinin uzatılmasını talep ettiğini, şirket kaynaklarını usulsüz kullanarak  kendisine transfer ettiğini, müdürlük yetkisini kullanarak her iki şirkette kendisini münferiden temsile yetkili kıldığını,  şirketin içini boşalttığını ve şirketi kötü yönettiğini, özen yükümlüğünü açıkça ve ısrarla ihlal ettiğini ileri sürerek davalının her iki şirket müdürlüğünden azlini, şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasını talep etmiştir. Davalı yan;  şirket müdürünün azli ve yetkilerinin sınırlandırılması davasının şirket tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiğini,limited şirket paydaşları arasındaki yönetimsel ihtilafların kayyum atanmasını gerektirecek sebeplerden olmayıp, limited şirketlere sadece organ eksikliği durumunda kayyım atanabileceğini, şirkette organ eksikliği bulunmadığını, davalının ... Tekstil İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.'nin %51 oranında hissedarı ve yetkili müdürü, davacının ise bu şirketin %49  oranında hissedarı,  ... Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti'de ise davacı ve davalının %50'şer oranında ortak olduklarını, davalının bu şirketin müdürü olduğunu, uzaklaştırma kararının davacı ve dava dışı Ahmet ...'ın davacıyı darp ve tehdit etmeleri nedeniyle Aile Mahkemesi tarafından verildiğini, davacının ... Tektil Şirketi'nin  02/04/2023 tarihine kadar müdürü olduğunu,  Davacının ... Tekstil'de  ise davalıyı genel vekaletnamelerle vekil tayin ettiğini ve  bu vekaletnameleri 07.08.2023 tarihinde azilname ile sonlandırdığını, davalının her iki şirket bakımından genel kurula çağrı yapmasına ve davacının bu toplantılara vekil aracılığı ile katılma imkanı bulunmasına rağmen, uzaklaştırma kararının bahane edilmesinin kötü niyetli olduğunu, davacının bilgi edinme hakkının kullandırılmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu,  şirketlerin kötü yönetildiği veya davalının özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddialarının  da gerçek dışı olduğunu, davacının bugüne dek şirket yönetimi ile ilgili aldığı kararlara, genel kurul toplantılarında alınan kararlara onay verdiğini, şirkette organ boşluğu da bulunmadığından davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, dava dışı şirketlerin sicil kayıtları, Bakırköy 1. Aile Mahkemesinin 2024/1317 D.İş sayılı dosyası, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/26157,  2024/37363 ve 2024/82584 soruşturma numaralı dosyaları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/82584 soruşturma numaralı dosyası dosya arasına alınmış, dosya mali müşavir ve hukukçu bilirkişiden oluşan heyete tevdii edilerek, dava dışı şirketlerin ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, yargılama sırasında tedbiren atanan denetim kayyımları tarfaından dosyaya ibraz edilen kayyım heyeti raporları ve bilirkişi raporu dosyaya ibraz edildikten sonra tahkikat bitirilerek yazılı gerekçe ile davanın kabulüne ve dava dışı şirketlere tedbiren ve karar kesinleşinceye dek yönetim kayyımı atanmasına karar verilmiştir. Davalı tarafından, hem esas karara, hem tedbir kararına ve hem de tedbire itirazın reddine dair karara karşı ileri sürülen istinaf sebepleri; cevap ve aşamalarda sunulan savunma dilekçelerini tekrarla; ayrıca şirketlerin belirli dönemlerde zarar etmelerinin tek başına yönetici azli için haklı eden olmayacağı, bilirkişi raporunda da azil için haklı nedenlerin oluşmadığının tespit edildiği, bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, öte yandan davacının kullandırılmadığını iddia ettiği bu hak için yasa ile öngörülen yollardan hiçbirine başvurmamış olması karşısında, bu iddianın da tek başına azil nedeni olamayacağı, TTK'nun da haklı nedenle fesih ve şirketin organsız kalması halleri haricinde limited şirkete kayyım atanmasına cevaz veren yasal düzenleme bulunmadığı, eldeki dava haklı nedenle fesih davası olmadığı ve şirketin de organsız bulunmaması karşısında şirkete tedbiren kayyım atanmasının hukuka aykırı olduğu, mahkemece daha önce verilen tedbir taleplerinin reddi kararları ile çelişir şekilde davanın kabulü ve şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, kesinleşmeden icra edilemeyecek azil kararının, kesinleşmeden infazına neden olacak şekilde tedbir kararı da verilemeyeceği yönündedir. Dava dışı şirketlerin sicil kayıtları kapsamından, davacının dava dışı ... Tekstil Şirketi'ne %49 oranındaki payı ile ortak olduğu, yine 02/04/2013 ve 02/04/2023 tarihleri arasında şirketi münferiden temsile yetkili müdür olduğu,  davalının bu şirketin %51 oranında paydaşı ve şirketi münferiden temsile yetkili müdür olduğu; tarafların dava dışı ... Tekstil Şirketi'nde %50'şer oranda pay sahibi oldukları, davalının bu şirkette 15/08/2016 tarihinden itibaren münferiden temsile yetkili tek müdür olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporu ve dava dışı şirketlerin sicil kayıtları kapsamından; dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin 24/04/2024 tarihli ortaklar kurulu kararı ile 20/05/2024 tarihinde 2019, 2020, 2021, 2022 ve 2023 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısı yapılması kararı alındığını, çağrı ilanının yapıldığı ve dava dışı şirket tarafından toplantıya çağrının davalıya iadeli taahhütlü posta ile gönderildiği davalı tarafından 26/04/2024 tarihinde tebliğ alındığı, dava dışı şirketin 20/05/2024 tarihinde 2019, 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısının  yapıldığı, davalının toplantıya asaleten veya vekaleten katılmadığı anlaşılmıştır. Dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin ise son beş yıldır genel kurul toplantılarının yapılmadığı, dava tarihinden sonra 10/09/2024 tarihinde 2019, 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısı yapılması kararı alındığı anlaşılmıştır.  Dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin son beş yıllık gelir tablosuna göre2020 yılında 47.787.153,35 TL net satışa karşılık, 2.840.360,81 TL faaliyet zararı ve 2.144.148,44 TL dönem zararı raporladığı; 2021 yılında 98.805.983,27 TL net satışa karşılık, 1.226.257,26 TL faaliyet kârı ve kambiyo zararlarının etkisi ile  11.404.429,90 TL dönem zararı raporladığı, 2022 yılında 139.874.663,13 TL net satışa karşılık, 3.266.872,09 TL faaliyet kârı ve 1.307.912,31 TL dönem kârı raporladığı; 2023 yılında 239.912.818,96 TL net satışa karşılık, 9.287.562,09 TL faaliyet kârı ve 3.814.469,14 TL dönem kârı raporladığı,  30.09.2024 tarihinde de 184.633.323,57 TL net satışa karşılık, 27.080.051,54 TL faaliyet zararı, enflasyon düzeltmesi kârlarının etkisi ile 3.199.743,64 TL dönem karı raporladığı, enflasyon düzeltmesi işlemleri dikkate alınmadığında, şirketin 30.09.2024 tarihinde 41.181.927,75 TL zarar raporladığı bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. Dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin son beş yıllık bilançolarına göre,   2020 yılında özkaynaklarının 22.955.637,47 TL, 2021 yılında öz kaynaklarının 88.220.362,61 TL, 2022 yılında özkaynaklarının 89.769.809,99 TL, 2023 yılında öz kaynaklarının  460.151.812,15 TL ve 30/09/2024 tarihi itibariyle özkaynaklarının 572.374.840,66 TL olduğu, dava dışı şirketin stoklarının her dönem oldukça yüksek tutarda olduğu, şirketin yıl sonu stokları ile o yıla ait yıllık satış maliyetlerinin karşılaştırılmasında son beş yıl boyunca her yıl için, yıllık stokların yıllık satış maliyetlerinin çok üzerinde olduğu, bu durumun ya şirketin gereksiz yere stok maliyetine katlandığını veya stokların gerçek olmadığını düşündürdürdüğü, dava dışı şirketin bilançolarında 2020 yılı sonunda şirket ortaklarından ... ...'ın 46.187.000,00 TL, Saim ...'ın ise 13.313.000,00 TL şirketten alacaklı göründükleri, davalı ... ...’ın şirketten olan alacağının 2022 yılından itibaren yüksek tutarda artmaya başladığı ve en son 30.09.2024 tarihinde davalının dava dışı şirketten 315.952.608,05 TL alacaklı gözüktüğü, dava dışı şirketin ortaklara olan borçlarındaki ve banka kredilerindeki artışa karşılık, aktifinde binalar (Enflasyon düzeltmesi düşülmüş hali) ve stoklar hesabında artış olduğunun gözüktüğü, davalının dava dışı şirketten olan alacağı ticari alacağının hayatın olağan akışına uygun olmayacak şekilde yüksek olduğunun değerlendirildiği, davacı vekili tarafından davalının dava dışı şirketi ne şekilde zarara uğrattığına, dava dışı şirketin varlıklarını ne şekilde uhdesine geçirdiğine ilişkin somut bir beyan veya delil sunulmadığı, yapılan incelemelerde aksine davalının dava dışı şirketi finanse ettiğinin gözüktüğü hususları bilirkişi raporunda tespit edilmiştir. Dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin son beş yıla ait gelir tablolarında; 2020 yılında 930.996,37 TL net satışa karşılık,  1.256.335,05 TL faaliyet zararı ve 1.186.228,74 TL dönem zararı raporladığı; 2021 yılında 2.535.277,68 TL net satışa karşılık,  789.623,67 TL faaliyet zararı ve 794.128,44 TL dönem zararı raporladığı;  2022 yılında 2.104.955,18 TL net satışa karşılık,  710.314,54 TL faaliyet zararı ve 646.673,68 TL dönem zararı raporladığı;  2023 yılında 2.026.404,96 TL net satışa karşılık, 1.811.810,29 TL faaliyet zararı ve 1.873.432,89 TL dönem zararı raporladığı;   30.09.2024 tarihinde 3.147.734,85 TL net satışa karşılık, 1.025.800,06 TL faaliyet zararı ve 971.117,67 TL dönem zararı raporladığı, dava dışı şirketin incelenen 5 yılda hem faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarar ettiği bilirkişi raporunda tespit edilmiştir. Dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin son beş yıllık bilançolarına göre 2020 yılında özkaynaklarının  259.863,61 TL, 2021 yılında özkaynaklarının  (-) 534.264,83 TL, 2022 yılında özkaynaklarının 1.180.938,51 TL, 2023 yılında özkaynaklarının (-) 2.698.515,32 TL ve 30/09/2024 tarihi itibariyle özkaynaklarının  (-) 3.669.632,93 TL olduğu, dava dışı şirketin, dava dışı ... Tekstil’den aldığı malları satışa sunduğu, dava dışı şirketin gelir tablolarından, satışların düşük olması, buna karşılık faaliyet giderlerinin yüksekliğinden kaynaklı olarak her dönem faaliyetlerinden zarar ettiğinin gözüktüğü, dava dışı şirketin satılan ticari mal maliyetleri dikkate alındığında, yıllar itibari ile stok rakamlarının oldukça yüksek olduğu, yani şirketin gereksiz bir stok maliyetine katlandığı, dava dışı şirketin 30/09/2024 tarihi itibariyle bilançolarına göre  (-) 3.669.632,93 TL özkaynak ile borca batık durumda olduğu hususları rapor edilmiştir. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın  2024/26157 Soruşturma saylı dosyası kapsamından; davacı, davalı ve dava dışı Ahmet ... haklarında müşteki-şüpheli sıfatıyla tehdit, silahla basit yaralama  suçlarından iddianame tanzim edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Bu soruşturmaya konu olay nedeniyle Mehmet ... tarafından yapılan başvuru üzerine, Bakırköy 1. Aile Mahkemesi'nin 2024/1317 D.İş sayılı 26/02/2024 tarihli kararı ile, Saim ... ve Ahmet ... yönünden 6284 Sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma tedbirine karar verildiği, akabinde bu tedbir kararlarının süresinin uzatılmasına yönelik ek kararlar verildiği anlaşılmıştır.  Bakırköy  Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/37363 Soruşturma    sayılı dosyası kaspamından dava dışı Ahmet ... tarafından Mehmet ... aleyhine, emaneten kendisine verdiği hisseleri iade etmediği ve kendisini darp ettiği iddialarına dayalı olarak şikayetçi olunduğu, soruşturmanın devam ettiği anlaşılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/82584    soruşturma sayılı dosyası kapsamından davacı Saim ... tarafından Mehmet ... aleyhine emaneten kendisine verilen hisseleri iade etmediği ve kendisini darp ettiği iddialarına dayalı olarak şikayetçi olunduğu,soruşturmanın devam ettiği anlaşılmıştır. 6102 Sayılı TTK'nun 630/2 fıkrası uyarınca; her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Hükmün ikinci fıkrasında; yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. Burada sayılan sebepler sınırlı sayıda olmayıp,  mahkemece, her somut olayın özelliğine göre azil için haklı nedenlerin oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekir.6102 Sayılı Kanunun 626 maddesi uyarınca; müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin  menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. Yine şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar.  Müdürler de ortaklar için öngörülmüş bulunan bağlılık borcuna tabidir.Limited Şirketlerde ortakların bilgi alma ve inceleme hakkı TTK'nun 614 maddesinde düzenlenmiş olup, hükmün birinci fıkrası uyarınca; her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca ortağın, elde ettiği bilgileri şirketin zararına olacak şekilde kullanması tehlikesi varsa, müdürler, bilgi alınmasını ve incelemeyi gerekli ölçüde engelleyebilir; bu konuda ortağın başvurusu üzerine genel kurul karar verir. Son fıkrası uyarınca; genel kurul, bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse, ortağın istemi üzerine mahkeme bu hususta karar verir. Mahkeme kararı kesindir.TTK'nun 617/1 fıkrası uyarınca; genel kurul müdürler tarafından toplantıya çağrılır. Olağan genel kurul toplantısı, her yıl hesap  döneminin sona ermesinden itibaren üç ay içinde yapılır. Şirket sözleşmesi uyarınca ve gerektikçe genel kurul olağanüstü  toplantıya çağrılır. Hükmün üçüncü fıkrasına göre ise; toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümlerin, Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç, kıyas yoluyla uygulanır. Her ortak kendisini genel kurulda ortak olan veya olmayan bir kişi aracılığıyla temsil ettirebilir. Somut olayda; davalının dava dışı şirketlerden ... Tekstil şirketi'ni münferiden temsile yetkili tek müdür olduğu, dava dışı ... Tekstil Şirketi'nde davacı ile davalının  02/04/2023 tarihine tek şirketi münferiden temsile yetkili iki müdür oldukları, bu tarihten sonra davalının şirketi münferiden temsile yetkili tek müdür olduğu, eldeki davanın ikame tarihinin 17/07/2024 olduğu, somut olayda dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin genel kurul toplantılarının 29/05/2024 tarihine dek yapılmadıkları, bu tarihte ise 2019 ila 2023 yılllarına ilişkin genel kurul toplantısı yapıldığı, daha öncesinde davalı veya 2023 yılı Nisan ayına dek şirket müdürü olan davacının genel kurulu toplantıya çağırmadıkları, ... Tekstil Şirketi'nin ise son on yıl boyunca genel kurullarının yapılmadığı, dava tarihinden sonra davalı tarafından toplantıya çağrı ilanı yapıldığı, davacının kendisinin de münrefit yetkili müdür olarak görev yaptığı süre boyunca TTK'nun 617 maddesi uyarınca ... Teksitl Şirketi genel kurul toplantısının yapılması çağrısında bulunmamış olmasının, yine dava dışı ... Tekstil Şirketi bakımından, son on yıldır genel kurul toplantısı yapılmayan şirket için, TTK'nun 617/3 fıkrası atfı ile 412 maddesine dayalı olarak genel kurul toplantısına çağrı izni için mahkemeye başvurmamış olmasının, her iki şirkette münferiden yetkili müdür olan davalının genel kurulu toplantıya çağırma görevini ortadan kaldırmayacağı, davalının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacının, dava dışı şirketler bakımından davalının ısrarlı biçimde bilgi alma ve inceleme hakkını engellediğini ileri sürmüştür. Kardeş olan taraflar arasında 2023 yılı itibariyle anlaşmazlık başladığı, bu anlaşmazlıkların 2024 yılı içerisinde adli vakaya da dönüştüğü tespit edilmiştir. Davacının 2023 yılı Nisan ayına dek dava dışı ... Tekstil Şirketi'nde müdür olduğu, davacının dava dışı her iki şirket bakımından bilgi alma talebini ilk kez  Üsküdar 19. Noterliği'nin 05/04/2024 tarih ve 07506 yev. no'lu ihtarnamesi ile davalıya ilettiği, davalının cevabi ihtarnamesi ile davalının ... Tekstil Şirketi'nde zaten 2023 yılına dek müdür olduğunu, ayrıca her iki şirket bakımından da sürekli bilgilendirildiğini,  davacının şirketin son bir yıllık faaliyet raporları ile geçmiş dönemlere ilişkin bilançolarını talep etmesinin kötü niyetli olduğunu belirttiği ve davacı ortağın TTK'nun 614/1 fıkrasından doğan bilgi alma ve inceleme hakkını engellediği anlaşılmıştır. TTK'nun 614 maddesi uyarınca müdürlerin, ortakların bilgi alma ve inceleme hakkını, ancak hükmün ikinci fıkrasına dayalı olarak genel kurul kararı ile kısıtlayabileceği, genel kurulun hakkın kullanılmasını ortadan kaldıracak mahiyetteki bir kısıtlama kararı vermesi halinde ise ortağın mahkemeye başvurabileceği, somut olayda davalının, davacının bilgi alma ve inceleme talebini cevabi ihtarnamesi ile açıkça karşılamamış olması, davacının bilgilendirildiğine dair bir delil de sunmamış bulunması karşısında, davalı tarafından davacının yasal yollara başvurmaksızın bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiğini ileri süremeyeceğine dair istinaf sebebinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere; dava dışı şirketlerden ... Tekstil Şirketi'nin 30/09/2024 tarihi itibariyle  41.181.927,75 TL dönem zararı bulunduğu, yine bu şirketin stoklarının yıllık satış maliyetlerine oranının çok yüksek olduğu ve faaliyet zararının da satışlara oranlara çok yüksek tutardaki stok maliyetinden kaynaklandığı, öte yandan davalının 30/09/2024 tarihi itibariyle  315.952.608,05 TL alacaklı göründüğü, bu alacağın kaynağına ilişkin davalı tarafından bir açıklama yapılmadığı,  dava dışı ... Tekstil Şirketi'nin ise son beş yıl boyunca sürekli dönem ve faaliyet zararı raporlandığı gibi, özkaynakları itibariyle de son beş yıldır borca batık durumda olduğu, buna göre davalının dava dışı şirketleri özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı şekilde kötü yönettiğine dair mahkeme kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, davalı yanın aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece davanın kabulü ile dava dışı şirketlerin tek yetkili müdürü olan davalının  yönetim ve temsil yetkilerinin kaldırılmasına karar verilmiş olması nedeniyle, dava dışı şirketlerin genel kurulları tarafından yeni yönetim organı seçilinceye dek yönetim organından yoksun kaldıkları, bu nedenle mahkemece şirketlere tedbiren yönetim kayyımı atanmasında ve bu karara yönelik itirazın reddedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davalının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesince verilen ve istinafa konu edilen kararlarda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının 29/05/2025 tarihli esas karar ve 06/08/2025 tarihli ara karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davalının 29/05/2025 tarihli esas karar ve 06/08/2025 tarihli ara karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince gerekçeli karara yönelik alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince ara karara yönelik alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 5-Davalı tarafından fazla yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve istinaf karar harcının talep halinde yatıran davalı tarafa iadesine, 6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 09/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br>\t<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c37109f4720e7de5","SID":"4a732ced2e41684f"}}