{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. İstanbul Anadolu  9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>ESAS NO\t: 2025/1092 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/820<br>DAVA\t: Ticari Şirket (Olağanüstü Genel Kurul İstemli)<br>DAVA TARİHİ\t: 24/09/2025<br>KARAR TARİHİ\t: 26/11/2025<br><br>Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Olağanüstü Genel Kurul İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Yargılamanın yenilenmesini talep eden vekilinin talep dilekçesini özetle; Davacılar tarafından -------Ş.’nin olağanüstü genel kurula çağrılması ve kayyım atanması talebiyle -------- E. sayılı dava açıldığını, mahkememizin 27/10/2025 tarihli kararla davayı --------Ş. yönünden kabul ederek kayyım atanmasına karar verildiğini, kararın kesin olarak verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bir kararın kesin olup olmadığı hususunun hakimin takdir yetkisine bağlı olmadığını, HMK m. 341 uyarınca bu tür kararların istinafa tabi olduğunu, şirket genel kurulunun yapılmasına ilişkin davaların “inşai nitelikte” olup üst derece denetimine tabi olduğunu, kesinlik verilemeyeceğini, olağanüstü genel kurul yapılmasına yönelik kararların, şirket yapısına doğrudan müdahale niteliğinde olduğunu, bu tür kararların, istinaf ve gerektiğinde temyiz denetiminden geçmemesi hukuki dinlenilme hakkını (Anayasa m. 36, HMK m. 27) ihlal ettiğini, bu sebeple kesin karar verilmesinin hem usule hem de Anayasal haklara aykırı olacağını, aynı taraflar arasında aynı konu ve aynı huuki sebebe ilişkin olarak kesin hüküm mevcut olduğunu, buna rağmen ikinci kez dava açılmasının HMK 303 anlamında dava şartı yokluğu doğurduğunu, mahkememiz kararında söz konusu kesin hükmün varlığını bizzat kabul etmesine rağmen açık hukuka aykırı biçimde esasa girilerek kayyım atama kararı verildiğini, bu durumun HMK 375/1-a kapsamında iade-i muhakeme sebebi olduğunu,  soruşturma aşamasındaki yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak açılan kovuşturmanın TTK 410-412 kapsamında geciktirici sebep oluşturmayacağını, 25 Kasım 2025 tarihli genel kurul yapılırsa --------Ş. açısından telafisi imkânsız zararlar doğacağını, mahkemem kararı uyarınca kayyım tarafından 25 Kasım 2025 tarihine olağanüstü genel kurul çağrısı yapıldığını, genel kurulun yapılması halinde şirketin yönetim yapısının değişeceğini, organik bütünlüğün bozulacağını, önemli ticari sözleşmelerin feshedilebileceğini, şirket adına geri dönüşü olmayan taşınmaz ve finansal işlemler yapılabileceğini, sicile tescil edilen kararların sonradan geri alınmasının imkânsız hale geleceğini, bu sonuçların telafisi mümkün olmayan zararlar olacağını, HMK 389-391 gereğince tedbir şartlarının tamamının mevcut olacağını, kesin hükme rağmen karar verilmiş olmasının, iade-i muhakemede--------Ş.’nin haklı olduğunun ilk bakışta anlaşılmasını sağlayacağını, Organ kayyımı ve genel kurul çağrısı işlemlerinin geri alınamaz sonuçları varsa tedbir verilmesi gerektiğini, bu nedenle, iade-i muhakeme davası sonuçlanıncaya kadar kayyımın yetkilerinin durdurulması ve 25 Kasım 2025 tarihli  olağanüstü genel kurul kararının icrasının durdurulması/talimaten tedbir verilmesinin zaruri olduğunu, HMK 375/1-a kapsamında --------Ş. aleyhine verilen --------- E. – -------- K. sayılı kararın iadesini, kesin hüküm nedeniyle işbu davanın dava şartı yokluğundan usulden reddini, -------Ş. hakkında verilen kayyım atanması ve genel kurul çağrısı hükmünün kaldırılmasını,  İade-i muhakeme davası sonuçlanıncaya kadar 25 Kasım 2025 tarihli olağanüstü genel kurulun ve tüm icra işlemlerinin tedbiren durdurulmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller değerlendirildiğinde; Dava hukuki niteliği itibariyle, HMK'nın 375. maddesi kapsamında yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir.HMK. 375 ‘e göre yargılamanın yenilenmesi sebepleri sınırlı olarak sayılmış olmakla “a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması.e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması. g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması. i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi.” <br>Somut olayda yargılamanın yenilenmesi, maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden kararlara karşı başvurulabilen bir yol olduğundan, azınlığın çağrı talebi üzerine verilen izin/ret kararlarının (TTK 412) yargılamanın yenilenmesine konu edilmesi, bu kararların hızlılık ve kesinlik amacına ters düşebilir; zira bu kararlar uyuşmazlığın esası hakkında hüküm vermekten ziyade usuli bir yetki vermektedir. Bu tür kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi talep edilemeyeceğinden ve ayrıca tedbir talebinin de bu gerekçelerle reddine  karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>1-YARGILAMANIN YENİLENMESİNE İLİŞKİN TALEBİN REDDİNE,<br>2-Harçlar Yasasına göre alınması gereken 615.40 TL karar harcının talep edenden alınarak hazineye irat kaydına,<br>3-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca yatıran ilgili tarafa iadesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu KESİN olmak üzere  oy birliği ile karar verildi.26/11/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"07b5fb1ad0a6154f","SID":"5b6673a71a463a52"}}