{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. DİYARBAKIR BAM   4. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2025/982 - 2025/2030<br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  4. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2025/982 <br>KARAR NO\t: 2025/2030<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (adi ortaklık nedeni ile)<br>DAVA TARİHİ\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 14/08/2024<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/11/2025<br><br><br>Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen ve yukarıda tarih ve numarası gösterilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş  olmakla dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>A) DAVACI VEKİLİNİN  İDDİASI VE İSTEMİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; \"Müvekkilleri ile davalılardan ... arasında 08.10.2017 tarihinde yapılan kar zarar ortaklığı yazılı adi sözleşme kapsamında davalı ...'un sahibi ve yetkilisi olduğu diğer davalı şirket  ... Limited Şirketinin \"Kulp İlçe mahallinde yapılan kutu menfez yapımı büz alımı ve yerleştirilmesi ve köy mahallinde yapılan beton yol kaplaması işi müteahhit firmanın kurumla anlaştığı birim fiyat üzerinden taşeron firmayla ortak bi şekilde yapılacağını,  (kar zarar ortağıdır.)\"  şeklinde yazılı sözleşme akdettiklerini,  davalı  ... Limited Şirketi Ek te yer alan ihale evraklarından da anlaşılacağı üzere; 21.09.2017 tarihinde  Kulp İlçe Mahallelerinde Kutu Menfez, buz Döşeme, Taş Duvar, Tel Örgü ve Beton Yol Yapım İşinden kaynaklı, Kulp Belediye Başkanlığı tarafından açılan ihaleyi 3.690.541,48 TL sözleşme bedeli ile aldığını, İşin yaklaşık maliyetinin 5.477.766,11 TL olduğunu, ihale numarasının 2017/425099 olduğunu, davalı şirket tarafından müvekkillerine ödenen meblağların kar ödemesi olduğunu kabul etmiş ise de, yapılan ödemenin cüzi bir miktar ile sınırlı kalmış olduğunu müvekkillerinin hak ettiği ücretin ödenmediğini, davanın kabulü ile taraflar arasında yapılan sözleşmeye istinaden gerçekleşen iş kapsamında; HMK 107/1.maddesinde belirtildiği gibi, talep ettikleri, alacakların miktar ya da değerini bu aşamada tam ve kesin olarak belirleme olanağı bulunmadığından şimdilik; her bir müvekkili açısından fazlaya dair haklar saklı kalmak sureti ile dava değerinin bilirkişi marifeti ile yapılacak hesaplama sonrası arttırılmak kaydıyla 10.000 TL den toplam 20.000 TL nin yıllık ticari faizi ile birlikte davalılardan alınarak müvekkillerine verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini\" talep etmiştir.<br>B) DAVALININ SAVUNMASI:<br>Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; \" öncelikle yerleşim yerleri Kulp iken ve yine davaya konu alacağın yapıldığı iş de Kulp'ta iken; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını ,yetki itirazlarının bulunduğunu, Davanın Kulp'ta açılması gerektiği için yetkisizlik itirazlarının bulunduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca Davacıların dava dilekçesinde,  davalılar ile iş yaptıklarını iddia ettiklerini ve elde edilen kardan alacaklarını alamadıklarını sadece 47.000,00 TL aldıklarını beyan ettiklerini, yapılan işin zamanı ve işin çapı dikkate alındığında aslında aldıkları bu tutar ile alacaklarının tamamını aldıkları hususunun yazılan müzekkereler sonucu ortaya çıkacağını, dikkat edilmesi gereken nokta ise davacıların kötü niyetli olduklarını, davacılar, dava dilekçesinde de belirttikleri üzere huzurdaki davadan önce Kulp Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2020/23 ve 2020/24 esas sayılı işçi alacakları davası açtıklarını, davacılardan ...'nin kardeşi ...'ye ait araçların şantiye alanında çalıştırıldığı ve davalılar ile aralarındaki güvene istinaden sözde faturalandırılma yapılmadığının iddia edildiğini, aylar süren bir işte ve yine sözde hiçbir şekilde ücret alınmayıp bir de faturalandırılma yapılmadığı hangi basiretli tacir tabirine uyan davacıların bu soyut ve hayatın olağan akışına aykırı iddialarına asla itibar edilmemesi gerektiğini,  hukuka aykırı davanın ve davacıların tüm taleplerinin reddi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini\" talep etmiştir.<br>C) İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/02/2025 tarih 2024/954 Esas  2025/167 Kararı  ile; \"davanın eser sözleşmesinden kaynaklanan hakediş alacaklarından kaynaklı olduğunu, davanın TTK md.4 gereğince mutlak ticari davalardan olmadığını, yukarıda açıklandığı üzere yapılan araştırma sonucunda davacıların, Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere ticaret Sicilinde şahıs kaydı veya şirket ortaklığının bulunmadığını, Diyarbakır Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davacı ...'nin vergi mükellefiyet kaydının bulunmadığı, davacı ...'ın ise davacının yalnızca 2013 yılına ait basit usulde yıllık gelir vergisi mükellefi olduğu, neticeten davacıların tacir olmadığı, dolayısıyla görevli mahkemenin genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle Mahkememizin görevsizliği nedeni ile HMK'nın 114. ve 115. mad. gereğince dava  şartı yokluğundan davanın usulden REDDİNE, dosyasının görevli KULP NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine \" karar verilmiştir.<br><br> D) İSTİNAF NEDENLERİ:<br>Hükme karşı davacılar vekili  tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>Davacı vekili istinafında özetle;\"dava dilekçesini tekrarla, yerel mahkemenin davanın eser sözleşmesinden kaynaklanan hakediş alacaklarına ilişkin olduğunu, Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde 4 gereğince mutlak ticari davalardan olmadığını, davacıların Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarında şahıs kaydı veya şirket ortaklığının bulunmadığını, Diyarbakır Vergi Dairesi Müdürlüğü kayıtlarına göre davacı ...'nin vergi mükellefiyet kaydının olmadığını, davacı ...'ın ise yalnızca 2013 yılına ait basit usulde yıllık gelir vergisi mükellefi olduğunu, bu nedenle davacıların tacir olmadığı gerekçesiyle görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu sonucuna vararak davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine karar vermesinin yasaya ve usule aykırı olduğu ileri sürülmekte olup, zira TTK madde 4'ün ticaret mahkemelerinin görev alanını, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Kanun'da ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde 202, 203, 444, 447, 487-501, 515-519, 532-545, 547-554, 555-560, 561-580 gibi belirli maddelerde öngörülen hususlardan doğan davalar olarak düzenlediğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin karma nitelikte bir eser ve taşeron sözleşmesi olduğu, müvekkillerin davalı ...'a ait şirketin işlerini yetkilinin onayı ile vekaletname ilişkisine dayalı olarak yaptığı, şirket devri sonrası ise diğer davalı ... Limited Şirketi adına vekaletnamesiz iş görme hükümleri kapsamında edimlerini ifa ettiğini, bu süreçte davalıların haksız zenginleştiğini, müvekkillerin ise fakirleştiğini, davalı şirket tarafından ticari defter kayıtlarının sunulmaması nedeniyle şirketin gerçek karının bilinemediğini, TBK madde 470'e göre eser sözleşmesinin tanımına uyduğunu, TBK madde 12/1 gereği sözleşmelerin şekle bağlı olmadığını, TTK madde 19/2 uyarınca taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin diğeri için de ticari iş sayıldığını, ayrıca TBK madde 547 ve 551'de düzenlenen ticari temsilci ve ticari vekil hükümlerinin somut olaya uygulanması gerektiğini, müvekkillerin davalıların ticari işlerini temsilci veya vekil aracılığıyla gördüğü kabul edildiğinde görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğu dolayısıyla davanın ticari temsilci olarak ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiği, yerel mahkemenin görevsizlik kararı vermesinin isabetsiz olduğu belirtilerek, davanın ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğine karar verilmesini \"talep etmiştir.<br>E)DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:<br>Dava, Alacak (Adi ortaklık sözleşmesine dayalı)  istemine ilişkindir.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, istinaf kanun yoluna başvuran tarafın sıfatı gözetilerek, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve bu nedenle resen gözetilmesi gereken hususlar değerlendirilerek yapılan incelemede;<br>Dosyanın incelenmesinde; davacılar ...ile davalılardan ... arasında 08/10/2017 tarihinde yapılan \"Kâr Zarar Ortaklığı\" konulu yazılı adi sözleşme yapıldığı, bu sözleşmede \"Kulp İlçe mahallinde yapılan kutu menfez yapımı büz alımı ve yerleştirilmesi ve köy mahallinde yapılan beton yol kaplaması işi müteahhit firmanın kurumla anlaştığı birim fiyat üzerinden taşeron firmayla ortak bi şekilde yapılacaktır (KAR ZARAR ORTAĞIDIR.)\" şeklinde yazılı sözleşme akdedildiği, davaçılar tarafından iş ortaklığı nedeniyle kendisine isabet eden kâr ödemelerinin yapılmadığı iddiasıyla eldeki davayı açtıkları, Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ,davacıların tacir olmadığı, dolayısıyla görevli mahkemenin genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi olduğu belirtilerek Kulp Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verildiği ve davacı vekili tarafından görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi  olduğu belirtilerek verilen kararın istinaf edildiği anlaşılmıştır.<br>\t\t\t\t\t\t\tBilindiği üzere, adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir(TBK. 620/1 md.). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını veya emeklerini) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla  teşkil eden bir kişi topluluğudur.<br>\t\t\t\t\t\t\t\t6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin, taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır.Yine, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir.<br>\t\t\t\t\t\t\t\t 6335 Sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK'nun 1.maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce re'sen incelenmektedir.<br>Somut olayda; taraflar arasında imzalanan 08/10/2017 tarihli protokolün  bir adi ortaklık sözleşmesi olduğu, adi ortaklığın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, davacıların tacir olmadığı ,davanın ticari dava olmaması nedeniyle Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesince,uyuşmazlığın çözümünde Kulp Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu yönündeki kararın yerinde olduğu bu itibarla davacıların  istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>Bu durumda,dosyadaki bilgi ve belgelere, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca davacılar  vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, <br>2- Yeterince harç alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına<br>3-İstinaf kanun yoluna başvuran tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-Kullanılmayan gider avansının kararın kesinleşmesinden sonra 6100 sayılı Kanunun 333. maddesi uyarınca ilgililerine iadesine,<br>6-Dairemizce verilen kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, kararın kesinleştirilmesi, bakiye harç tahsili ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,<br>  Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362/1-c. maddesi gereğince;   KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 07/11/2025 tarihinde  oy birliği ile karar verildi.<br>\t\t<br>\t<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f8c847ce8a4e1516","SID":"ef51256218d7f922"}}