{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/380 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1468 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ:  İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>ESAS NO: 2017/317 Esas - 2022/101 Karar<br>TARİHİ: 16/02/2022<br>DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan), Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)<br>KARAR TARİHİ: 25/09/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>ASIL DAVADA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin merkez deposunun İstanbul Kavacık olmak üzere 21 ayrı ilde 31 depo ile hizmet verecek şekilde yapılandığını ve optik mağazalarının taleplerinin aynı gün karşılanmasının sağlandığını, şirketin yaptığı anlaşmalar neticesinde ..., ... gibi dünyaca ünlü markaların Türkiye'deki en büyük alıcısı konumunda olduğunu, ...'un ise merkez ofisi İstanbul Kavacık'ta bulunan ve kendi ürettiği kontak ... ve solüsyonlarını ithal eden yabancı sermaye ortaklığı olduğunu, müvekkili şirketin ...'un en büyük alıcısı konumunda olduğunu, ... firmasının 2004 yılından bugüne kadar doğrudan satış yaptığını, ancak 2016 Mayıs - Haziran döneminde müvekkili şirkete yönelik pazarlama faaliyetlerinde değişikliğe giderek ürün çıkışlarında müvekkili şirketle sözleşmeye aykırı ve rekabet düzeninin bozulmasına yol açan zorlayıcı şartlar öne sürmeye başladığını, gerek doğrudan sözleşmeye aykırı davranışlarla gerekse optik müesseselere yapılan ürünlerin fiyatının aşırı düşmesine sebep olan kampanyalarla sözleşme hükümlerine aykırı fiili durumlar yaratarak müvekkili şirketi piyasadan çekilmeye zorladığını, davalı ...'un her yılı başında fiyatı, iskonto tanım ve oranının, uygulayacağı pazarlama desteğini mail yolu ile bildirdiğini, 2016 Aralık ayında müvekkili şirketin 2017 1'ci çeyrek döneminde satın almak üzere sipariş hazırladığını ve 26.12.2016 tarihinde ... firmasında Erhan ...'e mail yolu ile ilettiğini, mail yolu ile sipariş edilen ürünlerin Ocak-Şubat-Mart aylarında teslim alınacak olup, mutabık kalındığı üzere siparişin 14.01.2017 tarihinde ... firmasının “... online” sipariş ekranında sistemsel herhangi bir ikazla karşılaşılmadan tamamlandığını, 18.01.2017 tarihinde ... çalışanı Erhan ... 'den Aralık ayında bildirilen siparişlerin akıbetinin sorulduğunu, yine mail yolu ile iletilen cevapta ise “Kredi limitinizin açılması durumunda vermiş olduğunu bu siparişin Şubat-Mart ve Nisan aylarında 3 seferde teslim edileceğini düşünmekteyim”' dendiğini, Siparişin \"...” olarak kabul edildiğinin anlaşıldığını, ancak henüz stoklarında bile bulunmayan bu mallar için fatura kesilmiş gibi davranılarak kredi limiti bahanesinin öne sürüldüğünü, bu hareketin müvekkili şirketi doğrudan satış yaptığı optisyenlik müesseseleri nezdinde küçük düşürdüğünü, davalının müvekkili şirkete 18 Ocakta bildirimde bulunduğunu, 17 Ocak'ta sipariş edilmiş mal türünde yüksek oranlarda (422,5 ile 425 arası değişen) zam uygulamasının ... tarafından yapıldığını, ayrıca ...'un sipariş için fatura kesmediğini, borcun müvekkili için muaccel olmadığını, davalı şirketten ürünlerin zamlı alınmasının müvekkili nazarında malın artan değeri bakımından dahi minimum 1.000.000,00 TL zararına tekamül ettiğini, ancak müvekkilinin net zararının belli olmadığını, satın alınamaya malların satın alınan tarihteki fiyatıyla ortaya çıkacak malın müvekkilinin zararı olacağını, müvekkili şirketin takriben 4.000.000,00 TL — 4.500.000,00 TL arası girilmemiş siparişinin bulunması ve takribi 422,5 - 25 oranında zam gelmiş olması sebebi ile yaklaşık 1.000.000,00 TL zararı bulunduğunu, halen davalıda müvekkilinin 5.500.000,00 TL bedelli teminat mektubu bulunduğunu, bunun da verilen siparişin reddinin hukuksuz ve dayanaksız olduğunu gösterdiğini, müvekkili şirket tarafından ...'a 2017 Şubat ve Mart aylarında toplam 4.300.00,00 TL ödeme yapıldığını, ...'un vadesinden önce ödeme istemesinin ve müvekkili şirketi nakit ödemeye zorlaması, bununla da kalmayarak hakim konumda bulunduğu piyasa şartları içinde müvekkili şirketin zararına hareket etmesinin himaye göremeyeceğini, davalı ...'un müvekkilinin siparişi verdiği tarihlerde sistemlerde tanımlı olan fiyattan (17.01.2017) ürün teslim etmemekle müvekkili şirketi olağanüstü zarara uğrattığını, müvekkili şirketin yıllardır ürün satın aldığı davalı şirkete duyduğu güven sebebiyle, anılan ürünleri başka mecradan temin edemediğini, kaldı ki davalı şirketin ürünleri bakımından tekel konumunda olduğunu, davalının ürün vermemesi nedeniyle müvekkilinin satışlarının düştüğünü, maddi kayba uğradığını, halihazırda davalı ile müvekkili şirket arasında davalı ...'un rekabete aykırı işlem ve fiilleri sebebiyle birden fazla davanın devam ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tahkikat sonucunda müvekkili şirketin maddi zararının değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere 50.000,00 TL maddi tazminatın, 50.000,00 TL manevi tazminatın zararın meydana geldiği tarih olan 19.01.2017 tarihinden itibaren ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu maddi vakıaların; davacı şirketin dava dilekçesindeki iddialarının tamamının mesnetsiz olduğunu, Davacının taraflar arasında devam eden ticari ilişki kapsamında müvekkili şirketten müvekkilinin yurt dışından ithal ettiği kontakt ... ürünleri satın aldığını, davacının ...'un çevrimiçi sipariş sistemi ... Online sistemine 14.01.2017 tarihinde 21.305 adet “... ... 6 Pack\" ürünü için, 16.01.2017 tarihinde ise 20.449 adet “... ... 6 Pack' ürünü ile 39.745 adet \"...\" ürünü için siparişlerini girdiğini, 17.01.2017 tarihinde ... Müşteri Hizmetlerinin davacıya 14.01.2017 ile 16.01.2017 tarihleri arasında girilen siparişlerin ... ...'in kredi limitinin yetersiz olması sebebi ile sisteme aktarılamadığını, 18.01.2017 günü saat 12,00 ye kadar ödeme yapılmaması durumunda siparişlerin sistemden otomatik olarak silineceğini e- posta iletisi ile bildirdiğini, bunun üzerine davacının Beykoz 1. Noterliği vasıtası ile 20.01.2017 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnameyi davalıya keşide ettiğini ve verilen siparişlerin sisteme girildikleri anda geçerli olan fiyatlardan kendisine gönderilmesini talep ettiğini, ... ... taleplerinin taraflar arasında süregelen ticari ilişkinin kurallarına ve uygulamalarına aykırı olduğu için ... tarafından yerine getirilmediğini, davacının dava dilekçesinde taraflar arasındaki ticari ilişkiyi ve uygulamaları gerçeğe aykırı bir şekilde aktardığını, davacının davalıya alım tahminlerini iletmesinin taraflar arasındaki ticari ilişkinin işleyişi uyarınca sipariş verilmesi anlaşıma gelmediğini, ...'un üretim ve tedarik planlaması yapabilmek için müşterilerinden alım tahminlerini aldığını, ancak bu alım tahminlerinin taahhüt veya sipariş olarak kullanmadığını, dolayısıyla alım tahminlerinin ... nezdinde bağlayıcılığı bulunmadığını, davacının taraflar arasındaki ticari ilişkide olagelen kredi limiti uygulamasına ilişkin yanıltıcı beyanlarda bulunduğunu, 2016 Kasım ayında davacının kredi limitinin artırılması sürecinde davacının 9.000.000,00TL limitinin dolması nedeniyle siparişlerinin alınamadığını, davacının 1.000.000,00 TL ek banka teminat mektubu verebileceğini belirtmesi üzerine müvekkili davalının iyi niyetli hareket ederek davacının ek kredi limitini ek teminat mektubunun değerinin iki katı artırarak 11.000.000,00 TL 'sine  çıkardığını, tüm bu hususların bilirkişi incelemesinde ortaya çıkacağını, kredi limiti uygulamasının müvekkili şirketin davacı dahil istisnasız tüm müşterileri için geçerli bir uygulama olduğunu, davacının dava dilekçesinde ürün siparişlerini 14.01.2017 tarihinde ...'un çevrimiçi sipariş sistemi olan ... Online sistemine sistemsel bir ikazla karşılaşmadan girdiğini belirttiğini, ancak ... Online sisteminin müşterilerin kredi limitlerinin belirlendiği sistemden bağımsız çalışan bir sistem olduğundan herhangi bir uyarı ile karşılaşmasının mümkün olmadığını. davaya konu olayda davacının sisteme 14.01.2017 ve 16.01.2017 tarihlerinde siparişlerini girdiğini, söz konusu siparişlerin müvekkili şirketin müşteri hizmetleri ekranına düşmesinin ardından sistemin ... ...'in siparişlerini karşılayacak kadar kullanılabilir kredi limiti bulunmadığı uyarısı vermesi üzerine 17.01.2017 tarihinde yani siparişten bir gün sonra ...'un davacının kredi limitinin yetersiz olması sebebi ile sisteme aktarılamadığını, 18.01.2017 günü saat 12,00 ye kadar ödeme yapılmaması durumunda siparişlerin sistemden otomatik olarak silineceğini e- posta iletisi ile bildirdiğini, davacı ... ... 18.01.2017 saat 12,00 ye kadar kredi limitini açmak için ödeme yapmadığından ve başka bir çaba göstermediğinden siparişlerin kayıt altına alınamadığını, müvekkilinin davacının siparişlerini kötü niyetli. olarak sisteme girmemesinin söz konusu olmadığını, sonraki süreçte davacının yaptığı kısmi ödemeler neticesinde kullanılabilir kredi limitinin açılmasının ardından taraflar arasındaki ticari ilişkinin kuralları uyarınca davacının siparişlerinin kayıt altına alındığını ve ürünlerin davacıya gönderildiğini, müvekkilinin davacıdan erken ödeme talep etmesi veya ek edimler yüklemesinin söz konusu olmadığını, davacının taraflar arasındaki kredi limiti uygulamasını cari hesap ilişkisi olarak nitelendirerek Yargıtay'ın cari hesap ilişkisi sona erinceye kadar tarafların alacaklı ve borçlu olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin kararlarına dava dilekçesinde yer vermesinin huzurdaki davada bir öneminin bulunmadığını, davacının kredi limitinin dolmasının ...'un 2017 yılı için ürünlerin fiyatını artırması ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, zira 17.01.2017 tarihinden itibaren uygulanacak ürün fiyatlarının 13.01.2017 tarihinde tüm ... müşterileri ile davacıya da iletildiğini, davacının siparişlerini 2016 yılı için uygulanan fiyatlar geçerli iken girdiğini, 2017 yılı fiyatları uygulandığında davacının kredi limitinin olmadığının anlaşıldığını, davacının sipariş konusu ürünleri bir başka mecradan temin edemeyeceğine ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının davalının piyasadaki faaliyetlerini zorlaştırdığı veya davacıyı piyasadan çekilmeye zorladığı yönündeki iddialarının da gerçeği yansıtmadığını, davacının maddi zarara uğradığı gerekçesi ile müvekkili şirketten tazminat talep etmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde 6098 sayılı TBK 213 maddesine dayanmışsa da taraflar arasında bir satış sözleşmesi kurulmamış olmasından dolayı hükmün bu davaya uygulanmasının mümkün olmadığını, davacının manevi zarar talep etmesinin de mümkün olmadığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKMESİ 2018/182 EsasDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, yaptığı yıllık anlaşmalar neticesinde... gibi dünyaca ünlü kontak ... markalarının Türkiye'deki en büyük hacimli alıcısı konumunda olduğu, davalı şirketin ise, merkez ofisi İstanbul Kavacık'ta bulunan ve kendi ürettiği kontak ... ve solüsyonlarını ithal eden yabancı sermaye ortaklığı olduğu, davacı şirketin davalı ile uzun süredir cari hesap sisteminden kaynaklanan sözleşme ve ticari teamül uyarınca yürütülen bir ticari ilişki içerisinde olduğu, bu ticari faaliyet çerçevesinde davacı şirketin, davalı şirketten kontak ... ve solüsyon ürünlerini temin etmekte, bu ürünleri de optik mağazalara satmak suretiyle faaliyet yürüttüğü,  taraflar arasındaki ticari ilişkinin esaslarının; davalı şirket nezdinde davacıya ait teminat mektubu bulunmakta, davacının teminat mektubu ile garanti edilen bedelin minimum iki kati tutarında sipariş verebilmekte olduğu, siparişlerin davalı şirkete ait “... Online” sistemi üzerinden girilmekte olduğu, ardından davalı şirketçe davacıya teslim edildiği, davalı şirketten temin edilen ürünlerin bedellerini ödeme hususunda davacının malın teslim tarihinden itibaren 105 günlük vadesi bulunduğu şeklinde olduğu, davacı şirketin her yılın başında o yıl geçerli olacak fiyat, iskonto tanım ve oranlarını e-mail yoluyla davacı şirkete sunduğu, açıkladığı net alım-fiyat matrisine göre mal satışı gerçekleştirdiği, davacı şirketin, ülkenin ekonomi bakımından içinde bulunduğu belirsizlik nedeniyle davalıdan yaptığı atım miktarının düşürülmesini kararlaştırdığı, bu durumun 29.12.2017 tarihinde davacı şirketin genel müdürü tarafından davalı şirket yetkililerine şifahen iletilerek, davalı şirket nezdinde mevcut teminat mektubu bedelinin 1/2 oranında indirileceğinin ifade edildiği, akabinde davacı şirket tarafından 02.01.2018 tarihinde davalı şirkete ait “... Online” sistemi üzerinden siparişler girilmiş olup, davalı şirket tarafından söz konusu siparişlerin davacı şirketin kredi limitinin artıya geçtiğinden bahisle reddedildiği, gerekçe olarak davacı şirketin teminatını geri çektiği, davalı şirketin buna binaen aldığı yönetim kararı ile davacı şirketin sipariş verebileceği ürünlerin toplam bedelinin limit garantisi ile birebir hale getirildiğinin e-posta yoluyla ifade edildiği, davacı şirketten 1,6 milyon TL'lik teminat mektubu ibraz etmesinin talep edildiği, davalı şirketin taraflar arasındaki ticari ilişkinin şartlarında, davacının bilgisi ve rızası olmaksızın değişiklik yaptığı, davalı şirketin 2004 yılından bugüne kadar doğrudan satış yaptığı, ancak Mayıs-Haziran 2016 döneminden başlamak üzere davacı şirkete yönelik satış pazarlama faaliyetlerinde değişikliğe giderek davacı şirkete ürün çıkışlarında davacı şirketle olan sözleşmeye aykırı ve rekabet düzeninin bozulmasına yol açan zorlayıcı şartlar öne sürmeye başladığı, gerek doğrudan aradaki sözleşmeye aykırı davranışlarla mal vermekten imtina ederek, gerekse optisyenlik müesseselerine yapılan ürünlerin fiyatının aşırı düşmesine sebep olan kampanyalarla davacı şirket jile kararlaştırılan sözleşme hükümlerine aykını fili durumlar yaratarak davacı şirketi piyasadan çekilmeye zorladığı, taraflar arasında bugüne dek uygulanagelen ticari teamül uyarınca, davacı şirketin davalıya vermiş olduğu teminat mektubu ile garanti edilen bedelin minimum iki katı tutarındaki siparişlerinin onaylanarak süresinde davacıya teslim edilmesini, aksi halde davalı şirketin, davacıya cari ilişkiye aykırı davranmak suretiyle verdiği maddi zararın tazminini sağlamak üzere dava ikame edileceğini Kadıköy 26. Noterliğinin 03.01.2018 tarihli ve... Yevmiye nolu ihtarnamesi ile de davalıya ihbar edildiği, ihtarnameye rağmen siparişlerin sisteme girilmemesi sonucu davalı şirket sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve TBK'nun 117.maddesi gereği temerrüde düştüğü, bunun neticesi olarak 'TBK'nun 125/3 hükmünde düzenlendiği üzere davacının zararını tazmin etmesi gerektiğini, taraflar arasında benzer bir olayın da 2017 yılında olduğunu ve müvekkilinin uğramış olduğu zararın İstanbul Anadolu 9. Asliye ticaret Mahkemesi'nin 2017/317 Esas sayılı dava dosyası ile talep edildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tahkikat sonucunda müvekkil şirketin maddi zararının değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere 10.000,00TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 03.01.2018 tarihinden itibaren ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının sözleşmeden aykırılıktan dolayı mı talep ettiği yoksa, sözleşmeden dönme nedeniyle seçimlik hakkını kullanarak mı tazminat istediği, haksız rekabet hükümlerine mi dayandığını açıklaması gerektiğini; talebin konusunun, talebin dayanağının, bunlara ilişkin delillerin doğru ve anlaşılır şekilde belirtilmediği bir dava dilekçesiyle başlayan yargılamanın doğru ve sağlıklı yürütülmesinin mümkün olmadığını; davacıya talep konusu ve dayanağının açıklattırılması gerektiğini; taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığını; ancak yıllardır süren bir ticari ilişki bulunduğunu; bu ilişkinin de müvekkili şirketinin binlerce müşterisiyle kurduğu ticari ilişkiden farksız olduğunu; ...l, Dünya'nın en büyük Optik Ürün Üreticileri'nden biri olduğunu; müvekkili şirketinde bu ürünlerin ithalatını yaparak, Türkiye'de optik firmalarına satışını gerçekleştirdiğini; davacının müvekkili şirketin ürün sattığı binlerce müşteriden biri olduğunu, davacıya verilen kullanıcı adı ve şifre ile “... Online” adı verilen online sipariş sistemine girerek ürün siparişi verdiğini, davacı tarafından verilen her bir siparişin “icap” olduğunu, müvekkili şirket tarafından verilen onay işleminin ise, “Kabul” sonucunu doğurduğunu, bu biçimde de satım sözleşmesi oluştuğunu, dolayısıyla davacının iltihakı sözleşme genel işlem şartları vb. anlatımlarının doğru olmadığını; ortada yazılı bir sözleşme bulunmadığından, genel işlem şartına dayalı iddiaların yerinde olmadığını, yine taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, TTK'nın 89. maddesi uyarınca cari hesap sözleşmesinin yazılı olarak yapılmadıkça geçerli olmadığını, müvekkili şirketin davacıya veresiye mal sattığını, ilişkinin de bu kapsamda yürüdüğünü; davacının müvekkili şirket nezdinde teminat mektubu bulunduğunu, bu kapsamda garanti edilen bedelin iki katı tutarında sipariş verebileceği iddiasının gerçek dişi olduğunu, teminat mektubunun asıl ilişkiden bağımsız olduğunu, teminat mektubunun kambiyo senetleri gibi bir ödeme aracı değil, garanti amacı olduğunu, müvekkilinin veresiye satım yaptığı tüm müşterilerinden teminat aldığını, teminat mektubunun taraflar arasındaki satım sözleşmelerinin esaslı unsuru niteliğinde değil, bu sözleşmeden bağımsız bir müstakil sözleşme niteliğinde olduğunu, dava dilekçesinde de ifade edildiği üzere davacı tarafın müvekkil nezdindeki teminat bedelinin 46 - 50 oranında indireceğini açıkladığını, davacının garanti ettiği miktarı asıl sözleşmeden bağımsız değiştirmeyi teklif ettiğini, böyle bir durumda da müvekkilinin mal bedelini gösterilen teminat ile sınırlı tutmasının en doğal hakkı olduğunu, müvekkilinin müşterilerine sunduğu teminat mektubu karşılığında veresiye mal verdiğini,  bu kuralın istisnasız tüm müşteriler için geçerli ve yürürlükte olan bir uygulama olduğunu, öte yandan, teminat verilse de verilmese de, müvekkili şirketin herhangi bir nedenle mal satışını yanma yükümlülüğü bulmadığını; müvekkili şirketin ekonomik durumu daha iyi olan alacaklarını tahsil riski görmediği ve güvendiği müşterilerine teminatsız satış yapabileceğini, bunun bir ticari karar olduğunu, başka bir deyişle, teminat mektubu verilmesi/kredi limiti uygulamasının müvekkilinin herhangi bir müşterisine veresiye mal satmakla hukuken yükümlü kılmadığını, davacının müvekkili şirket nezdinde halen teminat mektubu bulunduğunu, paraya çevrilmediğini, mevcut ticari ilişkide davacının müvekkili şirkete borçlu olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmeye aykırı ve rekabet düzenini bozmasına yol açan zorlayıcı şartlar öne sürerek, mal vermekten imtina ettiği ve piyasadaki faaliyetleri engellediği, başka yerlerden mal temin edemediği, piyasada güven kaybettiğine yönelik anlatımların mahkemenin kanaatini etkilemeye yönelik kötü niyetli iddialar olduğunu belirterek davacıdan talep konusunun ve talebinin dayanağının açıklattırılmasına ve haksız ve mesnetsiz olarak ikame edilen  davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 16/02/2022 tarih ve 2017/317 Esas - 2022/101 Karar sayılı kararında;\"...Asıl dava:Asıl dava, davacı taraf davalı ile 2004 yılından itibaren yıllık anlaşmalar neticesinde davalının kendi ürettiği ... ve ... bakım ürünlerinin satın alınması şeklinde ticari ilişki bulunduğu, davacı tarafından davalıya 14/01/2017 tarihinde sipariş geçilmesine rağmen ürünlerin davalının etmediğinden bahisle uğranıldığı zararın tazmini istemine ilişkindir. Tarafların tüm delilleri celbolunarak dava dosyası ve taraf şirketlere ait ticari defter, kayıt ve dayanak belgeler üzerinde uzman bilirkişi aracılığı ile incelemeler yaptırılarak raporlar alınmıştır. Alınan kök ve ek raporların birbiri ile uyumlu, dosyadaki delillere uygun ve denetime açık bulunduğu anlaşılmakla hükme esas alınmıştır. Davacı taraf, davalının 2004 yılından bugüne kadar müvekkiline doğrudan satış yaptığını, Mayıs - Haziran 2016 döneminde davacı şirkete yönelik satış, pazarlama faaliyetlerine değişikliğe giderek ürün çıkışlarında sözleşmeye aykırı ve rekabet düzeninin bozulmasına yol açacak zorlayıcı şartlar öne sürerek kendisini piyasadan çekilmeye zorladığını, davalı ile her yılın başında o yıl geçerli olacak fiyat, iskonto, tanım ve oranlarını e-mail yolu ile kendisine sunduğunu, açıkladığı net alım fiyat matrisine göre mal satışı gerçekleştirdiğini, 2016 yılı Aralık ayında 2017 yılı I.Quarter döneminde satın almak üzere ürün bilgilerini hazırlayarak 26.12.2016 tarihinde davalı firmanın ilgili birimde görev yapana mail yolu ile ilettiğini, iletilen ürünlerin Ocak, Şubat, Mart aylarında teslim alınacak olup, mutabık kalındığı üzere siparişin 14.01.2017 tarihinde davalı firmanın \"... online\" isimli sipariş ekranında da sistemsel herhangi bir ikazla karşılaşmadan tamamlandığını, ancak davalı tarafın mail yolu ile verdiği cevapta kredi limitinin açılması durumunda verilen siparişin Şubat, Mart ve Nisan aylarında teslim edilebileceğinin bildirildiğini, davalının 17 Ocak'ta sipariş bulunan mal türünde yüksek oranlarda zam uygulaması yaptığını, davalı şirketin mallar henüz sipariş edilmişken, fatura düzenlenmemişken, malların teslimi dahi gerçekleşmemişken, üstelik tarafların aralarındaki anlaşma uyarınca teslimden itibaren 105 günlük belirli vade bulunurken sipariş ön şartı olarak ödeme talep edilmesinin kendisine maddi manevi zarar verme kastı ile hareket edildiğini, bu nedenle de maddi manevi zarara uğradığın iddia ederek uğradığı zararın tespiti ve tazmini ile manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı taraf ise savunmasında; davacının devam edegelen ticari ilişki kapsamında yurt dışından ithal ettiği kontakt ... ürünlerini satın aldığını, davacının çevrim  içi sipariş sistemi ... online sistemine 14.01.2017 tarihinde 21.305 adet  ürün için 16.01.2017 tarihinde de 20.449 adet ve yine 39.745 adet ürünün siparişlerini girdiğini, 17.01.2017 tarihinde davalının ... Müşteri Hizmetleri tarafından davacıya 14.01.2017 ile 16.01.2017 tarihleri arasında girilen siparişleri ... ... 'in kredi limitinin yetersiz olması sebebiyle sisteme aktarılamadığını, 18.01.2017 günü saat 12:00 'a kadar ödeme yapılmaması durumunda siparişlerin sistemden otomatik olarak silineceğini, e-posta iletisi ile bildirdiğini, bunun üzerine davacının noter aracılığı ile gönderdiği ihtarnamede verilen siparişlerin sisteme girildikleri anda geçerli olan fiyatlardan kendisine gönderilmesini talep ettiğini, davacının taleplerinin taraflar arasında süre gelen ticari ilişkinin kurallarına ve uygulamalarına aykırı olduğu için yerine getirilmediğini, davacının aralarındaki ticari ilişkinin uygulanmasında kredi limiti uygulamasının bulunduğunu, bunu kendisinin de bildiğini, 2016 yılının Kasım ayında davacının kredi limitinin artırılmasına ilişkin süreç olduğunu, söz konusu tarihte davacının 9.000.000,00 TL olan kredi limitinin dolması sebebiyle siparişleri alınamadığını, davacının 1.000.000,00 TL ek banka teminat mektubu verebileceğini belirtmesi üzerine davacının kredi limitinin ek banka teminat mektubu değerinin iki katı kadar artırılarak 11.000.000,00 TL'ye çıkartıldığını, kredi limiti uygulamasının sadece davacı için değil istisnasız tüm müşterileri için geçerli ve yürürlükte olduğunu, bu çerçevede müşterilerinin kredi limiti ile söz konusu müşteriden olan alacaklarının ve müşterinin siparişi doğrultusunda ithalat sürecini başlattığı siparişlerin bedelinin toplamı arasındaki farkın söz konusu müşterinin kullanabileceği kredi limitini gösterdiğini, müşteri yeni bir sipariş vermek istediğinde kredi limitinin müşterinin vermek istediği siparişin bedelinden fazla olması şartının arandığını, bu şartın gerçekleşmemesi halinde müşterinin bilgilendirilerek ödeme yapılması yada ek banka teminatı sunularak kredi limitinin artırılması veya siparişin revize yada iptal edilmesinin istenildiğini, dolayısıyla ürünlerin müşteri tarafından sipariş edildikten ve ürünlerin ithalat süreci başlatıldıktan sonra ürünlerin bedeline ilişkin alacağının muaccel olup olmamasına, ürünlerin bedelinin ödenmesi için vadenin gelip gelmediğine, ürünler için fatura kesilip kesilmediğine, ürünlerin müşteriye teslim edilip edilmediğine bakılmaksızın ürünlerin bedelinin müşterinin kullanılabilir kredi limitinden düşüldüğünü, davacının belirtilen ölçütlere göre hesaplanan kullanılabilir kredi limiti 14.01.2017 ve 16.01.2017 tarihlerinde verdiği siparişlerin bedelini karşılamadığı için davacıya gerekli bildirimde bulunularak ödeme yaparak kullanılabilir  kredi limitinin açılabileceği aksi halde siparişin silineceğinin bildirildiğini, yani davacının siparişini verdiği ürünlerin ithalat sürecinin başlatılabilmesi için kullanılabilir kredi limitinin uygun hale getirilmesi gerektiğinin bildirildiğini, davacının kredi limitinin 2017 yılına ilişkin fiyatlarda yapılan artışlardan önce verdiği siparişler sebebiyle dolu olduğunu, 2017 yılı için ürünlerin fiyatlarının artırılmasının kredi limiti ile bir alakasının bulunmadığını belirtmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacı tarafından davalıya 14/01/2017 ile 16/01/2017 tarihleri arasında girilen siparişlere konu ürünlerin teslim edilmemesi nedeniyle davacının zararının bulunup bulunmadığı, ürünlerin teslim edilmemesinin davalı tarafın kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, ürünlerin teslimi için taraflar arasında kredi limiti uygulamasının bulunup bulunmadığı, böyle bir uygulama var ise sipariş tarihi itibariyle davacı tarafın kredi limitinin yeterli olup olmadığı, davalı tarafın siparişlere ilişkin zamlı fiyat uygulayarak davacıyı piyasadan çekilmeye zorlanıp zorlanmadığı, davacı tarafın ticari itibarının zedelenip zedelenmediği hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Asıl dava dosyasına taraf vekillerince sunulan delillerden; 16.02.2017 tarihli 17-07/72-31 sayılı Rekabet Kurumu Rekabet Kurulu Kararının yapılan incelenmesinde; davacının davalı aleyhine ... Laboratuarları A.Ş.'nin renkli kontakt ... pazarında uyguladığı kampanya aracılığı ile ... ... San. Tic. A.Ş.aleyhine ayrımcılık yapmak suretiyle faaliyetlerini zorlaştırdığı belirtilerek 4054 sayılı kanunun 9'uncu maddesi uyarınca rekabetin tesisi ve ihlalden önceki durumun korunması için yerine getirilmesi gereken davranışları kapsayan bir karar verilmesi, 9/4 maddesi uyarınca ihlalden önceki durumun korunması için geçici tedbir alınması, 16 'ncı maddesi uyarınca davalının ve diğer tespit edilecek gerçek ve tüzel kişilerin idari para cezası ile cezalandırılmasını, 57 ve 58 'nci maddeleri uyarınca da davacının uğradığı zararın davalıdan tazmin edilmesi talebinde bulunduğu, kurulca yapılan inceleme sonucunda 4054 sayılı kanunun 41 'nci maddesi uyarınca şikayetin reddi ile soruşturma açılmamasına ve diğer taleplerin reddine karar verildiği,  Mail yazışmalarının incelenmesinde; davacı şirket çalışanı ...i tarafından davalı çalışanı Erhan ... 'e 18.01.2017 tarih 08:11 saatinde Aralık ayında sipariş verdikleri 60.000 kutu... ve 70.000 kutu ...marka ürünlerin ne zaman teslim edileceğinin sorulduğu, cevaben aynı günde 09:01 saatinde davalı çalışanı Erhan ... tarafından davacı şirketin yeterli limiti olmadığı ve siparişlerin kayıt altına alınamadığı bilgisinin verildiği, yine davalı çalışanı Erhan ... tarafından saat  18.01.2017 tarih 09:33 saatinde davacı çalışanı ...i 'ye kredi limitinin açılması halinde verilen sipariş ürünlerinin Şubat, Mart, Nisan aylarında üç seferde teslim edilebileceğinin bildirildiği, 27 Ocak 2017 tarih 12:54 saatinde davalı çalışanı tarafından davacı çalışanına davacının verdiği garantilerin 600.000,00 TL sigorta ve 5.500.000,00 TL teminat olmak üzere 6.100.000,00 TL toplamda garanti teminatı olduğu ve toplamda 11.000.000,00 TL limit tanımlı olduğunun bilgisinin verildiği, Davacı şirket tarafından davalı şirkete keşide edilen Beykoz 1. Noterliğinin 20.01.2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamede özetle; \"davalıya verilen 26.12.2016 tarihli siparişlerin sisteme girildikleri anda geçerli olan fiyatlardan kendisine gönderilmesini talep ettiklerini, kredi dolu olmasının ileri sürüldüğü, siparişlerin sisteme girilmesine rağmen şarta bağlanmasının hukuka aykırı olduğu ve haklarının gasp edildiğini, siparişin ... olarak kabul edildiği ve stoklarında bile olmayan bir mal için fatura kesmiş muamelesi yapılarak risk gibi görülerek kredi limitlerine bağlanması ve limit problemi var diyerek siparişin sisteme girilmemesi nedeniyle maddi manevi zarara uğradıklarını ve bu zararların tazmini için yasal yollara başvurulacağının\" bildirildiği,Görülmüştür. Mali bilirkişi tarafından tarafların ticari defter, kayıt ve dayanaklarının incelenmesi sonucunda düzenlenen raporlarda özetle; davacı şirketin ibraz ettiği 2014 yılı ticari defterlerinin noter açılış onamaları ile yevmiye defterlerinin kapanış onamalarının süresi içerisinde yaptırıldığı, defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve birbirini teyit ettiği, 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defterlerinden yevmiye ve kebir defterlerinin e-defter olarak bilgisayar ortamında açılış ve kapanışlarının yaptırılarak süresinde e-defter beratlarının yaptırıldığı, envanter defterinin de noter açılış onamasının süresi içerisinde yaptırıldığı, davalının2014 yılı ticari defterlerinin noter açılış onamaları ile yevmiye defterlerinin kapanış onamalarının süresi içerisinde yaptırıldığı, defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve birbirini teyit ettiği, 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defterlerinden yevmiye ve kebir defterlerinin e-defter olarak bilgisayar ortamında açılış ve kapanışlarının yaptırılarak süresinde e-defter beratlarının yaptırıldığı, envanter defterinin de noter açılış onamasının süresi içerisinde yaptırıldığının tespit edildiği, davacının 31.12.2014 tarihinde davalıya 5.742.026,75 TL borçlu olduğu, 25.12.2015 tarihinde davacının davalıya 9.086.084,63 TL borçlu olduğu, davacının davalıdan aldığı faturalar ve ödemeleri sonrasında 31.12.2015 tarihinde davacının davalıya 9.151.195,40 TL borçlu olduğu, 23.12.2016 tarihinde davacının davalıya 9.787.895,28 TL borçlu olduğu, davacının davalıdan aldığı faturalar ve ödemeleri sonrasında 31.12.2016 tarihinde davacının davalıya 9.631.590,25 TL borçlu olduğu, 01.01.2017 açılış fişinde davacının davalıya 9.631.590,25 TL borçlu olarak mali yıla başladığı ve en son 31.01.2017 tarihinde davacının davalıya yaptığı 500.000,00 TL banka ödemesi sonrasında davacının davalıya 8.723.984,99 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, davalı şirketin ticari defterlerine göre; davacı şirket ile olan ticari ilişkisinin davacının işyerlerine cari hesap kodları verilmesi, bu cari hesapların toplam bakiyesinin ise davacının borç/alacağını oluşturması şeklinde düzenlendiği, 01.01.2014 açılış fişinde davacıya ait işyerlerinden dolayı davacının toplamda 3.903.715,23 TL borçlu olduğu, davalının faturaları ve davacının ödemeleri sonrasında davacının 31.12.2014 tarihinde davalıya 5.759.936,35 TL borçlu olduğu, 31.12.2015 tarihinde davalıya 9.151.186,75 TL borçlu olduğu, 31.12.2016 tarihinde davalıya 9.637.755,32 TL borçlu olduğu, 2017 yılında 01.01.2017 tarihinde davacının mali yıla 9.637.755,32 TL borçlu olarak başladığı, davalının faturaları ve davacının ödemeleri sonrasında davacının 31.12.2017 tarihinde davalıya 4.563.731,76 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, davalı tarafın sunduğu 2017 yılı e-defter kayıtlarına dayalı davacı ile olan cari dökümde; davacının borcunun 14.01.2017 tarihi itibariyle 9.989.056,17 TL, 16.01.2017 tarihi itibariyle 8.073.726,35 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, davacının davalı lehine (19.06.2017 - 12.12.2017 tarihleri arasında) davalı lehine 10 adet ve toplam 5.500.000,00 TL miktarlı teminat mektupları verildiği, 16.01.2017 tarihi itibariyle davacının garantilerinin 600.000,00 TL sigorta ve 5.500.000,00 TL teminat mektupları olmak üzere 6.100.000,00 TL ek limit ile toplam limitinin 11.000.000,00 TL olduğu, bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, davacının uyuşmazlığa konu edilen sipariş tutarının 7.777.800,00 TL olduğunun tespit edildiği görülmüştür. Ki taraflar arasında ek limit ile toplam 11.000.000,00 TL limit olduğu ve siparişe konu tutarın 7.777.800,00 TL olduğu hususunda tarafların bir itirazı bulunmamaktadır. (Ki davalıda borç ve limit durumu ile sipariş edilen ürün bedeli karşılaştırıldığında limit yeterli olmadığı için sipariş edilen ürünlerin verilemediğini savunmaktadır.) Hukuk sistemimizde genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenler, diledikleri konularda diledikleri kişilerle sözleşme yapabilirler. Borçlar Kanununda öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir sonucu olarak doğan bu olanak hak irade özerkliği prensibi ile Anayasanın 48.maddesinde teminat altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya kendine özgü sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit ederek emredici ve yasak koyan kurallara ahlak ve adaba aykırı olmamak koşulu ile yasanın düzenlediği, sözleşme tipini değiştirerek konusunu yasal sınırlar içinde tayin etmek hakkına sahip olunur. Bu kapsamda, dosya kapsamındaki deliller ve tarafların beyanlarına göre davacı ile davalı arasında; davacıyı davalıdan sürekli mal alma borcu altına sokan ve davalıyı da davacının talebi halinde davacıya mal satma borcu altına sokan ve ileride akdedilecek olan münferit satış sözleşmelerinde uygulanacak temel kuralları kapsayan bir çerçeve sözleşme bulunmadığı sabittir. Sadece davacının sipariş sistemi olan eğer ki online sistemine sipariş vermesi üzerine ve davalının da kabul etmesi üzerine münferit satım sözleşmeleri akdedildiği ve bu sözleşmelere dayalı satış akdi ilişkilerinin kurulduğu ve bu akdi ilişkiler uyarınca da davalının davacıya mal teslim etme borcu ve davacının da bu malların bedelini ödeme borcu altına girdiği ve bu şekilde işleyen ticari ilişkinin taraflar arasında eskiden beri süregeldiği anlaşılmıştır. Tespit edilen taraflar arasındaki süregelen ticari ilişki çerçevesinde davalı tarafından davacıya \"kredi limiti\" tanındığı ve bu kredi limiti kapsamında davacı ile veresiye, bedeli teslimden sonra ödenmek üzere satım sözleşmeleri yapıldığı, ancak her bir münferit satım sözleşmesi için davacıya tanınan kredi limiti hususunda taraflar arasında sürekli uygulanan tam ve kesin bir kuralın bulunduğuna ilişkin bir tespit yapılamadığı gibi bu yönde bir ispatta gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla davalının her bir münferit satım sözleşmesinin kurulmasından önce somut satım sözleşmesinde uygulanacak kredi limiti hususunda değişiklik yapma hakkına sahip olduğu sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Yeter ki bu değişiklik yapma hakkını somut satım sözleşmesi için Medeni Kanunun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına aykırı kullanılmasın. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından sipariş sistemi olan ... online sistemine 14.01.2017 tarihi itibarıyla 16.01.2017 tarihlerinde belirli miktarlar mal satın almaya yönelik sipariş girildiği, fakat 17.01.2017 tarihinde saat 21:06 'da davalı çalışanı tarafından davacı çalışanına gönderilen e-mail mesajında; \" 14-16/01/2017 'de geçmiş olduğunuz aşağıda detayı belirtilen siparişler kredi limitinizin yetersiz olması durumundan dolayı sisteme aktarılamamaktadır. 18.01.2017 saat 12:00 'a kadar ödeme yapılmaması durumunda siparişiniz sistemden otomatik olarak silinecektir.\" şeklinde cevap verildiği, dolayısıyla davacının kredi limiti yetersiz olduğu için siparişin kabul edilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Davacının bu siparişinin davalı tarafından kabul edilmemesi taraflar arasında siparişe konu edilen ürünlere ilişkin olarak münferit bir satım sözleşmesinin henüz yapılmadığı sonucuna varılmaktadır. Davalı taraf kurulmak istenen satış sözleşmesinin TBK.nun 2/1 maddesinde ki subjektif esaslı noktalarından biri olarak kabul ettiği kredi limiti koşulunun gerçekleşmediğinden bahisle taraflar arasında sözleşme henüz kurulmamış olmaktadır. Başka bir anlatımla tarafların beyanları ve delillere göre; taraflar arasında süre gelen ticari ilişki çerçevesinde oluşmuş olan teamüle istinaden davacının davalı nezdinde 11.000.000,00 TL tutarında bir kredi limiti bulunmakta olup, siparişlerin verildiği 14.01.2017 tarihi itibariyle davacının 9.989.056,00 TL, 16.01.2017 tarihi itibariyle de 8.073.726,35 TL borcu bulunmaktadır. Davacının davalının nezdinde ki kredi limitinin 11.000.000,00 TL olmasına ve bu miktarda bir bakiye borcunun bulunmasına rağmen davacı davalıdan 7.777.800,00 TL'lik daha ürün almak istemi, davalı da davacının kredi limitinin yetersiz olduğu gerekçesi ile bu siparişi reddetmiştir. Bu durumda taraflar arasında bu siparişe ilişkin bir satım sözleşmesi kurulmamıştır. Davacının davalıya 16.01.2017 tarihinde 8.073.726,35 TL'lik bir borcu var iken davalının, davacının 7.777.800,00 TL tutarlı veresiye mal satın almaya yönelik teklifini kabul etmek için davacıdan bir miktar ödeme yapılmasını istemesi ticari hayatın olağan akışına uygun olup, bu durumun Medeni Kanunun 2. Maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu söylenemez. Davacının, davalı tarafından sipariş verildikten sonra ek ödeme yapılmasına ilişkin talep ve verilen süre yönünden dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı yönündeki iddiası değerlendirildiğinde de; davacının söz konusu siparişleri sisteme girmesinden sonra davalının söz konusu bildirimi yapması ve davacıya ek ödeme yapması için süre vermesi makul olup, Medeni Kanunun 2.maddesine  aykırılık oluşturmaz. Ayrıca taraflar arasında çerçeve bir sözleşmede bulunmadığından, sözleşmeye aykırılık olarak da değerlendirilemez. Taraflar arasında 2004 yılından beri mevcut olduğu tartışmasız kabul edilmekle birlikte taraflar arasındaki ticari ilişkinin başından itibaren bu dava dosyasına konu somut uyuşmazlığın meydana geldiği tarih arasındaki gelişiminin tüm kapsamları ile birlikte incelenerek davalının kredi limit uygulamasının gerek davacı gerekse tüm müşteriler yönünden mevcut olup olmadığı, davacı ile olan ticari ilişkide davalının uygulandığını iddia ettiği kredi limitine ilişkin uygulama yönünden bir teamül oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise bu teammülün şekli; ... Online sisteminin ve bu sistemden ürün alım talebinde bulunan (davacının deyimi ile sipariş veren) müşterinin kredi limitlerinin tutulduğu sistemin işleyiş şekli, sistemlerin birbirinden bağımsız çalışıp .çalışmadığı, davacının davalıdan ürün temini için ... online sistemine girdiği tarihlerde davacının davalıya borç tutarlarının tespiti (taraflar arasında uygulandığı tespit eder ise teammül uyarınca) ile davacının iddia ettiği gibi sipariş tarihleri itibari ile davacının davalıya muaccel olan borç tutarlarının mı yoksa ticari ilişki uyarınca muaccel olsun ya da olmasın oluşan cari hesap uyarınca davalının alacak miktarının mı esas alınıp alınmadığı, taraflar arasındaki kredi limitinin arttırımına ilişkin sürecin şekli (özellikle 2016 Kasım ayında davacının siparişlerinin alınma şekli ile davacının Kasım 2016 da kredi limitinin dolu olması nedeni ile ürün alması üzerine kredi limitinin ne şekilde arttığı, kasım 2016 da kredi limitinin dolu olmasına ilişkin hesabın ne şekilde yapıldığı, davalının davacıya ürün temininden sonra mı yoksa ürün talebinin hemen akabinde mi limitinin arttırılıp arttırılmadığı), davacının davalının uyguladığı kredi litine göre limitinin dolmuş olmasına rağmen davacıya siparişine binaen daha önceden ürün verip vermediği, vermiş ise tarihleri, davacının davaya konu ettiği ürünleri başka firmalardan temin etme imkanının bulunup bulunmadığı, var ise bedelinin ne kadar olabileceği yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda sunulan 26.10.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; \" Davacının anlaşmazlık konusu siparişlerden önce davalıdan limit dolmuş olmasına rağmen siparişe rağmen ürün verilip verilmediği hususu davacıya ait hesabın ... online üzerinden kapatıldığından tespitin yapılamadığı, ancak davacının sipariş tarihi belirtilmiş olsa idi, dasabase üzerinden siparişin görülebileceğinin ancak davacının bu yönde incelemeye esas alacak şekilde bilgi veremediğini, davacının sipariş tarihlerinde borcu ve kredi limiti birlikte değerlendirildiğinde sipariş vermek istediği ürün bedeline göre limitin bulunmadığı, ... online sistemi üzerinde yapılan incelemede ... online sisteminde herhangi bir kredi limiti bilgisi veya kontrolünün mevcut olmadığı, sipariş geldikten sonra müşteri cari hesaplarına ve şirket nezdinde ki müşteri teminatlarına bakılarak kontrol edildiği ve ayrı bir cari hesap sistemi üzerinden çalışıldığı, ... online sisteminde ürünün stokta olup olmadığı, renk bilgisinin ekranda çıktığı, ürün stokta ise yeşil renkte gösterildiği, sepete atılan ürünle ilgili sipariş ekranında belirtilen renk kırmızı olduğunda sepete atılmaya izin verilmediği, davalı şirketin limit ile ilgili diğer firmalara gönderdiği mail örneklerinin alınarak inceleme evrakına eklendiği, davalının diğer dava dışı müşterileri olan firmalara kredi limiti uygulaması yaptığının tespit edildiği...\" bildirilmiştir. Asıl davada yapılan yargılama sonucunda tüm dosya kapsamındaki deliller, alınan bilirkişi raporları, taraf beyanları birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında eskiden beri süre gelen ticari ilişki kapsamında uygulanacak temel kuralları, özellikle kredi limitine ilişkin kuralları kapsayan bir çerçeve sözleşmenin bulunmadığı gibi bu hususlarda taraflar arasında ticari ilişkide uygulanacak temel kurallar yönünden bir takım ticari teamüllerin oluştuğu yönünde bir tespitte yapılamadığı, taraflar arasındaki kredi limiti uygulamasında tarafların karşılıklı olarak birbirlerinden olan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten vazgeçmesi ve tarafların birbirlerinden olan alacaklarını kalem kalem kaydederek hesabın kesinleşmesinden sonra ortaya çıkacak tutarı istemeleri şeklinde bir ticari ilişki bulunmadığı, her bir siparişin  bedelinin ürünlerin davacı şirkete teslim edilmesinden 105 gün sonra yapıldığı, tarafların beyanlarından ihtilafsız anlaşılmakla; taraflar arasındaki kredi limiti uygulamasının cari hesap ilişkisi kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla davacının  davalı tarafça 105 günlük ödeme vadesine uygun davranılmadığı yönündeki iddiası mahkememizce varit görülmemiş olup, davacının 14.01.2017 ve 16.01.2017 tarihinde uyuşmazlığa konu edilen siparişlerin verildiği tarihte yalnızca 11.000.000,00 TL tutarında kredi limiti ve davacının 8.073.726,35 TL borcu olduğu, buna göre davacının 2.926.273,60 TL tutarlı malı önceki fiyattan gönderilmesi talebi yönünden de taraflar arasında bu yönde gelişmiş bir teamülün olması gerektiği halde varlığı ispat edilememiş olup, davalının davacının bu yöndeki kısmi mal gönderilmesi talebi bulunmadıkça davalının da o anda geçerli olan fiyattan kısmi mal gönderme yükümlülüğü bulunmayacağı, bu nedenle davalının o anda geçerli olan fiyattan kısmi mal göndermediği için davacıya karşı akdi veya haksız fiil kapsamında maddi ya da manevi tazminat sorumluluğu doğmayacağı sonuçlarına varılarak asıl davada maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar vermek gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır. Birleşen dava;Birleşen dava, davacı taraf davalı ile 2004 yılından itibaren yıllık anlaşmalar neticesinde davalının kendi ürettiği ... ve ... bakım ürünlerinin satın alınması şeklinde ticari ilişki bulunduğu, davacı tarafından davalıya 02.01.2018 tarihinde sipariş geçilmesine rağmen ürünlerin davalı tarafın teslim etmediğinden bahisle uğranıldığı zararın tazmini istemine ilişkindir. Tarafların tüm delilleri celbolunarak dava dosyası ve taraf şirketlere ait ticari defter, kayıt ve dayanak belgeler üzerinde uzman bilirkişi aracılığı ile incelemeler yaptırılarak raporlar alınmıştır. Farklı bilirkişi heyetlerinden alınan raporların birbiri ile uyumlu, dosyadaki delillere uygun ve denetime açık bulunduğu anlaşılmakla hükme esas alınmıştır. Birleşen davacı 2004 yılından beri süregelen davalı ile ticari ilişkisinde ticari teamül uyarına davacı şirketin davalıya verdiği teminat mektubu ile garanti edilen bedelin minimum iki katı tutarındaki siparişlerin onaylanarak süresinde davacıya teslim edilmesi gerektiği halde davalının 02.01.2018 tarihinde ... online sistemine girdiği siparişlerin onaylanmamasının taraflar arasındaki ticari ilişkiye / sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğinden bahisle zararının tazminini talep etmektedir. Birleşen davalı, taraflar arasında yazlı sözleşme bulunmadığını, davacı ile ilişkisinin binlerce müşteri ile kurduğu ticari ilişkiden farksız olduğunu, yine taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunmadığını, davacıya veresiye mal sattığını, ticari ilişkilerinin bu kapsamda yürüdüğünü, davacının kendisinde teminat mektubu bulunduğunu, bu kapsamda garanti edilen bedelin iki katı tutarında sipariş verilebileceği iddiasının doğru olmadığını, teminat mektubunun asıl ilişkiden bağımsız olduğunu, teminat mektubunun kambiyo senetleri gibi bir ödeme aracı değil garanti amacı taşıdığını, tüm veresiye satış yapılan müşterilerden teminat alındığını, davacı tarafın teminat bedelinin % 50 oranında indireceğini açıklaması üzerine mal bedelini gösterilen teminat ile sınırlı tutmanın kendisi için en doğal hak olduğunu, müşterilere sunulan teminat mektubu karşılığında veresiye mal verildiğini, bu kuralın istisnasız tüm müşteriler için geçerli olduğunu, ayrıca teminat verilse de verilmese de şirketin herhangi bir nedenle mal satışı yapma yükümlülüğünün bulunmadığını, davacının halen teminat mektubu bulunduğunu, paraya çevrilmediğini, davacının kendisine borçlu olduğunu belirterek sözleşmeye ya da rekabet düzenini bozmaya yönelik davranışları bulunmadığından davanın reddini talep ettiği görülmüştür. Birleşen davada dosya kapsamına taraflarca sunulan delillerden;Davacı şirket tarafından davalı tarafa keşide edilen Kadıköy 26. Noterliğinin 03.01.2018 gün ... yevmiye sayılı ihtarnamede özetle; \"...... online sistemi üzerinden girilen siparişlere davalı şirket tarafından verilen yanıtın kabul edilebilir olmadığı; teminat mektubuyla garanti edilen bedelin iki katı tutarındaki siparişlerin onaylanarak süresinde müvekkiline ürünlerin teslimini; aksi halde cari ilişkiye aykırı davranılmasına dayalı uğranılan maddi zarar ile müvekkilinin uğradığı itibar kaybının giderilmesine yönelik manevi zararın tazmini için dava açılacağının....\" bildirildiği,  Davalı Şirketin 15.01.2018 tarihli; “Değerli Müşterilerimiz” başlığı altında ... Müşteri Hizmetleri tarafından gönderilen mailde; “Tarafınıza bildirilen fiyat artış bilgisi kapsamında yeni fiyatlara geçiş öncesinde yaşanan sipariş taleplerinin yoğunluğu nedeniyle, müşterilerin “... Online” sisteminden verdiği sipariş taleplerinin karşılana bilmesi ve işleme alınabilmesi için bugün 15.01.2018 tarihinde kredi limiti yetersiz olan müşterilerin saat 13.30'a kadar kredi limitlerini açtırmaları, aksi takdirde sipariş taleplerinin sistemden silineceği ve işleme alınmayacağı; her halükarda mesai saati bitimi olan 17.00 itibariyle kredi limiti yetersiz olan müşterilerin sipariş taleplerinin sistemden silinerek karşılanmayacağının” bildirildiği görülmüştür.Taraf şirketlerin ticari defter kayıt ve dayanak belgeler üzerinde yaptırılan mali bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporlarda özetle; \"...davacı şirketin ibraz edilen 2018 yılına ait elektronik ortamda tutulan Yevmiye ve Kebir Defterleri ile Envanter defteri 6102 sayılı TTK. Madde 64, 66 ve V.U.K. madde 220-226 uyarınca ilgili kanun maddeleri hükümlerine göre yasal süresi içinde GİB 'ne gönderildiği ve beratlarının oluşturulduğu, T.T.K. ve V.U.K. Hükümleri uyarınca tutulduğu, buna göre HMK 222.maddesine göre kendi lehine delil teşkil ettiği, 2015 yılında; davacının, davalıya önceki dönemden 5.741.995,72 TL borç bakiyesi bulunduğu, 25.602.018,49 TL mal satın aldığı, 22.192.849,84 TL ödeme yaptığı ve 31.12.2015 tarihi itibariyle 9.15.1164,37 TL. borç bakiyesi kaldığı, 2016 yılında; davacının, davalıya önceki dönemden 9.151.164,37 TL borç bakiyesi bulunduğu, 27.334.109,34 TL mal satın aldığı, 26.853.683,46 TL ödeme yaptığı ve 31.12.2016 tarihi itibariyle 9.631.590,25 TL borç bakiyesi kaldığı, 2017 yılında; davacının, davalıya önceki dönemden 9.151.164,37 TL borç bakiyesi bulunduğu, 17.976.016,07 TL mal satın aldığı, 23.052.344,99TL ödeme yaptığı ve 31.12.2017 tarihi itibariyle 4.555.261,33 TL. borç bakiyesi kaldığı, 2018 yılında önceki dönemden 4.555.261,33 TL borç bakiyesi bulunduğu, 6.256.470,50 TL mal satın aldığı, 10.720.047,31 TL ödeme yaptığı, 31.12.2018 tarihi itibariyle 91.684,52 TL borç bakiyesi kaldığının tespit edildiği, davalı şirketin incelemeye sunulan ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, dolayısıyla lehine delil niteliği taşıdığı, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında da 2015 yılında; davalının, davacıdan önceki dönemden 5.759,936,35 TL alacak bakiyesi bulunduğu, 25.573.806,07 TL mal satışı yaptığı, 22.182.555,67 TL, tahsilat yaptığı ve 31.12.2015 tarihi itibariyle 9.151.186,75 TL alacak bakiyesi kaldığı, 2016 yılımda; davalınım, davacıdan önceki dönemden 9.)51.186,75 TL  alacak bakiyesi bulunduğu, 27.335.576,97 TL mal satışı yaptığı, 26.849.008,40 TL, tahsilat yaptığı ve 31.12.2016 tarihi itibariyle 9.637.755,32 TL atacak bakiyesi kaldığı, 2017 yılında; davalının, davacıdan önceki dönemden 9.637.755,32 TL alacak bakiyesi bulunduğu, 18.112.680,36 TL mal satışı yaptığı 23.186.703,92 TL tahsilat yaptığı ve 31.12.2017 tarihi itibariyle 4.563.731,76 TL alacak bakiyesi kaldığı,  2018 yılında; davalının, davacıdan önceki dönemden 4.563.731,76 TL alacak bakiyesi bulunduğu, 6.256.519,58 TL mal satışı yaptığı 10.728.029,44 TL tahsilat yaptığı ve 31.12.2018 tarihi itibariyle 92.221,90 TL alacak bakiyesi kaldığının tespit edildiği, davacı şirket tarafından davalı şirkete mal siparişi için toplamda 10 adet ve toplam 5.200.000,00 TL bedelli davalı lehine teminat mektupları verildiğinin, davacı tarafından davalıya verilen teminat mektuplarının süreleri dolanlara 2018 yılında 3.250.000,00 TL teminat mektubu verildiği, uyuşmazlığa konu sipariş tarihinde davacının davalıya 4.563.731,76 TL borcu bulunduğu; buna karşılık davalı nezdindeki teminat miktarının 2.600.000,00 TL olduğunun tespit edildiği... \" bildirilmiştir. Hukuk sistemimizde genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenler, diledikleri konularda diledikleri kişilerle sözleşme yapabilirler. Borçlar Kanununda öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir sonucu olarak doğan bu olanak hak irade özerkliği prensibi ile Anayasanın 48.maddesinde teminat altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya kendine özgü sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit ederek emredici ve yasak koyan kurallara ahlak ve adaba aykırı olmamak koşulu ile yasanın düzenlediği, sözleşme tipini değiştirerek konusunu yasal sınırlar içinde tayin etmek hakkına sahip olunur. Bu kapsamda, dosya kapsamındaki deliller ve tarafların beyanlarına göre davacı ile davalı arasında; davacıyı davalıdan sürekli mal alma borcu altına sokan ve davalıyı da davacının talebi halinde davacıya mal satma borcu altına sokan ve ileride akdedilecek olan münferit satış sözleşmelerinde uygulanacak temel kuralları kapsayan bir çerçeve sözleşme bulunmadığı sabittir. Sadece davacının sipariş sistemi olan eğer ki online sistemine sipariş vermesi üzerine ve davalının da kabul etmesi üzerine münferit satım sözleşmeleri akdedildiği ve bu sözleşmelere dayalı satış akdi ilişkilerinin kurulduğu ve bu akdi ilişkiler uyarınca da davalının davacıya mal teslim etme borcu ve davacının da bu malların bedelini ödeme borcu altına girdiği ve bu şekilde işleyen ticari ilişkinin taraflar arasında eskiden beri süregeldiği anlaşılmıştır. Tespit edilen taraflar arasındaki süregelen ticari ilişki çerçevesinde davalı tarafından davacıya \"kredi limiti\" tanındığı ve bu kredi limiti kapsamında davacı ile veresiye, bedeli teslimden sonra ödenmek üzere satım sözleşmeleri yapıldığı, ancak her bir münferit satım sözleşmesi için davacıya tanınan kredi limiti hususunda taraflar arasında sürekli uygulanan tam ve kesin bir kuralın bulunduğuna ilişkin bir tespit yapılamadığı gibi bu yönde bir ispatta gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla davalının her bir münferit satım sözleşmesinin kurulmasından önce somut satım sözleşmesinde uygulanacak kredi limiti hususunda değişiklik yapma hakkına sahip olduğu sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Yeter ki bu değişiklik yapma hakkını somut satım sözleşmesi için Medeni Kanunun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına aykırı kullanılmasın. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından sipariş sistemi olan ... online sistemine 02.01.2018 tarihi itibarıyla belirli miktarda mal satın almaya yönelik sipariş girildiği, fakat davalının siparişlerin teminat miktarı kadar verilebileceği gerekçesi ile ürünlerin teslim edilmediğini ve kredi limitinin üzerinde sipariş veremediği için zarara uğranıldığı iddiası ile maddi zararın tazmini talep edilmektedir. Davacının kredi limiti yetersiz olduğu için siparişin kabul edilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Davacının bu siparişinin davalı tarafından kabul edilmemesi taraflar arasında siparişe konu edilen ürünlere ilişkin olarak münferit bir satım sözleşmesinin henüz yapılmadığı sonucuna varılmaktadır. Davalı taraf kurulmak istenen satış sözleşmesinin TBK.nın 2/1 maddesinde ki subjektif esaslı noktalarından biri olarak kabul ettiği kredi limiti koşulunun gerçekleşmediğinden bahisle taraflar arasında sözleşme henüz kurulmamış olmaktadır. Başka bir anlatımla tarafların beyanları ve delillere göre; taraflar arasında süre gelen ticari ilişki çerçevesinde oluşmuş olan teamüle istinaden davacının davalı nezdinde  2017 yılı takvim yılında teminat tutarının 6.900.000,00 TL olduğu, 13/12/2017 tarihinde verdiği 1.400.000,00 TL tutarlı teminat mektubu dikkate alınmaksızın davalı nezdindeki teminatının 5.500.000,00 TL olduğu, 29/12/2017 tarihinde uyuşmazlığa konu sipariş tarihleri olan 29/12/2017 ve 02/01/2018 tarihi itibariyle süresinin sona ermesi nedeni ile 4.300.000,00 TL 'nin tenzili sonrasında 1.200.000,00 TL davalı uhdesinde teminat kaldığı; davacının 13/12/2017 tarihinde verdiği 1.400.000,00 TL tutarlı teminat sonrasında toplam teminat miktarını8n 2.600.000,00 TL'ye ulaştığı; bu durumda davacının 29/12/2017 tarihinde sona eren teminat mektupları dikkate alındığında tamamlamak amacıyla 13/12/2017 tarihinde verdiği teminat mektubuyla 2018 yılında  ticari ilişkiyi yürütmesi halinde davalı nezdindeki teminat miktarının 2.600.000,00 TL olduğu, dolayısı ile teminatını bir misli ve hatta daha da azalttığı, tarafların ihtilaf konusu olmayan ticari defter kayıtlarına göre siparişin verildiği 2018 yılı Ocak ayında yani sipariş tarihi itibari ile davacının davalıya 4.563.731,76 TL borcu bulunduğu, buna karşılık davalı nezdindeki teminat miktarının 2.600.000,00 TL olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Davalı şirket, davacı şirketin teminatını geri çekmesi ve davalı şirketin de buna binaen aldığı yönetim kararı ile sipariş verilebilecek ürünlerin toplam bedelinin limit garantisi ile birebir hale getirildiği, bu nedenle siparişin kabul edilebilmesi için 1.600.000,00 TL'lik teminat mektubu ibraz edilmesi gerektiği bildirilerek, davacı tarafın sipariş talebi reddedilmiştir. Davacının veresiye mal satın almaya yönelik teklifini kabul etmek için davacıdan mal bedeline ulaşacak kadar ek teminat istenilmesi ticari hayatın olağan akışına uygun olup, bu durumun Medeni Kanunun 2. Maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu söylenemez. 02/01/2018 tarihinde ... Online Sistemine girildiğinde uyuşmazlık  olmayan siparişin onaylanmama sebebinin taraf beyanlarından ve dosya kapsamında sabit bir şekilde anlaşıldığı üzere teminatın yetersizliği gerekçesine dayanmıştır. Davacıya ... Online Sistemine giriş ve kullanıcı şifresi verilmesinin sistem üzerinden dilediği kadar ve dilediği zamanda mal alma hakkı tanıdığının düşünülemeyeceği, çünkü belli bir kota ve limite göre satıcının onay vermesini gerektirdiği, dolayısıyla eğer ki online sisteminde davacıya şifre tanımlanmış olmasının, satıcının onayı olmadan dilediği kadar sipariş verme hakkı tanımamaktadır. Mali bilirkişi incelemesinde de tespit edildiği gibi 2018 yılı Ocak ayı itibari ile davacının borç bakiyesinin 4.563.731,76 TL, buna karşılık teminat tutarının 2.600.000,00 TL olduğu, davacının davalı ile arasında süregelen ticari ilişkide verilen teminat tutarının iki katı tutarında sipariş vererek mal alabiliyorken, davalının daha sonraki siparişlerde teminat mektubu tutarı kadar sipariş almayı kabul etmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki süregelen ticari ilişkide bir çerçeve sözleşme dahilinde olmadan birbirinden bağımsız olarak yapılan satış sözleşmeleri mevcut olup, önceki sözleşmelerin sonraki sözleşmeleri bağlayan bir yanı bulunmadığı açıktır. Nasıl ki davacı şirket 29/12/2017 tarihinde davalı şirket nezdindeki mevcut teminat mektubu bedelini 1/2 oranında indireceğini bildirdiğine göre, taraflar arasında teminatın belli bir miktarda ve/veya satın alacak ürün bedelinin teminata göre belirlenmesi konusunda yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi bu yönde bir ticari teamülün oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle davalının ticari kararı olarak siparişe onay vermemesi TMK 'nın 2/1 anlamında dürüstlük kuralına aykırı davranış olarak değerlendirilemeyeceği  ve bu nedenle davalının davacıya karşı akdi veya haksız fiil kapsamında tazminat sorumluluğu doğmayacağı sonuçlarına varılarak birleşen davanın reddine karar vermek gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır.\" gerekçesi ile, ''1.Asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Asıl dava yönünden; ilk derece mahkemesi kararında \"taraflar arasında çerçeve sözleşme ve teamül bulunmadığı\" yönünde varılan tespitlerin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu,  ileride aynı türden birden fazla sözleşme akdetmeye yönelik olarak tarafların, her bir sözleşmenin kuruluşu esnasında -ayrıca kararlaştırılmasına gerek kalmadan, belli bir takım şartlarda kısmen veya tamamen mutabık kalmalarının “çerçeve sözleşme”yi oluşturacağını, tarafların sonradan yapacakları “münferit sözleşmeler” ile çerçeve sözleşmeleri dolduracağını veya tamamlayacağını, hukukumuzda  “sözleşme serbestisi”nin egemen olduğunu, şekil şartının olmadığı sözleşmelerin yazılı veya sözlü her şekilde düzenlenebileceğini, taşınır mallara ilişkin satım sözleşmeleri gibi “internet üzerinden yapılan satım sözleşmeleri”nde de herhangi bir şekil şartı bulunmadığını, ödemli olanın öneri ve kabulün varlığı olduğunu, nitekim ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında \"sözleşme serbesti\" ilkesine atıfta bulunduğunu, ancak bu hususun yalnızca davalı taraf lehine yorumlandığını, davalı ...'un kendisine ait elektronik ortamda kendisinden alım yapan tacirlere yönelik ürün ve fiyat listelerini paylaştığını, sonrasında bu listelere binaen ...’a müvekkil şirket tarafından, alım tahminleri iletildiğini ve ardından ... - online sistemi üzerinden sipariş verildiğini, internet ortamında yayımlanan ve/veya sunulan ürünler ve bedellerinin belirtilmiş olmasının bir “satış önerisi” olduğunu, işbu öneriler doğrultusunda müvekkilin ...-online sipariş sisteminden sipariş vermesinin ise kabulü oluşturduğunu, taraflar arasında 2004 yılından 2018 yılına kadar sürmüş olan ticari ilişkide,  davalı ...’un önceden paylaştığı ürün – fiyat listeleri uyarınca, müvekkilin ...’a alım tahminleri iletmesi ve bu doğrultuda siparişlerin verilmesi yönünde ticari teamül şeklinde oluşan ve yazılı olmayan bir “çerçeve sözleşme”nin mevcut olduğunu, söz konusu çerçeve sözleşmeye binaen, müvekkil şirketin ...’a ... online sistemi üzerinden verdiği her sipariş ile “münferit sözleşme”ler oluştuğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararında \"yalnızca münferit sözleşmeler oluştuğu\" yönünde varılan tespit ve kanaatin açıkça hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Çerçeve sözleşmenin sürekli borç ilişkisi niteliğinde olması nedeniyle taraflar arasında güven esaslı ticari teamüller geliştiğini, bu doğrultuda taraflar arasında 2004 yılından 2018 yılına kadar ticari ilişkinin;-...'un her yılın başında müşteri numarası ve şifre ile girilebilen kendine ait internet sitesinde ürünleri ve fiyatlarını açıkladığı, bu şekilde sonradan yapılacak siparişlere dair çerçeve sözleşme oluştuğu,-Müvekkilin ...’a ait ...-online sistemine girerek önceden belirlenen nitelik ve fiyatlardaki ürünlerin siparişini verdiği, böylelikle münferit satım sözleşmeleri kurulduğu,-Bu esnada sistemde stokları bulunan ve / veya bulunmayan ürünlerin de sistemde karşılaşılan renklerden anlaşılmakta olduğu, dolayısıyla sipariş edilen ürünlerin stokta olmaması gibi bir riskin bulunmasının söz konusu olmadığı,-Müvekkilin ... nezdinde bulunan kredi limitinin minimum 2 katı tutarında sipariş verebildiği,-Siparişi verilerek satın alınan ürünlerin ödemelerinin ürünün tesliminden 105 gün sonra ödendiği şeklinde gerçekleştiğini,Dava konusu somut olayda ;-14.01.2017 – 16.01.2017 = Müvekkilin ...’a ait “... online” sistemi üzerinden “zamlı olmayan (sipariş tarihindeki) fiyatlar üzerinden dava konusu ürün siparişlerini verdiğini,-17.01.2017 = Müvekkilin sipariş verdiği ürünlerin zamlı fiyat uygulamasına geçildiğini,-17.01.2017 Sa:21.06 = ... yetkilisi tarafından Müvekkilin kredi limitinin yetersiz olduğu ve 18.01.2017 Sa:12.00’a kadar ek ödeme yapılması, ancak bu takdirde siparişlerin kaydedileceğinin belirtildiğini,Müvekkilin, ... tarafından sunulan fiyatlara ilişkin olarak 26.12.2016 tarihinde ... yetkilisine sipariş maili göndermesi, ardından 14.01.2017 ve 16.01.2017 tarihlerinde ... online sistemi üzerinden sipariş vermesi, kendisine sunulan ürün – fiyat önerisini kabul ederek sipariş vermesinin münferit satım sözleşmesinin kurulduğunu gösterdiğini, sipariş girişleri ile birlikte sözleşme kurulmuş olduğundan, ...’un sorumluluğunun doğmaya başladığını ve 14.01.2016 tarihli siparişler ile 16.01.2017 tarihli siparişleri, sipariş tarihindeki fiyatlar üzerinden teslim etme borcu doğduğunu, ancak ...'un söz konusu satım sözleşmesinin gereklerini yerine getirmediğini, müvekkile kredi limitini bahane göstererek kredi limitini tamamlayabilmesi için yalnızca 3 mesai saati tanıdığını, ... tarafından ürün fiyat listelerinin sunulmasının \"öneri\", müvekkilin söz konusu fiyatı kabul edip siparişi gerçekleştirmesinin  ise \"kabul\" niteliğinde olduğunu, raporda müvekkil tarafından sipariş verilmesinin \"öneri\" siparişlerin kabul edilmesinin \"kabul\" niteliğinde olduğu yönünde yapılan hukuki değerlendirmenin hatalı olduğunu, nitekim zaman olarak ilk gösterilen irade beyanının \"öneri\" sonrakinin \"kabul\" olduğunun açık olduğunu, ilk irade beyanının ... tarafından ürün fiyat listelerinin sunulması ile gerçekleştirildiğini, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının bilirkişi raporuna bu yönüyle itibar etmesinin usul ve hukuka aykırı olduğunu, 17/01/20217 tarihi saat 21:06'da davalı ... tarafından müvekkile ödeme yapması yönünde 18/01/2017 tarihi saat 12:00'a kadar süre tanımasının dürüstlük kuralına ve taraflar arasındaki ticari teamüle aykırı olduğunu,  ilk derece mahkemesi kararında \"davalının bu eyleminin dürüstlük kuralına aykırılık taşımadığı\" yönündeki tespit ve kanaatin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Müvekkil şirket tarafından 14.01.2017 ve 16.01.2017 tarihlerinde verilen siparişlere dair ... yetkilisi tarafından geri dönülen 17.01.2017 tarihinde saat 21.06'da mail ile, müvekkilden kredi limitine dair 18.01.2017 tarihi saat 12.00'a kadar ödeme yapmasının talep edildiğini, söz konusu mailin atıldığı saatte ödeme yapılabilecek herhangi bir kanal bulunmadığından müvekkile verilen sürenin 18.01.2017 tarihinde mesai saati olan 09.00'dan itibaren başlayacağının açık olduğunu, dolayısıyla ...'un müvekkil şirket ile 14 yıl süren ticari ilişkide uygulanan teamüllere ve dürüstlük kuralına açıkça aykırı olacak şekilde ödeme yapılması için müvekkile yalnızca 3 saat tanıdığını, bu süre içerisinde ödeme yapılmadığından verilen siparişleri  iptal ettiğini, ilk  bakışta bile anlaşılabilecek bu kötüniyetin, ilk derece mahkemesi tarafından tespit edilememiş olmasının açıkça hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda, kredi limiti uygulamasının niteliği yönünden hiçbir tespite yer verilmediğini, sipariş tarihi itibari ile müvekkilin ...’a olan “muaccel borç tutarlarının” mı esas alınacağı yoksa muaccel olsun ya da olmasın oluşan “cari borçlarının” mı esas alınacağı yönünden hiçbir inceleme ve araştırma yapılmadığını, ilk derece mahkemesi kararının eksik inceleme ile kurulduğunu, lişkinin “cari hesap ilişkisi” niteliğinde olduğunu, bunun ilk derece mahkemesinin 15.05.2018 tarihli duruşmasında verilen Ara Karar ile de sabit olduğunu, dosyanın Bilirkişi Heyetine  “davacının cari hesap bakiyesi ve kalan kredi limitinin tespiti suretiyle” tevdii edildiğini, ancak hükme esas alınan Raporda bu hususa ilişkin hiçbir incelemede bulunulmadığını, bu nedenle işbu Raporun açıkça eksik inceleme ile düzenlendiğinin ortada olduğunu, itirazlarına ve dosyanın yeniden bilirkişiye gönderilmesi taleplerine rağmen ilk derece mahkemesi tarafından bu eksiklik giderilmeden karar kurulduğunu, Müvekkil şirketin, davalı ...’a temin ettiği Banka teminat mektuplarının taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine dayanan bir güvence kaynağı olduğunu, kredi limitinin aşımı yönündeki iddialara dayanak teşkil etmeyeceğini, dava konusu siparişlerin verildiği tarihte müvekkilin ... nezdinde 5.500,00 TL teminat mektubu bulunduğunu, taraflar arasında oluşan ticari teamül uyarınca müvekkil şirketin bu tutarın 2 katı tutarında, yani 11.000,00 TL tutarında bir kredi limitine sahip olduğunu, bu hususun yapılan yargılama boyunca karşı tarafça da kabul edildiğini ve bilirkişi raporları ile de tespit edildiğini, Taraflar arasında uyuşmazlığa konu olan kısmın ise söz konusu kredi limitinin niteliğine ilişkin olduğunu, nitekim kredi limiti uygulamasının bir tahsilat olarak görüldüğünde farklı, bir garanti olarak görüldüğünde farklı hukuki sonuçlar doğuracağını, ... kredi limiti uygulamasını tahsilat aracı gibi göstermeye çalışmış ise de, kredi limiti uygulamasının “garanti” niteliğinde olduğunun açık olduğunu, söz konusu kredi limitinin taraflar arasında sürecek olan ticari ilişkinin bir teminatı / garantisi olduğunu, amacının ...’un muaccel bir alacağını müvekkil şirketten temin edememesi ihtimalinde, kendisine sunulan teminatları nakde çevirerek alacağını tahsil edebilmesini sağladığını, ancak bunun için alacağın muaccel hale gelmesi gerektiğinin açık olduğunu, müvekkil şirketin her ne kadar 14.01.2017’de verdiği sipariş tarihinde 9.989.056,00 TL borcu bulunmakta ise de, 16.01.2017’de verdiği sipariş tarihinde 8.073.726,35 TL borcu kaldığının bilirkişi raporları ile de tespit edildiğini, Müvekkilin dava konusu siparişleri verdiği 14.01.2017 tarihi ve 16.01.2017 tarihlerinde davalı ...’a borcu bulunsa da, bu borcun 14.01.2017 ve 16.01.2017 tarihli siparişlerden kaynaklanmadığını, geçmiş dönem siparişlerinden kaynaklandığını ve vadesi geldikçe ödenerek borçtan da düşülmekte olduğunu, dava konusu siparişleri ödeme borcu malın tesliminden 105 gün sonra doğacağından henüz muaccel olmamış borçlara ilişkin ödeme talep edilmesinin mümkün olmadığını, geçmiş dönem siparişlerine ait borçların vadesi geldikçe ödenerek kredi limiti açılacağından, dava konusu ürünlerin müvekkile tesliminden 105 gün sonrasında doğacak olan bedel ödeme borcu yönünden, kredi limitinde bir eksiklik bulunmayacağını, ilk derece mahkemesi tarafından, müvekkilin kredi limitleri ile borcu arasındaki bakiye kadar ürün sipariş edebileceğinin kabulünde, ne kadar zararı olduğunun tespitinin yapılmadığını, bunun yerine taraflar arasında bu yönde bir teamül veya sözleşme hükmü olmadığı yönünde tespitte bulunulduğunu, bir an için müvekkilin yalnızca 11.000.000,00 TL tutarındaki kredi limitinden, 16.01.2017 tarihindeki borç miktarı olan 8.073.726,35 TL'nin düşülmesi ile oluşan açık kredi limiti kadar sipariş verebildiği düşünüldüğünde; ...'un (11.000.000,00 TL - 8.073.726,35 TL) 2.926.273,65 TL tutarındaki siparişin iptal edilmesi yönünden sorumlu olduğunu ve bu açıdan müvekkilin zararlarının hesaplanması gerektiğini, nitekim yalnızca 11.000.000,00 TL tutarındaki kredi limiti kadar sipariş verilebileceğini iddia eden ...'un müvekkilin söz konusu kredi limitinden borcu düşüldüğünde kalan 2.926.723,65 TL'ye yönelik siparişlerin hangi gerekçe ile reddedildiğini açıklayamadığını, müvekkil şirketin bu meblağa ilişkin kredi sorununun olmadığının açık olduğunu, dolayısıyla hiçbir şekilde müvekkilin yalnızca bu kadarlık sipariş verebileceğinin kabulü anlamına gelmemek kaydıyla bir an için öyle olduğu düşünülse dahi, bu miktar siparişi gerekçesiz olarak iptal eden ...'un zarardan sorumlu olduğunu, İlk derece mahkemesince Bilirkişilere verilen görevler arasında açıkça bu kısma ilişkin zararların hesaplanması tevdii edilmiş ise de; Bilirkişiler tarafından hiçbir şekilde hesaplama yapılmadığı gibi, yetki aşımında bulunularak müvekkilin hiçbir tazminat alacağına hak kazanamayacağının beyan edildiğini, sadece bu yönüyle bile eksik olan Rapor'a karşı itiraz ettiklerini, dosyanın yeniden Bilirkişiye gönderilmesi talep ettiklerini, ancak ilk derece mahkemesinin hükmüne işbu raporu esas alarak, hatalı ve hukuka aykırı karar kurulmasına sebebiyet verdiğini,Müvekkilin zararı davalı ...’un kusuru nedeni ile oluştuğundan, ...'un dava konusu müspet ve menfi tüm zarardan ve sözleşmeden önceki zarardan da sorumlu olduğunu, ... online sisteminin ...’un kendi iç prosedürünün bir sonucu olduğunu, ...’un TTK md. 18/2 uyarınca basiretli tacir olarak hareket etme ve işlem yapma yükümlülüğünün olduğunu, diğer yandan bir an için sözleşmenin kurulmamış olduğu düşünüldüğünde dahi, sözleşme öncesi sorumluluk gereği ...’un sözleşme görüşmelerindeki kusurlu davranışlarından sorumluluğunun bulunduğunu, nitekim sözleşmenin kurulum aşamasındaki safhalarda dahi ... yetkililerinin dürüstlük kuralına aykırı ve taraflar arasındaki güven ilişkisini ihlal edecek hareket ve işlemlerde bulunduklarını, ...'un müvekkil tarafından verilen 14.01.2017 tarih ve 16.01.2017 tarihli siparişlerini iptal etmesi nedeniyle müvekkillerin müspet ve menfi zararları ile yoksun kalınan karından kaynaklı zararları oluştuğunu, oluşan zararların dosyada mübrez Bilirkişi Raporları ile hesaplandığını, ancak Raporların eksik inceleme ile tanzim edildiğini, işbu hatalı raporları esas alan mahkeme kararının kabulünün mümkün olmadığını, Birleşen dava yönünden; taraflar arasında çerçeve sözleşme ve buna dayalı münferit satım sözleşmeleri bulunduğunu, ...’un ürün fiyat listesini kendine ait internet sitesi ve ... onlıne sisteminde paylaşmasının öneri, müvekkilin işbu fiyatlar üzerinden sipariş vermesinin kabul niteliğinde olduğunu, ... Online sisteminin özetle;-...’un önceden belirlediği müşteri numarası ve şifre ile sisteme girildiği,-Girişle birlikte satışı yapılan tüm ürünlerin nitelik ve fiyat listesi görüldüğü,-Ekran üzerinden sipariş grubu seçilerek ayrıntılı dioptri veya renk seçenekleri olan sayfa açıldığı, bu sekmeden ürünler seçilerek siparişlerin sepete eklendiği,-Böylelikle siparişler tamamlanarak varsa diğer siparişlere geçildiği,-Talep edilen ürünlerin ... nezdinde yeterli stoğu var ise “yeşil” renk, siparişler kısmi olarak karşılanabiliyorsa “sarı renk”, sipariş adedinin hiç yeterli stoğu yok ise “kırmızı” renk oluştuğu,-Ürünler teslim edildikten 105 gün sonra ürünlerin ödemelerinin yapıldığı, şeklinde işlediğini, taraflar arasındaki bu ilişkinin açıkça öneri ve kabul niteliğinde olduğunu, sözleşmenin kurulduğunun kabulünün gerektiğini, davalı ...'un kendisine ait elektronik ortamda kendisinden alım yapan tacirlere yönelik ürün ve fiyat listelerini paylaştığını, sonrasında bu listelere binaen ...’a müvekkil şirket tarafından alım tahminlerinin iletildiğini ve ardından ...-online sistemi üzerinden sipariş verildiğini, internet ortamında yayımlanan ve / veya sunulan ürünler ve bedellerinin belirtilmiş olmasının bir “satış önerisi” olduğunu, işbu öneriler doğrultusunda müvekkilin ...-online sipariş sisteminden sipariş vermesinin ise “kabul”ü oluşturduğunu, Taraflar arasında 2004 yılından 2018 yılına kadar sürmüş olan ticari ilişkide, ...’un önceden paylaştığı ürün – fiyat listeleri uyarınca müvekkilin ...’a alım tahminleri iletmesi ve bu doğrultuda siparişlerin verilmesi yönünde ticari teamül şeklinde oluşan ve yazılı olmayan bir “çerçeve sözleşme”nin mevcut olduğunu, çerçeve sözleşmenin sürekli borç ilişkisi niteliğinde olması nedeniyle taraflar arasında güven esaslı ticari teamüller geliştiğini, bu doğrultuda taraflar arasında 2004 yılından 2018 yılına kadar ticari ilişkinin;-...'un her yılın başında müşteri numarası ve şifre ile girilebilen kendine ait internet sitesinde ürünleri ve fiyatlarını açıkladığın, bu şekilde sonradan yapılacak siparişlere dair çerçeve sözleşme oluştuğu,-Müvekkilin ...’a ait ...-online sistemine girerek önceden belirlenen nitelik ve fiyatlardaki ürünlerin siparişini verdiği, böylelikle münferit satım sözleşmeleri kurulduğu,-Bu esnada sistemde teminatı bulunduğu ve işbu teminatın iki katı tutarında sipariş verebildiği,şeklinde gerçekleştiği, 14 yılı aşkın bir süredir devam eden ticari ilişkide sürekli yenilenen ve sayısı ciddi boyutlarda olan sözleşmelerin ardı ardına kurulan münferit sözleşmeler olduğunu kabul etmekten ziyade, sadece fiyat ve benzeri şartların güncellendiği bir çerçeve sözleşme olarak kabul etmek gerektiğini, taraflar arasında karma nitelikli bir sözleşme ilişkisinin mevcut olduğunu, Davalının bağlanma iradesi bulunduğu da dikkate alındığında müvekkilin davalıya ait “... online” sipariş ekranı üzerinden herhangi bir ikaz söz konusu olmaksızın sipariş girişi yapmasının kendisine sunulan öneriyi kabul etmesi anlamına geleceğini, dolayısıyla 2018 yılına ilişkin olarak taraflar arasında sözleşmenin kurulmuş olduğunu kabul etmek gerekeceğinden müvekkil şirketin bilirkişi raporu ile belirlenen 720.583,60 TL tutarında faaliyet karından mahrum kaldığını, buna rağmen davanın reddi yönünde karar veren ilk derece mahkemesi kararının açıkça hatalı ve hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl ve birleşen dava,davacı tarafından davalıya sipariş geçilmesine rağmen ürünlerin davalı tarafından teslim etmediğinden bahisle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl ve birleşen davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Mahkemece, bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir.Davalı ... Laboratuvarları Ticaret A.Ş., gelişmiş cerrahi, ilaç ve göz bakımı ürünleri üreten ve ithal eden satıcı firma olduğu, davacı ... ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. ise, davalı ...'un ürettiği ve ithal ettiği kontakt ... ürünlerini satın alan firmalardan biri olduğu, asıl ve birleşen dava konusunun, davacı firmanın farklı tarihlerde davalı şirkete ait ... Online sistemi üzerinden girmiş olduğu siparişlerin -kredi limiti (teminat) yetersizliği gerekçesi ile- haksız bir şekilde davalı tarafça reddedildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.  İlk derece mahkemesine sunulan deliller, bilirkişi heyetinden alınan rapor içeriğindeki tespitlere göre; Davacının davalı şirkete ait ... Online sistemi üzerinden yaptığı vadeli (veresiye) alımlar kredi limiti uygulamasına tâbi olduğu, davacının, vadeli alım yapabilmek için davalı şirkete bir teminat göstermekte ve bu teminat karşılığında açılan limit çerçevesinde vadeli alım yapabildiği,davacı'nın ...-Online sistemi üzerinden sipariş vermesi, hukuken \"münferit satış sözleşmesi kurulmasına yönelik\" bir öneri niteliğinde olduğu, davacının sipariş vermesi üzerine davalı şirketin davacının mevcut borç ve teminat tutarını kontrol ettiği, yeterli teminatı bulunmaması hâlinde siparişi reddettiği, davacının yeterince teminatı yoksa taraflar arasında bir münferit satış sözleşmesi kurulmadığı, buna göre taraflar arasındaki ticari ilişkide kredi limit uygulamasının mevcut olduğu, somut olayda davalı tarafça, davacı siparişlerinin yetersiz limit dolayısıyla kayıt altına alınamadığı dolayısıyla mevcut bir sipariş olmadığı, davalı şirketin sipariş kanalı olan ... Online sisteminde teminata bağlı sipariş sınırlaması uygulanması, bu sınırlarda değişiklik yapması veya davacının bu sınırlamalara uymaması hâlinde siparişleri kabul etmemesi sözleşme serbestisi ilkesi gereğince hukuka aykırı olduğu kabul edilemez. Her iki davaya konu olayda da; davacı, davalı şirketten veresiye alım yapabilmesi için gerekli olan teminatı sağlamamıştır. Bu durum karşısında, davalı şirket davacıdan gelen siparişleri kabul etmemiş, neticede verilen siparişlere ilişkin satış sözleşmeleri kurulmamıştır. Davalı şirket eylemlerinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında da ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek rapor ile mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddiaların değerlendirildiği tesbit edilmekle, İlk Derece Mahkemesine sunulan deliller, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen  rapor içeriğindeki tespitler de gözetilerek ilk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine yönelik verilen kararda yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Sonuç itibariyle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine  karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br> 1- Asıl ve birleşen dava davacının asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince asıl ve birleşen dava davacısı tarafından asıl ve birleşen davaya yönelik yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Asıl dava yönünden; Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Birleşen dava yönünden; Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden asıl ve birleşen dava davacısı üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 25/09/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f8c5f950dfa159b5","SID":"3e969fa228ce18ee"}}