{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1863 <br>KARAR NO\t: 2025/1093<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 27/05/2021<br>NUMARASI\t: 2018/373  Esas - 2021/589 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 08/10/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:   <br>DAVA:<br>Davacı vekili dava dilekçesi ile;  davacı firmanın, T.C. Sağlık Bakanlığının denetimi altında 09-13 Kasım 2013 tarihinde Antalya, Belek, ... Kongre Merkezinde gerçekleştirilen 2. Ulusal Klinik Mikrobiyoloji Kongresi organizasyonunu üstlendiğini, bu organizasyonda bazı firmaların ücret karşılığında basılı malzeme alarak kongre katılımcılarına tanıtımlarını yapma imkanı sağlandığını, bu firmaların tanıtımlarını yapacak yetkililerinin konaklama ve transferlerinin de ücret karşılığında davacı firma tarafından karşılandığını, basılı malzeme, konaklama ve transfer hizmetlerini almak isteyen firmaların, bu taleplerini davacı firma ile paylaşıp basılı malzemelerde kullanılacak logolarını çeşitli formatlarda davacı firma yetkililerine göndererek basılı malzemelerin nasıl olması gerektiğine karar vermekte olduğunu, davalı firmanın bahsi geçen kongrede 650 adet çanta aldığını ve bu çantaları kongreye katılan tüm katılımcılara dağıtmak suretiyle tanıtımını yapma olanağı bulduğunu, bunun yanı sıra firma yetkilileri için konaklama ve otele ulaşım (transfer) hizmetleri de aldığı kongrenin sona ermesinden sonra davacı firmanın vermiş olduğu hizmetlerin toplam bedeli olan KDV dahil 1 1.596,12 TL.'lik faturayı davalı şirketi adresine kargo aracılığıyla gönderdiğini ve bu kargonun 06.01.2014 tarihinde davalı firma yetkilisi ... tarafından teslim alındığını, süresi içerisinde fatura ve içeriğine itiraz edilmediğini, ancak fatura bedelinin de ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla davacı şirketin 27.03.2014 tarihinde Ankara 24. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile fatura bedeli olan KDV dahil toplam 11.596,12 TL.'lik icra takibi başlattığını, daha sonra borçlunun yetkiye itirazı nedeniyle dosyanın İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğü ... Esas Sayılı dosyasına geldiğini, 29.03.2017 tarihinde borçlunun borca itirazı sebebiyle takibin durduğunu, İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğü ... Esas dosyasına davalı şirket tarafından yapılan haksız itirazın iptali ile davalının, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalı  vekili cevap dilekçesi ile;  Davacı şirketin dilekçesinde her ne kadar davalı şirkete söz konusu kongrede hizmet sunduğunu, bu hizmete ilişkin gönderilen faturalara itiraz edilmediğini iddia etse de, davacının iddia ettiği konuda davalı şirkete hizmet sunmadığını, davacı şirket tarafından davalı şirkete gönderilen faturaların süresinde iade edildiğini, davalı şirketin faturaları iade etmesi üzerine davacı şirketin 11.596,12 TL.'lik cari hesap alacağı olduğunu ileri sürerek faturaları davalı şirkete tekrar gönderdiğini, davalı şirketin davacıya Kartal 9. Noterliğinin 12.03.2014 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile faturaları iade ettiğinin belirtildiğini, davalı şirketin ihtarnamesine karşılık davacı şirketin Ankara 16. Noterliğinin 25.03.2014 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarı göndererek dava konusu alacağı olduğunu belirttiğini, bu ihtara karşılık Kartal 9.Noterliğinin 31.03.2014 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile davacının haksız ve hukuka aykırı olarak fatura tanzim edip davalıya gönderdiğinin vurgulandığını, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan davanın reddedilerek, yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece, \"  Takibin dayanağının, davacı yan tarafından davalı yana düzenlenen fatura olduğu, davacı yanın ticari defterlerinde bu meblağların kayıtlı olduğu,  dosyaya sunulu Ba-Bs formlarının mevcut olduğu,  bilirkişice bu formlar  üzerinde yapılan incelemede; Tarafların Ba-Bs formlarının örtüştüğü yani takibe konu faturanın davalı tarafından vergi dairelerine yasal sürelerinde beyan edildiği anlaşılmakla,  davalının bu fatura ile ilgili BA “Büyük Alış” beyannamesi vermiş olması nedeniyle malları teslim almış sayılacağı (Yargıtay 19.HD 2018/2293 Esas, 2019/4962 K),  buna göre davalının hizmeti teslim aldığı, teslim aldığı hizmetinde bedelini ödemekle yükümlü olduğunun kabulünün gerekmesi karşısında, davalının mevcut takip konusu borcu bulunduğu saptandığı gerekçesiyle \" Davanın Kabulü ile  davalının İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin  aynen devamına, alacak likit bulunmakla asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Davacı tarafın, hayali olarak birtakım malları satıp teslim ettiğine ilişkin fatura düzenlediğini, bu konuda bir taraflar arasında akdedilmiş geçerli bir sözleşme, numune teslimi yahut da bir onay süreci olmadığını, nitekim geçerli bir faturadan söz edilebilmesi için, faturanın tarafları arasında sözleşme ilişkisinin varlığı gerektiğini, tüm bunlara ek olarak, söz konusu faturada, sözde sözleşmede yer alan tutardan farklı bir bedel işlenerek tarafımızdan haksız yere ödeme talep edildiğini,  dosyaya sunulan 03.01.2020 tarihli Bilirkişi Raporunda  yalnızca 2013 yılına ait BA ve BS formları incelenmiş olup, bu yıldaki alış ve satış kalemlerinin birbirini teyit eder nitelikte olduğundan bahisle davalı müvekkilin borçlu olduğu kanaati bildirildiğini, oysaki, yukarıda ayrıntılı izah edildiği üzere, tarafımıza gönderilen yanlış içerikli söz konusu fatura 28.02.2014 tarihinde iade edildiğini, eğer ki bilirkişi müvekkil şirketin 2014 yılında sunduğu Ba-Bs formlarını inceleseydi, bu faturaya itiraz edilip iade faturası kesildiğini göreceğini, Böylelikle eksik tetkik ve yanlış kanaatlerle yazılmış olan bilirkişi raporu hükme esas alınarak açıkça haksız ve hukuka aykırı bir karar verildiğini,  bu durumda somut olay bakımından ispat külfeti davacıda olup mal satıp teslim ettiğini yazılı delillerle kanıtlamak zorunda olduğunu ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE<br>HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; <br>Dava, hizmet ve satım alıma dayalı ticari ilişkiden kaynaklanan faturaya istinaden başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 1 adet faturaya istinaden 11.596.12 TL asıl alacağın  tahsili için  takip başlattığı, davalının  yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, mali müşavir bilirkişisinin sunmuş olduğu 01/10/2020 tarihli raporda ; \"Davacının icra takibine ve davaya konu ettiği 31.12.2013 tarih ve 515448 seri nolu 11.596,12 TL faturanın davalının ticari defterlerinde, 31.12.2013 tarihli “515448/2.Klinik Mik. Kong.” açıklaması ile 7.906,00 TL. ve 3.690,12 TL. olmak üzere 2 ayrı fatura şeklinde kayıtlı olduğu, ancak davalının 28.02.2014 tarihinde  30.12.2013 tarihli 515447 nolu 2.065,00 TL. bedelli ve 31.12.2013 tarihli 515448 nolu 7.906,00 TL faturalara istinadeti 9.971.00 TL bedelli iade faturası kestiği, davalının yukarıdaki ticari defter ve kayıtlarına göre davacıya 12.07.2018 icra takip tarihi itibariyle borcu bulunmadığı gibi, davacıdan 710,41 TL  alacağı bulunduğu, Vergi dairelerinin yazıları ekindeki BA ve BS Formlarına göre davacı davalıya satıp teslimini yaptığı mallara ilişkin faturaları beyan ettiği, yine davalının da davacıdan satın aldığı mallara ilişkin faturaları BA formu ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan ettiği, başka bir anlatımla davacının kayıtlarında görünen faturalar ile davalının kayıtlarında görünen faturaların birebir birbirini teyit ettiği görüldüğü, ancak tarafların 2014 yılma ait BS ve BA formları dosya kapsamında bulunmadığından her iki tarafından ilgili vergi dairelerinden istenerek dosyaya kazandırılması gerektiği \" tespiti yapılmıştır.6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde \"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da  imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde  alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Taraflara ait ticari defterler üzerinde yapılan incelemede, davacı tarafça takibe konu edilen faturaların davalı tarafından fatura tarihi olan31/12/2023 tarihinde defterlerine işlendiği, 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği tespit edildiğinden, yapılan açıklamalar ve emsal kararlar uyarınca, davacının davalıdan fatura tutarı  kadar alacaklı olduğu sabit hale gelmiştir. Davalı tarafça her ne kadar faturaya konu malların teslim edilmediği, söz konusu faturada, sözde sözleşmede yer alan tutardan farklı bir bedel işlenerek talep edildiği ileri sürülmüş ise de, yukarıda yer verildiği üzere faturaların davalı tarafça ticari defterlerine kaydedilmesi ve süresi içerisinde iade edilmemesi karşısında ispat yükü davalı üzerindedir. Ancak davalı tarafça bu savunmanın ispatına yönelik bir delil sunulmadığından, davalının takip dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesinde  bir isabetsizlik görülmemiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesi gerekmiştir.Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 198,03 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 417,37 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.08/10/2025<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"735bb88c85bc3a32","SID":"74b12fa900a649d2"}}