{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/549 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1143<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 3. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 27/10/2022<br>NUMARASI\t: 2021/291 E. - 2022/147 K.<br>DAVANIN KONUSU: Markanın Hükümsüzlüğü<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/09/2025<br> Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :                                          <br>DAVA DİLEKÇESİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından 11/09/2018 tarihinde, TPMK nezdinde 2018/80960 numaralı “...” ibareli markanın tescili için başvuru yapıldığını, markanın 25/01/2019 tarihinde markanın tescil edildiği, Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25/VI. fıkrasında belirtilen düzenlemeye uygun olarak davanın açıldığını,  müvekkilinin dünyaca tanınmış markaları ile dava konusu marka arasında benzerlikten kaynaklanan iltibas ihtimalinin mevcut bulunması, müvekkilinin markalarının tanınmış olması ve müvekkilinin ticaret unvanının da ... ibaresini barındırması nedenleriyle... numaralı markanın hükümsüzlüğü ve marka sicilinden terkinini talep ettiklerini, Çin merkezinde bulunan müvekkili firmanın 2000 yılında 1 milyon yuan sermayeli olarak kurulduğunu, profesyonel fotoğraf makinası ve profesyonel fotoğraf çekimi için gerekli tüm teçhizatları üreten bir şirket olduğunu, kurulduğu yıldan beri de ... markasını kullandığı ve ticaret unvanında da bu ibareye yer verdiğini, müvekkilinin yüksek çaplı satış yaptığı yerlerin başında da Türkiye, Hindistan, İran, Amerika, Japonya, Almanya ve Rusya'nın geldiğini, birçok farklı ülkede fuarlara katılarak ürünlerini tanıtan, iç pazarlarda satış yapan ve tüketici ile kendi ülkesinde buluşan müvekkili firmanın, 27/05/2019 yılında Avusturalya, Fransa, Almanya, Rusya, Singapur, İngiltere ve Amerika gibi bir çok ülkede tescilli olan markasını, Türkiye'de de koruma altına almak için Türk patent ve Marka Kurumu'na 9.sınıf için ... ibaresi ile ... sayılı tescil başvurusunda bulunduğunu, işbu dava konusu olan markanın gerekçe gösterilmesi sureti ile müvekkilinin başvurusunun reddedildiğini, 25/11/2019 tarihinde TPMK'nin re'sen ret kararına itiraz ettiklerini, diğer yandan 23/12/2019 tarihinde  TPMK'nin 2019-M-10556 sayılı YİDK kararı ile karara itirazın ret olduğunu, dolayısı ile müvekkilinin bu davayı açmakta hukuki yararının da bulunduğunu, nitekim haklı bir biçimde 2000 yılından beri kullandığı ve Türkiye pazarında da faaliyet göstermekte olduğu markasının kötüniyetle önünün kesildiğini, bu davanın davalısının, müvekkiline ait olan markayı taklit etmek suretiyle kötü niyetli davrandığını ve kötü niyet ile müvekkili markasının Türkiye pazarında kalmak istiyorsa bundan kendi lehine menfaat sağlamayı hedef tuttuğunun çok açık olduğunu, buradan hareketle bu davayı açma zorunluluğunun hasıl olduğunu, davalı adına tescilli  ... numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğünü talep ettiklerini,  müvekkili markası ile dava konusu marka arasındaki tek farkın; müvekkilinin markasının büyük harflerle, davalıya ait dava konusu markanın ise küçük harflerle yazılmış olduğunu, bunun dışında her iki markanın da yazıldığı gibi telaffuz edildiğini ve aynı işitsel tonlamaya sahip olduğunu, dava konusu markanın tescilli olduğu 9. sınıf , müvekkili markasının iştigal alanının ve tescil talep ettiği 9. sınıf ile birebir aynı olduğunu, müvekkilinin markasının eskiye dayalı kullanım hakkının mecut olduğunu, mahkemece bilindiği üzere marka başvurusu ya da rüçhandan önce söz konusu ibare için hak elde edilmiş olması ve bu işaretin sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama yetkisi vermesi durumunda tescilsiz  marka sahibinin de eskiye dayalı kullanımını ve önceye dayalı hak sahipliğini kullanarak hükümsüzlük talep edebildiği, müvekkilinin 2000 yılından beri “...” ibaresini kullandığını ve 2012 yılından beri de ticaret unvanı içeriğinde kullandığını,  söz konusu markanın üzerinde yer aldığı ürünlerin de Türkiye pazarında yer aldığını,  tıpkı somut olayda da yer aldığı üzere her ne kadar müvekkili adına tescilli değilse de piyasada uzun süredir kullanılması ve TTK'nin ilgili maddesi uyarınca korunan bir ticaret unvanını teşkil etmesi nedenleri ile davalıya ait ... numaralı “...” markasının hükümsüzlüğünün gerektiğini, davalıya ait marka tescilinin kötü niyetli olduğu ve hakkın kötüye kullanımının korunamayacağı, 6769 sayılı SMK kapsamında Medeni Kanunun 2. maddesinden de yola çıkılarak hakkın kötüye kullanımı nedeni ile elde edilmiş olan marka haklarının da korunamayacağının düzenleme altına alındığını, kötüniyete ilişkin açıkladıkları nedenler gözetilerek somut olay incelendiğinde; sondan başlayarak gerekli kriterlerin tamamının davalı hakkında ve bu dava konusu marka hakkında söylenmesinin mümkün olduğunu, çoklu ve gerekçesiz marka tescili, çok iyi ve inandırıcı açıklama gerektiren özgün marka taklidi, Türkiye pazarında mevcut ürünlerin davalı tarafından bilinmesi gerekliliği, müvekkili ticaret unvanında yer alan ayırt edici unsurunun marka olarak tescil edilmiş olması, kullanma girişimi, davalının iki senelik süre içerisinde 23 tane marka tescilinde bulunmuş olması ve müvekkilinin ticaret unvanını birebir tescil ettirmiş olması nedenleri ile “...” ibareli markaya yönelik herhangi bir kullanım girişimi olup olmadığına dair delillerin davalı tarafından sunulması gerektiğini, birebir aynı markayı aynı sınıfta tescil ettirerek, aynı ibareyi doğrudan aynı emtia için tescil ettirmiş olan davalının, müvekkilinin markasını bilmemesinin olanaksız olduğundan kötüniyetli olduğunun kabulünün gerektiğini, pazara girişin önlenmesi, davalının söz konusu tescil nedeni ile müvekkilinin yıllardır pazarında olduğu Türkiye'de markasını tescil edemediğini, bu nedenlerle  TPMK nezdinde  davalı adına tescilli  ... numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini,  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP DİLEKÇESİ:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının yabancı uyruklu olması sebebiyle teminat göstermeksizin davayı açmasının hukuka aykırı olduğunu, zira MÖHUK 48. maddesi: \"Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.\" hükmü gereğince, davacının davasını açarken teminat göstermek zorunda olduğunu, davacı tarafça iş bu teminatın gösterilmemiş olması sebebiyle teminatın tamamlattırılmasını, aksi durumda davanın reddine karar verilmesini, usul ve esas bakımından itiraz ettiklerini, ivedi olarak tedbirlerin kaldırılmasını, olmaz ise teminata hükmedilmesini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>İlk derece mahkemesi 2021/291 esas, 2022/147 karar, 27/10/2022 tarihli kararı ile; \"Davanın KABULÜNE, TPMK nezdinde davalı adına tescilli ... numaralı \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine\" karar vermiştir.\t<br>İSTİNAF:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  dosyada alınmış olan  01.09.2022 tarihli rapor ile 31.08.2021 tarihli kök rapor ve bu rapora dayanan 11.04.2022 tarihli ek rapor arasında bariz çelişki olduğunu, işbu çelişkinin giderilmesi gerekirken mahkemece çelişki giderilmeden kararı verilmesi hukuka aykırı olduğunu,  davalı tarafça rapora itiraz edildiğini ve bazı evrakların tercümesi de yapılarak ek rapor alındığını, kök raporda belirtilen hususların tekrarlandığını ve davacının  tüm iddialarına hukuken cevap verildiğini, mahkemece yeni bir heyetten rapor alınmasına karar verildiği ve yeni oluşturulan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 01.09.2022 tarihli raporda, müvekkili açısında SMK 6/9 maddesi kapsamında kötü niyet değerlendirilmesi yapılmış ve davalının önceki bilirkişi raporuyla çürütülmüş soyut iddialarına dayanarak haksız ve hukuka aykırı bir rapor hazırlandığını, 01.09.2022 tarihli rapor ile önceden alınan 31.08.2021 tarihli rapor ve bu rapora dayanan ek rapor arasında bariz bir şekilde çelişki  olduğunu, İşbu çelişki, 01.09.2022 tarihli raporda açıklanmadığı ve delillendirilmediğini, mahkemeden iş bu çelişkinin giderilmesi talep edilmişse de mahkemece hiç bir hukuki gerekçe sunulmaksızın çelişki giderilmeden karar verildiğini,  01.09.2022 tarihli raporda da belirtildiği üzere bu konuda davacının soyut iddiaları dışında bir delil mevcut olmadığını, davacının gerçek dışı ve soyut beyanına dayanarak bu konuda bir tespit yapılmasının hukuka aykırı bir durum oluşturacağının açıkça olduğunu, 01.09.2022 tarihli bilirkişi raporu ile dosyada daha önce alınan 31.08.2021 tarihli kök rapor ve 11.04.2022 tarihli ek rapor arasında bariz çelişki mevcut olduğunu, 01.09.2022 tarihli raporda müvekkilin kötü niyetli olabileceğine dair yapılan tespitlerin, davacının soyut iddialarına dayandığı, hiçbir somut delile dayanmadığı, varsayım ve niyet okumalarına dayanarak yapıldığını,  İşbu tespitlerin, hukuka aykırı olduğu 11.04.2022 tarihli ek rapordaki tespitlerle açıkça ortada olduğunu, 11.04.2022 tarihli ek raporda, işbu tespitlere yönelik olarak hukuki, dosya içeriğine uygun ve somut delillere dayanacak nitelikte tespitlerle cevap verildiğini, mahkemece alınan raporlar arasında bariz çelişkinin olması ve mahkemece işbu çelişkilerin giderilmemiş olmasının hükme esas alınan rapordaki tespitlerin  dosya içeriğine aykırı olduğunu beyan ederek, mahkemece verilen usul ve yasaya aykırı karara karşı istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına Davacının tüm iddialarının 31.08.2021 tarihli raporda incelendiği ve bu konuda hukuk uygun bir rapor hazırlandığının, yine davacını iş  bu kök rapora yönelik itirazlarının 11.04.2022 tarihli ek raporla hukuka uygun bir şekilde cevaplandırıldığının dikkate alınmasına, 01.09.2022 tarihli rapordaki tespitlerin tümüne 11.04.2022 tarihli ek heyet raporla cevap verildiği, söz konusu cevapların hukuka uygun ve hüküm almaya yeterli olduğunun dikkate alınmasına, Öncelikle hükme daha elverişli olan, somut delillere ve hukuka uygun tespitlere dayanan 31.08.2021 tarihli kök ve 11.04.2022 tarihli ek heyet raporların dikkate alınmasını ve iş bu raporlar uyarınca davacı tarafça açılan haksız davanın reddine,  daire aksi kanaatte ise usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasına ve 01.09.2022 tarihli rapor ile dosyada alınan 31.08.2021 tarihli kök ve 11.04.2022 tarihli ek heyet raporlar arasında bariz olarak çelişki mevcut olması sebebiyle Yargıtay Kararları uyarınca iş bu çelişkinin giderilmesi adına üçüncü bir bilirkişi raporu alınmasına, neticesinde haksız davanın reddine ve dosyada konulan tedbirlerin kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAFA CEVAP:<br>Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; sonuç olarak ek rapor alınmasının sebebinin eksik olan hususların da dosya kapsamında incelenerek ve alınmış kök raporun yeterli gelmemesi suretiyle alındığı alenen ortada olmakla birlikte davalı yanın istinaf dilekçesinde beyan ettiği gibi 31/08/2021 ve 11/04/2022 tarihli bilirkişi raporlarında delillerin somut olarak dayandırıldığı gerekçesi mesnetsiz olduğunu, gelinen noktada alınmış olan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmasından bahsedilemeyeceğini, davalının İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2021/291 E., 2022/147 K. Sayılı 27/10/2022 tarihli kararına yönelik istinaf talebinin reddine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>Dava; davalı adına tescilli 2018/80960 numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Dilekçelerin tetkikinde; davacı tarafından 9.sınıf için ... ibaresi ile 2019/73515 sayılı tescil başvurusunda bulunulduğu, işbu dava konusu olan markanın gerekçe gösterilmesi sureti ile  başvurunun reddedildiği, 25/11/2019 tarihinde TPMK'nin re'sen ret kararına itiraz ettikleri, 23/12/2019 tarihinde  TPMK'nin 2019-M-10556 sayılı YİDK kararı ile karara itirazın reddedildiği belirtilerek  karıştırılma (iltibas) sebebine dayalı olarak Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1, gerçek hak sahipliğine dayalı SMK'nın 6/3 , ''...'' markasının tanınmış marka olması iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/4 ve 6/5, markanın ticaret unvanını içermesi iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/6  ile kötüniyet iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/9 maddelerine dayalı olarak davalı adına tescilli  ... numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğünün talep edildiği görülmüştür.Davalı marka sahibi ise davacı tarafın koruma talep ettiği markasının TPMK tarafından tescili reddedilmiş bir marka olduğunu, kendi markasının ise 11.09.2018 tarihinde başvurusu yapılarak TPMK tarafından tescil edildiğini, davacının her ne kadar Paris sözleşmesine dayanmak istemişse de Çin ülkesi Paris sözleşmesine taraf olmadığından dolayı Çin'de mevcut olan bir markanın işbu sözleşme kapsamından korunmasının mümkün olmadığını, markanın tanınmış olmadığını, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını savunmuştur. TPMK kayıtlarının tetkikinde; hükümsüzlüğü talep edilen ''...'' marka başvurusunun davalı tarafça 11.09.2018 tarihinde yapıldığı, 09. sınıf mal grubunun tamamında 12.10.2018 tarihinde yayınlandığı, yayın süresinde tescile itiraz olmadığı ve  25.01.2019 tarihinde tescillendiği görülmüştür.  Davacının ise ''...'' ibareli marka yönünden 27.05.2019 tarihinde başvuru yaptığı, Türk Patent ve Marka Kurumu’nun Uzman Benzerlik Araştırması neticesinde  markanın tescilinin 23.08.2019 tarihinde re’sen reddedildiği, başvuru sahibinin tescil ret kararına karşı YİDK'ya itirazda bulunduğu, itirazın reddedildiği görülmüştür. İlk derece mahkemesi tarafından bilirkişi heyeti görevlendirilmiş olup 12/07/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle; ... tescil numaralı ... markasının hükümsüzlüğü talebinin yerinde olmadığı kanaatine varıldığı görülmüştür. 12/04/2022 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda özetle; davacı ... markasının, Türkiye'de ve dünya çapında eskiye dayalı kullanımı ve tanınmışlığı iddia etmiş ise de; dosyaya sunulan delillerin incelenmesi ve ayrıca yapılan incelemeler neticesinde ... markasının “sektörel tanınmışlığı” olduğuna dair kanaat oluşmadığı; Paris Sözleşmesi'ne taraf Çin'de, davacının bahse konu ... markasını, davalının hükümsüzlüğe konu markasından önceki tarihte tescil edilmiş olduğu anlaşılmış olmakla birlikte; Türkiye'de aynı markanın, aynı veya benzer mal grubunda “tanınmış marka” kriterini taşımaması nedeniyle bu yöndeki hükümsüzlük talebinin yerinde olmadığı, davalının 2018/80960 numaralı markasının \"kötüniyet\" kapsamında hükümsüz kabul edilip edilmeyeceğinin tamamen mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir.Tahkikat aşamasında yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirilmiş olup 01/09/2022 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle; davacının yurtdışı fuarlara katılarak markasını sektörde tanıttığı ve aynı sektörde faaliyette bulunan firmaların birbirinden haberdar olmasının beklendiği, ... ibaresinin Türkçe'de anlamı olan, anlaşılır bilinir anlamlı bir kelime olmadığı, davalının bu ibareyi rastlantısal olarak seçmesinin pek olası olmadığı, davalının, davacının sektörüne yönelik 9. sınıftaki tescil ile bu sektörde iştigal ettiğinin anlaşıldığı ve davacının markasından haberdar olduğu kanaati oluştuğu, SMK 25/1 ve SMK 6/9 maddeleri kapsamında kötüniyetin olup olmadığının mahkemenin takdirinde olduğu ifade edilmiştir.İlk derece mahkemesi tarafından; 11/04/2022 tarihli ek bilirkişi raporu ile 01/09/2022 tarihli bilirkişi kurulu raporuna itibar edildiği belirtilerek davacı, ... markasının Türkiye'de ve dünya çapında eskiye dayalı kullanımı ve tanınmışlığını iddia etmiş ise de bütün dosya kapsamından, ... markasının; “sektörel tanınmışlığı” olduğuna dair kanaat oluşmadığı, Paris Sözleşmesi'ne taraf Çin'de davacının, bahse konu ... markasının davalının hükümsüzlüğe konu markasından önceki tarihte tescil edilmiş olduğu anlaşılmış ise de Türkiye'de aynı markanın, aynı veya benzer mal grubunda “tanınmış marka” kriterini taşımaması nedeniyle bu yöndeki hükümsüzlük talebinin yerinde olmadığı,  davacının; hükümsüzlüğü talep edilen davalı markasıyla birebir aynı ... markasını taşıyan aynı sınıftaki ( 09. nice sınıfı kapsamındaki) mallarla, davalının hükümsüzlüğe konu ... marka tescil başvurusundan önceki tarihlerde uluslararası bazı fuarlara katıldığı, davacının, birebir aynı marka ile internet sitelerinde tanıtım ve ürün satışları olduğu ve tarafların aynı sektörde faaliyette bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; davalının, bahse konu davacı markasından haberdar olduğu kanaatine varıldığı, ayrıca ... ibaresinin; çok yaygın kullanımlı, anlamı olan bir ibare olmadığı hususu dikkate alındığında davalının... numaralı markayı kötüniyetle tescil ettiği kanaatine varılmakla, davanın kabulü ile TPMK nezdinde davalı adına tescilli ... numaralı \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Davalı taraf istinaf kanun yoluna başvurmak sureti ile dosyada en son alınan 01.09.2022 tarihli rapor ile 2021 tarihli kök rapor ve işbu rapora dayanan 12.04.2022 tarihli ek rapor arasındaki çelişki giderilmeden kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemeden işbu çelişkinin giderilmesi talep edilmiş ise de mahkemece hiçbir hukuki gerekçe sunulmaksızın çelişki giderilmeden karar verilmesi ve hükümsüzlük koşullarının oluşmaması gerekçelerine dayalı savunmaları kapsamında ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması talep edilmiştir. Dava tarihi itibari ile yürürlükte olmakla uygulanması gereken SMK'nın 25/1. maddesinde markanın hükümsüzlüğü halleri sayılmış olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Huzurdaki davada; karıştırılma (iltibas) sebebine dayalı olarak SMK'nın 6/1, gerçek hak sahipliğine dayalı SMK'nın 6/3 ,  ''...'' markasının tanınmış marka olması iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/4 ve 6/5, markanın ticaret unvanını içermesi iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/6  ile kötüniyet iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/9 maddelerine dayalı olarak davalı adına tescilli 2018/80960 numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğünün talep edildiği görülmüştür.Dosya kapsamında iki farklı bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen dosyada mübrez raporlardaki çelişkinin kötüniyetin değerlendirilmesinde ortaya çıktığı, teknik yönlere ilişkin herhangi bir çelişkinin bulunmadığı görülmüştür. Kötüniyetin tespiti ile hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığı hukuki bir değerlendirme olup hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan yeniden rapor alınmasının gerekmediği saptanmıştır. Bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde; (SMK) 7. maddesi; ''(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. (2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.'' şeklinde düzenlenmiş olup kural olarak ''ülkesellik ilkesi'' gereğince korumanın yurt içinde yapılacak tescil yolu ile sağlanacağı kabul edilmiştir. Davacı tarafın ülkemizde tescilli bir markasının bulunmadığı, yapmış olduğu ancak reddedilen marka başvurusunun ise davalının markasının başvuru ve tescil tarihinden sonrasına ait olduğu TPMK kayıtları ile sabit olmakla, SMK'nın 6 /1; '' Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.'' maddesi kapsamında hükümsüzlük sebebine cevaz verilemeyeceği saptanmıştır. Davacı SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında hak iddiasında bulunmuş ise de davalının marka başvuru tarihinden önce dava konusu markanın davacı tarafından Türkiye'de kullanılarak ilgili piyasada belirli ölçüde bilinir/tanınır hale getirildiği yönünde dosya kapsamı itibariyle yeterli delil bulunmadığı ve bu itibarla da davacının marka üzerinde anılı madde kapsamında öncelikli ve üstün  hak sahipliği iddiasını ispat edemediği kanaatine varılmıştır. SMK'nın 6/4 ve 6/5 maddeleri kapsamında tanınmışlık iddiası yönünden yapılan inceleme sonucuna göre; Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesinin “ Birlik ülkeleri tescilin talep edildiği ülkenin yetkili makamları tarafından (söz konusu ülkede bu Anlaşma’dan yararlanacağı kabul olunan bir şahsa ait olduğu aynı veya benzeri ürünlerde kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen) bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir fabrika veya ticaret markasının tescilini gerek ülke mevzuatı müsait olduğu takdirde doğrudan doğruya gerekse ilgilinin isteği üzerine ret veya hükümsüz kılmayı taahhüt eder.” şeklindeki düzenlemesi ile tanınmış markanın ülkemizdeki yasal düzenlemelerde ölçütleri tanımlanmamış ise de istikrar kazanan yargı içtihatları kapsamında  nazara alınan 1999 yılında \"WIPO (World Intellectual Property Organization-Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı) Ortak Tavsiye Kararı\" adı altında geliştirilen ölçütler olan; “toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi”, “markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu”, “marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu”, “markanın tesciller veya tecil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü”, “markanın resmî makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları”, “markanın ekonomik değeri” nazara alınarak bakıldığında;  gerek dosya kapsamında sunulan deliller gerekse de alınan bilirkişi raporları uyarınca, davalının marka başvuru tarihi itibariyle davacının herkesçe bilinirlik ve tanınmışlık iddiasını ispata yeterli delil sunulmadığı gibi WIPO nezdinde davacı tarafça yapılan 6 adet marka başvurusunun 27.05.2019 tarihli olup davalı markasının 11.09.2018 başvuru tarihli olduğu görülmüştür. Bu nedenlerle SMK'nın 6/4 ve 6/5 madde koşullarının da oluşmadığı anlaşılmıştır. SMK'nın 6/6. maddesi; '' Tescil başvurusu yapılan markanın; başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.'' şeklinde düzenlenmiş olup davacının ticaret unvanının '' ...'' olup davalının markasının özel bir kelime grubu ile unvan içerisinde yer bulunduğu gibi Çin ülkesinde tescilli olduğu görülmekle; anılı maddenin yasal koşullarının da oluşmadığı anlaşılmıştır.  Son olarak her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından davalının marka tescilinin kötüniyetli olduğunun kabulü ile markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş ise de marka başvurusunun hangi hallerde kötüniyet oluşturduğu, her bir somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken hukuki bir mesele olup istikrar kazanan Yargıtay içtihatlarında genellikle güvenin kötüye kullanılması, kullanmak yerine başkalarının ticaretine engel olmak, sözleşmeye aykırılık vb. suretle gerçekleşen hak sahibi olmadığının bilindiği yahut bilinmesinin gerektiği halde dürüstlük kuralına aykırı şekilde yapılan marka başvurularının kötüniyetli olarak kabul edildiği görülmektedir. Anılı açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davalının marka başvurusunda kötüniyetli olduğunu ve SMK'nın 6/9 maddesine dayalı hükümsüzlük halinin sübut bulduğunu gösterir ispata elverişli somut delillerin bulunmadığı anlaşılmıştır. Kötüniyetin tespitinde davalı eyleminin somut  delillerle irtibatlandırılması ve kötüniyetin başvuru anında oluştuğunun ispata elverişli deliller ile ispatlanması gerekmekte olup ilk derece mahkemesi tarafından ihtimale dayalı olarak değerlendirme yapılması, davacının tanınmışlık / bilinirlik iddialarının yerinde olmadığı kabul edilmesine karşın davacının, aynı marka ile internet sitelerinde tanıtım ve ürün satışlarının olduğu, ... ibaresinin çok yaygın kullanımlı, anlamı olan bir ibare olmadığı ve tarafların aynı sektörde faaliyette bulunduğu hususları ile bahse konu davacı markasından haberdar olduğu ihtimaline binaen marka başvurusunda kötüniyetli olduğunun kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/2 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf isteminin  KABULÜ ile,2-İstanbul 3. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/10/2022 tarih, 2021/291 E. 2022/147 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3-DAVANIN REDDİNE,4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu  ile 561,00 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine  maddesine göre 40.000 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcının, davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 25/09/2025<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f0707f4c0203e90a","SID":"879f758612161262"}}