{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/202 <br>KARAR NO\t: 2025/1210<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/10/2021<br>NUMARASI\t: 2020/188 Esas -  2021/820 Karar<br>DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan(Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/09/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin, Bolu ili, Mudurnu ilçesinde bulunan taşınmazı üzerinde inşasına başladığı ... Termal Tatil Köyü isimli, hisseli gayrimenkul şirket projesinin satışlarında, kredi kartlı tahsilat işlemlerinde kullanılmak üzere davalı bankanın Bolu şubesi ile yapılan sözleşme sonucu pos cihazıyla 20/07/2016 tarih itibarı ile çalışmaya başladığını, davacı şirketin satışlarında işlemlerin geneli Mail talimatı ile olması nedeniyle sözleşme ekinde yer alan müşteri onaylı kart ve ödeme bilgilerini içeren Mail Order Formu doğrultusundaki takvimine göre tahsilat çekimleri yapmakta olduğunu, davacı şirketin davalı banka ile çalışmaları esnasında ilk yurtdışı satışı öncesi, davacının banka müşteri temsilcisinin yönlendirdiği Genel Merkez yetkililerinden alınan bilgi ve yardım doğrultusunda davacının 30/09/2016 tarihinde yaptığı 25.000 TL tutarlı satış tahsilatının yurt dışı istihbaratı olacağı gerekçesiyle 47 gün sonra davacının hesabında serbest bırakarak kullandırıldığını, kullanımdan 3 ay sonra davacı şirketin internet hesabının girişindeki ekran görüntüsünde ve genel merkez yetkililerinin telefon aramalarında da 30.423,35 TL üye işyeri kartı borçlarının bulunduğu ve derhal ödenmesi uyarılarının yapıldığını, davalı bankanın Bolu şubesinden verilen 22/02/2017 tarihli dilekçe ile detaylı açıklama yapılarak eğer bir satış iadesi var ise tüketici kişiye ait iade makbuzunun verilmesi için müracaat edildiğini, bankanın cevabi yazısı ile 06/03/2017 tarihli 25.000 TL tutarlı satışın fiziksel kartla yapılmadığı, kart hamilinin itirazı sonrasında uluslar arası VİSA Master kredi kartları gereği tutarın kur farkı ile hesaplarına borç kaydedildiğinin bildirildiğini, davacı şirketin iadeye konu müşteriye ait bilgi içeren detay makbuzu talebinde ısrarcı olması karşısında davalı bankanın bu tutardan derhal vazgeçerek ilgili müşterinin aldığı parayı tekrar davacı hesabına yatırdığını, fakat bu süreç içerisinde oluşan kur farkından dolayı sadece 1.193,78 TL tutarı acil olarak davacıdan sözlü olarak talep etmeye başladığını, davacının bu iadeleri belgelemesi halinde ödemeyi yapacağını bildirmesine rağmen 31/05/2016 tarihinde banka tarafından yapılan hesap blokesi ve kısıtlama sonrasında hesaplarına uluşamaz ve pos tahsilatı yapamaz hale geldiğini, davacı şirketin tüm satışlarında ve tahsilatında kullandığı tek pos cihazı kilitlendiğinden müşteri tahsilatlarının yapılamadığını, davacı şirket ... ve ... şubelerinden acil pos cihazı talep etmiş ise de davalı bankanın kısıtlamasının ekranda görülmesinden dolayı taleplerinin olumsuz karşılandığını, yaklaşık 47 günlük süreçte yapılamayan müşteri tahsilatlarının, gerek yapılan gerekse yapılacak olan davacının satışlarını ciddi şekilde etkilediğini, maddi ve manevi zararların doğmasına neden olduğunu, davacı şirketin müşteri ile arasında giderek büyüyen tedirginliği acil olarak çözmek için blokeye konu tutarı ulaşamadığı banka üye işyeri hesabından çekilmesi talimatıyla ödemek zorunda kaldığını, ödemeye rağmen davacı şirketin ne internet işlemi ne de pos tahsilat işlemi yapamadığını, yapılan görüşme ve yazışmalardan da olumlu bir sonuç alamadıklarını, davacı şirketin davalı bankaya noter kanalı ile keşide ettiği ihtarnameye karşı davalı bankanın cevabi yazısı ile kısıtlamaya sebep olan ve sonrasında davacının haklılığını  kabul ederek davacının çaresiz kalarak ödemek zorunda kaldığı şaibeli tutarı da acilen davacı hesabına iade ettiğini, buna rağmen davalının neden olduğu davacı şirket hakkındaki kara liste ve blokaj kısıtlamasının kalkmadığını, bu nedenle davacı şirketin düzenli ödeme yapan müşterilerinden tahsilat yapılamadığını, davalı bankanın neden olduğu olayların yapılan satışları ve yapılacak olan satışları da kısa zamanda olumsuz etkilemeye başladığını, davacı şirketin satış konusunda anlaşma yaptığı pazarlama ekibiyle de büyük sorunlar yaşandığını, yaklaşık 4 aylık süreçte defalarca yapılan yazılı başvurular, telefon aramalarına rağmen pos cihazının gecikmeli olarak açıldığını fakat internet hesap kullanım blokesinin halen kaldırılmadığını, bu süreçte davacı şirketin uğradığı maddi ve manevi zararların beraberinde müşteriler, pazarlama ve tedarikçilerle sözleşme fesihlerini de doğurduğunu, davacı şirketin yeni alacağı milli emlak ortak projesi için gerekli olan banka referans mektubu talebine engel olmaması adına, bankalar nezdindeki kara listenin acil kaldırılması uyarılarına davalı bankanın duyarsız kalması nedeniyle gerekli olan mektubu da alamadığını, davalı bankanın haksız ve yasaya aykırı davranışları ile neden olduğu kara liste ve internet bankacılığı kısıtlamasının kaldırılmadığını, davacı şirketin 20/07/2017 tarihinden sonra kısmi açılan pos cihazıyla tahsilatına devam ederken 20/11/2017 günü Mudurnu'da mobil pos cihazı ile satış yapamayınca cihazın 18/11/2017 gecesi habersiz kapatıldığı hususunun ortaya çıktığını, akabinde davalı banka servis yetkilisinin pos cihazını iade almak istemesi üzerine tutanağa imza istendiğinde gelen servis yetkilisinin imzadan imtina ederek davacı şirketi terk ettiğini, bu nedenlerle davalı tarafın haksız ve yasal dayanaktan yoksun eylem ve işlemlerinden doğan 20.000 TL manevi tazminatın, HMK.107 maddesi hükümlerince maddi tazminat talepleri ile ilgili fazlaya ait talep hakları saklı kalmak kaydıyla alacakları belirli hale geldiğinde artırılmak üzere belirsiz alacak talebi olarak şimdilik 20.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  taraflar arasında 24/05/2016 tarihinde Üye İşyeri Sözleşmesi akdedildiğini ve 19/07/2016 tarihinde standart pos cihazı ve mail order kurulumu yapıldığını, davalı bankanın almış olduğu olumsuz istihbarat neticesinde akdedilen sözleşmenin 21.maddesinin XV.bendi hükümlerine dayanarak sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini, davacının 06/03/2017 tarihinde zarara uğradığını iddia etmekte olup BK m.72 uyarınca 2 yıl sürenin geçmesiyle davaya konu talebin zaman aşımına uğradığını, davacının davayı belirsiz alacak davası olarak açtığını, davacının iddia ettiği bir bir alacak olmadığı gibi hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla miktarının da belirsiz olmadığını, davalı bankanın sözleşmeye uygun olarak tek taraflı fesih hakkını kullandığını, davacı şirketin davalı bankanın haklı nedenlerle feshi sebebiyle zarar uğraması söz konusu olmadığı gibi bir zarar varsa dahi buna sebep olanın davalı banka olmadığını, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, 30/09/2016 tarihinde yapılan 25.000 TL tutarındaki işlem yurt dışı istihbaratlı olacağından 47 gün sonra davacının hesabında serbest bırakıldığını, fakat kart hamilinin bankası aracılığıyla işlemin kart hamili tarafından yapılmadığı gerekçesiyle işleme itiraz ettiğini, davalı bankanın sözleşmenin 16.7 maddesine uygun davrandığını, kredi kartının işlem esnasında fiziksel olarak bulunmadığı ve işlemin kart hamili tarafından kabul edilmemesinden ötürü Uluslararası Vısa/Master kredi kartı kurallları gereği tutarın işyeri hesabına kur farkı ile 02/02/2017 tarihinde 30.248,03 TL borç kaydedildiğini, kart hamili bankasının daha sonra işlemi kabul ettiğini ve söz konusu borcun üye işyerinin hesabına tekrardan alacak olarak kaydedildiğini, davacıya bu konuyla ilgili ihtarname gönderilmiş olup davacıdan talep edilen 1.193,78 TL alacak tutarının da iptalinin sağlandığını, sözleşmenin 18.maddesine uygun olarak üye işyerinin pos cihazının kapatıldığını, kart hamili işlemi kabul ettikten sonra pos cihazının kullanıma açıldığını ve bloke konulan miktarın davacının hesabında alacak olarak kaydedildiğini, davacı yan manevi zarara uğradığından bahisle tazminat talep etmekle davalı bankanın davacı yanın kişilik haklarına herhangi bir saldırısı olmadığını, sözleşme kurulduğu andan itibaren yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve sözleşmeye uygun davrandığını, talep edilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu, davalı bankanın BKM'ye herhangi bir bildirimde bulunmadığını, davacının kara listeye alınmasının ve diğer bankalarca tarafına pos cihazı verilmemesinin sebebinin davalı banka olmadığı gibi davacının bu iddiasını ispatlayan somut bir delil de bulunmadığını, davacının satış ve pazarlama içerikli sözleşme yapmış olduğu bazı firmaların sözleşmeyi feshinden her ne kadar davalı bankayı sorumlu tutmuş ise de davalı bankanın söz konusu fesihlerde hiçbir kusuru bulunmadığı gibi sorumluluğu da olmadığını, davacının sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmemesinden dolayı sözleşmelerin feshedildiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi kök ve ek raporu ile birlikte tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacı ile davalı banka arasında 24/05/2016 tarihinde Üye İşyeri Sözleşmesi akdedildiği, 19/07/2016 tarihinde mülkiyeti davalı bankaya ait olan pos cihazı ve mail order kurulumu yapılarak davacı şirket kullanımına teslim edildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşmeye istinaden 20/07/2016-16/11/2017 tarihleri arasında mali order işlemlerinin gerçekleştiği, davalı bankanın sözleşmenin 21.maddesinde belirtilen \"banka tarafından üye işyeri hakkında olumsuz istihbarat edinilmesi\" hükümlerine dayanarak sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiği, sözleşmenin feshi ile pos cihazının mail order işlemlerine kapatıldığı,  sözleşmenin 16.7.maddesi ile, \"Üyenin herhangi bir alım /bağış talebi ve/veya böyle bir borcu olmadığı vb. şeklindeki itirazların bankaya yazılı olarak bildirimi halinde banka, üyenin yapmış olduğu itirazın gerçek olup olmadığını incelemeksizin üyenin kart hesaplarından tahsil ettiği ve üye işyerinin hesabına aktardığı meblağı üye işyerine önceden ihbara gerek olmaksızın , üye işyerinin banka nezdindeki hesaplarından ya da daha sonraki tarihli onay kodu verilmiş fakat henüz üye işyerinin hesabına ödenmemiş işlem bedellerinden mahsup etmeye yetkilidir. Üye işyeri anılan tutarın hesabında bulunmaması durumunda, bankanın bu konudaki ilk yazılı talebinin tebliğinden sonraki ilk işgünü içinde yazılı talepte belirtilen miktarı bankaya ödeyecektir.\", sözleşmenin 18.maddesinde \"...işbu tutarların üye işyerinin hesabına alacak olarak kaydedilmesine kadar geçecek mühlet boyunca bankadan bu tutarların nemalandırılması faizlendirilmesi ile ilgili hiçbir talebinin bulunmayacağını bu tutarların bankanın işbu sözleşme maddeleri uyarınca mevcut olan rehin hakkına istinaden bankaya rehinli olacağını ve işbu tutarlar üzerinde hiçbir şekilde tasarrufta bulunmayacağını kabul, beyan ve taahhüt eder...Banka yukarıda belirtilen usulsüz işlemleri tespit etmesi halinde herhangi bir bildirimde bulunmadan üye işyerinin pos ve / veya yazar kasa poslarını işleme kapatabilecektir.” hükümlerine yer verildiği, Davanın her iki tarafının da tacir olduğu, sözleşme serbestisi kapsamında davaya konu pos cihazının kullanılmasına ilişkin 24/05/2016 tarihli Üye İşyeri Sözleşmesi’ni karşılıklı olarak imzaladıkları konusunda bir ihtilaf yoktur. Davacının maddi ve manevi tazminat talepleri haksız fiile dayalı taleplerdir. Haksız fiil sorumluluğunun doğabilmesi için öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil olmalı ve bunun sonucunda ortaya çıkmış bir zarar bulunmalıdır. Yargıtay HGK’nun 22/11/2018 tarih; 2017/2224 E. ve 2018/1753 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere; bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir. (Battal, Ahmet; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106). 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 20/2. (6102 sayılı TTK. m:18/2) maddesi gereğince, tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim bankaların da tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü olup, bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü herhangi bir tacirden daha ağırdır. Bir güven kuruluşu olan bankaların kendilerine  tanınan ayrıcalıklar ve aynı zamanda  uzman kuruluşlar olmaları nedeniyle basiretli tacir olmanın da ötesinde yükümlülükleri bulunmaktadır. Taraflar arasında akdedilen üye işyeri sözleşmesi hükümlerine göre, davalı bankanın davacı üye işyeri ile arasındaki üyelik ilişkisine her zaman son verme hakkı bulunduğundan ve basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü olan davacı firmanın serbest iradesi ile akdettiği üye işyeri sözleşmesinin sonuçlarına katlanması gerektiğinden, sözleşmenin feshi ve pos cihazının iptali nedeniyle davacının ticari faaliyetlerinin bozulmasından davalı bankanın hukuka ve sözleşmeye uygun fiilinden dolayı sorumlu tutulması düşünülemez. Davalı banka tarafından yapılan işlemlerin sözleşmeye ve bankacılık teamüllerine uygun olduğu, pos cihazı kullanımı engellenen müşterilerle ilgili olarak BKM'ye herhangi bir bildirim yapılmadığı, dolayısı ile davacının kara listede yer almasının pos cihazının engellenmesiyle bir ilgisinin olamayacağı, davacının varsa muhtemel kar ve zararının pos cihazının kullanılmasının engellenmesinden ziyade satış ve pazarlama politikaları, şirket ortak ve yöneticilerinin iş tecrübesi vb.bir çok kritere bağlı olabileceği,  davacının maddi zarara uğradığının somut olarak gerek davacı şirket kayıtlarından, gerekse davalı banka kayıtlarından ve mevcut dosya delilerinin  incelenmesinden tespit edilememiş olması dolayısıyla  davacı tarafın herhangi bir maddi ve manevi zararının tespit edilemediği anlaşılmakla mahkememizce davacı tarafın davasının yerinde ve haklı bir dava olmadığı kanaatine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Davacı şirketin  mağduriyetin ciddiyeti ve davalı bankanın basiretli tacir olarak sorumluluğunun tespiti ve uğranılan zararların tazmini bakımından İlk Derece Mahkemesi’ne müracaatımız sonrasında, davalı bankanın yapmış olduğu tek taraflı fesih ile ilgili ileri sürdüğü üye işyeri sözleşmesinin 18 ve 21. Maddelerini  gerekçe olarak  sunma çabalarının konu ile ilgili yasal mevzuat hükümleri nazara alındığında, usul ve esas  bakımından izahı hukuken mümkün olmadığını, ticari hesap trafiğinde, bedeli karşılığı garantör bir kurum hassasiyetiyle hizmet vermesi gereken bankanın, yapmış olduğu işlem, kurum ciddiyetinden uzak, keyfi, haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, davacı şirketin tüm banka yetkilerini  kapatarak 47 gün boyunca davacının ticari hareketlerini engellemesi, davacının bu şekilde ticari yönden zarara uğramasına ve satış tahsilatlarının yapılamayışına neden olduğunu, davalı bankanın bu yoldaki eylem ve işlemleri müşteri tedirginlikleri sebebiyle oluşan satış ve imaj kaybının doğmasına neden olmuş ve suretle davacı şirketi  ağır zararlara uğrattığını, davacının ticari faaliyetlerini engelleyen davalı taraf bu olayı önemsememiş, basit bir durum gibi algılayarak 40 gün boyunca hiçbir açıklama dahi yapmamış, davacının tüm uyarıları karşısında haksız ve yasaya aykırı bir şekilde sessiz kaldığını, dosyada mübrez bilirkişi raporunda da yer aldığı üzere, davalı bankanın 10.07.2017 tarihli ihtarnameye cevaben yazısı ile “hesaptan kesilmeyip iptal edildiği bildirilen 1.193,78 TL tutarın” bildirimden sonra 11.07.2017 tarihinde 1.313,16 TL.olarak davacı  şirket hesabına iade etmesi, davalı bankanın olayımızdaki çelişkili davranışlarının ayrı bir delili olduğunu, tüm dosya münderecatı ve deliller ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde, dava konusu olay nedeni ile davacı şirketin maddi ve manevi zarara uğradığı hususu açıkça görüldüğünü, her iki rapor ağırlıklı olarak bankacı bilirkişinin hatalı olan görüşlerine dayanılarak tanzim edildiğini, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarının yasaya uygun tutulduğu, delil niteliğinin bulunduğu hususu raporlarda belirtilmesine rağmen,  “Pos cihazının kullanımının bankaca engellenmesinin davacının zararının doğmasına neden olmadığı” yolunda haksız ve mesnedsiz bir şekilde görüş bildirildiğini, bu konudaki itirazlarımız nazara alınmadan, noksan tahkikat sonucu hüküm tesis edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, davacı şirketin satış işlemlerine  ait üye işyeri sözleşmesinin 18 ve 21. Maddelerindeki hükümlerle, gerekçeli karardaki açıklamaların tamamen çeliştiğini, hatta adeta kelepçeli sözleşme niteliğinde ve tamamen banka menfaatlerine uygun hazırlanan üye iş yeri sözleşmesinin 21. Maddedeki “hiçbir gerekçe göstermeden dahi davalı bankaca tek taraflı haklı fesih ediminin oluşabilmesi için, bir ay önceden yazılı bildirimde bulunma gerekliliği olayımızda oluşmadığından, davalı bankanın  tek taraflı haklı feshinin hukuka ve sözleşmeye  uygun olduğundan bahsedilmesinin hukuken mümkün değildir. Karardaki çelişki açıkça görülmekte olup, kelepçeli sözleşme vasfında olan üye iş  yeri sözleşmesinin ilgili hükümleri dayanak gösterilerek, haklı taleplerimizin reddine karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, bu husus ve koşulların oluşmadığı dosyada mübrez  tüm delil ve tespitlerle ispatlı olduğunu, doktrin ve Yargıtay tarafından çeşitli kavramlar ile tanımlanan kelepçeleme sözleşmeleri, esasen bir hizmet sözleşmesi, eser sözleşmesi ya da kira sözleşmesi gibi bir sözleşme tipi olmayıp, sözleşmelerdeki hüküm veya hükümler nedeniyle kişilik haklarından kabul edilen ekonomik faaliyet özgürlüğünün kısıtlanmasına veya ortadan kalkmasına sebep olan ve sözleşmenin içeriğini belirleme serbestisine aykırılık teşkil eden bir ihlal hali olduğunu, gerek Bankacılık Kanunun ilgili hükümlerinde, gerekse Yargıtay'ın konu ile ilgili yerleşmiş kararlarında, açıkça belirtildiği üzere, bankalar basiretli bir tacir gibi davranmakla yükümlü olduğu gibi bu konuda en hafif kusurlarından dahi sorumlulukları doğduğunu, yasanın bankalara  yüklediği bu sorumluluk raporda nazara alınmadığını, davacının şirketin maddi ve manevi zarara uğramasına neden olan davalının olaydaki kusurlu davranışının varlığı tartışılmaz  bir gerçek olduğunu, davacı şirket ise olayda tamamen basiretli bir tacir gibi davrandığını, somut olayda pos cihazının kullanılmasının davalı banka tarafından engellenmesi davacı şirketin kara listede yer almasına neden olduğunu, davacı şirketin davalı bankaca kara listeye alınması nedeniyle başka bankalardan pos cihazı temin edebilmesi mümkün olamamış sunulan yazılı deliller yeterli bir şekilde incelenmeden noksan inceleme sonucu karar verildiğini, davalı bankaca yapılan tek taraflı haksız feshe gerekçe olarak ileri sürdüğü  Üye işyeri sözleşmesinin  18. ve 21.  Maddelerine dayanarak,  “usulsüz işlem” yakıştırması, haksız ve tek taraflı feshi meşrulaştırılma telaşıyla ortaya atılmış mesnedsiz bir açıklama olduğunu, davacı şirketin, davalı banka yetkililerince izinli ve belgeli yaptığı satışa davalı banka tarafından da onay verilmiş ve satış tutarının hesaba iadesiyle satış kesinleşmiş, davalı banka hesaba alacak kaydedildiği bildirisiyle satış onayını resmettiği satışa, sırf haksız feshine gerekçe bulma gayretiyle “usulsüz satış” muamelesi yapması, dosyada mübrez belgelerle de çeliştiğini, davalı bankanın meşru bir satışı usulsüz işlem (sahtecilik, dolandırıcılık, kart kopyalama vs.) statüsünde görmesi, davacı şirket itibarına haksız ve yasaya aykırı bir şekilde verdiği zararın belgesi olup, bilirkişi raporlarında ısrarla “Davacının bankalar arası imaj kaybına somut belge bulunamadı” şeklindeki görüşüne  ayrı bir cevap ve belge niteliğinde olduğunu, davacı şirketin POS cihazının davalı banka tarafından tamamen haksız ve kusurlu bir şekilde işleme kapatıldığı, üye işyeri sözleşmesinin feshedildiği ve davacı şirketin bu konuda Bankalar Arası Kart Merkezi’ne bildirildiği bu suretle davacıya ağır zararlar verildiği beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE : Dava, sözleşmeye aykırılık nedeniyle uğranılan zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının eylemlerinin sözleşmeye aykırılık teşkil edip etmediği noktasındadır.Taraflar arasında 24/05/2016 tarihinde üye iş yeri sözleşmesi imzalanmış ve 19/07/2016 tarihinde standart post cihazı ve mail order kurulumu yapılmıştır.Davacı tarafça, davalının sözleşmeye aykırı olarak pos cihazına bloke koyması nedeniyle müşterilerden tahsilat alınamadığı, satışların olumsuz etkilendiği ve bazı müşterilerin sözleşmelerine feshettiği, bu nedenle zarara uğradığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminata karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, 20.07.2016-29.09.2016 tarihine kadar mail order ile 43 işlem yapıldığı işlem tutarlarının 200,00 TL - 320,00 TL arasında değiştiği, en yüksek 1 adet işlem olduğu bu işleminde tutarının 1.825,00 TL olduğu, bu iki aylık tarih arasında toplam 10.481,04 TL lik POS ile işlem yapıldığı, 30.09.2016 tarihinde 25.000,00 TL'lik POS ile peşin satış yapıldığı, bu tarihe kadar POS ile bukadar yüksek tutarlı satış yapılmadığı, herhangi bir maddi zarar olmadığı  tespit edilmiştir.Dava dilekçesi ekinde sunulan 30/06/2017 tarihli ve fesih bildirimi başlıklı, ... imzalı belge ile, mantolama ve kompozit giydirme işlerinin, plastik doğramaların ve camların takılmadığı, inşaat işlerinde aksaklık olduğu ifade edilerek satış ve pazarlama sözleşmesinin fesih edildiği bildirilmiştir. Dava dilekçesi ekinde sunulan Ankara Bölgesi satış ve pazarlama ihtarnamesi başlıklı belgede ise pos cihazı problemine değinilmiş ve acil eylem planında yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmediği belirtilmiş, acil eylem planında da pos cihazı sorununun çözülmesi ve en az iki pos cihazı edinilmesi düzenlenmiştir. Ancak bu belgelen pos cihazının bloke edilmesi nedeniyle zarara uğranıldığı iddiasını ispatlamak için yeterli değildir. Zira, davacı zarar iddiasını somutlaştırmamış olup, hangi müşterinin sözleşmesini iptal ettiği ve bu iptalin pos cihazından tahsilat alınamaması ile arasındaki bağlantı gibi hususlara ilişkin bir açıklama yapılmamıştır. Bahsi geçen fesih beyanlarında da  inşaat ilerleyişindeki aksaklık ön plana çıkmaktadır. Bu haliyle davacı taraf, davalının pos cihazına bloke koyması nedeni ile zarara uğradığını ispatlayamamış olup, bu nedenle, ilk derece mahkememsince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR  : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  25/09/2025<br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f2b8dcebcfc3e3e3","SID":"2348e8692f2e55fb"}}