{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/409 <br>KARAR NO\t: 2025/1198<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET   MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 20/09/2021<br>NUMARASI\t: 2020/308 Esas -  2021/637 Karar<br>DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/09/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davalının 16.12.2013 tarihinde müvekkil Şirkette “Formülasyon Uzmanı” olarak işe başladığını, 17.10.2016 tarihinde “Teknik Projeler Yöneticisi” yöneticisi pozisyonuna terfi ettiğini, 23.06.2017 tarihinde de istifa ederek işten ayrıldığını, davalının müvekkil şirkette görev yaparken onlarca yurt içi ve yurt dışı eğitim ve fuar çalışmalarına gönderildiğini, davalının yazılı beyan ve taahhütlerine aykırı olarak müvekkil şirketle rakip konumunda olan... Pazarlama ve Danışmanlık Ltd.Ştî.’nde \"Teknik Müdür” olarak işe başladığını, davalının gerek müvekkil şirketle olan yazılı iş sözleşmesinin 7. maddesinin 2. paragrafında ve gerekse de yazılı iş sözleşmesinden sonra imzaladığı 31.08.2015 tarihli “Gizlilik ve Beyan Taahhütnamesi” başlıklı belgenin “a” bendi 1,2 ve 3, Paragraflarındaki Borçlar Kanunu 444-447 maddelerindeki düzenlemelere iki yıldan az olmamak üzere yasanın kabul ettiği azami süreyle uymayı ve ... Tic. A.Ş. ve doğrudan ve dolaylı iştirakleri ile aynı işi yapan hakiki ya da hükmi şahıslarla doğrudan ya da üçüncü dereceye kadar kan ve sihri akrabaları vasıtasıyla ortak, çalışan veya başka bir ad altında işbirliği yapmamayı ve iş görmemeyi taahhüt ettiğini, aksine davranışı halinde ... Tic. AŞ'ye en son almakta olduğu yıllık brüt ücretin 2 katı tutarında ceza şartı bedeli ödemeyi kabul ettiğini, davalının bu hareketinin Borçlar Kanunu 444-447 ile taraflar arası sözleşme ve taahhütnamelere aykırı olduğunu, bu nedenle davalının sözleşme ve taahhütnamelerde yazılı olan  ceza şartı bedelini ödemesinin gerektiğinin açık olduğunu belirterek, davalının işten ayrıldığında almakta olduğu brüt ücreti 5.621,76 T^'ye göre, 5.621,76 * 24 ay= 134.922,00 TL ceza şartı bedelini dava tarihinden itibaren hesap edilecek ticari temerrüt faizi ile birlikte müvekkil şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 16.12.2013’de “Formülasyon Sorumlusu” olarak başladığı ... Tic. AŞ'deki görevinde iş tanımı gereği sorumluluğunun ilaç sektöründe araştırma geliştirme birimlerinin yürüttüğü projelerde ...’nın temsil ettiği üretici firmaların hammaddelerini kullandırılmasını sağlayıp proje oluşturmak olduğunu, çalıştığı süre zarfında daha önceki kariyerinde sahip olduğu bilgi ve birikimler ile çalışmaları yürüttüğünü, böyle bir konuda deneyimi, bilgi birikimi olmayan bir kişinin işe alınmayacağının açık olduğunu, davacı şirketçe bahsi geçen eğitim ve fuar katılımlarının davacı şirketin büyümesine katkı için alındığını, fuar katılımlarında bilgi almak bir yana firmanın iş geliştirme süreçlerine yardım edildiğini, haksız olarak isnat edildiği üzere, \"Öğrenilen gizli bilgileri tutma” konusunda hiçbir işverenine bağlılığını ihlal edecek bir eylem veya tutumun, yükümlülük ihlalinin olmadığını belirtmiştir. Davacı Asil devamla, Rekabet Etmeme konusunda, ...'da ifa etmekte olduğu iş ve yeni işvereni nezdinde ifa ettiği işin birbiri ile büyük oranda rakip olmayan farklı ürünlere ilişkin olduğunu, ...'da satış temsilcisi konumunda çalışması olmadığını, ...’da pozisyonu gereği firmalarla ne fiyatlandırma ne ve müzakere etme yetkisinin olmadığını, ne de bu bilgilere erişiminin olmadığını, “Şirket sırrına vakıf olma” konusunda ise sektörü için pozisyonu dâhilinde bir önem teşkil etmediğini, ...’nın bir ticaret firması olduğunu sır olarak teşkil eden satış fiyatları/miktarları gibi detaylara tarafınca haiz olunmadığını, diğer taraftan oluşturulan her bir teknik projenin kendi içinde benzersiz olduğunu ve bu konuda rekabet söz konusu olmadığını, kaldı ki ... ile iş akdinin kurulması sırasında zorlamasıyla, işsiz kalma baskısı ile kabul etmek zorunda kaldığı tek taraflı düzenlenen cezai şartın, Yargıtay Kararları, Borçlar Kanunu çerçevesinde geçerlilik şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu belirterek, yukarıda özetlenen nedenlerle, davanın usulden reddine, esasa girilmesi halinde ise tarafına cevap dilekçesi ve delillerini sunmak için ek süre verilmesini, yersiz ve mesnetsiz davanın reddedilmesi ile yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ,..Her ne kadar davacı tarafından yukarıda Mahkememizce hükme esas alınan bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ve 24/11/2020 tarihli celsede davalının çalıştığı şirketin defter ve kayıtlarının incelenmesi ve yeni bir bilirkişiye dosyanın verilmesi talebinde bulunmuş ise de, bahse konu celsede dosyanın bilirkişi heyetine tevdiine karar verildiği ancak verilen kesin süreye rağmen davacı tarafından avansın yatırılmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle davalı işçinin rekabet etmeme yasağını ihlal ettiğinin davacı şirketin kanıtlayamadığı kanaati kanaatine varılmış ve davanın reddine,\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporundaki yanlış ve uydurma hukuki beyanlara itibar edilip davanın reddine karar verilmesinin usul yönünden hatalı olduğunu, bilirkişi raporunun takdiri bir delil olduğunu, bilirkişinin, HMK 279'un açık ve amir hükmüne karşın mahkemenin görev ve yetki alanına girdiğini, rapora itibar edilmemesi gerektiğini, davacının, davasını ticaret sicil belgeleri, davalı tarafından imzalanmış yazılı taahhütname ve tanık beyanları ile kanıtladığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasından dolayı davanın reddine karar verilmiş olmasının yasaya, hukukun temel prensiplerine ve hakkaniyet ilkelerine aykırı ve hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.\t\t<br>GEREKÇE :Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun 444 vd. maddelerinde düzenlenen  ve iş sözleşmesi ile kararlaştırılan işçinin rekabet etme yasağını ihlal etmesi nedeniyle rekabet yasağı kaydına bağlanan cezai şartın tahsili davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş,bu karara karşı davacı veikili istinaf yasa yoluna başvurmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, rekabet yasağı kaydının geçerli olup olmadığı,  rekabet yasağına bağlı olarak cezai şartın koşullarının oluşup oluşmadığı,  bilirkişi ücretinin kesin sürede yatırılmamış olması nedeniyle dosyanın mevcut durumuna göre karar verilip verilemeyeceği noktasındadır. HMK  324 maddesi uyarınca delili avansının  yatırılmaması halinde o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılacağı düzenlenmiş olup,budurumda mahkeme davayı mevcut delil durumuna göre değerlendirerek  karar vermesi gereklidir.Görevli mahkemede görülmeye başlanan dava yeni bir dava olmayıp,Görevsiz mahkeme de açılmış olan davanın devamı niteliğindedir. Görevli mahkeme görevsiz mahkemenin yapmış olduğu işlemleri (özelikli tespit etmiş olduğu delilleri ),bunların tekrarlanması için bir neden yoksa ,kararına esas alabilir.(Baki Kuru -Medeni Usul Kitabı Ankara 2014.)Somut olayda, İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesi 2017/535 E., 2019/791 K. sayılı dosyasında bilirkişi raporu alınmış, sonrasında görevsizlik kararı verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Görevli mahkemece  davacı tarafa  bilirkişi ücretinin yatırılması için ise davacı tarafa iki(2) haftalık kesin süre verilmiştir. Davacı tarafından, kesin sürede bilirkişi ücretleri yatırılmamıştır. Bu haliyle, davacı tarafça bilirkişi ücreti verilen kesin süre de yatırılmadığından bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak dosyanın mevcut delil durumuna göre karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.TBK'nun 444/1. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan işçinin, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, aynı maddenin 444/2. maddesinde ise, rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklanan süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterli sayılmalıdır. (Yargıtay 11.H.D.'nin 2015/12450 E - 2016/6672 K.sayılı, 16.06.2016 tarihli kararı). TBK’nın 445. maddesi “(1)Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.(2)Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” hükmünü haiz olup, anılan madde hükmü ile 6098 sayılı Kanun,  818 sayılı Kanun'dan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir geçersizliğin öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı bakımından hakime uyarlama yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur. TBK.'nın 445. maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup, kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2016 Tarih ve 2015/12450 E - 2016/6672 K. Sayılı  Kararı) Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 7. maddesinin 1.bendi; '' İşgören gerek aktif görev süresi içinde ve gerekse işveren nezdindeki görevinin sona ermesinden sonra Borçlar Kanunun rekabet memnuiyeti hakkında 444-447 maddelerindeki düzenlemelere 2 yıldan az olmamak üzere yasa ile belirlenen azamin süre ile uymayı işveren ve işverenin doğrudan ve/veya dolaylı iştirakleri ile aynı işi yapan hakiki ya da hükmü şahıslarla doğrudan yada üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri akrabaları vasıtasıyla ortak, çalışan veya başka herhangi bir ad altında işbirliği yapmamayı bir iş görmemeyi; aynı şekilde İşgören işin yürütümü bağlamında vakıf olduğu aşağıda yazılı olaylarla sınırlı olmamak benzeri bilgileri de kapsamak şartıyla işe ve işverene ve işverenin doğrudan ve/veya dolaylı iştiraklerine ait özel bilgileri işbu Akit müddetince ve iş akdinin feshinden sonra 2 yıldan az olmamak üzere yasa ile belirlenene azami süre ile üçüncü şahıslara açıklamamayı ve aksine davranışı halinde işverenin ve işverenin doğrudan ve/veya dolaylı iştiraklerinin fazlaya ilişkin zarar ve ziyanını talep ve işgöreni bu davranıştan meni için gerekli tedbir ve kararları talep ve işgöreni bu davranıştan meni için gerekli tedbir ve kararları talep hakkı saklı kalmak üzere, işverene son aldığı brüt ücretin 2 katı tutarında ceza şart bedeli ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir.\" 13/12/2013 tarihli 'Beyan ve Taahhütname' belgesinde; Halen bünyesinde 'Formulasyon uzmanı' olarak çalıştığım ... Ltd. Şti ve doğrudan ve/veya dolaylı iştiraklerine gerek ... Ltd. Şti.'deki görev sürem içinde ve gerekse hangi nedenle olursa olsun görevimin sona ermesinden sonra Borçlar Kanununun rekabet memnuiyeti hakkında 444-447 maddelerindeki düzenlemelere 2 yıldan az olmamak üzere Yasanın kabul ettiği azami süre ile uymayı ve ... Ltd. Şti ve doğrudan ve/veya dolaylı iştirakleri ile aynı işi yapan hakiki ya da hükmü şahıslarla doğrudan ya da üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri akrabalarının vasıtasıyla ortak, çalışan veya başka herhangi bir ad altında i,şbirliği yapmamayı ve iş görmemeyi, koşulları oluştuğundan ... Ltd. Şti'nin BK 446/sonda yazılı hakkını kullanabileceğini kabul ettiği\" şeklinde düzenlenmiştir. Sözleşmede rekabet yasağının geçerli olacağı yer belirlenmemiş ise de bu husus    sözleşmeyi geçersiz hale getirmeyecek ,TBK'nın 445/2. Maddesi uyarınca hakimin müdahelesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük olduğundan   hakim tarafından kapsam olarak yani coğrafi sınır yönündensınırlandırılmayapılmalıdır. Sınırlandırma yapılırken davalının davacı nezdinde çalıştığı il sınırlarının esas alınması hakkaniyete uygun olur. Davacı şirket merkezinin İstanbul'da bulunduğu, dava dışı  ...'nin merkezinin de İstanbul'da olduğu nazara alındığında rekabet yasağı hükmünün İstanbul ili için geçerli olduğunun  kabulü gerekir. Ayrıca iş sözleşmesinde rekabet yasağına konu işlerin türü belirtilmemiş ise de rekabet yasağı hükmünün, davacının faaliyette bulunduğu iş konusu ile ilgili ve davalının somut göreviyle sınırlı olarak geçerli olduğunun kabulü gerekir. Bu koşullarla  rekabet yasağı şartınını geçerli olduğunun kaulü gerekir.Taraflar arasında 16/12/2013 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalanmış, her ne kadar iş sözleşmesinde Satış Temsilcisi olarak çalışacağı yazılmışsa da, ''Beyan ve Taahhütname'' adlı belgede Formülasyon Uzmanı olarak çalıştığı belirtilmiş olup davacının dava dilekçesindeki beyanında da Formülasyon Uzmanı olarak çalıştığını beyan etmiş, davalının da satış temsilcisi olarak çalıştığını kabul etmemesi karşısında, davalının Satış Temsilcisi olarak çalışmadığı sabittir. SGK dan gelen yazı cevabında davacının davalı şirkette Kimyager olarak çalıştığı kayıtlıdır. Davalı 23/06/2017 tarihinde istifa etmek suretiyle iş akdini feshetmiş, 01/08/2017 tarihinde dava dışı  ...'nde çalışmaya başlamıştırtır. SGK  kayıtlarına göre dava dışı şirkette Teknik Müdürdür. SGK kayıtlarında davacı şirketin iş kolu 4612 (Yakıtların maden cevherlerin, metallerin ve endüstriyel kimyasalların satışı ile ilgili alıcılar) olarak belirtildiği, dava dışı... Pazarlama ve Danışmanlık Ltd. Şti'nin iş kolu 4619 (Çeşitli malların satışı ile aracılar) olarak belirtildiği, dosya içerisinde dinlenen tanıklar da davacı şirket ile dava dışı şikretin aynı alanda faaliyet etmediklerini belirttikleri, dolayısıyla heri iki şirketin birebir aynı alanda faaliyet göstermedikleri anlaşılmaktadır.  Davalının şirketteki pozisyonu, davacının müşteri çevresi, fiyat ve pazarlama politikası ile işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı vermediği gibi davalının, davacı şirkette çalıştığı dönemde müşterileri tanıdığı, davalı şirketin sırlarına ve müşteri portföyüne sahip olduğu, sahip olduğu bu bilgilerini de yeni girdiği işte  kullanması halinde davacıya önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunduğu hususlarının ispatlanmadığından, davalı işçi yönünden rekabet yasağı koşulları gerçekleşmemiş olup, mahkemece cezai şart talebinin reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olmuştur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR  : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  25/09/2025<br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"53ac23779084c3d0","SID":"4d359365295f9e64"}}