{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi          2025/1276 Esas - 2025/1578 Karar<br><br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>36. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2025/1276 <br>KARAR NO\t: 2025/1578<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 27/05/2025<br>NUMARASI\t: 2024/771 ESAS - 2025/435 KARAR <br><br>DAVANIN KONUSU\t: İTİRAZIN İPTALİ <br>KARAR TARİHİ\t: 13/11/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 19/11/2025<br><br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü. <br>Dava, sözleşmeye aykırı avukatlık hizmetinden kaynaklanan kamu zararının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>Mahkemece, önceki karar ile, \"Davacının yerinde görülmeyen davasının REDDİNE,\" karar verilmiş; karara karşı, davacı ve davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 08/10/2024 tarih, 2023/1261 Esas, 2024/1388 Karar sayılı ilamı ile; <br>\"(...) Davacı kurum, kurumda sözleşmeli avukat olarak çalışan ve 13/04/2016 tarihinde vefat eden ...'nin takip ettiği davada kurum aleyhine verilen kararın temyiz edilmemesi üzerine kamu zararının oluştuğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı mirasçı ..., davacının kusuruyla açılmasına sebep olduğu davada ödediği bedeli avukatın yasal mirasçılarından talep edemeyeceğini ve kamu zararı ile kusurlu davranış arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını savunmuştur. Davalı sigortacı ... Sigorta A.Ş. ise, talebin zamanaşımına uğradığını savunmuştur. Mahkemece, avukatın, davacı aleyhine verilen kararı sözleşme uyarınca süresi içinde temyiz etmesi gerekiyor ise de, temyiz aleyhe verilen kararı değiştirmeyeceğinden ve avukatın kusurlu eylemi ile uğranılan zarar arasındaki illiyet bağı koptuğundan davacının rücu hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Davacı eczacı ... tarafından davalı SGK'ya karşı açılan ve dava konusu avukat ... tarafından takip edilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 11/03/2013 tarih ve 2013/114 Esas, 2013/668 Karar sayılı kararında görülen asıl davada \"Davalının davacıya gönderdiği 30.559,90-TL cezai şartın ödenmesi talebini içeren işleminin haksız olduğu anlaşıldığından bu işlemin iptaline, taraflar arasındaki çekişmenin bu şekilde giderilmesine, 3.612-TL vekalet ücreti ve 1.120-TL yargılama giderinin kurumdan alınarak davacıya verilmesine\" birleşen davada ise \"Davacının davalıya gönderdiği 7.402,02-TL reçete bedelinin ödenmesi talebini içeren işleminin haksız olduğu anlaşıldığından bu işlemin iptaline, taraflar arasındaki çekişmenin bu şekilde giderilmesine, 889-TL vekalet ücretinin kurumdan tahsili ile davacıya ödenmesine\" karar verildiği, kararın muris avukat ... tarafından temyiz edildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine verilen Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 18/06/2015 tarih ve 2014/16574 Esas, 2015/20750 Karar sayılı ilamında \"24/12/2013 günlü ilam, temyiz eden davalı tarafa 10/02/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesi 07/03/2014 tarihinde verilmiş, davalı vekili temyiz süresi yönünden eski hale getirme talebinde bulunmuş olup, şartları oluşmayan eski hale getirme talebinin ve temyiz süresi geçtikten sonra verilen temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.\" gerekçesiyle muris avukatın verdiği temyiz dilekçesinin reddine karar verildiği ve böylece davacı kurum aleyhine verilen mahkeme kararının kesinleştiği anlaşılmaktadır.  <br>Mahkemece, temyiz sonucu ortaya çıkan durumun aleyhe verilen kararı değiştirmeyeceği, avukatın kusurlu eylemi ile uğranılan zarar arasındaki illiyet bağı koptuğundan davacının rücu hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, eldeki davanın dayanağını oluşturan ve Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen asıl ve birleşen davalarda verilen karar ile davacı eczacı ...'in açtığı davaların kabulü ile davalı kurumca yapılan cezai şart ve reçete bedelinin ödenmesi taleplerini içeren işlemlerin haksız olduğunun tespitine karar verildiği, ayrıca muris avukatın yasal süresi içinde temyiz etmemesi nedeniyle kesinleşen dava ile benzer nitelikteki işlemlerden kaynaklanan 31 adet eczane ve eczacı hakkında emsal davaların açıldığı, bu davalarda Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemeleri sonucunda emsal bozma kararlarının verildiği (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 16/02/2016 tarih ve 2014/22441 Esas, 2016/4207 Karar ile 23/1/-2019 tarih ve 2016/15360 Esas, 2019/10389 Karar sayılı emsal ilamları) görülmektedir. Mahkeme kabulünün aksine, taraflar arasında yapılan Vekalet Akdi ile Serbest Avukatlardan Hizmet Satın Alınması Sözleşmesi'nin görevler başlıklı 5 (a) maddesinde yer alan \"Avukat kısmen veya tamamen Kurum aleyhine olan kararlar için itiraz ve kanun yollarına başvurmak zorundadır.\" şartı gereğince sözleşmeli avukat olarak davacı kurumda çalışan ...'nin davacı kurum aleyhine verilen kararı yasal süresi içinde temyiz etmemesi nedeniyle kamu zararına yol açtığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı mirasçı ... ile mesleki sorumluluk sigortası kapsamında davalı sigorta şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu olduklarının kabulü gerekir.<br>O halde mahkemece, davalı sigorta şirketinin davada ileri sürdüğü zamanaşımı defi üzerinde durularak, dava konusu mahkeme kararının muris avukat ... tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle kamu zararının meydana geldiği, avukatın kusuru ile zarar arasında illiyet bağının bulunduğu göz önünde bulundurularak, davacının uğradığı kamu zararının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve hatalı gerekçeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi yasa ve usule aykırı olup isabetsiz bulunmuştur.\" gerekçesi ile;<br>\"1-Davacı ve davalı ... Sigorta Anonim Şirketi'nin istinaf başvurularının KABULÜ ile HMK'nın 353/1/a-6. maddesi uyarınca Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/12/2022 tarih ve 2020/122 Esas, 2022/650 Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,<br>2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,\" karar verilmiştir. <br>Mahkemece, Dairemizce verilen kaldırma kararı üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda, \"Davacının davasının KABULÜ ile; davalıların Ankara 27. İcra Müdürlüğü'nün 2018/3177 Esas sayılı takip dosyasına yaptıkları itirazın 42.292,88-TL asıl alacak ile 19.396,79-TL işlemiş yasal faiz olmak üzere toplam 61.689,67-TL üzerinden iptali ile, takibin anılan tutarlar üzerinden ve takip talebindeki koşullarla devamına, takip konusu alacağın yargılama yapılmasını gerektirmesi nedeniyle likit bir alacak niteliğinde olmadığından davacının icra inkâr tazminatı hükmedilmesine yönelik feri nitelikteki isteminin reddine,\" karar verilmiş; karara karşı, davalı ... tarafından; Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, eczane sahibinin sahte reçete tanziminde bir kusur ve ihmalinin bulunmaması halinde, başkasının suç teşkil edecek eyleminden ve neticesinden sorumlu tutulamayacağının belirtildiği,  Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/114 Esas sayılı dosyasında, davacı eczacının sahte reçete düzenlenmesi fiiline iştirak ettiği, kurumu zarar uğratmak amacıyla kasıtlı olarak hareket ettiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığının sabit olduğu, verilecek kararın temyiz edilmesi halinde dahi kurum lehine değişmeyeceği, salt temyiz edilmemiş olmasından bahisle, iptal edilen miktar ile yargılama gideri ve vekâlet ücreti talep edilmesinin hukuka aykırı olduğu, avukata rücu için kusurlu davranışın tek başına yeterli olmadığı, zararın bu kusurlu davranış nedeniyle meydana gelmiş olmasının zorunlu olduğu, avukatın kusurlu olduğu kabul edilse dahi meydana gelen zarar ile kusurlu davranış arasında illiyet bağı bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından; Avukatlık Kanunu'nun 40. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin, davacının, muris Av. ...’den ilk defa savunma talep ettiği 23/11/2015 tarihi esas alınsa dahi dolduğu, dava işyeri sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkin olduğundan 6762 sayılı TTK’nın 1268. maddesi (6102 sayılı TTK md. 1420) gereğince sigorta genel şartlarında öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresinin de dolduğu, davacı alacağının muaccel olduğu tarihin muris tarafından temyiz süresinin kaçırıldığı 21/03/2014 olduğu, ayrıca muacceliyet tarihinin eski hale getirme talebi ve yasal süresinde olmayan temyiz başvurusunun reddedildiği 18/06/2015 Yargıtay karar tarihi olduğu kabul edilse dahi, davacının ilamsız icra takibini başlattığı 13/03/2018 tarihine kadar yaklaşık üç (3) yıl süre geçtiğinden dava konusu talebin Sigorta Genel Şartları'nın C.9. maddesi gereğince de zamanaşımına uğradığı, zamanaşımı def'i hakkında bir karar verilmeden davanın kabulüne karar verildiği ileri sürülerek istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>Davalıların istinaf sebepleri ile HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni nedeniyle res'en dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde; <br>Dosya kapsamı, mevcut delil durumu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli, denetime ve somut olayın özelliklerine uygun olması, davacı ile muris avukat ... arasında 13/08/2013 tarihli, feshedilmediği sürece 1 yıl uzamış sayılan, geçerli bir Avukatlık Hizmet Sözleşmesi bulunması, davacı kurumda sözleşmeli avukat olarak çalışan ve 13/04/2016 tarihinde vefat eden muris avukat tarafından yürütülen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 11/03/2013 tarih ve 2013/114 Esas, 2013/668 Karar sayılı davada davacı aleyhine verilen kararın (asıl davada:30.559,90-TL cezai şart ve birleşen davada:7.402,02-TL reçete bedelinin ödenmesi) temyiz süresinin kaçırılması nedeni ile mahkeme kararının kesinleşmiş olması, davacının temyiz süresinin kaçırılmasına dayalı olarak kamu zararı oluştuğu iddiası ile tazminat talebinde bulunmuş olması, muris avukat ile davalı sigortacının 23/07/2013 ila 23/07/2014 tarihleri arasında geçerli olan 100.000-TL limitli Avukatlık Mesleki Sorumluluk Sigortası yapmış olmaları, muris avukatın hukuki sorumluluğu bakımından kamu zararı doğuran olayın (07/03/2014 tebliğ tarihli mahkeme ilamının iki hafta içinde temyiz edilmemiş olması) sigorta poliçesi süresi içinde meydana gelmiş olması, dava konusu zararın sigorta poliçesi sorumluluk limiti içinde olması, davalı sigortacının sorumluluğu bakımından davada sigorta hukukuna ait zamanaşımı (TTK md. 1420) hükümlerinin uygulanmasının gerekmesi, davacının kurumsal olarak kumu zararının giderilmesine dair süreci davalılar yönünden tamamlamasından sonra alınan Komisyon kararı tarihinin (14/03/2016) sigorta teminatı yönünden zamanaşımı süresinin başlangıcını oluşturması, buna göre davacı tarafından kamu zararının tazmininin talep edildiği icra takip (13/03/2018) tarihine kadar olan 2 (iki) yıllık zamanaşımı süresinin geçmemiş olması, davacı ile muris avukat arasında yapılan Avukatlık Hizmet Sözleşmesi'nin görevler başlıklı 5 (a) maddesinde yer alan \"Avukat kısmen veya tamamen Kurum aleyhine olan kararlar için itiraz ve kanun yollarına başvurmak zorundadır.\" şartı gereğince sözleşmeli avukat olarak davacı kurumda çalışan murisin davacı aleyhine verilen kararı yasal süresi içinde temyiz etmemesi nedeniyle (eczacının sorumluluğuna ilişkin benzer nitelikteki emsal Yargıtay kararlarına göre) kamu zararına yol açmış olması, muris avukatın davalının vekili sıfatıyla takip ettiği davada verilen gerekçeli kararı süresinde temyiz etmemiş olmasının avukatın işi özenle yerine getirme yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olması, bu nedenle muris avukatın davacıya karşı mesleki ve akdi sorumluluğunun bulunması, bu durumda muris avukatın mirasçısı davalı ... ile mesleki sorumluluk sigortası kapsamında davalı sigortacının meydana gelen zarardan sorumlu olmaları ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davalıların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.    <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davalıların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1/b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken toplam 4.214,02-TL istinaf karar ve ilam harcından davalılardan peşin alınan toplam 2.108,01-TL harcın mahsubu ile bakiye 2.106,01-TL istinaf karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine'ye irat kaydına,<br>3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuran davalılar üzerinde bırakılmasına,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 13/11/2025 tarihinde, oy birliği ile karar verildi. <br><br>Başkan<br> <br>Üye <br> <br>Üye <br> <br>Katip <br> <br>           <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"69c1941c7b793164","SID":"362407172cd254c4"}}