{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İSTANBUL <br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1427 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1433<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br> İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ARA KARAR TARİHİ: 13/08/2025 <br>NUMARASI\t: 2025/714 Esas<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 30/10/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:  <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı şirketlerin oluşturmuş olduğu \"... - ... Yapı - ... - ... İş Ortaklığı\" arasında 21.03.2022 tarihinde \"Başak Mah. Tebessüm Sk. No:... Başakşehir/İstanbul\" adresindeki işyerine özel güvenlik hizmeti verilmesine dair hizmet sözleşmesi imzalandığını, davalıların sözleşmeden kaynaklanan hizmet bedellerini ödemediğini, müvekkili şirket tarafından, sözleşme kapsamında taahhüt edilen özel güvenlik hizmetinin eksiksiz ve kesintisiz bir şekilde sunulduğunu, bu hizmetlere ilişkin usulüne uyun faturalar düzenlendiğini, davalı tarafın faturaları tebliğ aldığını, faturalara itiraz etmediği gibi  ifa edilen hizmete karşılık doğan 3.980.692,69 TL tutarındaki cari hesap alacağı ile bu borcun muacceliyet tarihinden itibaren işlemiş ve işlemeye devam eden faizleri bugüne kadar ödenmediğini, bunun üzerine davalı taraf hakkında icra takibi başlatıldığı, davalılar tarafından borca itiraz edildiğini, müvekkiline sektör içerisinden aktarılan harici bilgiye göre davalı tarafların alacaklılarından mal kaçırmakta olduğunun bildirildiğini, somut olayda likit ve mutabakat ile ikrar edilmiş bir alacağı dahi \"uzun yargı sürelerini lehine kullanarak\" ödemeyen ve alacağı sürüncemede bırakan davalıların, bu söylentilerin aslında gerçeği yansıttığını kendi eylemleriyle ortaya koyduğunu, Yargıtay'ın yerleşik kararları uyarınca taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunmaktayken ihtiyati haciz kararı verilmesi önünde bir engel olmadığını, davalı-borçluların İİK md 257/2 kapsamında bulunduğunu, müvekkilinin geri dönüşü mümkün olmayan şekilde zarara uğramasının önüne geçilebilmesi için takip çıkışı miktarında müvekkili lehine ihtiyati haciz kararı verilmesi ile itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere belirlenecek icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP <br>Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; faturanın iş ortaklığı adına düzenlendiğini, fatura kesilen iş ortaklığının da müvekkillerle mecburi dava arkadaşı olduğunu, HMK m. 114/1-d gereğince taraf teşkili dava şartı olup, bu nedenle, öncelikle davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davacının sözleşme hükümlerine ve basiretli tacir ilkesine uygun şekilde taahütlerini yerine getirmediğini, personel yetersizliği, vardiya değişimlerinde süreklilik sağlanamaması, kontrol noktalarının boş bırakılması, kamera ve güvenlik ekipmanlarının etkin kullanılmaması, yetkili makamlarla iletişim kurulmaması ve denetim eksiklikleri sebebiyle şantiyede birçok hırsızlık, malzeme kaybı ve zarar olayının meydana geldiğini, bu ihmaller neticesinde müvekkilinin uğradığı maddi zararın 4.000.000,00 TL’yi aştığını, inşaat faaliyetlerinin ciddi şekilde aksadığını, teslim programlarının ertelendiğini, proje maliyetleri arttığını ve müvekkilin ticari itibarının zedelendiğini, davacının asli edimini ifa etmemesi karşısında, müvekkili şirketin sözleşme gereği ödemeleri yapmamasının tamamen hukuka uygun olduğunu, Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca, karşı edimini gereği gibi yerine getirmeyen tarafa karşı alacaklının ödeme yükümlülüğünün doğmayacağını, davacı şirketin kendi borcunu gereği gibi ifa etmeden müvekkilinden alacak talebinde bulunamayacağını, müvekkili tarafından sözleşmenin feshedildiğini ve ihtarname ile faturalara itiraz edildiğini, davacının, sözleşme hükümlerine aykırı olarak fesih sonrası herhangi bir hizmet sunmaksızın fatura kesmeye devam ettiğini, davacının ifa edilmeyen ve fiilen verilmemiş bir hizmet karşılığında alacak talebinde bulunmasının haksız talep niteliğinde olduğunu, bu nedenle, dava konusu edilen faturalar yönünden müvekkili şirketin herhangi bir ödeme yükümlülüğü bulunmadığı gibi, davacının bu taleplerinin hakkın kötüye kullanılması ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek davanın reddine ve takip konusu alacağın % 20 sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece 13/08/2025 tarihli ara karar ile; İhtiyati haciz talep eden davacı vekilinin dava dilekçesi ve ekinde sunduğu belgeler incelendiğinde, davacı vekili, ticari ilişkiden kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla davalının, menkul ve gayrimenkulleri ile davalı şirketin üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının, alacaklarını karşılayacak kadarının ihtiyaten haczini talep etmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin alacağın ve ihtiyati haciz sebeplerinin varlığı hakkında mahkemede kanaat uyandırmaya yeterli olmadığı, söz konusu ihtiyati haciz talebinin İİK’nın 257/I hükmündeki hukukî sebep açısından reddedilmesi gerektiği gerekçesi ile ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ<br>Ara karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; müvekkilinin alacağının likit ve belirlenebilir nitelikte olduğunu, bu sebeple ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunu, davalı borçlunun dava konusu alacağa ilişkin faturalara itiraz etmediğini, borcun açıkça kabul edildiğini, buna rağmen borçlu tarafından icra dosyasına yapılan itirazın tamamen kötü niyetli olduğunu sadece nakit akışını sağlamak ve zaman kazanmak amacıyla gerçekleştirildiğini, bu durumun müvekkilinin ticari faaliyetlerini ve ticari itibarını olumsuz etkilediğini, bu nedenle, müvekkilinin haklarının korunabilmesi amacıyla ihtiyati haciz kararı verilmesinin zorunlu hale geldiğini, davalıların borca itirazının gerekçesiz ve mesnetsiz olduğunu, davalı borçlunun mal kaçırma teşebbüsünün bulunduğunu, haricen edinilen bilgilere göre, davalı firmanın yalnızca müvekkili ile değil, birçok alacaklıya karşı da mal kaçırma girişiminde bulunduğunu, bu durumun müvekkilinin alacağını ciddi şekilde riske attığını, somut olayda, likit ve ikrar edilmiş bir alacak söz konusu olmasına rağmen, davalının borca itiraz ederek yalnızca uzun yargılama sürecini kendi lehine kullanmayı amaçladığını belirterek ilk derece Mahkemesi ara kararının kaldırılarak taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:<br>HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Davacı vekili derdest dava kapsamında ihtiyati haciz talebinde bulunmuş olup, Mahkemece talebin reddine karar verilmesi üzerine, söz konusu ara karar, davacı tarafça ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiği yönünden istinaf edilmiştir.İstinaf incelemesine konu uyuşmazlık İİK'nun 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz şartlarının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.İhtiyati haciz, İİK'nun 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 257. madde uyarınca, ihtiyati haczin vadesi gelmiş bir para borcu için istenebileceği, vadesi gelmemiş borçtan dolayı ihtiyati haciz istenebilmesi için borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlanması, yahut kaçmış olması veya bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması gereklidir. İİK'nun 258. maddesinin 2. cümlesinde \"Alacaklı alacağı ve icabında ihtiyati haciz sebepleri (m.257) hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecburdur.\" denilmektedir. Kanun, senetlerden değil, delillerden bahsetmektedir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için bir kimsenin aleyhine delil olmak üzere vücuda getirdiği bir belgenin varlığı şart değildir. İhtiyati haciz kararı verilirken dikkat edilmesi gereken hususun alacağın yazılı delille ispatı değil, alacağın varlığı konusunda hakime kanaat verecek delillerin sunulmasıdır. Hakim, taraflar arasındaki ilişkiye, alacağı doğuran sebebin şekline ve niteliğine göre ibraz edilen delilleri değerlendirerek alacağın varlığı hakkında bir kanaata vardığı takdirde İİK'daki diğer şartlar mevcutsa ihtiyati haciz talebini kabul edecektir. Alacağın varlığına kanaat getirilmesi yaklaşık ispattır. Bununla birlikte hukuki bir işlem söz konusu olduğunda, alacağın varlığının bir belgeye veya belgeler zincirine dayanması tercih edilmesi gereken bir seçenektir.Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi İhtiyati hacizde de amaç, davaya ilişkin bir yargılamadan farklı olarak maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip uyuşmazlığı sona erdirmek değildir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için \"alacağın yargılamayı gerektirmesi\" şeklinde bir koşul kanunda öngörülmemiştir.Somut olayda, davacı vekili, müvekkili ile davalılar arasındaki hizmet sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturanın davalı tarafından ödenmediğini iddia ederek başlatılan icra takibine davalılar tarafından yapılan itirazın iptalini talep etmiştir. İhtiyati haciz isteyen vekili alacağın dayanağı olarak, sözleşme ve faturaları ibraz etmiştir. Sunulan faturalar hizmetin verildiğinin ve alacağın varlığının yaklaşık olarak ispat edildiğini göstermez. Talep eden tarafça dosyaya ibraz edilen delillerin, bu aşamada alacağın varlığı hakkında kanaat edinmeye yeterli belgeler olarak kabulü mümkün görülmemiştir. Bununla birlikte, borçlunun mal kaçırma veya gizlenme ihtimali ile müvekkilinin alacağını ciddi şekilde riske attığını ileri sürülmüş ise de, bu iddiaya ilişkin olarak da herhangi bir delil dosyaya sunulmamıştır. Buna göre, dosya kapsamında yer alan mevcut bilgi ve belgeler dikkate alındığında, bu aşamada ihtiyati haciz kararı verilmesi için yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı gibi İİK'nun 257. maddesinde öngörülen diğer koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin kanaat ve takdirinde bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmemiştir. Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen ara kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; <br>1-Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/714 Esas sayılı derdest dava dosyasında verilen 13/08/2025 tarihli ara kararında hukuka aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1b-1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf harcı davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b.1 bendi ile aynı kanunun 362/1-f Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.30/10/2025 <br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"17c2e4300c28770a","SID":"a43c522b2db3cbe3"}}