{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/856 - 2025/1837<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/856 <br>KARAR NO\t: 2025/1837<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 15/01/2024<br>NUMARASI\t: 2021/893 Esas - 2024/26 Karar<br><br>DAVACI \t: ...<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br>DAVALILAR \t: 1- ...<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br> \t: 2- ...<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br><br>DAVA\t: Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi)<br>DAVA TARİHİ\t: 31/12/2020<br>KARAR TARİHİ\t  : 05/11/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t  : 05/11/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 34 ... 954 plakalı, ... motor numaralı, Honda marka CR-V 1.6 Executive Plus model, bordo renk, ... şasi numaralı, 2017 model aracı 15.08.2017 tarihinde davalı taraftan satın aldığını, söz konusu aracın garantisinin 15.08.2017 tarihinde başladığını, 17.08.2023 tarihinde sona ereceğini, müvekkilinin, aracı kullanmaya başladıktan kısa bir süre sonra aracın ekranının kendiliğinden açılıp kapanmaya başladığını, bunun üzerine müvekkili şirketin yetkili servise başvurduğunu ve 16.10.2018 tarihinde araç ekranının yetkili servis tarafından ücretsiz olarak değiştirildiğini, araç ekranındaki sorunların “ekran değişimi” yapılmış olmasına rağmen devam etmesi üzerine müvekkilinin 06.11.2018 tarihinde yetkili servise aynı şikâyetler ile yeniden başvurduğunu, servis yetkilisi tarafından aracın test edildiğini, bu sırada ekranın 4 kez kendiliğinden açılıp kapandığını, bu servis işleminde de aracın sorununa çözüm bulunamadığını ve bu hususun servis kaydına işlendiğini, aracın kullanımı esnasında bu arızanın tekrar ettiğini, müvekkilinin aynı şikayetler ile 13.11.2018 tarihinde yetkili servise yeniden başvurduğunu, 28.11.2018 tarihinde müvekkilinin, aracın USB'sinin çalışmaması, frenden değişik sesler gelmesi ve start-stop düğmesi devreye girince ekranın açılıp kapanması şikayetleri ile yetkili servise tekrar başvurduğunu, 24.09.2019 tarihinde ise sorun halen çözülemediği için bu kez akü değiştirilerek sorunun giderilmeye çalışıldığını, ayıbın kaynağının davalılar tarafından bir türlü tespit edilemediği için aracın bir çok parçasının değiştirildiğini, müvekkilin aracı sıfır kilometre olarak almış olmasına rağmen kısa süre içinde araçta yapılan parça değişikliği sebebiyle aracın orijinal halini kaybettiğini, bu arızalar sebebiyle müvekkilinin araca duyduğu güvenin sarsıldığını, sıfır kilometre araç almış olmasına rağmen beklediği faydayı sağlayamadığını, müvekkilinin sorunun giderilmesini istediğini, davalı tarafın, sürekli birbiriyle yazışma yapılacağı, sorunun çözüleceği yönünde telkinlerle müvekkilini oyalama yoluna gittiğini, nihai olarak, hem üretici hem de satıcı firmanın, araçtaki sorunun varlığını ve giderilemeyeceğini kabul etmelerine rağmen aracın değişimi yapılması yönündeki talebi kabul etmediklerini, arızanın kaynağının tespit edilemediğini, sürüş güvenliği açısından risk taşıdığını, sıkıntının ne olduğu ve hangi parçaları ne düzeyde etkilediği üretici ve servis tarafından dahi bulunamadığını, davalı tarafın oyalayıcı ve aymaz tutumu karşısında, müvekkilinin Ankara 54. Noteri 20.12.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini ve sürüş güvenliği tehlikede olduğu için araç kullanılmayacağı için değişime kadar ikame araç verilmesini talep ettiğini, ihtarnamenin davalı Honda Türkiye A.Ş.'ye 25.12.2018 tarihinde, diğer davalıya 27.12.2018 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı tarafların, ihtarnamenin tebliğine rağmen, herhangi bir çözüm önerisiyle dönüş yapmadıklarını bu olaylardan sonra belirtilen sorunlar dışında, söz konusu aracın yeni olmasına rağmen, düzenli bir şekilde yağ sızdırmaya başladığını, kusuru olmamasına rağmen müvekkili şirketin neredeyse normal bakımda yapılan değişikliklerin dışında her 2000-3000 km de bir yağ takviyesi yapmak ve masraflarına katlanmak zorunda kaldığını, bu meyanda, 18.04.2019 tarihinde periyodik bakımda yağ değişimi yapıldıktan sonra 02.07.2019, 16.07.2019, 03.08.2019, 25.08.2019, 02.09.2019 tarihlerinde; 06.09.2019 tarihinde periyodik bakımda yağ değişimi yapıldıktan hemen sonra ise yağ değişiminden hemen 18 gün sonra 24.09.2019 tarihinde yağ eklemesi yapıldığını, davalıların müvekkiline sattığı aracın bu hususta da kusurlu olduğunu, en nihayetinde yağ eksiltme sorununun motordan kaynaklandığından ve kronik hale geldiğinden motor revizyonu yapılması gerektiğinin müvekkiline bildirildiğini, aracın Turbo sisteminin değiştirildiğini, yine, araçtaki problem bir türlü tespit edilemediğinden, 10.06.2020 tarihinden tüm yazılımın yeniden yüklendiğini, yapılan bu işlemin de sonucu değiştirmediğini, aracın düzenli bir şekilde arıza vermesi ve her geçen gün farklı bir sorunu ortaya çıkması sebebiyle müvekkilinin hiçbir şekilde araca güveni kalmadığını, bu nedenle, hukuki süreç başlatıldığını, İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosu'na 2020/9823 Başvuru No, 2020/92773 Arabuluculuk Dosya no ile başvurulduğunu, sonunda tarafların anlaşamadığını, arabuluculuk sürecinden sonra da araçta arızaların devam ettiğini, 16.11.2020 tarihinde aracın yağ eksilttiği servis tarafından kayıt altına alındığını ve kontrol işlemlerinin devam ettiğinin bildirildiğini, sonuç olarak; aracın defalarca arızalanması, arızanın halen giderilmemiş olması, üstelik tüm bu arızalara ilave olarak aracın anlaşılamaz bir şekilde yağ eksiltmeye başlaması, motor revizyonunun gerekmesi, turbosunun değişmesi; malın birden çok ayıbının olması ve bu ayıpların devam etmesi, dolayısıyla sıfır olarak satın alınan bir araçta tüketicinin katlanması beklenemeyecek ayıplar nedeniyle huzurdaki davayı açma zarureti doğduğunu, yukarıda izah olunan sebeplerle, yukarıda özellikleri belirtilen 34 ... 954 plakalı aracın ayıplı olduğu ve aracın garanti süresinin devam ettiği, ilgili arızaların birden çok kez tekrar ettiği, arızanın hali hazırda giderilemediği, bu sebeple 34 ... 954 plakalı, ... motor numaralı, Honda marka CR-V 1.6 Executive Plus model, bordo renk, ... Şasi numaralı 2017 Model aracın, aynı nitelik ve donanımda 0 km ayıpsız misli ile değiştirilmesine, ayıpsız misli ile değişimin fiilen mümkün olmaması halinde terditli talep olarak; aracın 0 km, aynı nitelikte ve aynı donanımda mislinin tespit edilecek güncel satış bedelinin ihtarname tebliğ tarihi olan 27.12.2018'den itibaren işleyecek avans faiziyle davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, tüm talepler için, ayıbın ihbar edildiği ihtarnamenin her iki davalıya tebliğ edildiği en geç tarih olan 27.12.2018'den itibaren ticari avans faizi uygulanmasını talep ve dava etmiştir.<br>Davalı Honda Türkiye A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, dava konusu aracın ticari kullanım amacı ile satın alındığını, genel yetkili mahkemenin dava gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, müvekkili şirketin faaliyet adresinin \"... Mah. ... Sok. No: 1 Çayırova Kocaeli\" olması nedeni ile yetkili mahkemenin Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, Müvekkilinin, dava konusu aracın satıcısı olmadığını, dava konusu aracın satıcısının davalı bayi olduğunu, satılan aracın faturasının da müvekkili tarafından düzenlenmediğini, satıcı sıfatı bulunan bayilerin müvekkilinin acentesi veya şubesi olmadığını, ayrı bir tüzel kişiliği haiz olup, kendi nam ve hesaplarına işlem yaptıklarını, TBK'nin \"Ayıptan sorumluluk\" başlığı altında düzenlenen 219. ve devamı maddeleri uyarınca; ayıplı maldan dolayı alıcıya karşı sorumluluğun sadece satıcıya ait olduğunu, bu sebeple, davacının, ithalatçı firma olan müvekkili şirkete karşı herhangi bir talepte bulunamayacağını, aracın tüzel kişi bir şirket adına tescil edildiğini ve ilgili ürünün faturasının da yine şirket adına kesildiğini, davacının ticari işlerde kullanmak üzere almış olduğu ürüne ilişkin Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hak düşürücü sürenin geçtiğini, araçta hiçbir sorun olduğunu kabul etmemekle birlikte, davacı tarafın iddia etmiş olduğu sorunların var olduğu farz edilirse, bunlar teslim sırasında \"açıkça belli\" olabilecek sorunlar olduğundan hak düşürücü süre olan iki gün içerisinde satıcıya ihbar edilmesinin kanunen zorunlu olduğunu, davacı tüzel kişi firmanın, aracı satın aldığı tarihte araçta yapılması zorunlu muayene yükümlülüğünü de 8 gün içinde yerine getirmediğini, Buna rağmen yıllar sonra araçta ayıp olduğu iddiasıyla misli ile değişim talepli işbu davanın ikame edildiğini, dava konusu aracın davacı tarafından 15.08.2017 tarihinde satın alındığını, davanın ise 31.12.2020 tarihinde açıldığını, gerek satın alınan aracın yasal garanti süresinin sona ermesi, gerekse davacının talepleri için öngörülen zaman aşımının dolmuş olması nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, davacının iddiasının aksine, dava konusu aracın garanti süresinin 15.08.2019 tarihinde sona erdiğini, 17.08.2023 olarak bildirilen tarih, ihtiyari garanti süresinin son tarihi olmakla birlikte, ihtiyari garantinin dava konusu araca ait Garanti Kitapçığı'ndan anlaşılacağı üzere salt tüketicilere tanınan bir koruma olduğunu, keza kabul edildiği anlamına gelmemesi kaydıyla, dava konusu araç ihtiyari garanti kapsamında olsa dahi, huzurdaki dava yönünden davacıya misli ile değişim talebinde bulunma hakkı vermediğini, talep konusu zaman aşımına uğramış olduğundan, davacının aracının ticari araç olması sebebiyle sadece yasal garanti süresi içerisinde üretimden kaynaklı olduğu kesin olarak ispat edilmiş problemlere ilişkin seçimlik haklarını kullanabileceğinden, davacının ticari araca sahip olması sebebiyle uzatılmış garanti süresinden yararlanamayacak olmasından ötürü itirazları dikkate alınarak davanın usulden reddini talep ettiklerini, davacının sadece Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenmiş olan seçimlik haklarından birini talep edebileceğini, seçimlik hakları arasında \"Aracın 0 km mislinin tespit edilerek güncel satış bedelinin kendisine ödenmesi\" yönünde bir seçimlik hakkı bulunmadığından, bu hakkının fatura bedelinin iadesi olarak yorumlanması gerektiğini, araçta üretim kaynaklı ayıp bulunmadığını, davacının Haldız Otomotiv'den aracı kontrol ederek herhangi bir hata/eksik tespit etmediğini araç teslim formu ile beyan ettiğini, davaya konu aracın, tüm ayar ve kontrolleri yapılarak, ayıptan ari bir şekilde davacı tarafa teslim edildiğini, davacının aracında var olduğunu iddia ettiği problemin, üretim aşamasında meydana gelebilecek nitelikte olmadığını, davaya konu her iki teknik sorunun varlığı tam olarak kanıtlanamamış olmasına rağmen Honda Türkiye'nin, müşteri beyanına dayalı memnuniyet ilkesi gereği araçta gerekli parça değişimlerini gerçekleştirdiğini, özellikle Honda Türkiye Garanti güvencesi kapsamında, ürün hatası kesin olarak tespit edilmemişken onarım işlemlerini yaparak müşterinin aracı güvenle kullanmasının sağlandığını, bu sebepler ile, araçta bir sorun bulunduğuna dair bir başvuru bulunmadığından, davacının iddia ettiği problemler mevcut olmamasına rağmen; parça değişimi yoluyla giderildiğinden davanın esastan reddini talep ettiklerini, davacının kendi isteği ve arzusu ile onarım hakkını kullanarak diğer haklarından feragat ettiğini, araçta üretimden kaynaklı herhangi bir problem olmamasına rağmen sırf iyi niyetli olarak müşteri memnuniyetini sağlamak adına ve davacının talebi doğrultusunda şikayetin garanti kapsamında giderildiğini, araç servis kayıtlarından görüleceği üzere; onarım işleminden sonra arızanın tekrarlamadığını ve araçta halihazırda bir problem bulunmadığını, araçta üretimden kaynaklı bir ayıp olmamasına rağmen iyi niyet kapsamında gerekli onarımların yapıldığını, davacının Borçlar Kanunu tarafından kendisine verilmiş olan seçimlik haklarından onarım hakkını kullanarak, diğer haklarından feragat etmiş sayıldığını, bu nedenle davacının başkaca bir talep hakkı bulunmadığını, ayıptan sorumlu tutulma koşullarından olan “Ayıbın Önemli Olması” unsurunun gerçekleşmediğini, aracın ayıpsız misli ile değişimde imkansızlık olduğunu, davacının aracın ayıpsız misli ile değişim seçimlik hakkını kullanabilmesi, \"imkan varsa\" şartına bağlanmıştır. İmkan yoksa İİK 24. Maddesinin uygulanabileceği içtihat edilmekteyse de, artık Avrupa Birliği müktesebatına uygun olarak yürürlüğe giren 6098 sayılı yasa gereğince, imkan yoksa aracın ayıpsız misli ile değişimine karar verilemeyeceğini, davacının aracının 2017 model olduğunu, otomobil teknolojisinin çok hızlı geliştiğini ve değiştiğini, şu anda davacının aracının ayıpsız mislinin ithal edilmediğini, davacının 2017 model aracının ayıpsız mislinin kendisine sağlanmasının imkansız olduğunu, araçta var olduğu iddia edilen problemlerin davacının aracı kullanmasını engelleyecek mahiyette veya güvenlikle ilgili olmayıp, araç değişimi talebinin hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının haksız faiz talebinin reddi gerektiğini, bir an için araçta ayıp olduğu farz edilse dahi  davacının aracı kullandığı süre boyunca faiz işletiminin söz konusu olamayacağını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davanın kabulüne karar verilmesi halinde, bilirkişilerce araçlar üzerinde inceleme yapılarak araçtaki amortisman bedelinin, değer kaybının ve elde edilen menfaatlerin hesaplanarak mahsup edilmesine de karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir.<br>Davalı Haldız İnşaat Otomotiv ve Ticaret A.ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, diğer davalı Honda Türkiye A.Ş.'nin Kocaeli bayisi olup müvekkil şirket adresi ... Mevkii D-130 ... Yolu No:.. İzmit /Kocaeli olduğunu, yetkili mahkemenin Kocaeli mahkemeleri olduğunu, müvekkili şirketin, Honda Türkiye A.Ş.'nin Kocaeli bayiliğini yaptığını, davacı tarafa aracın satış işlemini gerçekleştirdiğini, davacı tarafça iddia edilen arızalarla ilgili aracın müvekkili şirkete getirilmediğini, yapılan işlemlerin hepsinin dava dışı 3. kişi bir yetkili servis tarafından gerçekleştirildiğini, dosyaya sunulan delillerin taraflarına tebliğ edilmemiş olduğundan söz konusu arızaların kullanıcıdan mı yoksa üretimden mi kaynaklı arızalar olup olmadığının müvekkili şirketçe bilinmediğini, bu sebeple dosyaya sunulan delillere karşı beyanda bulunma haklarını saklı tuttuklarını, iddia edildiği şekilde arızalar var ise söz konusu arızaların müvekkili şirketin kusurundan kaynaklı olmadığı açık olduğunu, söz konusu arızaların kullanımdan mı yoksa üretimden mi kaynaklı arızalar olup olmadığının ancak bilirkişi incelemesi sonucunda tespit edilebileceğini, davacı tarafın da dilekçesinde belirtildiği üzere dava dışı yetkili servisler tarafından aracın arızalarının giderildiğini ve davacıya teslim edildiğini, her ne kadar taraflarınca işlem yapılmamış olsa bile davacının dava dilekçesinde de açıkça görüleceği üzere gerçekte arıza olup olmadığı tespit dahi edilmeden müşteri beyanı esas alınarak navigasyon değişimi yapıldığını, söz konusu değişimin ve onarımın yapılmasının akabinde aynı arızadan kaynaklı bir sorun olup olmadığının belli olmadığını, bu onarımın üzerinden yaklaşık 2 yıl sonra böyle bir dava açılmasının kabul edilemeyeceğini, davacının arızalar ile ilgili müvekkili şirket dışındaki yetkili servise başvurduğunu ve akabinde arızalar giderilerek aracın kendisine teslim edildiğini, teslimden itibaren davacının arızalar ile ilgili incelemeyi yapmak ve bildirim yapmak yükümlülüğünde olduğunu, basiretli tacir gibi davranmayan davacı tarafça bu yükümlülük yerine getirilmediğinden açmış olduğu davadaki iddialarının kabul edilemeyeceğini, hiçbir şekilde davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla; yetkili yer mahkemesinde ikame edilmeyen davanın öncelikle yetki yönünden reddine karar verilmesini, dava konusu araç müvekkili şirkete getirilmediğinden, araçta olduğu iddia edilen arızalardan da müvekkili şirket haberdar edilmediğinden, müvekkil şirketin sorumluluğunun bulunmadığını kabulünü, müvekkili şirketin sorumluluğu yönünden aksi kanaat hasıl olması halinde ise; araçtaki arızaların mevcut olması halinde söz konusu arızaların üretimden mi yoksa kullanım hatasından mı kaynaklandığı bilinmediğinden bu hususların tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmasını, davanın esastan reddine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... 1-Davanın KABULÜNE, davaya konu 34 ... 954 plakalı, ... motor numaralı, Honda  marka, CR-V 1.6 Executive Plus model, ... şase numaralı 2017 model aracın AYIPSIZ MİSLİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİNE; davalılarca ayıpsız misli ile değiştirme esnasında dava konusu 34 ... 954 plakalı, ... motor numaralı, Honda  marka, CR-V 1.6 Executive Plus model, ... şase numaralı 2017 model aracın mevcut haliyle ve bulunduğu yerde davacı tarafından davalılara teslimine, teslim masraflarının davalı taraflarca müştereken ve müteselsilen karşılanmasına, ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı Honda Türkiye A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin zaman aşımına uğramış olduğunu, bu hususun dikkate alınmadığını, araç için öngörülen yasal garanti süresi sona ermesine ve araç garanti kapsamı dışında olmasına rağmen misli ile değişim kararı verilmesinin hukuka uygun olmadığını, davada ayıp ihbarı için gerekli hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu ve davacının iddia ettiği problemlere ilişkin kendi yasal yükümlülüğü olan süresinde ayıp bildiriminde bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının teknik verilerden uzak şekilde tanzim edildiğini ve hükme esas alınan 03.10.2022 tarihli kök rapor, 23.01.2023 tarihli bilirkişi ek raporu ve bilirkişi 2. ek raporu arasında çelişki bulunduğunu, işbu çelişki giderilmediğini, dosya kapsamında hazırlanan bilirkişi raporlarında bilirkişilerin dosyaya taraf gibi rapor tanzim ederek mahkemeyi doğrudan misli ile değişim kararı vermeye zorladıklarını, davacının tacir olduğu, tüketici olmadığı ve mahkemenin bunu dikkate almadığını, dava konusu aracın takyidatlarından arındırılmış şekilde teslimine karar verilmemesinin hatalı olduğunu, hüküm maddelerinde yer alan hesaplamaların hatalı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı Haldız İnş. Oto. ve Tic. A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu aracın davacı tarafından 15.08.2017 tarihinde satın alındığını, davanın ise, 31.12.2020 tarihinde açıldığını, gerek satın alınan aracın yasal garanti süresinin sona ermesi, gerekse davacının talepleri için öngörülen zaman aşımının dolmuş olması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, mahkeme kararlarına esas yapılan bilirkişi raporlarındaki tespitler karşısında mahkemece çelişki doğuracak şekilde hüküm kurulduğunu, istinaf mahkemesince bilirkişi incelemesi yapılmasıyla, istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını, davalı şirket yönünden husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise araçta satıma dayalı bir ayıp olmadığı ve davalı şirketin kusuru olmadığı için davanın esastan reddine karar verilmesini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı Honda A.Ş.'nin davacı şirketin süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını iddia etmişse de, araçtaki ayıbın gizli ayıp olduğunun bilirkişi raporları ile sabit olduğunu, davacı şirketin aracı teslim almasının üzerinden 1 yıl dahi geçmeden yetkili servise götürmeye başladığını, davacının aracı yetkili servise götürmesinin ayıbın en açık bildirim hali olduğunu, aracın defalarca servise götürülmesinin akabinde, ayıbın halen giderilememiş olması nedeniyle, davacı tarafından davalılara ihtarnamenin de gönderildiğini, tüm bu hususlar dikkate alındığında, gizli ayıbın ortaya çıkar çıkmaz davacı şirketin bildirimde bulunulduğunun sabit olduğunu, davalının ayıp ihbarında bulunulmadığı yönündeki istinaf gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı Honda Şirketinin, araçtaki her iki ayıp bakımından da defalarca işlem yapmış olduğu, aracın ekranını değiştirdiği; her seferinde motor yağını tamamladığını, davalının araçta yaptığı her işlemin, ayıbı da esasen kabul ettiğini gösterdiğini, bu durumda, davalının her bir işlemi ile zaman aşımı süresi kesilmekte olduğundan, davanın süresinde açılmadığı ve zaman aşımına uğradığı iddiasının da yerinde olmadığını belirterek;Honda A.Ş.'nin haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı Haldız A.Ş,'nin cevap dilekçesinde zaman aşımı itirazında dahi bulunmadığını; bu aşamada davanın süresinde açılmadığı iddiasında bulunmasının mümkün olmadığını, Haldız A.Ş,'nin Honda şirketinin yetkili bayisi olduğu satıcı olarak TBK uyarınca araçtaki ayıptan sorumlu olduğunu, davacının aracı satın aldıktan sonra defalarca yetkili bayiye götürdüğü ve sonunda davalıya noter aracılığıyla ihtarname göndererek ayıp ihbarında bulunduğunu, karar tarihinde aracın ayıpsız benzerinin bulunmaması, ayıpsız misli ile değişim haklarını ortadan kaldırmadığını, mahkeme kararının bu yönüyle de hukuka uygun olduğunu belirterek; Haldız İnş. Oto. ve Tic. A.Ş.'nin haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/01/2024 tarih, 2021/893 Esas - 2024/26 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava ayıplı araç satışından kaynaklanan misli ile değişim talebine ilişkindir. <br>İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davacının davalılardan Haldız İnş. Otom. Ve tic. A. Ş.'den 15.08.2017 tarihinde satın alındığı, diğer davalının araca garanti veren olduğu ve ithalatçısı olduğu, davalıdan aldığı araçta önce multimedya ekranından kaynaklı hata olduğu, bu kapsamda davacının yetkili servise başvurduğu, serviste yapılan işlemlere rağmen anılan sorunun halen devam ettiği, yine araçta yağ eksiltme probleminin de bulunduğu, anılan arıza nedeniyle de servise başvurmasına rağmen arızanın giderilemediği, “0” km olarak aldığı araçtan beklediği faydanın bu şekilde yerine getirilmediğinden aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, bu mümkün değilse aracın rayiç değerinin davacıya ödenmesini talep ve dava ettiği, davalılar tarafından davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalılarca istinaf yasa yoluna başvurulduğu görülmüştür.<br>Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk  Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.<br>Bilindiği üzere Türk Ticaret Kanunu'nun 23’üncü maddesinde; “Ticari satış ve mal değişimi” düzenlenmiş, tacirler arasında yapılan ticari satışlarda esas itibariyle Türk Borçlar Kanunun  ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtildikten sonra bu tür satışlar hakkında özel bazı hükümlere yer verilmiştir. Bu hükümlerin uygulanabilmesi için somut olayda ticari satışın mevcut olması gerekir. Ticari satış, sözleşmenin her iki tarafının da tacir olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olan satıştır. Tacirler arası ticari satımlarda satıcının ayıplı ifadan sorumluluğu esas itibariyle Türk Borçlar Kanunu   219 ve devamı madde  hükümlerine tâbidir ancak tacirler arasındaki ticari satımlardan kaynaklanan ayıplı ifa hallerinde alıcının muayene ve ihbar külfetlerinin süresi hakkında Türk Ticaret Kanunu  23/1-c  madde hükmünde düzenlenmiş olan özel hüküm uygulanacaktır. Satıcının ayıplı ifasına ilişkin diğer konularda ise Türk Borçlar Kanunu 219 ve devamı  hükümlerinde düzenlenen genel hükümler uygulama alanı bulacaktır. (Prof. Dr. Ömer Adil ATASOY, Av. Hanife ÖZDİL Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 3 Sayı 1 - Haziran 2017 (1-19) 3)<br>6098 sayılı TBK’nın ayıba karşı tekeffül hukuki kurumunu düzenleyen 219 ve devamı maddelerine bakmak gerekir. Buna göre “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.”  düzenlemesi mevcuttur.<br>6098 sayılı TBK'nın 222. maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmayacağı, satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir.<br>Ticari satış ve mal değişimi başlıklı 6102 sayılı TTK'nın 23/1 maddesinde; Maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı buna göre  malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiği,  Açıkça belli değilse alıcının malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleyip veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olacağı,  diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının  uygulanacağı düzenlenmiştir.<br>6098 sayılı TBK'nın 223/2. madde hükmü incelendiğinde; Alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.<br>Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. maddesi incelendiğinde;<br> Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:<br>1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.<br>2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.<br>3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.<br>4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.<br>Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.<br>Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.<br>Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.<br>Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. \"Düzenlemesi mevcuttur.<br>6098 Sayılı TBK'nın 231. maddesinde \"satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zaman aşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def'i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zaman aşımı süresinden yararlanamaz.\"<br>Satıcının alıcıya garanti vermiş olması hali hiçbir surette 6098 sayılı TBK'nın 223. maddesinde yer alan ayıp ihbar sürelerini asla ortadan kaldırmaz. TBK'nın 223. maddede belirtilen ihbar süreleri hak düşürücü süre niteliğindedir. İğfal (ağır kusur) halinde ise zaman aşımından söz edilemeyeceği 6098 sayılı TBK'nın 231/son maddesinde hükme bağlanmıştır. TBK'nın 231/son madde hükmüne dayanılabilmesi için alıcının, satıcının hilesi veya kandırması sebebiyle zamanında dava açmasının önlenmesi gerekir. Başka bir anlatımla malın sonradan ayıplı olduğunun saptanması ve bunun gizli ayıp niteliğinde olduğunun belirlenmesi tek başına iğfal olarak değerlendirilemez.<br>Öncelikle ayıp ihbarı bakımından Yargıtay yerleşik içtihatlarından da anlaşılacağı üzere aracın ayıp niteliğinde olduğu iddia edilen arızaya ilişkin olarak yetkili servise götürülmesi, hukuki olarak ayıp ihbarı olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 19 Hukuk Dairesi, 11.05.2015 tarih, 2015/5501 Esas, 2015/6929 Karar). <br>Somut olayda; davacının davalılardan Haldız İnş. Otom. ve Tic. A.Ş.'den 15.08.2017 tarihinde satın alındığı, diğer davalının araca garanti veren olduğu ve ithalatçısı olduğu, dosyaya gelen garanti belgesine göre; davalı ithalatçı Honda Türkiye A.Ş.’nin 3 yıl veya 100.000 km’ye kadar garanti verdiği ve garantinin kapsamının 6098 sayılı yasanın 227. maddesindeki tüm hakları kapsadığı, bu nedenlerle davalılardan Haldız İnş. Otom. ve Tic. A. Ş.'nin satıcı olarak, diğer davalının da garanti veren sıfatıyla ayıplardan sorumluluklarının bulunduğu, bu nedenlerle davalıların pasif husumetlerinin olduğu anlaşılmaktadır.<br>Dosyaya alınan bilirkişi ek ve kök raporları ile servis kayıtlarına göre; davacının araçtaki multimedya ekranının kendi kendine kapanıp açılmaması şikayeti ile ilk defa 14.08.2018 tarihinde yetkili servise başvurduğu, 16.10.2018 tarihinde ekranın değiştirildiği, 06.11.2018 tarihinde davacının yine kapanma şikayetiyle servise başvurduğu, 13.11.2018 ve 28.11.2018 de de benzer şikayetle servise başvurulduğu, servis tarafından ekran için işlem yapıldığı; yağ eksiltme şikayetiyle de 02.07.2019 da başladığı ve aynı şikayetin 22.11.2020 tarihine kadar devam ettiği ve davacının aynı şikayetle servise birçok kez başvurduğu görülmüştür. Dosyaya sunulan rapora göre; davacının sunduğu video 27.09.2022 tarihli videoda ekranın 10-15 dakika çalışmadığı ve açılıp kapandığının anlaşıldığı, araç başında yapılan keşif anında aracın yağ seviyesinin düşük olduğunun gözlemlendiği, bu şekilde anılan arızaların giderilememiş olduğunun gözlemlendiği, anılan ayıpların imalat hatası olduğu ve gizli ayıp mahiyetinde olduğu bilirkişi tarafından tespit edilmiştir. <br>6102 sayılı TTK'nın 23/1. maddesinde; maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı buna göre  malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiği,  Açıkça belli değilse alıcının malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleyip veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olacağı,  diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrasının  uygulanacağı düzenlenmiştir.<br>Eldeki olayda ayıbın gizli ayıp olması ve davacının her seferinde servise başvurması nedeniyle 6102 sayılı yasanın 23/1. maddesi atfıyla olaya 6098 sayılı yasanın 223/2. maddesinin uygulanacağı, buna göre davacının ortaya çıkan ayıp nedeniyle süresinde başvuru yapmadığını, ayıbın daha önce ortaya çıktığını iddia eden davalıların bu iddialarını ispat edemedikleri, dolayısıyla ihbar yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğini davalıların ispat edemedikleri görülmüştür.<br>Ancak; Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ilâ 161 inci maddeleri arasında düzenlenen zaman aşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup alacak hakkının alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmemesi hâlinde dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun kalınması sonucunu doğurur. Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre, zaman aşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup, usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır [Baki, Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:II, s.1761; Andreas Von Tuhr, Borçlar Hukuku (C. Edege Çevirisi), Ankara 1983, s.688 vd.; Ferhat Canbolt, Def'i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.; Hukuk Genel Kurulunun 23.05.2019 tarihli ve 2017/13-563 Esas, 2019/605 Karar; 04.10.2018 tarihli ve 2017/4-1420 Esas, 2018/1419 Karar ve 12.03.2014 tarihli ve 2013/4-544 Esas, 2013/315 Karar sayılı kararları].<br>Zaman aşımını kesen sebepler 6098 sayılı Kanun'un 154 ilâ 157'nci maddelerinde gösterilmiştir. Bu maddelere göre zaman aşımı: borçlunun bir fiili ile; alacaklının bir fiili ile; yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle; yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 Esas, 2021/685 Karar sayılı kararında da değinilmiştir.<br>Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu aracın 15.08.2017 tarihinde satın alındığı, araçta meydana gelen multimedya arıza neticesinde davacı tarafından yapılan 14.08.2018 tarihli onarım başvurusu ve 02.07.2019 tarihinde ortaya çıkan yağ eksiltme kapsamında başvurusu kapsamında yetkili servis tarafından işlemler yapıldığı, eldeki davanın ise 31.12.2020 tarihinde tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Davalı şirket Honda Türkiye A.Ş. garanti veren sıfatı ile garanti sözleşmesi kapsamında araçtaki ayıptan kaynaklanan zarardan garanti süresince sorumlu olduğu gibi diğer davalı da satıcı olarak anılan ayıptan sorumludur. Öte yandan 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zaman aşımına uğrar. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zaman aşımı süresinden yararlanamaz. Bu anlamda taraflar arasındaki garanti belgesinde misli ile değişim talebi yönünden üç yıllık garanti süresinin öngörülmüş olup, olayda bu sürenin zaman aşımı olarak uygulanması gerekecektir.<br>Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, mahkemece ayıba karşı tekeffül borcunun ikrar edilmesinin zaman aşımını kesen sebeplerden olduğu, araçtaki ayıbın öğrenildiği ve servise başvurulduğu, serviste işlem yapıldığı tarihlerde ayıbın zımnen de olsa ikrar edildiğinin kabulü ile zaman aşımının kesilmesi nedeniyle davanın zaman aşımı süresi içerisinde açıldığı kabul edilmiş ise de; zaman aşımını kesen sebepler 6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesinde sayılmış olup bu sebepler arasında ayıbın varlığı veya ikrarı zaman aşımını kesen nedenler arasında yer almamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun  2024/11-135 esas 2024/185 karar sayılı ilamı)<br>Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi birinci fıkrasında düzenlenen zaman aşımı süresinin dolmasını müteakip eldeki davanın açıldığı sabit olup (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun  2024/11-135 esas 2024/185 karar sayılı ilamı) aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca davalının satım konusu aracı devretmekte ağır kusurunun olup olmadığı, davacının süresi içinde yaptığı birden fazla başvuru sonunda arızaların giderilememesinin ağır kusur kapsamında kalıp kalmadığı hususları da araştırılarak 6098 sayılı yasanın 231/2.maddesinin mevcut olayda uygulama yerinin olup olmadığı hususunda bir karar verilmesi gerekirken bu yönde bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan karar verilmesi hatalıdır.<br>Yine dosyaya gelen Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezinin 29.09.2023 havale tarihli yazı cevabı ekinde 27.11.2018 tarihinde aracın trafik kazasına karıştığı görülmektedir. Bu durumda mahkemece aracın misli ile değişimine karar verilirken, aracın anılan kaza ve bilirkişi tarafından tespit edilen diğer hasarlar nedeniyle değer kaybının olup olmadığı hususunda ek rapor aldırılarak, varsa aracın davalıya teslimi sırasında değer kaybı bedelinin de davalıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken (Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2025/310 esas 2025/2867 karar sayılı ilamı), ayrıca misli ile değişime karar verilmesi halinde misli aracın davalının nezdinde bulunmaması ihtimaline karşı 2004 sayılı yasanın 24/4. maddesine göre işlem yapılması gerektiğinin hükme yazılması gerekirken  bu hususa da uyulmaması hatalıdır.<br>Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalıların istinaf isteminin kabulü ile kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, diğer istinaf istemlerinin kaldırma sebebine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalıların istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/01/2024 tarih, 2021/893 Esas - 2024/26 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 ve 355. maddesi uyarınca kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edenlere iadesine,<br>5-İstinaf edenler tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından  yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,<br>6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.05/11/2025<br>\t\t\t\t<br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>   e-imzalıdır<br><br>Katip ...<br>  e-imzalıdır <br> <br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"93ede12ae1e17243","SID":"7858ebae1ede1dd6"}}