{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  31. HUKUK DAİRESİ     <br>                    T.C.<br>               ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>       31.HUKUK DAİRESİ\t\t\t<br><br>DOSYA NO\t: 2025/769  Esas<br>KARAR NO\t: 2025/883                                   (İnceleme aşamasında / Duruşmasız)<br>\t\t   \t               (Kararın Kaldırılarak Gönderilmesi <br>\t\t\t\tHMK 353/1-a-4 ve a-6)<br><br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/04/2025<br>NUMARASI\t\t: 2023/817 Esas-2025/227 Karar<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Munzam Zarar <br>KARAR TARİHİ\t: 14/10/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 17/11/2025<br><br>Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br> İSTEM;<br> Davacı vekili tarafından verilen 27/09/2012 havale tarihli dava dilekçesinde özetle;  Davalı ile düzenlenen 30.01.2002 tarihli eser sözleşmesi uyarınca dava dışı bankadan temin edilen 04.01.2002 günlü 358 numaralı ve 0370846 seri numaralı 4.000.000,00 $ bedelli teminat mektubu verildiğini, ancak davalı tarafından sözleşmenin 24.12.2003 günü eylemli olarak feshedilmesiyle teminat mektubunun iadesi için davalıya noter ihtarnamesinin keşide edildiğini, teminat mektubu iade edilmediğinden 25.05.2004 günü açılan Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2004/360 esasında kayıtlı davada teminat mektubunun nakde çevrilmesinin önlenmesi için verilen tedbirin uygulamasının mesai saati nedeniyle ertesi güne bırakıldığını, davalının aynı gün mesai saati sonrası teminat mektubunun nakde çevrilmesini sağlayıp irat kaydettiğini, dava dışı banka tarafından keşide edilen ihtarnameyle haksız olarak nakde çevrilen teminat mektubu nedeniyle bedelin ödenmesi istendiğinden 1.000.000,00 $, 430,00 $ nakit ve 3.125.000,00 $ kredi kullanılarak toplam 4.125.430,55 $ karşılığı 5.940.620,00 TL ödendiğini, kredinin geri ödemesi için 14.10.2004 günü ... parseldeki 7 numaralı bağımsız bölümü 593.297,20 TL; 25.11.2004 günü ... parseldeki 1 numaralı bağımsız bölümü 552.203,38 TL; 06.01.2005 günü ... parseldeki 1 numaralı bağımsız bölümü 550.000,00 TL; 28.01.2005 günü ... parseldeki arsayı 477.132,00 TL ve 15.03.2005 günü ... parseldeki arsayı 2.025.512,00 TL bedelle satılarak kredinin kapatıldığını, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2004/360 Esasında açılan teminat mektubunun iadesi istemli davanın istirdat istemine dönüştürüldüğünü, anılan mahkemenin bozma kararları sonrasında ilamın icraya konularak 28.03.2012 tarihinde davalı kurumdan 9.881.924,53 TL bedelin tahsil edildiğini, bu bedel içinde 2.014.416,86 TL kısmının faiz olduğunu, TL'ye ödenen faiz oranı daha yüksek olup dövize uygulanan faiz oranının daha düşük olduğunu, alacağa kısa vadeli avans faizi yürütülmüş olsaydı 11.516.386,92 TL tahsil edilecek olduğunu, farkın davacı zararı olduğunu, teminat mektubu nedeniyle kur farkı olarak 125.430,55 $ kredi faizi olarak toplam 197.385,04 TL ödendiğini, ayrıca kredi taksitlerini ödemek için satılan taşınmazlar nedeniyle müvekkilinin zararının bulunduğunu, istemlerinin belirsiz alacak niteliğinde olduğunu ileri sürerek şu an için belirsiz olan munzam zararlarının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br>08.08.2017 günlü bedel artırım dilekçesiyle de davacı taraf davadaki istemini toplam 39.446.338,54 TL’ye yükseltmiştir.<br>\t\t\t\t\t\t\tYANIT:<br>\t\t\t\t\t\t\tDavalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının alacağına geç kavuşmasında müvekkili kuruluşun kusurlu bulunduğunun kabulü anlamına gelmemek kaydıyla davacı tarafından da belirtildiği üzere teminat mektubu bedeli olan 4.000.000,00 USD'nin, davacının seçimlik hakkını bu yönde kullanmış olması nedeniyle 23/03/2012 (fiili ödeme tarihi) günü tahsil edilmesinin nedeninin 2004 yılında bu taleple ikame olunan davaya ilişkin yargılama sonucuna göre alacağın anılan tarih itibariyle ödenebilir hale gelmiş olması olduğunu, bu noktada müvekkili kuruluşa atfedilebilecek bir kusur bulunmadığının aşikar olup eldeki davaya konu munzam zarar isteminin koşullarının somut olayda vücut bulmadığını, bu itibarla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kaldı ki Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce tesis edilen ilk kararın mahkemece yanlış faiz oranı üzerinden hüküm kurulması nedeniyle bozulduğunu, yargılama sürecinin uzaması sebebiyle munzam zarar talep edilemeyeceğinin Yargıtay içtihatları ile de sabit olduğunu, davacının temerrüt faizinden başka gerçekleşmiş zararının bulunmadığını, munzam zararın oluştuğunun kanıtlanması gerektiğini, açıklanan ve re'sen dikkate alınacak sebeplerle zamanaşımı ile malul, haksız, mesnetsiz ve yersiz davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : <br>Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2025 tarihli 2023/817 Esas  2025/227 Karar sayılı kararında özetle; Yapılan yargılama sonucunda mahkememizce tesis edilen 12/04/2023 Tarih ve 2021/403 Esas-2023/314 Karar sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara BAM 31.Hukuk Dairesi'nin 08/11/2023 Tarih, 2023/949 Esas 2023/1194 Karar sayılı ilamıyla, her ne kadar önceki kaldırma kararında Anayasa Mahkemesine 21/12/2017 tarihli ve 2014/2267 Sayılı bireysel başvuru kararında belirtilen gerekçelerle kapatılan Yargıtay 15.HD'nin kararları uyarınca munzam zarar talepli davada davacının munzam zararının varlığını somut delillerle ispat etmesi gerekmediği, bilinen enflasyon olgusu nedeniyle ülkemiz açısından alacaklının zararının,  temerrüt faizi ile karşılanmasının mümkün olmayacağı ve gecikme halinde faizle karşılanmayan zararın karine olarak kabul edilip buna göre hesap edilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, oysa kaldırma kararından sonra yargıtay uygulamaları ve son içtihatlarla munzam zararın kanıtlanması gerektiği, davacı tarafından bu iddianın somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatının şart olduğu, salt ülkenin ekonomik durumunun ispat için yeterli bulunmadığı, munzam zarar ilkeleri de dikkate alınarak iddia ve savunma buna göre değerlendirilmesi gerektiği ve yeni bir rapor alınmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar vermiştir.<br> Ankara BAM 31.Hukuk Dairesi'nin 08/11/2023 Tarih, 2023/949 Esas 2023/1194 Karar sayılı ilamına uyulmuştur.  <br>Kaldırma kararı doğrultusunda mahkememizce resen belirlenen  bankacı, finansçı, mali müşavir ve bir gayri menkul değerleme uzmanı inşaat mühendisi bilirkişi heyetine tevdii edilerek rapor düzenlenmiş, bu raporda; davalı yanca 4.000.000 USD tutarlı kesin teminat mektubunun 14.06.2004 tarihinde nakde çevrildiği, teminat mektubu karşılığında davalıya ... Bankası tarafından 5.940.620,00 TL teminat mektubu tazmin bedelinin ödendiği, dava dışı banka tarafından davacıya 16.06.2004 tarihinde keşide edilen ihtarla teminat mektubu tazmininden kaynaklanan 5.940.620,00 TL nın ihtar tarihinden itibaren 3 gün içinde ödenmesi, aksi halde yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiği, davacı tarafından davalıya 09.07.2004 tarihinde keşide edilen ihtarla teminatın nakde çevrildiği tarihten itibaren geçmiş günler en yüksek faiziyle birlikte tebliğden itibaren 5 gün içinde ödenmesinin istenildiği, ihtarın 12.07.2004 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, davalının 17.07.2004 tarihinde temerrüde düştüğü, davacı tarafından feshin haksızlığı ve teminatın iadesi talebiyle açılan davadaki talebin istirdata dönüştürüldüğü, mahkemece 4.000.000 USD'nin 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca faiziyle birlikte tahsiline karar verildiği, kararın derecattan geçerek kesinleştiği, Ankara 8. İcra Müdürlüğü'nün 2006/9279 takip sayılı icra dosyasında icrayla konulduğu, Ankara 7. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2018/133 Esas-2018/981 Karar sayılı kararı ile Ankara 8. İcra Müdürlüğü'nün 2006/9279 takip sayılı dosyasında 28.03.2012 tarihi itibariyle toplam borç miktarının 10.397.555,89 TL, toplam borç içinde yer alan faizlerden, fazla hesaplanan faizin 87.947,88TL olduğu belirtilerek bu tutarın iptaline karar verildiği, anılan tutarın davacı tarafından davalıya 15.01.2021 tarihinde icranın iadesi suretiyle ödenmiş olduğu, bu icra takibi sonucu davacıya ödenen faiz tutarlarının (1.545.988,97TL+167.844,45TL+391.641,26TL+ 60.595,77TL) 2.166.070,45 TL bulunduğu, davacının teminat mektubunun tazmininden kaynaklanan asıl alacak ve faizinin davalı tarafından icra dosyasına 28.03.2012 tarihinde ödenmiş olduğu, munzam zarar talebiyle ilgili olarak; davacının, irat kaydedilen teminat mektubu bedeli olan 5.940.620,00 TL tazmin bedelini bankaya ödeyebilmek için bankadan kredi kullanmak zorunda kaldığı, kullanılan kredinin ve kredi faizinin  ödenebilmesi için şirket mal varlığında bulunan  taşınmazların elden çıkartılmak zorunda kalınması sebebiyle uğradığı munzam zararın tazminini talep ettiği, davacının yukarıda inceleme bölümünde belirtilen 09.07.2004 tarihli ihtarla davalıyı 17.07.2004 tarihinde temerrüde düşürdüğü, kesinleşen mahkeme kararına göre davalının temerrüde düşmekte kusurlu olduğu ve kusursuzluğunu kanıtlayamadığı, davanın ve bedel artırımının zamanaşımının mürurundan önceki tarihte olduğu, davalının nakde çevrilerek irad kaydettiği 5.940.620,00 TL tazmin bedelinin davacı tarafından bankaya ödeyecek nakdi olmaması sebebiyle davacının ... Şubesi'nden 12.07.2004 tarihli kredi sözleşmesiyle 3.125.000 USD tutarında kredi kullanmak zorunda kaldığı, 13.07.2004 tarihinde davacıya banka tarafından kullandırılan 3.125.000 USD kredi karşılığı 4.500.000,00 TL'na, davacı hesabında bulunan 1.440.000,00 TL ilave edilerek toplam 5.965.778,18 TL'ndan, 5.940.620,00 TL mektup tazmin bedeli ve 23.860,00 TL gecikme bedeli toplamı 5.964.480,00 TL'nin bankaya 13-14.07.2004 tazmin bedeli olarak ödendiği, davacı şirketin kredi miktarını ve faizlerini karşılayacak kaynağının, nakdinin mevcut olmaması sebebiyle, şirkete ait 5 adet gayrimenkulünü 14.10.2004, 23.11.2004, 06.01.2005, 28.01.2005, 15.03.2005 tarihlerinde yapılan taşınmaz satışlarından elde edilen paralarla kredi taksitlerinin ve kredi faizlerinin bankaya ödendiği, taşınmazların taksit tarihlerinden önce satılarak satış bedelinin bankaya yatırılması, bu satış paralarının kredi hesabına aktarılması suretiyle  kredi taksitlerinin ve faizlerinin ödendiği ve kredi borcunun kapatılmış olduğu, 5 adet taşınmazın satılmış olması nedeniyle oluşan aşkın zarara ilişkin olarak; satış tarihine göre; irad kaydedilen teminat mektubu bedelinin ödenmesi için çekilen kredi taksitlerinin ödenmesi amacıyla satılan gayrimenkullerin satış tarihinde rayiç bedel altında satılmış olması nedeniyle davacının oluşan fiili zararının; 983.747,20 TL olduğu, ancak taşınmazların satılmamış olması durumunda, 28.03.2012 tarihindeki değerine göre aşkın zarar hesaplanması durumunda ise; 08.03.2012 tahsil tarihinde; taşınmazların davalı temerrüdü nedeniyle satılmamış olması durumunda, 28.03.2012 tahsil tarihindeki değerinin 43.092.528,00 TL hesaplandığı, dosya münderecatından temerrüt faizi dahil davacıya yapılan ödemenin 9.256.426,87 TL olduğunun anlaşıldığı, bu durumda davacının temerrüt faizi dahil yapılan ödemler düşüldüğünde mal varlığındaki azalmanın ise; 43.092.528-9.256.426,87=33.836.101,13 TL olduğu, bu konudaki nihai takdirin sayın mahkemeye ait olduğu, 5 adet gayrimenkul satışından gelen paralarla gerek 3.125.000 USD kredi, gerekse 144.738,95 USD kredi faizinin bankaya ödendiği, bu nedenle ayrıca 144.738,95 USD kredi faizinin zarar miktarına ilave edilmesinin yerinde olmadığı, enflasyon ve buna bağlı olarak işçi ücretlerindeki artış, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının getirilerinin ortalamasına göre davacının munzam zararının 32.582.697,55 TL olarak hesaplandığı, bir önceki bilirkişi kurulunun munzam zarar tutarından, davacıya ödenen asıl alacağı indirmesi suretiyle yaptığı hesaplamanın yerinde olmadığı yönünde görüş bildirmişlerdir.  <br>Tarafların itirazları doğrultusunda dosya aynı bilirkişi heyetine tevdii edilmiş ve ek rapor alınmış, alınan bu raporda; davacının somut ve kanıtlanan zararına göre; davalının nakde çevrilerek irad kaydettiği 5.940.620,00 TL tazmin bedelinin davacı tarafından bankaya ödeyecek nakdi olmaması sebebiyle davacının ... Şubesi'nden 12.07.2004 tarihli kredi sözleşmesiyle 3.125.000,00 USD tutarında kredi kullanmak zorunda kaldığı, 13.07.2004 tarihinde davacıya Banka tarafından kullandırılan 3.125.000,00 USD kredi karşılığı 4.500.000,00 TL na, davacı hesabında bulunan 1.440.000,00 TL ilave edilerek toplam 5.965.778,18 TL'den, 5.940.620,00 TL mektup tazmin bedeli ve 23.860,00 TL gecikme bedeli toplamı 5.964.480,00 TL'nin bankaya 13.07.2004 ve 14.07.2004 tarihlerinde tazmin bedeli olarak ödendiği, davacı şirketin kredi miktarını ve faizlerini karşılayacak kaynağının, nakdinin mevcut olmaması sebebiyle, şirkete ait 5 adet gayrimenkulün 14.10.2004, 23.11.2014, 06.01.2005, 28.01.2005, 15.03.2005 tarihlerinde yapılan taşınmaz satışlarından elde edilen paralarla kredi taksitlerinin ve kredi faizlerinin bankaya ödendiği, taşınmazların taksit tarihlerinden önce satılarak satış bedelinin bankaya yatırılması, bu satış paralarının kredi hesabına aktarılması suretiyle kredi taksitlerinin ve faizlerinin ödendiği ve kredi borcunun kapatılmış olduğu, 5 adet taşınmazın satılmış olması nedeniyle oluşan aşkın zarara ilişkin olarak; satış tarihine göre; irad kaydedilen teminat mektubu bedelinin ödenmesi için çekilen kredi taksitlerinin ödenmesi amacıyla satılan gayrimenkullerin satış tarihinde rayiç bedel altında satılmış olması nedeniyle davacının oluşan fiili zararının; 983.747,20 TL  olduğu, ancak taşınmazların satılmamış olması durumunda, 28.03.2012 tarihindeki değerine göre aşkın zarar hesaplanması durumunda ise; 08.03.2012 tahsil tarihinde;  taşınmazların davalı temerrüdü nedeniyle satılmamış olması durumunda, 28.03.2012 tahsil tarihindeki değerinin 43.092.528,00 TL ve satışa nazaran oluşan zararının 38.139.408,08 TL olduğu, dosya münderecatından temerrüt faizi için davacıya yapılan ödemenin 2.166.070,78 TL olduğunun anlaşıldığı, bu durumda davacıya yapılan temerrüt faizi ödemesi düşüldüğünde mal varlığındaki azalma ise; 38.139.408,08 - 2.166.070,78 = 35.973.337,30 TL olacağının hesaplandığı, aşkın zarar konusundaki hukuki niteleme, değerlendirme ve takdirin Sayın Mahkemeye ait olduğu, 5 adet gayrimenkul satışından gelen paralarla gerek USD 3.125.000,00 kredi, gerekse USD 144.738,95 kredi faizinin bankaya ödendiği, bu nedenle ayrıca USD 144.738,95 kredi faizinin zarar miktarına ilave edilmesinin yerinde olmadığı, enflasyon ve buna bağlı olarak işçi ücretlerindeki artış, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının getirilerinin ortalamasına göre hesaplanmış olan davacının munzam zararının 32.582.697,55 TL olacağı yönünde görüş bildirmişlerdir.   <br>GEREKÇE: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.<br>Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında 30/01/2002 tarihinde eser sözleşmesi akdedildiği, davacının, bu sözleşme uyarınca 4.000.000,00 USD tutarlı teminat mektubunu davalıya teslim ettiği, davalının anılan eser sözleşmesiyle ilgili olarak 24/12/2003 tarihinde yeniden ihale açtığı, bu tarih itibariyle sözleşmeyi eylemli olarak fesih ettiği, davacının, daha sonra davalının çalışanına 12/05/2004 tarihinde tebliğ edilen 11/05/2004 tarihli ihtarnamesi ile anılan teminat mektubunun 1 gün içinde iadesini talep ettiği, yine kayıtlardan anlaşılacağı üzere, bu teminat mektubunun davalı tarafından tazmin edilerek TL karşılığı 5.940.620,00 TL olarak davalı hesabına geçtiği, öncesinde davacının teminat mektubunu iade istemli dava açtığı, tazmin edilmesi nedeniyle istirdada dönüşen bu davanın Ankara 3. ATM'nin 2009/554 Esas-2010/588 Karar sayılı kararı ile kabulüne karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, teminat mektubunun davalı tarafından tazmini sonrasında düzenleyen bankaca 16/06/2004 tarihli davacıya keşide edilen ihtarname ile 4.000.000,00 USD karşılığı 5.940.620,00 TL'nin 3 gün içinde ödenmesinin istendiği, bu istem sonrasında davacı ile dava dışı banka arasında kredi sözleşmesi imzalandığı, davacıya 3.125.000,00 USD kredi kullandırıldığı, ödeme takvimine göre bu kredilerin davacı hesabına aktarıldığı, ayrıca kredi faizi ödemek zorunda kaldığı, daha sonra davacının, tazmin edilen teminat mektubunu ödemek için kullandığı krediyi kapatmak için taşınmazlarını sattığı, davacının, davalının borcunu zamanında ödemediğini ve taşınmaz satımı yapmak zorundu kaldığını, tahsil ettiği gecikme faizinin, satılan taşınmazların değerini karşılamadığını, munzam zararının doğduğunu ileri sürdüğü, davalının ise koşulları oluşmayan munzam zarar isteminin reddine karar verilmesini savunduğu hususları uyuşmazlık konusu değildir.<br>Çekişme, davacının ileri sürdüğü munzam zarar iddiasının koşullarının bulunup bulunmadığı, varsa tutarı yönlerinde toplanmaktadır. <br> 6098 sayılı TBK'nın 122. maddesi hükmüne göre alacaklının uğradığı zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle mükelleftir. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Bu zararın karşılanması iki bölümde öngörülmüştür. Birincisi, kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarıdır ki bu temerrüt faizidir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir karineden istifade etme olanağı yasal olarak mevcut değildir. İkinci bölüm, temerrüt faizini aşan (munzam) zarara ilişkin olup; temerrüt faizini aşan bir zararı olduğunu iddia eden, bu iddiasını somut delillerle ispat etmek zorundadır.<br>Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Zira davacı, para alacağını zamanında alması halinde bu parayı ne şekilde kullanacağını ileri sürüp ispatlamalıdır. Ayrıca alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu da kanıtlamalıdır. Soyut enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve ispatlandığı anlamına gelmez. Davacı tarafından ispatlanması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü hususudur.<br>Davalı taraf, her ne kadar zamanaşımı def'inde bulunmuş ise de, taraflar arasındaki uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığı, bu sözleşmeye bağlı olarak davacının Ankara 3. ATM'nin 2004/360 Esas sayılı dosyasında davalıdan alınması gereken tutarın davacı tarafından 28/03/2012 tarihinde tahsil edildiği, munzam zarar davasının başlı başına temel ilişkiden bağımsız olarak 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, bunun başlangıcının da asıl alacağın ve fer'ilerinin tahsil tarihi bulunduğu, davanın açıldığı tarih ile ıslah dilekçesinin verildiği tarihler dikkate alındığında, davacının zamanaşımı def'inin reddine karar verilmiş ve davanın esasının incelenmesi gerekmiştir. <br>Dava konusu olayda, iddia, savunma,  taraflar arasında görülen ve kesinleşen Ankara 3. ATM'nin 2004/360 Esas sayılı dosyası, davacının ticari defter ve kayıtları ile dava dışı banka kayıtları, icra dosyası, teminat mektubu, davacının satışını yapmış olduğu taşınmazlara ilişkin resmi senet örnekleri, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamından, taraflar arasındaki imzalanan eser sözleşmesi uyarınca davacının, davalıya 4.000.000,00 USD tutarlı kesin ve süresiz teminat mektubu verdiği, teminat mektubu verilmesine mesnet bu sözleşmenin  davalı tarafından eylemli olarak feshedildiği, feshedilen bu sözleşme uyarınca verilen teminat mektubunun iadesinin davacı tarafından usulüne uygun şekilde istendiği, hiçbir dayanağı olmaksızın ihtara rağmen teminat mektubunun tazmin edildiği, davacının açtığı davanın da kabul edilmediği, uzun süre sürdüğü, 2012 yılında kesinleştiği, tazmin edilen teminat mektubunun düzenleyici banka tarafından davacıya ihtarname keşide edilerek ödenen tutarın iadesinin talep edildiği, davacının bu bedeli ödemek için dava dışı bankadan kredi kullandığı, bu kredinin kapatılması bakımından da dava dilekçesinde açıkladığı taşınmazlarını sattığı, temerrüt faizini tahsil ettiği tarih itibariyle bu taşınmazların değerinin tahsil edilen temerrüt faizinden fazla olduğu sonucuna varılmıştır.  <br> Munzam zarar, asıl alacaktan bağımsız, para borcunun ifasında borçlunun kusuru ile temerrüte düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın, temerrüt faizi ile karşılanamaması halinde vücut bulan bir zarar türü olup, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih arasındaki dönemi kapsamaktadır. Bu zararın talep edilmesinin ilk koşulu, para borcunda borçlunun temerrüde düşmesi halidir. Dava konusu olayda, gerek çekilen ihtar gerekse açılan dava dikkate alındığında davalının temerrüde düştüğü sabittir. Davalı, bu temerrütünde ihtara ve davaya rağmen ısrar etmekle kusurlu kabul edilmiştir. Ayrıca, davacının, tazmin edilen teminat mektubu nedeniyle mali durumundan da anlaşılacağı üzere kredi kullanmak zorunda kaldığı, daha sonra bu krediyi kapatmak için taşınmazlarını sattığı, ticari defter ve kayıtları ile dava dışı banka kayıtlarından, kredi borcunun kapatılması ile satış yapılması arasında illiyet bağının olduğu, bu çerçevede davacı zararının bulunduğu da tespit edilmiştir. Anılan zarar, tahsil edilen temerrüt faizinin oldukça üzerindedir. Dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli raporla, taşınmazların davacının temerrüt faizini tahsil ettiği tarihteki değeri ile satış tarihlerinde olması gereken değerler belirlenmiş, olması gereken değerler ile tahsil edilen temerrüt temerrüt faizinin mahsubu sonrasında davacının buna göre munzam zararı tayin edilmiştir. Buna göre anılan zararın tutarı 34.988.899,40 TL olarak belirlenmiştir. İşbu zararın, niteliği, ileri sürülen vakıalar, tahsil edilen tutarlar, satış bedelleri ve diğer unsurları itibariyle belirlenebilir olduğu, davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilmiş, 1.000.000,00 TL'sine dava, bakiye kısmına ise ıslah tarihi esas alınarak davalının temerrüde düşeceği kabul edilmiş, tacirler arası eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar isteminde avans oranında temerrüd faizi talep edilmesinde yanlışlık görülmemiş ve aşağıdaki şekilde davacının davasının kısmen kabulüne dair karar verilmiştir gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 34.988.899,40 TL'nin 1.000.000,00 TL'sine dava tarihinden itibaren bakiyesi olan 33.988.899,40 TL'sine ise ıslah tarihi olan 08/08/2017 gününden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair karar verildiği görülmüştür. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı vekili tarafından verilen 15/06/2025 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; Davacı tarafından Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/474 E. sayısına kayden ikame olunan dava kapsamında ilk derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair verilen kararın 16.01.2019 tarihli ve 2019/24 K. sayılı karar Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 31. Hukuk Dairesinin 2020/530 E., 2021/514  K. sayılı kararıyla kaldırıldığını, Ankara BAM 31. Hukuk Dairesinin kaldırma kararı akabinde davanın Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/403 E. sayısına kaydedildiğini, yapılan yargılama neticesinde tesis edilen ikinci kararın da Ankara BAM 31. Hukuk Dairesinin 18/11/2023 tarihli ve 2023/949 E., 2023/1194 K. sayılı kararı ile kaldırıldığını, ikinci kaldırma kararından sonra davanın Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/817 E. sayısına kaydedildiğini ve yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, bilirkişi raporlarına vaki itirazları göz ardı edilerek hüküm tesis edilmesinin, dosyaya sunulan uzman görüşünün değerlendirmeye dahi alınmamasının, zahiri bir gerekçeli karar olması itibarıyla müvekkili kuruluşun gerekçeli karar hakkının, hukuki dinlenilme ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, bu sebeple kararın kaldırılması ve netice itibarıyla davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerektiğini, <br>Müvekkili ...'ın gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, mahkemenin kararının gerekçesinden, Ankara BAM 31. Hukuk Dairesinin ikinci kaldırma kararından sonra dosyaya kazandırılan bilirkişi kök ve ek raporlarını esas aldığı anlaşılmakla birlikte; hangi gerekçeyle 34.988.899,40 TL’nin hüküm altına alındığının anlaşılmadığını, hükme esas alındığı belirtilen bilirkişi raporlarında hüküm altına alınan 34.988.899,40 TL’lik meblağa ilişkin bir tespitin bulunmadığını, bilirkişi raporuna hükme esas alan mahkemenin, raporda yer alan hesaplamalardan farklı bir hesaplama neticesinde hüküm tesis edecekse, bunu gerekçeli kararına, gerekçeleriyle birlikte yansıtması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının HMK m. 267 hükmüne aykırı olduğunu, dosyaya sunulan uzman görüşünün dikkate alınmaması, uzman görüşü ile hükme esas alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmemesi, bilirkişi raporlarına vaki itirazlarının dikkate alınmamasının hukuki dilenilme haklarını ihlal ettiğini, ilk derece mahkemesi kararında ve hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporlarında, ilk derece mahkemesinin önceki kararlarını kaldıran Ankara Bam 31. Hukuk Dairesinin kararları ve karar gerekçelerinin de dikkate alınmadan karar verildiğini, Ankara BAM 31. Hukuk Dairesinin her iki kaldırma kararında da önceki yargılamalar sırasında hükme esas alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişsiz ve yetersiz bulunduğunu, hükme esas alınmalarının mümkün olmayan bu raporlara istinaden oluşturulan Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi kararlarının da usul ve yasaya aykırı bulunarak kaldırıldığını, davacının, esasen yabancı para alacağının ödenmesine ilişkin seçimlik hak tercihinin sonuçlarına katlanmak yerine müvekkili kuruluş aleyhine işbu davayı açmaya tevessül ettiğinin açıkça anlaşıldığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 99/3. maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunun 83/3. maddesi) uyarınca “... alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.” düzenlenmesine göre, yabancı para alacaklısının; alacağı vade veya fiilî ödeme günündeki rayice göre ödenmesinin isteyebilme hususunda seçimlik hakkı bulunmakta olup Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde görülen davada davacının seçimlik hakkını, yabancı para alacağını fiili ödeme günündeki rayice göre ödetmek yönünde kullandığını, davacının artık kullandığı bu seçimlik hak nedeniyle herhangi bir zarara uğradığını iddia etme imkanı bulunmadığı gibi, kullandığı bu seçimlik hakkın sonuçlarına katlanmakla da mükellef olduğunu, davacının kur farkından kaynaklanan bir zarar talebinde bulunabileceğinin kabulü anlamına gelmemek kaydıyla nakde tahvili sebebiyle davacı tarafından munzam zarar oluştuğu iddia edilen 4.000.000 USD açısından, hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre 1 USD’nin 17.07.2004 tarihindeki  efektif satış kuru karşılığı 1.431.431 TL iken, fiili ödeme tarihindeki efektif satış kuru ise 1.8132 TL olduğunu, ilk derece mahkemesinin oluşmayan/ispatlanamayan munzam zararın tahsili yönünde hüküm tesis etmesinin davaya konu edilen munzam zarar iddiasının kabulüne olanak bulunmadığı halde, savunma ve itirazları dikkate alınmaksızın, davavın kısmen kabulüne dair karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından 4.000.000 USD bedelli (nakde çevrilen) teminat mektubunun tahsili için Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/360 E. sayısına kayıtla bir dava ikame edilmiş olup bu yargılamada mahkemece 01.06.2006 tarihinde davacı lehine hüküm kurulduğunu, davacının anılan davayı ikame etmeden önce de İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/1202 D. İş sayılı dosyası üzerinden, uyuşmazlığa konu teminat mektubunun nakde çevrilmemesi yönünde ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu ve talebi kabul edilmişse de davacının usul hükümlerinin öngördüğü süre içerisinde bir eda davası açmadığından ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verildiğini, davacının, gayrimenkul satışı sebebiyle uğradığını iddia ettiği munzam zararını ispat edemediğini, bu hususun Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesinin kararıyla da sabit olduğunu, munzam zarar talebinde bulunabilmenin temel koşulunun, zararın doğmasına yol açan kusur değil, temerrüde düşmedeki kusur olup somut olayda müvekkili kuruluşun, davacıya olan herhangi bir borcunu ödemekte temerrüde düşmekte kusurlu olduğundan söz edilemeyeceğini, yargılamanın gecikmesi nedeniyle borçluya munzam zarar tazmin ettirilemeyeceğini, <br>Yine somut olay açısından değerlendirme yapıldığında davacı şirketin banka kredisi kullanmasının gerekli olup olmadığının belirsiz olduğunu, kredi kullanımının zorunluluktan mı yoksa şirket politikasının gereği olarak nakit para tutmak amacı ile mi gerçekleştirildiği hususunun kredi kullanılması gerekiyorsa ne kadar kullanılmasının gerektiğinin ve yine taşınmazların satıldıkları tarihler itibari ile de şirket kayıtlarının incelenerek kredinin kapatılması amacıyla taşınmaz satışları yapılmasının zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususların tespitinin gerektiğini, zira davacının kredi kullandığı tarihten bir gün önce 12/07/2004 tarihi itibari ile 400 banka kredileri hesabında izlenen 4.457.733,00 TL borcu bulunduğunu, bu nedenle davacının bu borcu kapatmak için de söz konusu krediyi kullanmasının gerekebileceğini,  kasada bulunan mevcut nakit paralar ile kredilerin ödeme tarihleri ve taşınmazların satış tarihlerine bakıldığında taşınmazların toplam satış bedeli ile kredi miktarının tutarsızlığının, kredi kullanımının gerekliliğini ve satışların bu kredi borcu için yapıldığını şüpheli hale getirdiğini, bu sebeple davacı tarafından kullanılan 3.125.000,00 USD tutarındaki kredinin teminat mektubu bedelinin ödenmesi amacıyla kullanıldığının somut verilere ve gerekçelere dayandırılması gerektiğini, dosyada bu gerekçelerin bulunmadığını, nitekim defter incelemesi yapmış olan bilirkişi ... tarafından hazırlanan 24/03/2015 tarihli rapora göre 2004 yılı itibari ile davacının dönen varlıkları arasındaki değerler dikkate alındığında toplam 17.500.927,82 TL dönen varlığı bulunduğunu, teminat mektubu bedelinin ödenmesi için kredi kullanılması gerekliliğinin yalnızca hazır değerleri dikkate alınarak belirlenemeyeceğini, ayrıca davacının önceden var olan borcu olmasaydı belki hazır değerlerinin dahi kredi borcunu ödemeye yeteceğini, yetmediği noktada da, dönen varlıklardan yapılacak ufak bir takviye ile kredi borcunun ödenebileceğini, bu tespitlerin hiçbiri yapılmadan davacının kredi çekmesi ve taşınmaz satması gerektiği, bundan dolayı da munzam zarara uğradığı sonucuna varılmasının tamamen varsayımsal olup hukuka aykırılık teşkil ettiğini, yukarıda da ifade ettikleri gibi davacının 12/07/2004 tarihi itibari ile 4.457.733,00 TL borcu bulunduğunu, bu sebeple satılan taşınmazların mevcut bu borcun kapatılması için mi satıldığı yoksa yeni kullanılan kredinin borcunun ödenmesi için mi satıldığı tespitinin dosya kapsamında yapılmadığını, tüm tespitlerin sanki davacının mevcutta bir borcu yokmuş da sadece kullandığı krediden kaynaklı bir borcu varmış ve o borcu ödemek için taşınmazlar satılmış gibi bir kurgu üzerine oturtulduğunu, buna ilişkin ayrıntılı tespitlere istinaf dilekçelerinde yer verdiklerini, bu rakamlardan da anlaşıldığı gibi davacının kredi borcu açısından gereksiz taşınmaz satışı yaptığını ama davacının önceden de borcu olduğu için taşınmazları satmasının mantıklı olduğunu, hal böyle iken sanki taşınmaz satışı gerekliymiş ya da tüm taşınmazların satışı doğrudan kredi borcu ile ilişkiliymiş gibi tespitler yapıldığını, bu hususlara ilave olarak önemli olan bir diğer hususun da, ilk taşınmazın satışı öncesi 8,9 milyon TL olan şirket borcunun beş taşınmazın satışı ile sıfırlanmış göründüğünü, oysa munzam zarara konu edilen kredi borcunun ise 4,5 milyon TL olduğunu, bunun anlamının, şirket dönen varlıkları ile 4,4 milyon TL borcun ödenmiş olduğu hususu olduğunu, dolayısıyla şirketin önceden borcu olmasaydı kredi borcunu dönen varlıkları ile ödeyebilecek ve taşınmazları satmasına ihtiyaç kalmayacak olduğunu, yine ispat açısından da davacının 2005 yılı defterlerinin kapanış onaylarının yapılmamış olması sebebi ile bu defterlerin davacı lehine delil olma özelliğinin de bulunmadığını, buna rağmen davacı ticari defterlerinin delil olarak kabul edilerek defter kayıtlarından hareketle taşınmaz satışlarının teminat mektubuna kullanılan kredilerin ödenmesi için yapıldığı sonucunun da doğru olmadığını, bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davacı vekili tarafından verilen istinaf başvurusuna cevap ile katılma yolu ile istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalının gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığını, zira bu istinaf isteminde  davalının hukuki yararının bulunmadığını,  ek raporda bilirkişiler tarafından daha fazla munzam zarar hesabı yapılmış olduğundan davalının bu kısımdaki istinaf talebinde hukuki yararının bulunmadığını, diğer taraftan yerel mahkeme kararında tüm gerekçelerin yer aldığını, kararın gerekçesiz olmadığını, yine davalının, tek sayıda bilirkişiden rapor alınması gerektiği halde mahkemece buna uyulmadığı konusundaki istinaf gerekçelerinde de isabet olmadığını, zira bilirkişilerin ittifakla raporu düzenlediklerini, bu gerekçenin davayı uzatmak amacıyla yapıldığını, davalının sözlü yargılamaya geçileceği aşamada davayı uzatabilmek amacıyla 26/03/2025 tarihli duruşma zaptından görüleceği üzere dosyaya \"uzman raporu\" adı altında hukuki bir görüş sunduğunu ve bu görüşte davalının savunmaları paralelinde aynı hususların belirtildiğini, bu yazının uzman görüşü olduğunun yerinde olmayacağını, bu sebeple mali müşavir muhasebe konusunda hiçbir uzmanlığı olmadığı halde şirket kasasında bulunan tutarın, kredi ana para ve faiz tutarı kapsamından fazla olduğu gibi gerçeğe aykırı olarak davalının savunmalarını yansıtan bu hukuki görüş üzerine zaten hukuki konu ve olguların mahkemece değerlendirilmesinin gerekmesi nedeniyle ve artık sözlü yargılama aşamasına geçildiğinden mahkemece gerekçede bu görüşe yer verilmemesinde yasaya aykırı bir durum görülmediğinden ve başvuru dilekçelerinden ayrıntıları açıklanan nedenlerle davalının diğer istinaf sebepleri de yerinde olmadığından davalının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun esastan reddine karar verilmesini talep ettiklerini, <br>Katılma yoluyla karşı istinaf talepleri açısından ise; Davalarını 6100 sayılı yasanın 107. Maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, zira müvekkilinin faizle karşılanamayan munzam zararının bu konudaki delillerinin toplanmasından sonra yaptırılacak bilirkişi incelemeleri ve tahkikat sonucu ortaya çıkacak nitelikte olduğundan işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını ve dava dilekçesinde 1.000.000,00 TL değer üzerinden davanın açıldığını, dava değerini o tarihteki bilirkişi tarafından belirlenen zararları olan 39.446.338,54 TL'ye arttırılması için 07/08/2017 tarihli dilekçelerini HMK 107/2. Maddesi kapsamında dosyaya sunduklarını, bu sebeple bu dilekçenin mahkeme tarafından ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesinin yerinde olmadığını, bu dilekçenin bedel arttırım dilekçesi niteliğinde olduğunun mahkemece kabulü gerektiğini, bu sebeplerle istinaf başvurularının kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak alacaklarının tamamına dava tarihinden itibaren avans faiz uygulanmasına karar verilmesini talep ettiklerini, ayrıca müvekkilinin somut munzam zararın da düşük tespit edildiğini, zira taşınmazların değerlerinin düşük tespit edilmiş olduğunu, bu sebeple tespit edilen zarar tutarının müvekkilinin gerçek zararını yansıtmadığını, olması gerekenden daha az tutarda zararın tespit edilmiş olduğunu, bu sebeple de kararın lehlerine kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.   <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda;<br>Dava, davacı yüklenicinin davalı iş sahibine, taraflar arasında düzenlenen ancak kredi koşullarında tarafların anlaşamamaları sebebiyle yürürlüğe girmeyen 30/01/2002 tarihli eser sözleşmesi sebebi ile vermiş bulunduğu 4.000.000,00 USD tutarlı teminat mektubunun davalı tarafça haksız olarak davacıya iade edilmediği bankadan tazmin edilerek irat kaydedilmiş olduğu ve teminat mektubu bedelinin ancak mahkeme kararı ve icra takibi yoluyla davalıdan tahsil edilebildiği, bankaca tazmin edilen teminat mektubu bedelinin bankaya ödenebilmesi için alınan kredi ve bu kredi sebebiyle ödenen faizler ile kredinin ödenebilmesi için satılmak zorunda kalınan davacı taşınmazları sebebiyle davacının uğramış olduğu iddia olunan munzam zararın davalıdan tahsili isteğine ilişkindir.<br>Daha önce mahkemece verilen 2012/474 Esas 2019/24 karar sayılı 16/01/2019 tarihli davanın kabulüne ilişkin ilk karar ile dairemizin istinaf sonucu vermiş olduğu kaldırma kararı sonrası yine aynı mahkemece verilen 2021/403 Esas 2023/314 Karar sayılı davanın kısmen kabulüne dair 12/04/2023 tarihli kararının istinaf edilmesi sonucu dairemizin son olarak verilen 08/11/2023 tarihli 2023/949 Esas 2023/1194 Karar sayılı kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin ayrı ayrı kabulüne ve mahkemenin son kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına ve dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak esasa ilişkin yeni bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. <br>Mahkemece dairemiz kaldırma kararı sonrasında, yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak bankacı, finansçı, mali müşavir ve gayrimenkul değerleme uzmanı inşaat mühendisi bilirkişilerden ortaklaşa rapor alınmış, bu rapora itiraz üzerine aynı kuruldan ek rapor alınmasından sonra bu rapor mahkemece hüküm vermeye yeterli görülerek bu rapordaki belirlemelerden gerekçede söz edilmek suretiyle dava konusu olayda davalının temerrüde düştüğü ve temerrüde düşmede kusuru bulunmadığını ispatlayamadığı, davacının tazmin edilen teminat mektubu nedeniyle kredi kullanmak zorunda kaldığı, daha sonra bu krediyi kapatmak için taşınmazlarını sattığı ticari defter ve kayıtları ile dava dışı banka kayıtlarından kredi borcunun kapatılması ile satış yapılması arasında illiyet bağının olduğu, bu çerçevede davacının zarara uğradığını ve bu zarar tutarının tahsil edilen temerrüt faizinin oldukça üzerinde olduğu, taşınmazların, davacının temerrüt faizini tahsil ettiği tarihteki değeri ile satış tarihlerinde olması gereken değerlerinin belirlendiği, olması gereken değerler ile tahsil edilen temerrüt faizinin mahsubu sonrasında buna göre davacının uğramış olduğu munzam zarar tutarının 34.988.899,40 TL olarak belirlendiği, işbu zararın niteliğinin, ileri sürülen vakıalar, tahsil edilen tutarlar, satış bedelleri ve diğer unsurları itibari ile belirlenebilir olduğu, bu sebeple davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü gerektiği gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne, 1.000.000,00 TL alacağa dava, bakiye kısmına ise ıslah tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline dair karar verilmiş, bu karara karşı taraf vekillerinin yukarıda belirtilen gerekçelerle istinaf yoluna başvurdukları anlaşılmıştır. <br>Mahkemece dairemiz kaldırma kararı sonrası yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak davacının munzam zarar alacağı konusunda rapor ve ek rapor alınmasından sonra bu raporlar hüküm vermeye yeterli görülerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemece oluşturulan son bilirkişi kurulunun düzenlemiş olduğu rapor ve ek raporlarda davalının nakde çevrilerek irat kaydettiği 5.940.620,00 TL'lik tazmin bedelinin, davacı tarafından bankaya ödenecek nakdi olmaması sebebi ile davacının ... Şubesinden 12/07/2004 tarihli kredi sözleşmesi ile 3.125.000,00 USD tutarında kredi kullanmak zorunda kaldığı ve bu kredi karşılığı 4.500.00,00 TL'ye davacı hesabında bulunan 1.440.000,00 TL ilave edilerek toplam 5.965.778,18 TL'den 5.940.620,00 TL mektup tazmin bedeli ile 23.860,00 TL gecikme bedeli toplamı olan 5.964.480,00 TL'nin bankaya 13/07/2024 ve 14/07/2024 tarihlerinde tazmin bedeli olarak ödendiği ve davacı şirketin kredi miktarı ve faizlerini karşılayacak kaynağının ve nakdinin mevcut olmaması sebebi ile şirkete ait beş adet taşınmazın satıldığı ve taşınmazların satış tarihine göre rayiç bedel altında satılmış olmaları nedeniyle davacının oluşan fiili zararının 983.747,20 TL olduğu, ancak taşınmazların satılmamış olması durumunda 28/03/2012 tahsil tarihindeki değerlerine göre aşkın zarar hesaplanması durumunda ise 43.092.528,00 TL ve satışa nazaran oluşan zararının 38.139.408,08 TL olduğu, dosya kapsamından davacıya temerrüt faizi olarak yapılan 2.166.070,78 TL'nin bu alacaktan mahsup edildiğinde mal varlığındaki azalmanın 35.973.337,30 TL olacağının hesaplandığı, enflasyon ve buna bağlı olarak işçi ücretlerindeki artış gibi değerlerin ortalamasına göre davacının hesaplanmış olan munzam zarar tutarının ise 32.582.697,55 TL olacağı yönünde görüş bildirilmiş olmasına rağmen mahkemece davanın bilirkişinin belirlediği bu değerlerden ayrı kalınarak 34.988.899,40 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş ve bilirkişi raporundan ayrılma gerekçelerine de gerekçede yer verilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece gerekçeli kararda bilirkişi raporundan ayrılma gerekçeleri hangi yönden bilirkişi raporundan ayrılınması gerektiği açıkça tartışılıp belirtilmeden ve gerekçenin yukarıdaki bölümlerinde bilirkişi raporunun hüküm vermeye yeterli olduğundan söz edilerek sonuçta hüküm verilirken bilirkişi raporunda belirlenmeyen tutar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması tarafların hukuki dinlenilme hakkı kapsamında olan kararların gerekçeli olması yönündeki genel ilkeye aykırı düşmüştür. <br>Yine davalı yanın bilirkişi raporundaki munzam zarar alacağı hesabına itiraz ederken bu itirazlarına gerekçe olarak dosyaya uzman görüşü de sunmuş olduğu ve uzman görüşünün dosyaya süresi içerisinde sunulduğu anlaşılmasına rağmen mahkemece bu uzman görüşünün ve davalının bu kapsamda yaptığı itirazın gerekirse bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak karşılanması ve bu şekilde değerlendirilmesi gerektiği halde mahkemece davalının sunmuş olduğu uzman görüşü ile uzman görüşünde de belirtildiği şekilde son bilirkişi kurulunun düzenlemiş olduğu rapor ve ek raporlarındaki ve önceki bilirkişi raporlarındaki tespitlerden davacının kredi kullandığı tarihten bir gün önce 12/07/2004 tarihi itibari ile 400-Banka kredi hesabında izlenen 4.457.733,00 TL borcunun bulunduğu, yani davacının tek borcunun kredi borcu olmadığı, bankaya olan toplam borcunun kredi borcu ile birlikte 8.957.733,00 TL olduğu ve bu sebeple davalı yanın itirazında ve uzmanın düzenlemiş olduğu raporda davacının, taşınmaz satışını sadece bankadan çekilmiş olan kredi borcunun değil, önceden de var olan 4.457.733,00 TL tutarındaki borcun ödenmesi için de yapıldığının anlaşıldığını ifade etmelerine ve bu hususun yani davacının son kullandığı 3.125.000,00 USD tutarındaki krediden önce de aynı bankaya 12/07/2004 tarihi itibari ile 4.457.733,00 TL kredi borcu bulunduğunun raporlarda tespit edilmiş olmasına rağmen son bilirkişi kurulundan bu husustaki itirazların karşılanması amacıyla ek rapor alınmadan ve davalının bu konudaki itirazları tartışılıp değerlendirilmeden mahkemece eksik ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak davacının munzam zarar alacağına hükmedilmiş olması dosya kapsamına uygun düşmemiştir. <br> Bilirkişi raporlarına itiraz halinde HMK’nın 281. madde hükümleri dikkatle uygulanmalı, uyuşmazlığın miktarı ve niteliği gözetilerek gerçeğin ortaya çıkması için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin düzenleme nazara alınmalıdır (HMK m. 281/son). Davalı ... vekili, yargılama sırasında 24/03/2025 tarihli dilekçesine ek olarak 14/03/2025 tarihli Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. ...'dan almış oldukları uzman görüşünü dosyaya sunularak bu görüşteki tespit ve değerlendirmelerin de dikkate alınmasını ve uzman görüşüne göre mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarının hüküm vermeye yeterli olmadığını belirterek uzman görüşlerinin bilirkişi raporuna yaptığı teknik nitelikteki itirazlarına dayanak olduğunu açıklamıştır. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda tarafın sunduğu uzman görüşünü dava konusu ile ilgili olması halinde mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK’nın 27, Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanması hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkı ihlal edilmiş olabilecektir.<br> Dosyaya ibraz edilen uzman görüşlerinde, son bilirkişi kurulunun kök ve ek raporları ile tespit edilen görüşlerin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü ciddi şekilde çelişkiler içermektedir. 26/03/2025 tarihli duruşmada davalı yanca dosyaya sunulan bu uzman görüşü nedeniyle ek rapor alınması talep edildiği halde  mahkemece davalı yanın bu talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir ara karar kurulmadan ve davalının bu konudaki talebi karşılanmadan aynı duruşmada sözlü yargılamaya geçildiği belirtilerek davalı vekiline esas hakkında bulunması konusunda gelecek celseye kadar süre verilmiş olması ve bu konuda ek rapor aldırılmaması yukarıdaki yasal düzenlemelerin ihlali niteliğindedir. Bu sebeple mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi yönünden de gerekirse yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması yerine esaslı itiraza uğrayan rapora dayanılarak uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması da doğru olmamıştır. <br>Bu durumda, mahkemece gerçeğin ortaya çıkması için 6100 sayılı HMK’nın 281/3 maddesi uyarınca yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi kurulundan dosyaya daha önce aldırılan bilirkişi kök ve ek raporlarına yapılan itirazların da değerlendirilmesi ve dairemiz kaldırma kararı gereklerinin gözetilerek davalı yanca dosyaya sunulan uzman görüşü de tartışılıp, davacının munzam zarar alacağının tespiti konusunda kanun yolu ve mahkeme denetimine elverişli rapor alınması, bu rapora esaslı ve hukuken geçerli itiraz olduğu takdirde ek rapor alınarak bu itirazların karşılanması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Bu hususlar gözetilmeden yetersiz bilirkişi raporuna göre eksik inceleme ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bu sebeple taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. <br>Yukarıda açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin ayrı ayrı kabulüne, mahkeme kararının, 6100 sayılı  HMK'nın 353/1-a.4 ve a-6. maddeleri gereğince kaldırılmasına, dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>           1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin AYRI AYRI KABULÜNE,<br>2-Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2025 tarihli ve 2023/817 Esas 2025/227 Karar sayılı kararının, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-4 ve a-6 maddeleri gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak esasa ilişkin yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-Kararın mahiyeti gereği istinaf karar harcı alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, <br>5-Kararın mahiyeti gereği istinaf karar harcı alınmasına yer olmadığına, davalı tarafından yatırılan 597.523,00 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, <br>6-Taraflarca ayrı ayrı yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>7-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa  İADESİNE, <br>8-Kararın ilk derece mahkemesince  taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1.a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 14/10/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t\t\t\t<br>         Başkan  ...                Üye ...                   Üye ...               Katip ...<br>        e-imzalıdır                    e-imzalıdır                  e-imzalıdır                 e-imzalıdır <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"86f8fde19a620791","SID":"cef13538578da2e0"}}