{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2025/1773 <br>KARAR NO: 2025/1979<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 08/05/2025<br>NUMARASI: 2023/625Esas - 2025/432Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali ( Satım Sözleşmesindeki Ayıptan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/11/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM <br>TARİHİ:  05/11/2025<br>Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin  2023/625 Esas 2025/432 Karar sayılı ilamına karşı , davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Kayseri'de inşaat işi ile uğraştığını, Davalı ... A.Ş'de ... Marka ürünleri satan  firma olduğunu, müvekkilin 29.05.2019 tarihinde Davalı ... firmasından ... Marka sıhhi tesissat ve armatür aldığını,  imalatını yaptığı  ... isimli projesinde yer alan inşaatın da ki dairelerde  bu ürünleri kullandığını,  ... nolu dairede bulunan armatürün hasarlı olduğunu, banyonun tavanına doğru  suların fışkırdığı ve ters tavanın yere düştüğü, ayrıca mutfak dolaplarında hasar ve şişme olduğunu, daire iç kapılarının kabardığını ve kullanılamaz hale geldiğini ayrıca yerdeki parkelerinde kullanılamaz hale geldiğini davalı şirketin kendi üzerinde sorumluluğu atmak için dairede don olayının olabileceği ve bu sebeple armatürün çatlamış olabileceği değerlendirmesinde bulunarak zararı giderme yollarından kaçınmak istediğini, aynı binada 3. katta bulunan dairede de 23.03.2021 tarihinde  aynı armatürde çatlama meydana geldiğini  ancak bu dairede hasar oluşturmadan giderildiğini, daire içerisinde armatür çatlaması neticesinde  meydana gelen hasarın tespiti için Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2021/436 d.iş numarası ile tespit yapıldığını, bilirkişilerce oluşturulan rapor doğrultusunda  Kayseri Genel İcra Dairesinde ... e numarası içe icra takibine geçildiğini, davalı tarafça  haksız ve kötüniyetli olarak bu takibe itiraz edildiğinden bahisle, davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin kaldığı yerden devamına,  takip konusu alacağın %20’ sinden az olmamak üzere hakkında icra inkâr tazminatına/kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  İcra Dairesi'nin yetkisine itiraz ettiklerini, davanın esasına girilmeden davaya konu icra takibinin başlatıldığı icra dairesinin yetkisinin araştırılması gerektiğini, müvekkilinin ... markalı ürünlerin yetkili satıcısı olup dava konusu zarara sebebiyet verdiği iddia edilen ürünün imalatçısının ... A.Ş., yetkili servisinin ise ... olduğunu ve bu nedenlerle husumet itirazının bulunduğunu, dava konusu ürünün ayıplı olduğna dair müvekkili şirkete usulüne uygun yapılmış ayıp ihbarı bulunmadığını, dava konusu üründe müvekkili şirketten kaynaklı bir ayıp bulunmadığını, zararın oluşmasına ve artmasına sebebiyet veren tarafın davacı taraf olduğunu, dava konusu takibe dayanak delil tespit bilirkişi raporunun müvekkili şirkete tebliğ edilmediğinden ve müvekkili şirket yokluğunda keşif icra edildiğinden söz konusu raporun müvekkili şirketi bağlamadığını, raporun hatalı, eksik ve bilimsel nitelikten uzak olduğunu, tespit masraflarının, davacının faiz talebinin ve talep edilen icra inkar tazminatı talebinin haksız olduğunu savunarak davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br>İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; \"Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Türk Borçlar Kanununun  219-231 maddelerinde düzenlenen, ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Satım sözleşmesinde satıcının ayıba karşı tekeffül borcunu düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 219. Maddesinde, satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki yada ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. TBK 219. maddesinde satıcı bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/1900 E., 2016/7367 K. Sayılı ilamında bu husus ayrıca zikredilmiştir.<br>Mahkememiz dosya kapsamında bilirkişi raporu almıştır. Alınan rapor ve delil tespiti raporu uyarınca, davalı tarafça davalıya batarya satıldığı ve bataryaların ... Mah. .... Sok. ... Apt. No: ...  ... Kayseri adresinde yer alan taşınmazda kullanıldığı, bataryanın patlayarak taşınmaza hasar verdiği görülmüştür. Dava konusu bataryanın üretim hatasından kaynaklanan bir ayıp taşıdığı, üretici ve servis tarafından da tespit/rapor edilmiş  olan çatlağın bataryanın normal kullanım koşullarında işlevini yerine getirmesini engellediği ve su sızıntısına yol açtığı, bu kusurun gizli ayıp niteliğinde olduğu ve zararın büyümesinde davacınında ihmalinin de rol oynadığı, bu sebeple zararın artmasında  kusurlu olduğu, takip tarihi itibariyle toplam tamirat tutarının 47.350 TL olacağı tespit edilmiştir. Mahkememiz bu kapsamda alınan raporu uygun görmüştür. <br>Davacı taraf, kullanılmayan dairede su tesisatını aktif bırakmak suretiyle zararın büyümesine ihmal yoluyla katkıda bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı, daireyi kullanmadığı halde su tesisatını aktif bırakması, su kaçağının ve dolayısıyla oluşan hasarın büyümesine neden olduğundan zararın artmasına sebebiyet verdiğinden takdiren %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>Bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; alacak, zarar ve kusur yargılama ile tespit edildiğinden alacak likid kabul edilmediğinden icra inkar tazminatına hükmedilmemiştir.<br>Açıklanan gerekçeler ışığında, dava yönünden  davacı kötü niyetli görülmediğinden ve bu hususun davalı tarafından ispatlanamaması sebebi ile davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. <br>TBK'nun 51. ve 52. maddelerinden kaynaklanan hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeniyle davanın kısmen reddedilmesi halinde, indirimden dolayı red edilen kısım için davalı yararına vekalet ücreti takdir edilemeyeceğinden, mütefarik kusur nedeni ile yapılan indirimden dolayı red edilen kısım için davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş...\"gerekçesiyle Davacının davasının kısmen kabulü ile; davalı ... ... A.Ş'nin Kayseri Genel İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasına vaki itirazının kısmen iptali ile, takip tarihi itibariyle 37.880,00-TL asıl alacak, 475,12-TL delil tespiti masrafı olmak üzere toplam 38.355,12-TL üzerinden takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden tahsil tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına, 2-Fazlaya ilişkin istemin reddine, 3-İcra inkar ve kötü niyet tazminat taleplerinin koşulları bulunmaması sebebiyle reddine karar verilmiştir. <br>İşbu kararı davalı vekili süresinde istinaf etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkil, davaya konu ürünün üreticisi ya da yetkili servisi konumunda olmayıp yerel mahkemece müvekkil yönünden bir karar verilmiş olması haksız olduğunu, müvekkil şirket, ... markalı ürünlerin yetkili satıcısı olup, dava konusu zarara sebebiyet verdiği iddia edilen ... ürün kodlu ... Banyo Bataryası davacı tarafından müvekkil şirketten satın alındığını ve 27.05.2019 tarihinde davacı şirkete teslim edildiğini, davacı tarafından, icra takip dosyasında müvekkil şirkete ve ...'ya karşı; arabuluculuk başvurusunda müvekkil şirkete ve ...'na karşı husumet yöneltilmişken davada ise yalnızca müvekkil şirkete husumet yöneltildiğini, müvekkil şirket, dava konusu ürünün üreticisi ve yetkili servisi olmadığı halde ve takip dosyası ile arabuluculuk dosyasında müvekkil şirket dışında diğer taraflar olduğu halde husumetin yalnızca müvekkil şirket yöneltilmesi hatalı olduğunu, bu sebeple müvekkil, davalı tarafça ayıplı olduğu iddia edilen ürünün ne üreticisi ne de yetkili servisi olarak nitelendirilemeyeceğinden Yerel Mahkemece müvekkilin huzurdaki davada taraf olarak kabul edilerek müvekkil yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması haksız olduğunu, dava konusu ürünün ayıplı olduğunu kabul etmemekle birlikte ürünün ayıplı olduğuna dair müvekkil şirkete usulüne uygun yapılmış ayıp ihbarı bulunmadığını, dava konusu ürün, müvekkil şirket tarafından bildirilen tüm niteliklere haiz olarak garanti belgesi ve kullanım kılavuzu ile beraber 27.05.2019 davacıya teslim edilmiş ve davacı tarafından kabul edilerek satış gerçekleştiğini, davacı taraf, dava konusu ürünü 27.05.2019 tarihinde teslim almış olup, dava dilekçesi ekinde yer alan ...'na hitaben yazmış olduğu dilekçeden anlaşıldığı üzere ürünün kullanıldığı apartman 2019 Eylül, Ekim aylarında tamamlandığını, bu durum en geç Eylül 2019 döneminde ürünün kullanılmaya başlandığını gösterdiğini, davacı dairede oluşan zarara sebebiyet veren su basmasını 26.02.2020 tarihinde fark ettiğini beyan ettiğini, teslimden itibaren aradan geçen 9 ay ve kullanıma başlanmasından itibaren aradan geçen 5 ayda bu gibi bir arızanın basiretli bir tacir tarafından fark edilmemiş olması hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini,  davacı şirket inşaat işi ile uğraşmakta olup, dava konusu olan armatürün herhangi bir ayıbı olması halinde bunu ürünü teslim aldığı veya montajının yapıldığı ilk anda fark etmesi kendisinden bekleneceğini, davacı taraf, ürünü teslim aldıktan sonra olağan gözden geçirmeyle fark edilebilecek nitelikteki ayıpların bulunduğuna dair müvekkil şirkete teslimden itibaren 2 gün içinde herhangi bir ayıp ihbarında bulunmadığını, inceleme yaptırmak suretiyle eğer bir ayıp var ise 8 günlük süre içinde de müvekkil şirkete bildirmediğini, ayrıca, icra dosyasının dayanağını oluşturan değişik iş dosyasından tanzim edilen bilirkişi raporunda, dairede oluşan zarara sebebiyet veren su basmasının davacı tarafça 26.02.2020 tarihinde fark edildiği davacı tarafça beyan ve ikrar edildiğini, bilirkişi raporundan anlaşılabildiği kadarıyla davacının hasar tespit talebi ise 20.10.2021 tarihinde sunulduğunu, bu kapsamda davacının hasarı öğrendiği tarih ile hasar tespit talebinde bulunduğu tarih arasında bir buçuk yıllık bir süre olduğu ortaya çıktığını, davacı, ayıbı fark ettiği tarihten çok uzun bir süre sonra hasar tespit talebinde bulunmuş, ayrıca buna ilişkin hiçbir ihbar bildiriminde de bulunmadığını, dava konusu takibe dayanak delil tespit bilirkişi raporu müvekkil şirkete tebliğ edilmediğinden ve müvekkil şirketin yokluğunda keşif icra edildiğinden söz konusu raporun karara esas alınmış olması hatalı olduğunu, müvekkil şirket yokluğunda yapılan keşif ve hazırlanan rapor, tek tarafın iddiaları ve eksik incelemeye dayalı olup, usul ve yasaya aykırı olduğunu, yeterli inceleme yapılmaksızın alınan bilirkişi raporu gerçeği yansıtmadığını,  söz konusu tespit özellikle tek yanlı olarak ve tamamen tespit isteyen tarafın yönlendirmesine göre yapılmış ve müvekkil şirkete tebliğ edilmediğini, hukuki dinlenilme hakkı hiçe sayılarak düzenlenmiş olan bilirkişi raporunun müvekkil şirket açısından hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı açıkça ortada olmasına rağmen Yerel Mahkemece haksız ve taraflı bir bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiş olması, kararı da hatalı, haksız ve adaletsiz kıldığını, dava konusu üründe müvekkil şirketten kaynaklı bir ayıp bulunmamakta olup, zararın oluşmasına ve artmasına sebebiyet veren tarafın davacı olduğunu, dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacı şirketin, üründe arıza meydana gelmesi akabinde ...'a bildirimde bulunduğu ve ... tarafından ürün üzerinde inceleme yapıldığı anlaşıldığını, takibe dayanak delil tespit raporunda da ilgili incelemeye atıfta bulunulduğunu,  yapılan inceleme ve kontroller neticesinde ürün gövdesinde meydana gelen çatlakta herhangi bir üretim kusuru tespit edilmediğini, üründe meydana gelen hasar üretimden kaynaklı bir hatadan ötürü değil, davacı tarafın kullanım talimatına aykırı şekilde kullanmasından ötürü oluştuğunu, dava konusu üründe müvekkil şirketten ve imalattan kaynaklı bir ayıp bulunmadığını, bir an için ürünün ayıplı olduğu kabul edilse dahi, dava konusu zararların oluşmasına ve artmasına davacı taraf sebebiyet verdiğinden, söz konusu zararlardan müvekkil şirketin sorumlu tutulması adalet duygusuyla bağdaşmadığını, ürünün ayıplı olduğunu kabul etmemekle birlikte ürünün ayıplı olduğu varsayılacak olsa dahi davacı tarafından üründeki ayıp çok daha önceden fark edilmesine rağmen davacı tarafından buna ilişkin hiçbir aksiyon alınmamış olması, her ne kadar müvekkil şirketin bu olay bakımından sorumluluğu bulunmasa da müvekkil şirket sorumlu olarak atfedilecekse de bu ayıbın müvekkil şirkete fark edildiği an bildirilmeyerek ayıbın fark edilmesinin üzerinden 1.5 sene geçtikten sonra davacının herhangi bir ihbar/bildirimde bulunmaksızın 02.12.2021 tarihinde icra takibi yapması, meydana gelen zararın tek sorumlusunun davacı olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu, yerel mahkemece hatalı ve varsayımlara dayalı olarak hazırlanmış olan çelişkili bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmuş olması, kararı hatalı kıldığını,  itiraz dahi edilmesi mümkün olmayan bir başka raporun esas alınarak varsayımlara ve çelişkilere dayalı şekilde eksik inceleme sonucunda hazırlanan 09.12.2024 tarihli bilirkişi raporunun Yerel Mahkemece esas alınması, kararı hatalı, haksız ve hukuka aykırı kıldığını, yerel mahkemece tanık beyanları ile tanık beyanlarına ilişkin beyanları dikkate alınmaksızın karar verildiğini, yerel mahkemece kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş olması, hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemece tarafı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması haksız ve hukuka aykırı olduğunu, sonuç olarak; müvekkil davaya konu ürünün imalatçısı ya da yetkili servisi olmadığından, üründeki hasarın ve ortaya çıkan zararın sebebi davacı taraf olduğundan, üründe herhangi bir ayıp bulunmadığından, Yerel Mahkemece müvekkil şirkete tebliğ edilmeyen ve dolayısıyla itiraz dahi edilememiş olan hatalı delil tespiti bilirkişi raporu ve dava dosyası kapsamında hatalı ve eksik olarak düzenlenen bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiş olması, tanık beyanlarının dikkate alınmaması, davacı taraf kötü niyetli olmasına ve ortaya çıkmış olan zarara da davacı sebep olmasına rağmen kötü niyet tazminatı talebinin kabul edilmemiş olması ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen taraflarının lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu doğduğunu, açıklanan ve mahkemece resen gözetilecek nedenlerle; İstinaf kanun yoluna başvurma sebebi ile tehir-i icra talebinin kabulü ile karar kesinleşinceye kadar icranın geriye bırakılmasına, istinaf başvurusunun kabulü ile Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2025 Tarih 2023/625 E. 2025/432 K. sayılı Kararının kaldırılarak davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>Dava, satım sözleşmesine konu ... ürünün ayıplı olması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemlerine ilişkindir. <br>Davacı davalı şirketten adına düzenlenen faturaya konu ... ürünü  satın aldığı sabittir. <br>Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.<br>Türk  Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir.  Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, c. Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır.<br>Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk  Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. <br>Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: <br>Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098  sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır.  Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.<br>Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.<br>Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.<br>Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da \"ayıba karşı tekeffül\" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.<br>Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.<br>Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/1.c maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü  maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. ” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1.c maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk  Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün  uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. <br>Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi  zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.<br>Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.<br>Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. <br>Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin  ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.<br>İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. <br>Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1). <br>Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. <br>Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. (Yargıtay H.G.K  2017/19-1633 Esas, 2017/1633 Karar)<br>Somut olayda davacı faturada yazılı olan malları davalıdan satın aldığı, kullandığı, servise başvurduğu, delil tespiti yaptırdığı görülmüş, davacı malların gizli ayıplı olduğunu iddiasını ileri sürmüş, davalı akdi ilişkiyi kabul etmiş ancak davacıya teslim edilen malların ayıplı olmadığını, davacı tarafından süresi içerisinde bildirimde bulunmadığını iddia etmiştir. Bu durumda, ayıp ihbarının süresinde yapıldığını ispat yükü davacı taraftadır.<br>İlk derece mahkemesince davacının uğradığı zararı davalının sattığı ürünün gizli ayıplı olmasından kaynaklı olduğuna kanaat edilerek davacının uğradığı zararın tazminine hükmedilmiş olup karar davalı tarafından istinaf edilmiştir.<br>Taraflar arasında satım akdinin olduğu, davacı alıcının davalı satıcıdan tesisat ürünü satın aldığı uyuşmazlık konusu değildir. Davacı satım akdine konu malın ayıplı olması nedeniyle zarara uğradığını iddia etmiş, bu ayıbı 26.02.2020 tarihinde öğrendiğini beyan etmiş, 02.03.2020 tarihinde yetkili servise başvurduğuna dair servis kaydını sunmuş, 06.08.2020 tarihinde teknik servis raporunun düzenlendiği, davacının 20.10.2021 tarihinde ayıbın ispatına yönelik delil tespiti yaptırdığı anlaşılmıştır.<br>Satıma konu ürünler için davacının yetkili servise başvurduğu tarih nazara alındığında ayıp ihbarının süresinde yapıldığının da kabulü gerekmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/5180 Esas 2020/4973 Karar)<br>İlk derece mahkemesi tarafından tüm bunlar ışığında yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu, ilk derece mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında davacının  davalıdan satın aldığı ürünün gizli ayıplı olduğu, ayıp ihbarının davacı tarafından süresinde yapıldığı, ayıp nedeniyle davacının zararının bulunduğu ve bu zarardan davalının sorumlu olduğuna dair davanın kısmen kabulüne ilişkin kararda yazılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen istinaf edilen karar da  usul ve yasaya bir aykırılık bulunmamış, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. <br>Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince  istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davalı tarafın söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;<br>Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2023/625 Esas 2025/432 sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davalının istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>Alınması gereken 2.620,00 TL istinaf karar ve ilam harcından istinaf eden davalı taraftan peşin olarak yatırılan 655,00 TL istinaf karar harcının mahsubundan sonra geriye kalan 1.965,00 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına<br>Davalı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, <br>İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına , <br>HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-a uyarınca KESİN olarak oy  birliği ile karar verildi. 05/11/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b9557aba7e245202","SID":"e0459a5dc6a66d3c"}}