{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2023/352 Esas   2025/1133 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/352 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/1133<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t:ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 07/12/2022<br>NUMARASI\t\t:2022/119 Esas  2022/719 Karar<br><br>DAVA\t\t: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t\t: 02/03/2019<br>KARAR TARİHİ\t: 17/10/2025<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 17/10/2025<br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili Ankara 1. İş Mahkemesi'ne sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle;  davalıya ait iş yerinde tüm işlerde olmak üzere hizmet akdine dayalı olarak çalışıp emekliliğini elde ettiğini, davalı şirketteki hisselerinin bağımlılık ve ücret unsurlarını ortadan kaldırmadığını, bayram, genel tatil ile hafta tatili dahil haftada  7 gün fazla mesai de yapmak suretiyle çalıştığını, ayda 30 gün üzerinden günlük 3 öğün yemek yardımı ve kendine tahsis edilen araçlardan da gidiş geliş yardımı alarak, en son asgari ücretin 6,24 katı olan 2.250,00 $ ve ilaveten prim karşılığı çalıştığını, 2014 yılı Şubat, Mart ve Nisan ayına ait hak edilen maaş ve primleri ile tüm döneme ait hak edilen tatil, fazla mesai alacaklarının ve de şirket nam ve hesabına yapılan bir kısım masrafları karşılığı tam olarak ödenmeden haksız şekilde hizmet akdinin feshedildiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı tutularak ücret alacak bedeli olarak 6.000,00 TL, prim alacak bedeli olarak 3.000,00 TL, kıdem tazminatı alacak bedeli olarak 500,00 TL, ihbar tazminat alacak bedeli olarak 2.500,00 TL, yıllık izin ücret alacak bedeli olarak 15.000,00 TL, fazla mesai alacak bedeli olarak 250,00 TL, hafta tatil alacak bedeli olarak 200,00 TL, bayram genel tatil alacak bedeli olarak 50,00 TL, masraf alacak bedeli olarak 500.00 TL'nin faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketin ortağı ve aynı zamanda yönetim kurulu başkan yardımcısı veya üye olduğunu, taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tAnkara 1. İş Mahkemesi'nin  20/02/2020 tarih,   2019/680 E,  2020/49 K sayılı kararı ile  görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olması sebebiyle, 6100 sayılı HKM'nun  114/1-c, 115/2 maddesi gereğince,  dava şartı yokluğundan  davanın usulden reddine karar verilmiş, ilgili karara karşı davacı tarafça yapılan istinaf başvurusunun  Ankara  Bölge Adliye Mahkemesi  6. Hukuk Dairesi 'nin 29/06/2020 tarih, 2020/1529 E, 2020/1597 K sayılı ilamı ile esastan red edilmesi üzerine dosyanın yukarıda belirtilen esasa kaydedildiği görülmültür.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; Davacı vekili dava dilekçesinde açıkça davacı taleplerinin, şirket ortağı olmaktan kaynaklanan talepler olmadığı, ortaklıktan çıkma ile ilgili olarak herhangi bir dava açmadıkları, davadaki taleplerinin tamamının işçilik sıfatına dayandığı anlaşılmıştır. Bu durumda eldeki davanın tamamen işçilik sıfatına dayalı olarak açıldığı, söz konusu davanın kabulü için öncelikle davacının işçi olup olmadığının belirlenmesinin gerektiği, bu belirlemeyi ise yine İş Mahkemesinin yapabileceği, bu durumda İş Mahkemesinin davacının işçi olmadığının tespiti halinde görevsizlik kararı değil, davayı reddetmesi gerekeceği vc  Ticaret Mahkemelerinin işçilik iddiasına dayalı olarak ancak bir işçinin talep edebileceği kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla mesai gibi hususlarda karar veremeyeceği, davanın tasnifinin davacıya ait olduğu, mahkemenin davacı yerine geçerek davanın temelini değiştiremeyeceği düşünülmekle birlikte HMK 23/2. madde kapsamında açılan davada mahkememiz görevli hale geldiği, davadaki talep tamamen işçilik alacaklarından ibaret olup, davacının işçi olmadığı İş Mahkemesince belirlendiğinden ve işçi olmayan davacının işçilik sıfatına dayalı hak talebinde bulunamayacağı gözetilerek davanın reddine   karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, <br> İşbu davanın  02/03/2019 Tarihinde Ankara 1. İş Mahkemesinde E.2019/123 sayısı ile ikame edildiğini, anılan tarih itibariyle uyuşmazlık konusu alacak kalemleri olarak; Kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, ücret, prim alacağı, fazla mesai ücreti, hafta tatil ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yer aldığını,  bu halde görevsizlik nedeni ile yerel mahkemeye intikal eden işbu davada yargılamanın esasına girmeden salt Ankara 1. İş mahkemesinin gerekçeli kararından hareketle hüküm kurma yoluna gidilmesi ve davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu,<br>Yerel mahkemece 15/06/2022 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı uyarınca dosyanın SMM ve Nitelikli bilirkişiye tevdiine karar verilmiş ise de aynı duruşmada tanıklarına tebligat çıkarılması yönündeki talebinin  kabulü/reddi hakkında hüküm tesis edilmediğini, bu hususta 17/06/2022 tarihli ara kararından rücu dilekçesi  hakkında da bir karar verilmeyerek, söz konusu dilekçede  belirtilen deliller  toplanmadan, tanıklara davetiye çıkarılmadan, 15/06/2022 tarihli ara kararı ile bilirkişi marifetiyle işin esasına girilecekken, 07/12/2022 tarihli duruşmada davanın reddi yönünde hüküm kurulduğunu, 07/12/2022 tarihli duruşmada bilirkişi incelemesinden neden vazgeçildiğine ilişkin herhangi bir gerekçe de belirtilmediğini,<br> Müvekkilin davalıya ait fabrika işyerinde fiilen 20/05/1996 tarihinden itibaren 01/09/1997’ye kadar sigortasız, sigortalı olarak ise 01/09/1997 tarihinden itibaren hizmet akdi ile çalışmaya başlayarak, davalı işyerinde sırasıyla bekçilik, servis şoförlüğü, kepçe ve forklift operatörlüğü, fabrika sorumlusu ve yetişmeyen diğer tüm işlerde, iş akdinin davalı tarafça haksız ve bildirimsiz olarak fesih edildiği 09/04/2014 tarihine kadar fasılasız olarak en son 2.250 USD' ye isabet eden TL karşılığı ücret ve prim, ve günlük üç öğün yemek ve araç tahsisi ile (aylık 30 gün esası ile) sürekli olarak çalışmalarını gerçekleştirmesi esaslarına göre müvekkilin 31/08/2003 tarihinde emekliliğe hak kazanması nedeniyle anılan tarih itibariyle yaşlılık aylığı almaya başlayarak davalı yanca SGDP primi de ödenmeden çalışmalarını devam ettirmesi, müvekkilin haftanın 7 günü saat 07.30 - 21.00 ve aşan süreler arasında yoğun olarak fazla mesai yapmak kaydı ile tüm hafta tatillerinde ve UBGT günlerinde izin kullanmaksızın çalışmış olması, ancak bu çalışma karşılıklarının ödenmemesi, ayrıca 2014 yılının Şubat, Mart ve Nisan (10 günlük) aylarına ait maaş ücretlerinin yanı sıra prim alacaklarının da ödenmemesi, yine müvekkilin hizmet süresine isabet eden yıllık izinlerinin kullandırılmaması, haksız fesih işlemi sonrasında anılan izin sürelerine ilişkin ücret karşılıklarının ödenmemesi, ayrıca müvekkilin iş akdinin devamı sırasında, davalı nam ve hesabına bir kısım ödemeler yapması ve söz konusu ödemelerin müvekkile geri ödenmemesi nedenleriyle; dava dilekçemizde ayrıntıları ile yer verdiğimiz diğer nedenlerle fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarımız saklı kalarak; HMK. 106 kapsamında müvekkilin iş akdinin, davalı tarafça haksız ve tek taraflı ve bildirimsiz fesih edildiğinin, tüm işçilik alacaklarını talep koşullarının oluştuğunun tespitiyle, HMK 109. Maddesi gereği Kısmi Alacak Davası Bağlamında; Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı, Yıllık Ücretli İzin Ücreti, Maaş Alacağı ve Prim Alacaklarının, İşveren adına yapılan masraf alacakları, HMK. 107. Maddesi Hükmü Gereği Belirsiz Alacak Davası kapsamında; Fazla Mesai Ücreti, Hafta Tatili ücreti, UBGT ücreti alacaklarının temerrüt tarihleri dikkate alınarak farklı tür ve oranlarda uygulanacak faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesinin  talep edildiğini,<br>Diğer taraftan; İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararı sonrasında, yerel mahkemece tesis olunan ara kararı uyarınca taraflarınca  ticari alacak kalemleri yönünden zorunlu dava şartı ticari arabuluculuk sürecine başvurulduğu, neticesine göre alacaklarını somutlaştırmak üzere mehil verilmesinin talep edildiği ve buna dair 10/09/2021 tarihli dilekçenin dosyaya sunulduğunu, bu sırada yapılan ticari alacaklar zorunlu dava şartı arabuluculuk başvurusu sonucunda düzenlenen anlaşamama son tutanağı Yerel Mahkemeye de ibraz edilme aşamasında iken davanın  reddedildiğini,<br>Dosya muhteviyatının incelenmesiyle açıkça görüleceği üzere müvekkil iş akdinin fiili olarak başladığı tarih olan 20/05/1996 tarihinden itibaren, sigortalı olarak ise 01/09/1997 tarihinden itibaren hizmet akdi ile davalı işverenlik bünyesinde çalışmaya başladığı, işe başladığı tarih itibariyle davalı işyerinde farklı dönemlerde ve zincirleme şekilde bekçilik, servis şoförlüğü, kepçe ve forklift operatörlüğü, fabrika sorumlusu ve yetişmeyen diğer tüm iş ve görevlerde yer almış, iş akdinin davalı tarafça haksız ve bildirimsiz olarak fesih edildiği 09/04/2014 tarihine kadar tüm çalışmalarını fasılasız şekilde davalı işverenliğe hasrettiği, Müvekkilin hizmet akdi ile çalışmasının yanı sıra şirket ortağı olarak şirket idaresinde / şemasında bir kısım görevleri de birlikte yürüttüğünün  kesin olduğunu,  bu hali ile, galip vasıf ve hakim ilişki olguları birlikte değerlendirilip, müvekkilin bir taraftan ticari ortak sıfatıyla doğmuş bulunan muaccel alacaklarının, diğer taraftan da hizmet akdi ile yaptığı çalışmalarına dayalı işçilik alacaklarının ayrı ayrı belirlenip, hesaplanması, neticesinde de fazlaya ilişkin haklar saklı kalarak davamızın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davamızın İş Mahkemesi / Ticaret Mahkemesi aşamalarında sürüncemede kalacak şekilde taleplerimiz de irdelenmeden reddine karar verilmesi her yönü ile hatalı olduğunu bildirerek  ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br><br><br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>Dava; şirket yönetim kurulu başkan ve üyesinin fazla mesai, hafta tatili, bayram ve genel tatil, masraf, ücret, prim, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücretlerinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tİşbu dava Ankara 1. İş Mahkemesinde açılmış olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine yönelik verilen 2019/123 Esas 2019/305 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bu başvuru üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2019/3566 Esas 2019/2653 Karar sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararının kısa gerekçeli karar çelişkisi nedeniyle kaldırılmasına karar verildiği, anılan kaldırma kararı üzerine dosyanın Ankara 1. İş Mahkemesinin 2019/680 Esas sırasına kaydının yapıldığı, 2020/49 Karar sayılı karar ile asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verildiği, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bu kez  Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2020/1529 Esas 2020/1597 Karar sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiştir. Davacı vekilince süresinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi üzerine dosya Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edilmiştir. <br>\tDavacı yan davalı şirketin ortağı olduğunu, şirkette hizmet akdi ile çalıştığını, hizmet akdinin haksız olarak feshedildiğini, fazla mesai, hafta tatili, bayram ve genel tatil, masraf, ücret, prim, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücret alacağı bulunduğunu iddia etmiş, mahkemece yapılan yargılama sonunda arabuluculuk dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. İlgili kararın davacı tarafça istinafı üzerine Dairemizin 31/12/2021 tarih, 2021/1989 E., 2021/1666 K sayılı ilamı ile, somut olayda dava dilekçesinde yer alan talepler noktasında davacı tarafın dava dilekçesi ekinde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını iş mahkemesine sunduğundan, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunun anlaşılması halinde anılan mahkemede yeniden arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının sunulması gerekmediği, hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken işin dava dilekçesi ekinde dava konusu uyuşmazlığa ilişkin arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına dair son tutanağın aslının mahkemeye sunulduğu gözetilerek işin esasına girilip taraf delilleri toplanmak suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle ilgili kararın kaldırıldığı ve dosyanın yukarıda belirtilen esasa kaydedildiği görülmüştür. <br>\tDairemiz kaldırma kararından sonra mahkemece davacının dava dilekçesinde dayandığı deliller toplanmadan  15/06/2022 tarihli celsenin (1) numaralı ara kararı uyarınca dosyanın bilirkişiye tevdine karar verilmesine rağmen bu celseyi takip eden 07/12/2022 tarihli celsede 15/06/2022 tarihli celsenin (1) numaralı ara kararından dönülerek davacının davasının reddine karar verildiği ve ilgili karara karşı davacının istinafa geldiği görülmüştür.<br>\tDavacı tarafça eldeki dava da davalı şirketin ortağı olduğunu, şirkette hizmet akdi ile çalıştığını, hizmet akdinin haksız olarak feshedildiğini, fazla mesai, hafta tatili, bayram ve genel tatil, masraf, ücret, prim, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücret alacağı bulunduğunu iddia ettiği, eldeki davanın davacının davalı şirketteki hizmet akdi ile çalıştığı döneme ilişkin alacaklarından kaynaklı olduğu, Dairemiz kaldırma kararı uyarınca mahkemece dava dilekçesinde bildirilen talepler uyarınca davacının delillerinin toplanıp işin esasına girilmesinden sonra karar verilmesi gerekmesine rağmen mahkemece esasa dair davacının dava dilekçesinde bildirdiği talepler yönünden dava dilekçesinde dayandığı deliller toplanmadan karar verildiği görülmüştür. <br>\tAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23).<br>\tAnayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.<br>\tBu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir. <br>\tGerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde;\"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.(2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir.\" hükmüne yer verilmiştir.<br>\tHukuki dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.<br>\tBu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.<br>\tBu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum \"silahların eşitliği ilkesi\" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, S.; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115).<br>\tAnayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34).<br>\tAdil  yargılanma  hakkının  içinde yer  alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, O./ Nalbant, A.: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637).<br>\tHukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 32).\t<br>\tAnayasa’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelemek zorundadır.<br>\tNitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34).<br>\tBununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171).(Yargıtay Hukuk Genel  Kurulu  09.03.2021 tarih, 2017/(7)9-1564 E, 2021/235  K sayılı ilamı)<br>\tBasit yargılama usulünde taraflar dava ve cevap dilekçeleri ile delillerini göstermek, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirtilecekse bunu dava ve cevap dilekçesinde belirtilmesi zorunludur.<br>\tİspat faaliyetinin konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. <br>\tHukuki dinlenilme hakkı, yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucu ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur.<br>\tBu hak ayrıca 6100 sayılı Kanunun 27. maddesinde “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, Mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.” şeklinde düzenlenmekle birlikte, bu ifadeleri de kapsayan çok daha geniş bir anlama sahiptir.<br>\tKamu düzeni ile ilgili olan bu hak çerçevesinde, yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile mümkündür. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme ve bu kapsamda adil yargılanma hakları ihlal  edilmiş olacaktır.<br>\tDavacı vekilince dava dilekçesinin deliller kısmında açıkça  tanık, giriş çıkış irsaliye fatura, puantaj kayıtları, bilirkişi incelemesi, yemin vb. şeklinde delillere dayandığı görülmüştür.<br>\tMahkemece, Dairemiz kaldırma kararı gereği bahsi geçen deliller toplanmadan davacının işçi olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tBu itibarla, mahkemece  davacının ancak dava dilekçesinde bildirdiği talepleri (davacının davalı şirkette hizmet akdinin haksız fesh edilmesi nedeniyle talep ettiği fazla mesai, hafta tatili, bayram ve genel tatil, masraf, ücret, prim, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücret alacağı)  uyarınca inceleme yapılabileceği, davacı tarafça dava dilekçesinde bildirdiği ve getirilmesini talep ettiği, uyuşmazlığın çözümünde ve davacının iddiasının ispatında  etkili olabilecek  delilleri  toplanmadan ve değerlendirilmeden davanın reddine  karar verilmesi usul ve esasa aykırı olup,  hukuki dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” nın  ihlâli niteliğinde olup, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır.<br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin  uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,6100 sayılı HMK'nun 353/1-a-6. bendi uyarınca mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,  <br>\t2- Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/12/2022 tarih 2022/119 Esas 2022/719 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>\t4-Davacı tarafça yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa  iadesine, <br>\t5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\t6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/10/2025<br><br>Başkan -         Üye -             Üye -              Zabıt Katibi -<br>\t\t\t\t<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"95fe013ed5536872","SID":"d612ae11f158e2c9"}}