{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2025/1610 - 2025/1967<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2025/1610 <br>KARAR NO\t: 2025/1967<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                K A R A R <br><br><br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK <br>\t\t  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 07/10/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/453 E.  -  2021/318 K.<br><br><br><br>DAVA\t: YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tDairemizce verilen 11/10/2024 tarih ve 2022/1384 Esas, 2024/1565 Karar sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/07/2025 tarih ve 2025/78 Esas, 2025/4967 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş olmakla, dava Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br> TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t: Davacı vekili, müvekkilinin \"...” ad ve logolu televizyon kanalının uzun yıllardır yayında olduğunu, \"...\" ibareli tescilli markalarının da bulunduğunu, davalı gerçek kişinin 2017/81131 sayılı ve  \"manset24\"  ibareli başvurusuna yaptıkları itirazlarının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen kabul edilerek, başvuru kapsamında 38. sınıfta yer  alan \"Radyo ve televizyon yayın hizmetleri, Haber ajans hizmetleri\" nin çıkarıldığını, müvekkilinin bu karara karşı yaptığı itirazının da dava konusu YİDK kararı ile reddine karar verildiğini, oysa başvuru kapsamında bırakılan 38. sınıf  \"haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil)\" hizmetleri yönünden de tarafların markları arasında iltibas koşullarının bulunduğunu, müvekkilinin markalarının tanınmış olduğunu, \"...\" logolu televizyon kanalının yıllardır yayında olduğunu, ayrıca \"...\" ibareli alan adlı web sitesinde tv yayını yaptığını, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, 2018-M-9374 sayılı YİDK kararının iptaline, başvurunun tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>Diğer davalı davaya cevap vermemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davaya konu markanın kapsadığı “Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil)”nin  itiraza mesnet 2015/89968, 2008/65719, 2007/09598, 2007/09597, 2007/09596, 2007/09595, 2007/09594, 2007/09593, 2007/09592, 2007/09591, 2007/09589, 2007/09588, 2007/09586, 2007/09585, 2007/09584, 2007/09583, 2007/09582, 2007/09580, 2007/09579, 2007/09578, 2006/41155  sayılı markalarının markaların kapsadığı hizmetler ile benzer olduğu, kalan mal ve hizmet sınıfları yönünden benzerlik bulunmadığı, tarafların marka işaretleri arasında da   biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, bu itibarla tarafların markaları arasında “Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil).” hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK’nın 6/(1) maddesi anlamında iltibas tehlikesinin bulunduğu,  işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu, diğer taraftan davacının SMK'nın 6/3, 6/5, 6/6 ve 6/9 maddelerine dayalı iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne YİDK'ın 2018-M-9374 sayılı kararının 38. sınıfta yer alan \"haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil)\" hizmet sınıfı yönünden iptaline, fazlaya dair talebin reddine, dava konusu marka tescil edilmediğinden hükümsüzlükle ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, somut olaya bakımından SMK'nın 6/3, 6/5 ve 6/6 maddesindeki koşulların da oluştuğunu, müvekkilinin markalarının tanınmış olduğunu, bu yönde mahkeme kararları bulunduğunu, müvekkilinin \"...\" ibareli tv kanalının en bilinen televizyon kanallarından olduğunu, dava konusu başvurunun kötü niyetli bulunduğunu, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının müvekkilinin markasından haberdar olmadığının söylenmeyeceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesinin kısmen ret kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>Davalı ... vekili, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında , başvuru kapsamında bırakılan “Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil).” hizmetleri yönünden iltibas koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesinin kısmen kabul kararının kaldırılmasını ve davanın  tümden reddini istemiştir.<br>Diğer davalı vekili, tarafların markları arasında iltibas bulunmadığını, dava konusu başvurunun asli unsurunun \"...\" ibaresinde oluştuğunu, başvuruda yer alan \"...\" ibaresinin davacının markalarından farklı şekilde tertip edildiğini, \"...\" ibaresinin davacının tekeline bırakılmayacağını, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesinin kısmen kabul kararının kaldırılmasını ve davanın  tümden reddini istemiştir.  <br><br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Dairemizce;  davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurularının ise  dava konusu  \"... ...\" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet  2015/89968, 2008/65719, 2007/09598, 2007/09597, 2007/09596, 2007/09595, 2007/09594, 2007/09593, 2007/09592, 2007/09591, 2007/09589, 2007/09588, 2007/09586, 2007/09585, 2007/09584, 2007/09583, 2007/09582, 2007/09580, 2007/09579, 2007/09578, 2006/41155 sayılı ve \"...\" ibareli markaları arasında, uyuşmazlık konusu 38 sınıf hizmetler yönünden emtia benzerliği bulunsa da marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından, karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı  gerekçesiyle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca davanın reddine dair hüküm tesis edilmiştir.<br><br><br><br><br><br>YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN 08/07/2025 TARİH VE 2025/78 ESAS, 2025/4967 KARAR  SAYILI SAYILI İLAMININ ÖZETİ: Dairemiz kararının, davacı vekilince temyizi üzerine anılan Yargıtay ilamı ile özetle, somut olayda, dava konusu davalı marka başvurusunun davalı Kurum nezdinde tescil sürecinde, davacının itirazı üzerine, Markalar Dairesince davacının mesnet markaları ile davalının başvuru markası arasında markayı oluşturan ibareler anlamında benzerliğin bulunduğu kabulü ile başvurunun ihtiva ettiği sınıflar bakımından ayıklamaya gidildiği itirazın kısmen kabulüyle başvuru konusu marka kapsamından davacı mesnet markaların ihtiva ettiği benzer sınıfların çıkartılmasına kararı verildiği, ardından, davacı tarafından yapılan yeniden inceleme talebinin ise YİDK tarafından reddedildiği, davacı tarafından ise iş bu YİDK kararının iptali ile dava konusu başvuru markasının tümüyle hükümsüzlüğünün talep  edildiği, ilk derece mahkemesince markaların benzerliğinden hareketle hüküm kurulduğu, Dairemizce ise markalar arası benzerlik bulunmadığı ve Kanun'un aradığı iltibas tehlikesinin somut olayda bulunmadığı gerekçesiyle davanın tümüyle reddine karar verildiği ancak anılan başvuru markasının işlem dosyasından da anlaşılacağı gibi itiraz eden davacının aleyhine ve dava edilen YİDK kararı ile kabul edilen benzerlik olgusunu aşacak şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, zira itiraz yoluyla sürece müdahale eden davacının hukuki durumunun, dava yoluyla daha da ağırlaştırılmasının, müktesep haklarının gözetilmemesinin yargılamanın temel usul ve ilkelerine aykırı olup markalar arası benzerliğin kabulü ile sınıfsal inceleme yoluna gidilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı<br>gerekçesi ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. <br><br>GEREKÇE\t:Dava, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkin olup, Dairemizce davanın reddine karar verilmiş, bu karar yukarıda anılan gerekçe ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmuştur. <br>\tBozma ilamında, başvuru markasının işlem dosyasından da anlaşılacağı gibi, itiraz eden davacının aleyhine ve dava edilen YİDK kararı ile kabul edilen benzerlik olgusunu aşacak şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesine yer verilmiştir. <br>\tAncak,  2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 9. maddesine göre \"Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır\". Yine Anayasa’nın 138. maddesinin 1. fıkrasında ise, \"Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.\" düzenlemesi bulunmaktadır. Bu anayasal düzenlemeler dikkate alındığında, yargı yetkisinin kullanılmasının kanun ve hukuk kuralları çerçevesinde karar (hüküm) vermek anlamına geldiği söylenebilir (Yargıtay HGK, 2019/(7) 9-759 Esas, 2021/1663 Karar). <br>Anayasanın bu hükümleri dikkate alındığında, idari bir makam olan Türk Patent ve Marka Kurumunun markalar arasında benzerlik bulunduğu yönündeki değerlendirmesinin, yargı yetkisini, Türk Milleti adına kullanan bağımsız ve tarafsız mahkemeleri bağlayacağı düşünülemeyecektir. Aksinin düşünülmesinin, öncelikle yargılama yetkisine müdahale olacağı, bunun da Anayasaya aykırı bulunacağı kanaatine varılmıştır. <br>\tDiğer taraftan bu durum hukuki güvenlik ilkesine de aykırılık oluşturacaktır. Zira, Türk Patent ve Marka Kurumunun markalar arasında benzerlik bulunduğu veya bulunmadığı yönündeki değerlendirmesinin, mahkemeleri de bağlayacağı bir an için kabul edildiğinde, idari aşamada itiraza açıkça uğramayan hususların, yargı mercilerinin önünde görülen davalarda olduğu gibi kesinleşeceği sonucu doğacak, idarenin yaptığı idari işlemi her zaman geri alabileceği de düşünüldüğünde, bunun hukuk kurallarının belirli, istikrarlı ve öngörülebilir olması, bu anlamda kişilerin devlete güven duymaları ve bu güvenin de hukuk kuralları çerçevesinde korunması anlamına gelen hukuki güvenlik ilkesine de aykırılık oluşturacaktır. Ayrıca bu durumda yargı yetkisinin kullanımının idari makamların kararı ile şekillenmesi, örneğin Yargıtay içtihatları uyarınca benzerliği sabit bulunan bir markanın, somut olaydaki gibi idari makam kararı uyarınca benzer bulunmaması nedeniyle mahkemece de benzer bulunmaması zorunluluğunun doğması, böylece aynı marka yönünden birbirine zıt yargı içtihatlarının ortaya çıkması pek muhtemel olacaktır. <br>\tDiğer taraftan söz konusu durumun usuli kazanılmış hak yarattığı düşüncesi de doğru değildir. Zira usule ait kazanılmış hak, Usul Hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı. Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır (Yargıtay HGK, 2023/5-1067 Esas, 2025/388 Karar). <br>\tBu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere usulî kazanılmış hak, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Yargısal nitelikte bir faaliyette bulunmayan idari bir makamın kararına yönelik olarak açık bir şekilde itiraz edilmemesi halinin, diğer taraf yararına usuli kazanılmış hak yaratmasından bahsedilmesi, esasen idari makamın kararına yargısal bir nitelik tanımak anlamına gelir ki bu kabulün, ancak yargı mercileri önünde yapılan yargılama faaliyeti sırasında ortaya çıkabilecek usulü kazanılmış hak kavramıyla da bağdaşmayacağı açıktır.  <br>\tAyrıca Yargıtay bozma ilamında, itiraz yoluyla sürece müdahale eden davacının hukuki durumunun, dava yoluyla daha da ağırlaştırılmasının yargılama usul ve ilkelerine aykırı olduğu gerekçesine de yer verilmiştir. Oysa somut uyuşmazlık incelendiğinde, davalının başvurusuna davacı tarafça itiraz edilmesi üzerine Markalar Dairesince başvuru kapsamından bir kısım malların çıkarıldığı, bir kısım malların çıkarılmadığı, başvuruda kalan mallar için davacının itiraz ettiği, YİDK tarafından başvuruda kalan mallar yönünden markalar arasında iltibas bulunmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı da bu YİDK kararının iptalini istemiştir. Yani Markalar Dairesi ve YİDK tarafından iltibas bulunmadığı konusunda bir kısım mallar yönünden karar verilmiş ve davacı tarafça da başvuruda kalan bu mallar yönünden dava açılmıştır. Dolayısıyla başvurudan çıkarılan ve SMK'nın 6/1. maddesi uyarınca benzer bulunan mallar dava konusu değildir. Bu durumda yargı mercilerinin başvuruda kalan malları için SMK'nın 6/1. maddesi şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirmesi, bunu yaparken de ibareler arasında benzerlik olmadığı gerekçesine dayanması, başvurudan çıkarılan malların dava konusu olmaması nedeni ile itiraz yoluyla sürece müdahale eden davacının hukuki durumunun, dava yoluyla daha da ağırlaştırılmasına yol açmayacaktır.  <br>\tYine somut uyuşmazlıktaki gibi YİDK kararının iptali istemi ile birlikte hükümsüzlük istemi ile açılan bir davada, davalı başvuran tarafça YİDK kararının iptali davasından bağımsız olarak, başvuru konusu markasının, davacının itiraza dayanak markaları ile ibareler yönünden de benzer olmadığını savunması mümkündür. Bu durumda da hükümsüzlük davası açısından, davacının itiraza dayanak markaları ile davalının başvurusunun, ibareler yönünden benzer olup olmadığının da tartışılmasının gerekeceği açıktır. Yargıtay bozma ilamındaki görüşün kabulü halinde, aynı emtealar için YİDK kararının iptali davası yönünden ibareler arasında benzerlik değerlendirmesinin yapılamayacağı, hükümsüzlük davası yönünden ise yapılabileceği sonucu ortaya çıkar ki bu sonuç dahi, YİDK kararının iptali davasında YİDK kararı ile kabul edilen benzerlik olgusunun aşılamayacağı gerekçesinin doğru olmadığını açıkça gösterir. <br>Açıklanan nedenlerle Dairemizce bozma ilamındaki görüşlere iştirak edilmemiş ve davanın reddine ilişkin kararda direnilmesine karar verilmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Dairemizin 11/10/2024 tarih ve 2022/1384 Esas, 2024/1565 Karar sayılı kararında DİRENİLMESİNE<br>\t2-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t3-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar ..., ... vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07/10/2021 gün ve 2018/453 Esas - 2021/318 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,<br>\t4-Davanın REDDİNE,  <br>5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 35,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 579,50-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>\t6-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,<br>\t7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,<br>\t8-Davalı Kurum tarafından istinaf aşamasında yapılan 100,00-TL posta ve tebligat gideri, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan 320,70-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı Kuruma verilmesine, <br>\t9-Davalı ... tarafından ilk derece yargılamasında yapılan 72,00-TL posta masrafı, istinaf aşamasında yapılan 120,00-TL posta ve tebligat gideri, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan 412,70-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, <br>\t10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara  iadesine (HMK m.333),<br><br>\t11-Davacıdan alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>\t12-Davalı Kurum ve davalı ... tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 80,70'er-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı kuruma ve davalı şahsa iadesine, <br>\t13-Davalı ... kendisini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiğinden ve anılan davalı vekili duruşmaya katıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T' nin 2/4 maddesine göre hesaplanan 16.000,00-TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,<br><br>\tDair, duruşmaya katılan davacı vekilinin, davalı ... vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafın yokluğunda, yapılan açık yargılama sonucunda 22/10/2025 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.   22/10/2025          <br><br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/11/2025        <br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"14fc24b19a60fe03","SID":"53dff702b0a24655"}}