{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/114 <br>KARAR NO\t: 2025/1181<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/02/2021<br>NUMARASI\t: 2017/379 Esas -  2021/182 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/09/2025<br>Taraflar arasındaki Menfi Tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 01/07/2010 tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığı, müvekkil sözleşme gereğince 2010-2012 yılları arasında davalı şirketin 35 nolu bayisi olarak Tuzla'da faaliyet gösterdiği, özelleşmeden sonra şirketin çalışma koşullarının zorlaştığı, bayiye hiç bir kazanç getirmeyen aksine zarara yol açan bir sistem kurgulandığı, müvekkilinin davalı ile olan sözleşmesini feshetme kararı aldığı, ihtarname göndererek davalı şirkete ihtar çektiği, 05/05/2012 tarihi itibariyle sözleşme fesih edildiği, feshin üzerinden 2 buçuk yıl sonra davalı şirket müvekkiline Bakırköy 3. İcra müdürlüğü ...esas sayılı dosyası üzerinden 30.651,29TL hesap alacağı icra takibi başlattığı, müvekkilin ihtar çekerek sözleşmeyi fesih ettiğini beyan ederek borcunun olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; cari hesap dökümü ve bayilik sözleşmesinden de görüleceği üzere davacı şirketin borcunun sabit olduğunu müvekkiline herhangi bir ödemede bulunulmadığını, davacı tarafın sözleşmeyi imzalarken sözleşmenin bütün yükümlülüklerine uyacağını bildirdiği için sözleşmeye imza attığı taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin sözleşmeye aykırılık halleri, fesih, tazminat, cezai şart başlıklı 20. Maddesinde taraflardan birinin sözleşmeyi feshetmesi halinde yükümlülükleri ve sonuçlarının ilgili maddede ele alındığı davacı tarafın sözleşmeyi herhangi bir gerekçe göstermeden feshettiğini, bu fesih karşısında müvekkil şirketin sözleşmeden doğan haklarını kullandığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...menfî tespit davasında ispat yükünün, kural olarak davalı alacaklıya düştüğü, davacı (borçlunun), davalı (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmesi halinde, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükünün davalıya düşeceği, çünkü, hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia edenin davalı olduğu, bu nedenle ispat yükünün davalı alacaklıya düştüğü, (HMK m. 190; MK m.6), dosyada delillerin toplandığı bilirkişi raporlarının alındığı, davalı tarafın ... bayilik sözleşmesini ibraz ettiği, sözleşme konusunun 3. Maddede, davalı tarafın hak ve yükümlülüklerinin 4. Maddede, bayinin hak ve hükümlülüklerinin  5. Maddede, teminatın 18. Maddede, sözleşmenin feshinin 20. Maddede düzenlendiği, sözleşmenin 29. Maddesinde eklerin belirtildiği, sözleşmenin feshine ilişkin 20.2 de tarafların herhangi bir zamanda, önceden noterde ihbarda bulunmak koşulu ile  sözleşmeyi herhangi bir sebep göstermeksizin fesih edebileceğinin belirtildiği, davacı tarafça sözleşmenin 05.04.2012 tarihinde fesih edildiği, bir aylık fesih süresinin 05.05.2012 tarihinde dolduğu, davalı tarafın davacı taraf adına borç tahakkuk ettirilen belgelerin mali  müşavir bilirkişi ... tarafından sunulan rapor ve ek raporda incelendiği, davacı tarafın 2012 ve 2014 yılı ticari defterlerinin usule uygun tutulmadığı, 2013 yılı ticari defterlerinin ise usule uygun tutulduğu, davacı tarafın 2012 yıl sonu itibariyle davacı tarafın davalı taraftan prim gelirlerine ilişkin 2 adet fatura nedeniyle davalı taraftan 8.120,71 TL alacaklı olduğu, davalı tarafın ticari defterlerinde de bu faturaların kayıtlı olduğu, davacı tarafın 2012 yılı ticari defterinde davalı adına 1.100,02 TL bedelli alacak kaydına rastlandığı, davacı tarafın 2012-2013-2014 tarihli ticari defterlerinde 3 adet fatura haricinde davalı şirket ile olan ticari ilişkilerinde başkaca bir alacak borç kaydına rastlanmadığı,  davalı tarafın 2012-2013-2014-2015-2016-2017 yılı ticari defterlerinin TTK hükümlerine uygun olarak tutulduğu, sözleşme fesih tarihi olan 05.05.2012 tarihi itibariyle davalı şirket ticari defterlerine göre borç tutarının 16.676,84 TL olduğu,  bu miktar dışında icra takibinde talep edilen alacağın fesih tarihinden sonraya ilişkin kısım olduğu, sözleşmenin feshi tarihinden sonra davacı şirket adına borç tahakkuklarının prim ve ceza kesintisi ana başlığı altında toplandığı, gerek  sözleşmenin fesih tarihinden önce gerekse sözleşmenin feshi tarihinden sonra davacı şirket adına düzenlenen faturaların davacı şirketin defter kayıtlarında bulunmadığı, bu faturaların  davacı şirkete tebliğinin de ispata muhtaç olduğu, salt fatura düzenlenmesinin adına fatura düzenlenen kişiyi, fatura düzenleyene karşı borçlu duruma düşürmeyeceği, adına fatura düzenlenen kişinin borçlu sayılabilmesi için, VUK.nun 230. md.ne göre hazırlanmış faturayı, usulüne uygun biçimde tebellüğ ettiği halde 8 gün içinde münderecatı halkında itiraz etmemiş olması, ya da fatura konusu mal veya hizmetin adına fatura düzenlenen kişi veya kuruma tesliminin belgelenmesi gerektiği, bu iki teslim veya tebliğden biri varit olmadan düzenlenen faturanın borç doğurmayacağı, bu yasal düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerektiği,  ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki faturanın, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belge olduğu, başka bir deyişle faturanın, akdin şartlarını belirleyen değil, belirlenmiş olan şartların bir kısmını gösteren belge olduğu,  faturanın, onu teslim alan muhatabı borç altına sokabilmesi için her şeyden evvel borç doğurucu bir hukuki ilişkinin mevcudiyeti ve faturanın da bu ilişki nedeni ile düzenlenmiş olması gerektiği, ticari defterlerin delil olma hususunun HMK  222. maddede düzenlendiği, ticari defterlerin usule uygun tutulmaması alacağın varlığı için tek başına yeterli olmayıp davalının kayıtlarındaki alacağın davacı kayıtlarınca da ispatlanması gerektiği,  davalının defterline kayıtlı olan ve davacı defterinde kayıtlı olmayan faturaların davacıya tebliğ edildiğinin ve bu fatura içeriğinin taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre düzenlendiğinin davalı tarafca ispatı gerektiği, davalı tarafın sözleşmesinin fesih edildiği tarih olan 05.05.2012 tarihinden sonra fatura düzenleyerek davacıdan cezai şart/alacak talep edemeyeceği, sözleşmenin feshinden öncede cezai şart talep edebilmesi için sözleşmede cezai şarta ilişkin madde şartlarının gerçekleştiğinin ispatı gerektiği, davalı tarafça icra takibine konu alacak ile faiz talep şartlarının gerçekleştiğinin ispat edilemediği,  davacının davalıya icra takibi sebebiyle borçlu olmadığı tespit edilerek davacının menfi tespit davası kabulüne...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Mahkemece verilen kararın gerekçesinde belirtildiği gibi hiçbir şekilde cezai şart talep edilmediğini, sözleşme feshinden sonra da cari hesaba yeni bir alacak kaydının girilmediğini, bayiye fraud'a konu işlemlerinin sonradan tespit edilmesi sebebiyle sözleşme hükümlerine uygun olarak kesinti yapıldığını, gerekli delillerin mahkemeye sunulduğunu, mahkeme tarafından bu deliller ile birlikte ticari defter kayıtlarının incelemesinde de davacı taraftan alacaklı olduklarının ortaya çıktığı halde yapılan eksik inceleme neticesinde davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, müvekkili şirket tarafından sözleşme sona erdikten sonra cari hesaba yansıtılan prim ve ceza kesintileri davacı tarafın hak edişleri ile birlikte bir bütün halinde incelenmesi gerektiğini, cari hesap ilişkisinin amacına uygun olarak takas-mahsup neticesinde bir alacak-borç durumu belirlenmesi gerektiğini, dava dosyasına sunulan ve bilirkişilerce incelenen ticari defterlerin usulüne göre tutulduğu ve tarafları lehine delil teşkil ettiği belirtilmesine rağmen mahkeme tarafından bu hususun dikkate alınmadığını, tüm bu açıklamalar neticesinde alacaklarının bilgi ve belgelerle ispat edildiği halde mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.<br>GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesi kapsamında icra takibine konu edilen alacak nedeniyle davacının davalıdan borçlu olmadığının tespiti istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının bayilik sözleşmesi kapsamında   davacıdan alacaklı olup olmadığı noktasındadır. Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı takip borçlusu hakkında, Bakırköy 3. İcra müdürlüğü ...esas sayılı takip dosyasında \"... konulu alacak\" sebebine dayalı olarak 30.651,29 TL asıl alacak, 4.038,71 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 34.690 TL alacağın tahsili istemiyle 13.10.2014 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz edilmemesi üzerine takip kesinleşmiştir.Davacı tarafça, 2004 sayılı İİK'nun 72. maddesi uyarınca icra takibine konu asıl alacak yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Taraflar arasında “Bayilik Sözleşmesi” imzalanmış olup, sözleşmenin 19. Maddesinde, sözleşmenin süresinin, sözleşmenin imza edildiği tarihten itibaren bir yıl olduğu, davalının, sözleşmenin süresinin hitamından bir ay önce yazılı bildirimi ile sözleşme sona erdirilmediği takdirde aynı koşullarla gelecek her yıl için yürürlükte kalacağı, sözleşmenin süresinin otomatik olarak uzaması halinde sözleşme süresinin hiçbir şekilde beş yıldan fazla olamayacağı ve tarafların beş yılın sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istedikleri taktirde aralarında anlaşarak yeni bir sözleşme imzalayacakları düzenlenmiştir. Sözleşmenin 20.2. Maddesinde de davalının yedi gün önceden, davacı bayinin ise bir ay önceden noter kanalı ile ihbarda bulunmak koşulu ile işbu sözleşmeyi her zaman sona erdirilebileceği düzenlenmiş olup, bu düzenleme ile her iki tarafa sözleşmeyi feshetme hakkı tanınmıştır.Davacı tarafından davalı hakkında keşide edilen Kartal 10.Noterliğinin 04.04.2012 tarih, ... yevmiye nolu ihtarnamesinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davacı tarafça feshedildiği bildirilmiş, fesih ihtarı davalıya 05.04.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.  Tarafların kabulündeki 01.07.2010 tarihli bayilik sözleşmesinin bayinin hak ve yükümlülükleri başlığı altında düzenlenen 5. Maddesinin 4. bendinde, davacının sözleşme faaliyetlerinde davalı tebliğlerine, talimatlarına, duyurularına emirlerine, standart ve yönetmeliklerine aynen riayet edeceği ve herhangi bir sebeple bunlara aykırı hareket etmeyeceği,  sözleşmenin 23. maddesinde davalı tarafından uygulamalara ilişkin işlemlerin prosedürler ile ilgili zaman zaman bildirilecek hususlar ve değişikliklere ilişkin duyuruların davacıya yapılmış bir bildirim olarak kabul edeceğinin hüküm altına alınmıştır . Sözleşmenin 29.maddesinde satış ve kurulum esasları, bayi prim sistemi, ceza sistematiği, muvafakatname,  duyurular gibi eklerin sözleşmenin taraflarca imzalanması anında, davacı bayi tarafından okunduğu ve kabul edildiği, eklerin sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olarak tarafları bağlayacağı,  sözleşmede hüküm ve tanım bulunmayan hallerde eklerde yer alan hüküm ve tanımların uygulanacağı kararlaştırılmıştır.Sözleşmenin 5.2.maddesinde davacı bayinin kurulum hizmetini zamanında vermemesi, arızaya süresinde müdahale etmemesi durumlarında kurulum komisyon bedelinin iki katı tutarındaki meblağ cezai şart olarak davalıya ilk talebi üzerine ödeyeceği, 5.15. Maddesinde davacı bayinin, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirirken 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan ikincil mevzuata aykırı eylemlerinden dolayı da bizzat sorumlu olduğu, davacı  bayinin bu maddeye aykırı eylemleri/işlemleri nedeniyle davalının abonelere ve üçüncü şahıslara ücret ve/veya tazminat ödemesine neden olduğu takdirde, ödenen tazminatı, yapılan tüm masrafları  ve davalının uğramış olduğu tüm zararları ilk talepte, 3 gün içerisinde 5.43'de belirtilen faiz dahil tüm ferileriyle birlikte, davalının  bu nedenle davacı bayiye ceza kesme hakkı da saklı kalmak kaydıyla, defaten davalıya  ödemeyi  kabul ve taahhüt ettiği, 5.19.maddesinde davacı bayinin tahsilat tutarlarının süresi içerisinde ödememesi halinde, gecikilen süre ve ödenmeyen miktar için gecikme faizi olarak, 5.43 maddedeki faizi ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiği, ayrıca, ekli Ceza Sistematiği'ndeki cezanın da uygulanacağı, sözleşmenin 17.10.maddesinde davacı bayinin prim tutarlarının, davacının davalıya olan borçlarına (sözleşme uyarınca tahakkuk ettirilecek gecikme bedeli ve çezalar da dahil) takas ve mahsup edileceğini, davalı nezdinde herhangi bir alacağının bulunmaması halinde davalının  takdirine bağlı olarak davacının  teminat mektubunun nakde çevrilerek tahsil edileceğini ya da davacı tarafından nakden ödeme yapılmasının talep edilebileceğini beyan, kabul ve taahhüt ettiği düzenlenmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer   tarafın  ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.  Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde  ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan  bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza  uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu  sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf,  faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil edecek olup, bu ticari defter kayıtlarının aksinin aynı nitelikte yazılı delil ile ispatlanması gerekmektedir.  Somut olayda davalı ticari defterleri üzerinde bilirkişi aracılığıyla yapılan incelemede, davalı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davalı şirketin davacı adına son işlem tarihinin 13.10.2014 olduğu, takip tarihi itibariyle davacının davalıya 30.651,29 TL borçlu olduğu, sözleşmenin fesih tarihi olan 05.05.2012 tarihinden sonra davacı adına borç tahakkukuna esas faturaların hesap ekstresinde “prim ve ceza kesintisi” ana başlığı altında yer alan alt açıklamalarının/içeriklerinin ADSL satış hedef prim iadesi, Upsli hedef prim iadesi, ADSL prim iadesi, 3P prim iadesi, 36 prim iadesi, tahsilat prim iadesi, portföy performansı prim iadesi, tahsilat & pstn hedef prim iadesi, operasyonel destek prim iadesi, ... mobil 3g prim iadesi, hatalı ve sanal işlem zarar bedeli, hatalı ve sanal işlem ceza bedeli, hatalı ve sanal işlem Tivibu web prim iade, ... eksik evrak kesintisi, eksik stok modem bedeli şeklinde olduğu, sözleşmenin fesih tarihi öncesinde de benzer içerikteki borç tahakkuklarının yapıldığı tespit edilmiş iken; davacı ticari defterleri üzerinde bilirkişi aracılığıyla yapılan incelemede, davacının 2012 ve 2014 yılı ticari defterlerinin TTK hükümlerine uygun tutulmadığı, 2013 yılı ticari defterlerinin ise usulüne uygun tutulduğu, takip tarihi  itibarıyla davacının  satıcılar hesabı ilgili alt hesabında davalı şirkete 1.400,02 TL borçlu,  alıcılar hesabi ilgili alt hesabında ise davalı şirketten 8.120,71 TL alacaklı olduğu, sözleşmenin fesih tarihi öncesinde ve fesih tarihinden sonra davalı tarafından tanzim edilen “prim ve ceza kesintisi” içerikli faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, dosya içeriğine fatura teslimlerine ilişkin kargo teslim belgelerinin sunulmadığı tespit edilmiştir.Taraflar arasında bayilik sözleşmesi ve ekleri yönünden herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Davacı, bayilik sözleşmesini feshettiğini, icra takibine konu edilen alacak nedeniyle davacıya borçlu olmadığını iddia ederek davayı açmış, davalı ise yargılama aşamasında icra takibine konu edilen alacağın, davacı bayi tarafından fraud işlemleri yapılmış olması nedeniyle sözleşme ve sözleşmeye ekli düzenlemeler kapsamında kesilen bedel olduğu ileri sürülmüştür. Davalının savunmasına göre icra takibine konu alacak, sözleşmenin feshine bağlı olmadığından somut olayda sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığının tartışılmasına gerek yoktur. Diğer yandan menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, eş söyleyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6).Tarafların kabulündeki bayilik sözleşmesinde, fraud, bayinin sözleşme konusu faaliyetlerde kötüniyetli davranışlarla evrakta sahtecilik, hileli işlemler, var olmayan abonelik tesisi v.b. Tüm eylem ve işlemleri nedeniyle ... ve/veya abonelerin/müşterilerin ya da üçüncü kişilerin zarara uğradığı haller olarak tanımlanmış olup, davalı söz konusu ceza uygulamalarının sözleşme ve ceza prosedürü hükümleri doğrultusunda kesilmiş olduğunu savunmuş olmakla birlikte savunmasına dayanak bilgi ve belgeleri dosya içerisine ibraz etmemiştir.Somut olayda taraflar arasındaki sözleşme ve sözleşme ekindeki düzenlemelerin varlığı, davalının ceza kesintisi yaparak bunu davacı bayiden tahsil edebilmesi için yeterli değildir. Davacı tarafça kabul edilmeyen prim ve ceza kesintisi açıklaması içeren faturalar konusunda ispat yükü üzerine düşen davalının, bu faturaları  dayanaklarıyla  birlikte usul ve yasaya uygun şekilde sözleşme hükümleri kapsamında gerçekleştirilmiş olduğunu ispatlaması gerekir. Davalı tarafça, icra takibine konu edilen alacağı oluşturan ve davacının defterlerinde kayıtlı olmayan ceza ve kesinti faturalarının dayanak vakıaları açıklanıp, belgelendirilmediği gibi davacı bayiye, sözleşmenin feshinden önceki ve sonraki tarihlerde uygulanan bu prim ve ceza kesintilerinin sözleşme ve eklerine uygun olduğunun da ispatlanmadığı anlaşılmakla mahkemece icra dosyasına konu asıl alacak yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi  isabetli olmuştur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 523,44 TL harcın, alınması gerekli olan 2.093,78 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.570,34 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 23/09/2025<br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fb110c7660cc58c6","SID":"584cba46a462824a"}}