{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/272 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1492 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2022/415 Esas -  2022/1122 Karar <br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 25/09/2025<br> İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “…Müvekkili şirketin tekstil sanayi alanında faaliyet gösteren bir şirket olduğunu ve operasyonel merkezinin uyuşmazlığa konu satışın gerçekleştiği tarihte Kahramanmaraş ilinde olduğunu, davalının ana işletme merkezinin ise İstanbul'da olduğunu, davalının müvekkil şirketten satın almış olduğu pamuk ipliği satışı neticesinde 28.09.2021 tarihinde bu satış için 13.763,95 USD tutarında fatura tanzim edildiğini, satış konusu mallar için sevk faturası düzenlenerek davalı şirkete nakledildiğini, satışa konu ürünlerin davalı şirket tarafından teslim alındığını, yabancı para üzerinden fatura kesildiğini, bunun üzerine müvekkil şirket alacağına ulaştığı zaman kur farkından kaynaklanan 63.969,00 TL zararını 02.02.2022 tarihinde faturalandırarak davalı şirkete gönderdiğini, davalı şirketin faturayı kabul edip aldıktan sonra zararın 20.000,00 TL kısmını müvekkil şirkete ödediğini, ancak gelinen bu aşama da davalı şirket borcunun kalan kısmı olan 43.969,00 TL kısmını ödemeye yanaşmadığını, bunun üzerine müvekkili şirketin, davalı şirket aleyhine Küçükçekmece 1.İcra dairesi ... E. dosyası ile takip başlattığını, davalı şirketin, kabul ettikleri ve bir kısım ödeme yaptıkları faturaya rağmen, müvekkil şirkete hiçbir borcu yoktur iddiasıyla, takibe itiraz edip haklı olan icra takibinin durmasına sebebiyet verdiğini, davalı şirket tarafından 63.969,00 TL'lik kur farkı faturasının kabul edilip 20.000,00 TL'lik kısmın ödenmesine rağmen ve arabulucu görüşmelerinde, kısmı ödeme yapmayı kabul eden davalı şirketin, haksız ve hukuki mesnetten uzak itirazlarının reddi gerektiğini, izah olunan nedenlerle; davanın kabulüne, davalı borçlunun Küçükçekmece 1. İcra dairesi ... E. Sayılı icra dosyasında ileri sürdüğü haksız ve kötü niyetli itirazlarının iptaliyle takibin devamına, davalı borçlunun icra takibine konu asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama harç ve giderleri ile karşı vekalet ücretinin davalı borçlu taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep edildiği…” görülmüştür.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; “…Davacının kur farkı alacağının bulunduğunu iddia ettiği ve alacak iddiasının dayanağı olarak da 23/09/2021 tarihli, ... nolu ve 13.760,95 USD bedelli fatura ile 02/02/2022 tarihli, ... nolu ve 63.969,00 TL bedelli faturayı gösterdiğinin görüldüğünü, oysa davacının, Küçükçekmece 1. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile başlattığı icra takibinde 23/09/2021 tarihli, ... nolu ve 13.760,95 USD bedelli faturaya dayanmadığı gibi icra dosyasına bu faturayı sunmadığını, davacının takip dosyasına 02/02/2022 tarihli, ... nolu ve 63.969,00 TL bedelli fatura ile birlikte 14/09/2021 tarihli, GIB2021000000003 nolu ve 591.501,20 TL bedelli faturayı sunduğunu ve alacak iddiasını bu iki faturaya dayandırdığını, yani davacı tarafın iş bu davada icra dosyasında dayanmadığı belgelere dayandığını, oysa davacının iş bu davada takipte dayanmadığı belgelere dayanmasının mümkün dolmadığını, dava dilekçesinde, davacının müvekkilden kur farkı alacağının bulunduğunun iddia edildiğini, davacı tarafın ödenmediğini iddia ettiği fatura mal/hizmet satışı nedeniyle düzenlenen bir fatura değil, kur  farkı alacağı bulunduğu iddiasıyla düzenlenen bir fatura olduğunu, davacının, kur farkı talep edilebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmede buna ilişkin açık bir hüküm olması veya taraflar arasında bu hususta yerleşmiş bir teamül bulunması gerektiğini, malın geri iadesi suretiyle yapılan ödemeler ile çek keşide edilmek suretiyle yapılan ödemelerde kur fark talep edilmesinin mümkün olmadığını, bono ile yapılan ödemeler bakımından ödeme tarihi, havale ve elden yapılan ödemelerde ise makbuz ve havale tarihi itibariyle kur farkı doğuyorsa bu fark istenebileceğini, somut olayda taraflar arasında davacının müvekkilden kur farkı talep edebileceğine ilişkin herhangi bir anlaşma veya yerleşmiş teamül olmadığını, bu sebeple davacının kur farkına ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, öte yandan ekte sundukları TEB Laleli şubesinin 7002924, 7002925, 7002926, 7002927, 7002929 seri nolu çek suretlerinden ve tahsilat makbuzlarından görüleceği üzere müvekkilinin fatura bedellerini çek keşide etmek suretiyle davacıya ödediğini, Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre çek keşide edilmek suretiyle yapılan ödemelerde kur fark talep edilmesi mümkün olmadığına göre davacının talebinin bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu, dolayısıyla gerek taraflar arasında kur farkı talep edilebileceğine dair sözleşme veya teamül bulunmaması, gerekse de ödemelerin çek keşide edilmek suretiyle yapılması sebebiyle davacının müvekkilden kur farkı talep etmesi mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, açıklanan nedenler ve Sayın Mahkemenizce resen değerlendirilecek diğer nedenlerle; haksız ve mesnetsiz işbu davanın esastan reddine, davacı aleyhine % 20’ den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri, harç ve masraflar ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin arz ve talep edildiği…” görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 29/11/2022 tarih ve 2022/415 Esas -  2022/1122 Karar  sayılı kararında; \"Dava, İİK'nun 67. Maddesine göre alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın icra takibine konu kur farkı faturası karşılığında davacı şirketin alacaklı bulunup bulunmadığına ilişkin  olduğu tespit edilmiştir.Küçükçekmece 1. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine 43.969,00 TL asıl alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı, süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu itiraz ve davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır.Mahkememizce yapılan yargılamada ticari defter ve belgeler üzerinde inceleme yapmak üzere bilirkişiden rapor alınmıştır. Alınan bilirkişi raporuyla davacı ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalının önceden kalan alacağının mahsubu sonucu 41.577,26 TL borçlu olduğu, mahsup yapılmaması halinde ise borcun 43.969,00 TL olduğu tespit edilmiştir.Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK 222. maddede yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Mevcut olayımızda davalının kendisine verilen kesin süre içerisinde ticari defterlerini sunmadığı, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu anlaşılmakla davacı defterleri hükme esas alınmıştır.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.12.2020 tarih,  2020/2682 Esas, 2020/5731 Karar sayılı Kararında; \"Dava, kur farkı ve cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan bedel yabancı para cinsinden olup, davacı, alacağının tahsili için davalı tarafından verilen TL cinsinden düzenlenen çekleri teslim almış olmakla, çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edemez. Davacı tüm alacağının bu bedel üzerinden ödenmesini kabul etmiş bulunmaktadır. Bu nedenle davanın reddi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. \" biçiminde vurgulandığı üzere somut olayda da davacı, alacağının tahsili için davalı tarafından verilen TL cinsinden düzenlenen çekleri teslim almış olmakla, çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edemez. Ancak somut olayda; davalı tarafça kur farkı faturasına itiraz edilmemiş ve kur farkı için 20.000,00 TL ödeme yapılmıştır. Takibin kur farkı faturasından kaynaklı olması ve takiple sıkı sıkıya bağlılık ilkesi nedeniyle davalı şirketin önceden kalan cari hesap alacağının mahsup edilemeyeceği anlaşılmakla 43.969,00 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; asıl alacağın 43.969,00TL olduğu, gerek icra aşamasında gerekse yargılama aşamasında söz konusu borcun ödenmediği anlaşılmakla davacı tarafından davalı aleyhine açılan itirazın iptali davasının kabulü ile likit olan alacağa yapılan itirazdan dolayı davacı lehine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, <br>'' 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının Küçükçekmece 1.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazının 43.969,00-TL asıl alacak üzerinden İPTALİNE, asıl alacağa takip tarihinden itibaren  değişen oranlarda  avans faizi uygulanarak ve takip talebindeki diğer koşullar ile devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,2-Hükmedilen alacağın %20'i olan 8.793,80TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin davacının müvekkilden kur farkı talep etmesinin mümkün olmadığını kabul ettiğini, fakat sonrasında bu kabulü ile çelişki oluşturacak biçimde davanın kısmen kabulüne karar verdiğini, Eldeki dava bakımından uyuşmazlık konusu olan noktanın davacının müvekkilden kur farkı talep edip edemeyeceği hususu olduğunu; cevap dilekçelerinde Yargıtay'ın kur farkı talepleri  ilgili olarak benimsediği ilkelere yer verildiğini ve emsal Yargıtay kararının (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2018/965 E. - 2019/5447 K. Sayılı ve 05/12/2019 tarihli kararı) dosyaya sunulduğunu; Yargıtay'ın kabul ettiği ilkelere göre; kur farkı talep edilebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmede buna ilişkin açık bir hüküm olması veya tarafalar arasında bu hususta yerleşmiş bir teamül bulunması gerektiğini,  malın geri iadesi suretiyle yapılan ödemeler ile çek keşide edilmek suretiyle yapılan ödemelerde kur farkı talep edilemeyeceğini, bono ile yapılan ödemeler bakımından ödeme tarihi, havale ve elden yapılan ödemelerde ise makbuz ve havale tarihi itibariyle kur farkı doğuyorsa bu farkın istenebileceğini, cevap dilekçelerinin ekinde sundukları çek suretlerinden ve tahsilat makbuzlarından görüleceğini müvekkilinin, fatura bedellerini çek keşide etmek suretiyle davacıya ödediğini; Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre çek keşide edilmek suretiyle yapılan ödemelerde kur fark talep edilmesinin mümkün olmadığına göre davacının müvekkilden kur farkı talep etmesinin mümkün olmadığını, mahkemenin kararında da Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/12/2020 tarihli ve 2020/2682 E. - 2020/5731 K. sayılı kararına atıf yapılarak müvekkilin çekle ödeme yapması sebebiyle, davacının kur farkı talep edemeyeceğinin belirtildiğini,  fakat kararda bu  değerlendirme yapıldıktan sonra müvekkilin kur farkı faturasını itirazsız kabul edip kayıtlarına yansıttığı ve 20.000 TL kısmi ödeme yaptığı, bu durumun kur farkı faturasının müvekkili tarafından kabul edildiğini gösterdiğinin ileri sürüldüğünü; kararda yer alan bu değerlendirmelerin hatalı olduğunu, Her şeyden önce 20.000 TL'lik ödemenin kur farkı faturasına ilişkin olduğu yönündeki iddianın gerçeği yansıtmadığını; davacı taraf bu yönde bir iddiada bulunmuş ise de dosyaya bu iddiasını doğrulayacak bir delil sunmadığını; davacı tarafça dosyaya sunulan dekontta böyle bir açıklama olmadığını; müvekkilin de 20.000 TL'lik ödemenin kur farkı faturasına ilişkin olduğu yönünde bir kabulü mevcut olmadığını; hal böyleyken dosyadaki hangi delile istinaden 20.000 TL tutarındaki ödemenin kur farkı faturasının ilişkin olduğunun kabul edildiğinin belli olmadığını,  Müvekkilin davacı tarafça kesilen faturayı defterlerine itirazsız kaydettiği yönündeki iddianın da gerçeğe aykırı olduğunu; gerçekten müvekkile ait ticari defterler üzerinde bir inceleme yapmamış olup, varsayımlardan hareketle bu şekilde bir değerlendirmede bulunmasının mümkün olmadığını,  fatura düzenlenmiş olması veya faturanın diğer tarafın kayıtlarına girmesi fatura düzenleyen tarafın alacaklı olduğunu ispat etmek için yeterli olmadığını; gerçekten  faturanın, verilen hizmet veya yapılan iş karşılığında müşterinin ödemesi gereken tutarı gösteren bir belge olduğunu; faturaya dayalı olarak bir talepte bulunulabilmesi için fatura düzenleyen tarafın müşterisinden mevcut bir alacağının bulunması gerektiğini; eğer bir alacak yoksa, sırf fatura düzenlenmesi ya da faturanın diğer tarafın ticari defterlerine işlenmesi fatura düzenleyen tarafı alacaklı hale getirmeyeceğini,  faturanın, çek veya bono gibi temel borç ilişkisinden mücerret bir belge olmadığını; aksine faturanın, temelinde yatan borç ilişkisine sıkı sıkıya bağlı bir belge niteliğinde olduğunu; şayet temel borç ilişkisine göre bir alacak mevcut değil ise sırf fatura düzenlenmiş olması, fatura düzenleyeni alacaklı kılmayacağını,    Somut olayda Mahkemece de kabul edildiği gibi müvekkilin çekle ödeme yapmış olup, yerleşik Yargıtay kararları gereğince davacının müvekkilden kur farkı talep edemeyeceğini; dolayısıyla faturanın düzenlendiği tarihte davacının müvekkilden mevcut bir alacağı olmadığını; davacının mevcut olmayan bir alacak için fatura düzenlemesi yahut hiçbir şekilde kabul etmemekle birlikte müvekkilin düzenlenen bu faturayı kayıtlarına işlemesinin davacıyı alacaklı hale getirmeyeceğini; ortada bir alacağın olmadığını,  Davacı tarafın taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine ya da ticari defterlere dayalı bir talebi olmadığını; dava dilekçesinden anlaşıldığını, davacı tarafın müvekkilden kur farkı alacağı olduğu iddiasında olduğunu; davacı tarafın ödenmediğini iddia ettiği fatura mal/hizmet satışı nedeniyle düzenlenen bir fatura değil, kur farkı alacağı bulunduğu iddiasıyla düzenlenen bir fatura olduğunu; bu kapsamda  davacının kur farkı talep etmesi mümkün olmadığına göre davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,   Davacının takipte dayandığı belgeler dışındaki belgelere dayanamayacağının gözetilmediğini, dava dilekçesi incelendiğinde davacının kur farkı alacağının bulunduğunu iddia ettiği ve alacak iddiasının dayanağı olarak da 23/09/2021 tarihli, ... nolu ve 13.760,95 USD bedelli fatura ile 02/02/2022 tarihli, ... nolu ve 63.969,00 TL bedelli faturayı gösterdiğini; oysa davacının Küçükçekmece 1. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile başlattığı icra takibinde 23/09/2021 tarihli, ... nolu ve 13.760,95 USD bedelli faturaya dayanmadığı gibi icra dosyasına bu faturayı sunmadığını; davacının takip dosyasına 02/02/2022 tarihli, ... nolu ve 63.969,00 TL bedelli fatura ile birlikte 14/09/2021 tarihli,  GIB2021000000003 nolu ve 591.501,20 TL bedelli faturayı sunduğunu ve alacak iddiasını bu iki faturaya dayandırdığını; yani davacı tarafın iş bu davada icra dosyasında dayanmadığı belgelere dayandığını; oysa davacının iş bu davada takipte dayanmadığı belgelere dayanmasının mümkün olmadığını; Yerleşik Yargıtay kararları da bu yönde olmasına rağmen Mahkemenin davacının icra takibinde dayanmadığı belgeleri esas alarak davanın kısmen kabulüne karar verdiğini,  (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2076 E. -  2020/117 K. Sayılı ve 11/02/2020 tarihli kararı),  İcra inkar tazminatına hükmedilmesi için gerekli koşulların oluşmadığının gözetilmediğini, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için diğer bir takım koşullar ile birlikte alacağın likit olması da gerektiğini; Yerleşik Yargıtay kararlarında ifade olunduğu üzere; “alacağın gerçek miktarı belli ve sabit ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte ve böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün ise başka bir ifadeyle, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise” alacak likittir. Yargıtay kararlarında ifade edilen \"borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda\" olması ile kastedilen, alacağın ve miktarının borçlu tarafından bütün unsurları ile bilinebilir (hesap edilebilir) olması ve bu konuda alacağın tespiti için ayrıca yargılama yapılmasına gerek olmaması olduğunu, somut olayda ihtilaflı bir alacak iddiası mevcut olup, likit bir alacak bulunmadığını; bu kapsamda davacının icra inkar tazminatına ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonucunda verilen istinafa konu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,Davanın kısmen reddine karar veren mahkemenin müvekkili lehine vekalet ücretine hükmetmediğini,  istinafa konu kararın bu yönüyle de usul ve yasaya aykırı olduğunu, eldeki davanın 44.538,19 TL üzerinden açıldığını; mahkemenin ise  43.969,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verdiğini; dolayısıyla davanın kısmen reddine karar verildiğini; buna rağmen müvekkil lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olup, istinafa konu kararın bu yönüyle de usul ve yasaya aykırı olduğunu, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenler ve resen değerlendirilecek diğer nedenlerle; istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın esastan reddine, davacı aleyhine % 20’ den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri, harç ve masraflar ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki ticari satış ilişkisi kapsamında tanzim edilen kur farkı faturasından bakiye kısmın tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava konusu takip dosyası kapsamından, davacının davalı aleyhine 02/02/2022 tarihli KDV dahil 63.969,00-TL bedelli kur farkı faturasına dayalı olarak 43.969,00-TL asıl alacak, 569,19-TL işlemiş faiz olmak üzere 44.538,19-TL  alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, itiraz üzerine duran takibe karşı eldeki takip tutarı üzerinden itirazın iptali davası açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece taraf delilleri toplanmış,  taraf şirketlerin 2021 yılı Eylül ayına ilişkin BA-BS formları celbedilmiş olup, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde mali bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, davalının defter ibraz etmemesi nedeniyle davacı defterleri ile dosya üzerinde yapılan inceleme  sonrası, tahkikat bitirilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Tarafların BA-BS formları kapsamından davacının davalıya 2021 yılında düzenlediği USD cinsinden iki adet satış faturasının taraflarca vergi dairesine bildirilmiş oldukları anlaşılmış ise de, bilirkişi raporundaki tespitin aksine dosyada 2022 yılına ilişkin tarafların BA-BS formlarının bulunmadığı, dolayısıyla davacı tarafından kesilen kur farkı faturasının davalı tarafından vergi dairesine bildirilip bildirilmediğinin  tespit edilemediği, davalı yan defter ibraz etmediğinden kur farkı faturasının defterde kayıtlı olup olmadığının da tespit edilemediği anlaşılmıştır. Davacı tarafından dosyaya sunulan ve davalının davacıya 02/02/2022 tarihinde yaptığı 20.000,00-TL'lik ödemeyi gösterir dekont üzerinde hangi faturaya istinaden ödeme yapıldığına dair bir açıklama da bulunmamaktadır. Davalının USD cinsi faturalar karşılığında davacıya beş adet çek ile toplam 713.000,76-TL tutarında ödeme yaptığını belirterek çek örneklerini ve tahsilat makbuzlarını dosyaya sunduğu görülmüştür. Bu çekler davacı defterlerinde de kayıtlıdır. TBK'nın 99/2. maddesi uyarınca kur farkı alacağının talep edilebilmesi için; satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak sözleşme veya teamülün aranmamakla birlikte, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere çek bir ödeme aracı olduğundan, çekle yapılan ödemeler için TBK'nın 99/2. maddesine göre kur farkı talep edilemez, zira çekin üzerine fiili ödeme tarihindeki TL karşılığın yazılması zaten mümkün olduğu gibi çekin döviz cinsinden düzenlenmesi de mümkündür (bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/3819 esas, 2021/2489 karar sayılı, 16/03/2021 tarihli,  2020/4821 esas,  2021/65 karar sayılı, 18/01/2021 tarihli ilamları).Mahkemece de her ne kadar çek ile yapılan ödemelerde kur farkı talep edilemeyeceği belirtilmiş ise de;  davalı tarafından kur farkı faturasının vergi dairesine bildirildiğine dair bir açıklık bulunmamasına, yapılan 20.000,00-TL tutarındaki ödemenin ne sebeple yapıldığına dair havale dekontu üzerinde bir açıklama olmamasına ve anılan kur farkı faturasının davalı defterlerinde kayıtlı olup olmadığı da tespit edilememesine rağmen, davalı tarafça kur farkı faturasına itiraz edilmediği ve kur farkı için 20.000,00 TL ödeme yapıldığına dair dosya kapsamına uygun olmayan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olmamıştır.Bu durumda mahkemece yapılması gereken, davalının 2022 yılına ait BA, davacının ise 2022 yılına ait BS formları ilgili vergi dairesinden getirtilerek, kur farkı faturasının davalı tarafça vergi dairesine bildirilip bildirilmediği tespit edilip sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.Sonuç itibariyle;  davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davalının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın kaldırma ilamı doğrultusunda mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/11/2022 tarih ve  2022/415 Esas ve 2022/1122 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/09/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cf535b2ef376ffd9","SID":"88244a12e10fcc06"}}