{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/1562 - 2025/1802<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2023/1562 <br>KARAR NO\t: 2025/1802<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 18/05/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/349 E.  -  2023/196 K.<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/05/2023 tarih ve 2022/349 E. - 2023/196 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, müvekkili Şirketin 2021/060603 sayılı şekilden ibaret marka başvurusunu yaptığını, başvuru kapsamında 09. sınıf malların yer aldığını, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından SMK’nın 5/1-b,c,e hükümleri uyarınca başvurunun reddedildiğini, bu karara yönelik müvekkili itirazının da YİDK tarafından reddedildiğini, oysa müvekkili başvurusunun hem kendiliğinden ayırt ediciliği bulunduğunu hem de yoğun kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığını, bu sebeplerle anılan ret kararının hukuka aykırı olduğunu, ... Marka Kılavuzunda da belirtildiği üzere ... ürün şekline ilişkin \"şekil\" marka başvurusunun son derede ayırt edici bulunduğunu ve menşe gösterme işlevini yerine getirdiğini, ürünü gören tüketicilerin bunun ticari kaynağının müvekkili olduğunu anladığını, söz konusu başvurunun detayları incelendiğinde sıradan kulaklıklardan son derece farklı olduğunun açıkça görüleceğini, başvurunun yoğun bir çalışma sonucu ortaya çıkarılmış son derece özgün, kendiliğinden ayırt edici bir şekil olduğunu, hiçbir teknik zorunluluktan kaynaklanmayan işbu markanın tescilinde engel bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin yine ... ürünü için yapmış olduğu bir başka şekil markasının 2020 yılında ... nezdinde 09. sınıftaki mallar üzerinde tescil edildiğini, 2019/88795 sayılı bu marka tescil edilmişken dava konusu marka başvurusunun reddinin hukuka aykırı olduğunu, başvurunun ayırt edici bulunduğunu ve tescil edilmesi gerektiğini, kaldı ki markanın dünya çapında pek çok ülkede (ABD, Ukrayna, Peru, Afrika, Birleşik Arap Emirlikleri, Paraguay, Lübnan, Arjantin, Kolombiya, Panama, Şili) mutlak ret nedenleri incelemesinden geçerek ilan ve tescil edildiğini, dolayısıyla başvurunun  ülkemizde reddinin yerinde olmadığını ve markanın SMK m. 5/1-b kapsamında değerlendirilemeyeceğini, başvurunun SMK m. 5/1-c kapsamında da yer almadığını, zira şekil markalarının doğaları gereği bir mal ve hizmetin cinsini, çeşidini, vasfını, kalitesini, miktarını, amacını, değerini, coğrafi kaynağını belirtemeyeceğini, dolayısıyla bunlar bakımından tanımlayıcı sayılamayacağını, 5/1-c bendinin amacının ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı işaretlerin tek kişinin tekeline verilmesinin önüne geçmek olduğunu, oysaki müvekkilinin marka başvurusu tescil edildiğinde ticari hayatta hiçbir şekilde kısıtlama meydana gelmeyeceğini, kulaklık sektöründe faaliyet gösteren herkesin faaliyetine devam edebileceğini, müvekkilinin reddedilen marka başvurusunun bu ürün şeklini tekeline alarak ticareti kısıtlamak ve kamu yararını zedelemek gibi bir amacı olmadığını, marka başvurusunun da bu etkiyi doğurabilecek nitelikte bulunmadığını, SMK m. 5/1-e hükmüne göre malın kendi özgün ve doğal yapısından ortaya çıkan şekillerin, teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan şekillerin ve mala asli değerini veren şekillerin tescil edilemeyeceğini, bu hüküm gereği tescil engelinden söz edebilmek için söz konusu işaretin herhangi bir ayırt edici unsurunun bulunmaması ve piyasada bulunan alelade bir üründen farklı olmaması gerektiğini, oysaki dava konusu şekil markasının malın doğan yapısından zorunlu olarak ortaya çıkan bir şekil olmadığını, marka tüm unsurları ile birlikte incelendiğinden ayırt ediciliğinin oldukça yüksek olduğunu ve müvekkilinin yıllardır yoğun kullanımı ve tanınmışlığı sayesinde ilk göründüğü anda doğrudan müvekkili şirketi kaynak gösterdiğini, müvekkilinin şekil markasının SMK’nun 5/1-b,c,e bentleri kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığına ilişkin çok sayıda emsal karar bulunduğunu, müvekkilinin marka başvurusunun tescil başvurusundan önce kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığını ileri sürerek, YİDK’in 2022-M-8948 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu marka başvurusunun, SMK'nın 5/1-b maddesi kapsamında tescilinin mümkün olmadığını, yine dava konusu marka başvurusunun tescili talep edilen 09. sınıftaki mallar yönünden tanımlayıcı bulunduğunu, dava konusu başvurunun, başvuruya konu mallar için cins, çeşit, vasıf belirtir mahiyette ve mala asli değerini veren bir şekil olduğunu, SMK'nın 5/2 maddesi kapsamında dava konusu başvuruya, kullanım sonucu ayırt edicilik kazandırıldığının ispat edilemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. <br><br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu 2021/060603 sayılı kulaklık şeklinden ibaret marka başvurusunun, SMK’nın 5/1-b maddesi anlamında soyut ayırt ediciliği haiz olduğu, ancak 09. sınıftaki \"Kulaklıklar, başa takılan kulaklıklar\" emtiası bakımından somut ayırt ediciliği bulunmadığı ve bu mallar yönünden tescil engelinin bulunduğu, aynı mallar bakımından dava konusu başvurunun, SMK’nın 5/1-c bendi anlamında tescil edilemeyecek tasviri işaretlerden olduğu, SMK’nın 5/1-e bendi koşullarının da aynı mallar yönünden oluştuğu, SMK’nın 5/2 fıkrası anlamında kullanım sonucu ayırt edicilik kazanmış bir işaret de olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.            <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi ve hüküm fıkrası arasında açık çelişki bulunduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporuna karşı itirazları giderilmeden karar verildiğini, müvekkilinin \"şekil\" markasının, başvuru kapsamındaki tüm mallar bakımından somut ayırt edici niteliği haiz olduğunu, ayrıca başvurunun tanımlayıcı nitelik de taşımadığını, müvekkilinin şekil markasının, mala asli değerini veren bir şekil de olmadığını, somut olayda SMK'nın 5/1-b,c,e maddeleri koşullarının oluşmadığını, başvuru konusu markaya, tescil başvurusundan önce kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandırıldığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.    <br><br>GEREKÇE\t: Dava,  YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\t6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.              \tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.<br>\tSomut uyuşmazlıkta da ilk derece mahkemesince, kararın gerekçesinde başvuru kapsamında yer alan 9. sınıftaki \"Kulaklıklar, başa takılan kulaklıklar\" malları yönünden SMK'nın 5/1-b,c ve e bentleri koşullarının oluştuğu açıklamasına rağmen hüküm kısmında, belirtilen mallar dışında kalan 9. sınıftaki mallar yönünden de davanın tümden reddine karar verilerek, gerekçe ile hüküm arasında çelişkiye yol açılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçe ile hükmün çelişkili olmamasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, gerekçe ile hüküm arasında yaratılan çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.<br> \tÖte yandan, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı davacı vekili tarafından gerekçeli ve ciddi itirazlar da bulunulmuş, mahkemece davacının yaptığı itirazlar üzerinde de durulmamıştır. O halde, davacı vekilinin hükme esas alınan bilirkişi raporuna yaptığı itirazlar karşılanmadan ve bu kapsamda yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmadan yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. <br>Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, hükmün gerekçesi ile hüküm arasında çelişki olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br><br><br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6  maddesi gereğince kabulü ile Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/05/2023 gün ve 2022/349 E. - 2023/196 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,80-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, <br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 09/10/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2025 <br>\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3337f07ad01c8848","SID":"c65b0b6d3d9b04a4"}}