{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2023/1658 <br>KARAR NO\t: 2025/1924<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t: ... \t     ... <br>ÜYE\t\t: ...         ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>KATİP\t\t: ...\t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK <br>\t\t  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 31/03/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/17 E.  -  2023/151 K.<br><br><br> <br>DAVANIN KONUSU\t: Asli Talep: Franchise Sözleşmesinden Kaynaklı Alacak <br>\t\t   Fer'i Talep: Marka Hakkı İhlâlinden Kaynaklı Tazminat <br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 31/03/2023 tarih ve 2022/17 E. - 2023/151 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, 2010/07345 sayılı \"...\" ibareli markanın sahibi olan müvekkili ile davalı şirket arasında  franchise sözleşmesi kurulması doğrultusunda yapılan görüşmeler sonrasında müvekkilinin markasının davalı şirket tarafından kullanılmaya başlandığını, bu itibarla taraflar arasında şekle tabi olmayan franchise sözleşmesinin varlığının tartışmasız olduğunu, sözleşmenin kuruluşu üzerinden bir yıl geçmesine ve iş hacmini genişletmiş olmasına rağmen, davalı şirketin sözleşmenin yazılı hale getirilmesinden kaçınmakla kalmayıp müvekkiline herhangi bir ödeme de yapmadığını, müşteri portföyünü \"...\" markası ile genişleten davalının \"... Ağız ve Diş Polikliniği\" adlı iş yerini faaliyete geçirmesi sonrasında müvekkili tarafından Ankara 53. Noterliği'nin 24/12/2019 tarih ve 40268 yevmiye numarası ile davalıya ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin markanın müvekkilinin izni ile 10 ay kullanıldığı iddiası ile sözleşmeden doğan borçlarını ifadan kaçındığını, franchise sözleşmesi uyarınca \"...\" markası belli bir süre ile kullanılmış iken herhangi bir ödeme yapılmamış olmasının müvekkilini zarara uğrattığını, kaldı ki şekil şartı bulunmamasına karşın müvekkili ile davalı şirket arasında franchising sözleşmesinin bulunmadığı kanaatine varılması halinde dahi, markanın haksız ve hukuka aykırı kullanımının söz konusu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla  sözleşme bedeli olarak 10.000 TL nin  temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile ve mahkemece taraflar arasında franchising ilişkisinin varlığının kabul edilmemesi halinde \"...\" markası üzerindeki sınai hakların ihlali nedeniyle davalı şirketin marka hakkının ihlali neticesinde elde ettiği net kazanç nispetinde şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tDavalı şirket vekili, taraflar arasında bir sözleşme olmadığından uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemelerin görevli ve yetkinin ... mahkemelerine ait olduğunu, davacının taleplerinin birbiri ile çelişkili olduğunu, müvekkili şirketin yetkilisi olan ... ve eşi ...'ün 2018 yılının Ekim ayında kendilerine ait bir poliklinik açmaya karar vermeleri üzerine bir arkadaşları vasıtasıyla davacı şirket ile iletişime geçtiklerini, davalı şirket yetkilisinin sağlık turizmi için büyük yatırımlar yaptıklarını ve bu nedenle hastalarını yönlendirebilmek adına ...'da franchise verecekleri yeni bir şirket arayışında olduklarını beyan ettiğini, müvekkili şirket yetkilisinin bu beyanına güvenerek    Lara/Barınaklar Bölgesinde iki katlı lüks bir dükkan kiraladığını, davacı ile yapılan sözlü görüşmelerde davacı şirketin müvekkiline franchise hediyesi olarak bir adet dental ünit  verme ve başkaca dental malzemelerin temini konusunda yardım sözü bulunmasına rağmen, davacının bu sözlerini tutmadığı gibi, fahiş bedeller talep ederek haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, 2019 yılının Mart ayında polikliniğin tadilat ve ruhsatlandırma işlemlerinin tamamlanarak hasta kabulüne başlandığını, şirketin açılışı sonrasında davacının sözlü olarak uzlaşılan koşullardan farklı ve çok ağır koşullar içeren yazılı sözleşme teklifinde bulunduğunu, önerilen bu sözleşmeyi kabul etmeyen müvekkilinin sözlü mutabakatta  uzlaşılan maddeleri içeren sözleşme teklifinin bu kez davacı tarafından imzalanmadığını, davacının franchise ilişkisi içinde olması gereken hiç bir yükümlülüğünü yerine  getirmediğini, ...'da tanınırlığı olmayan \"...\" markasının müvekkiline maddi anlamda hiçbir olumlu etkisinin bulunmadığını, müvekkilinin davacının yönlendirmesi ve izni ile altı ay süre ile davacının markasını kullandığını, ancak ihtilafa düştüğü anda bu marka altında faaliyetini sonlandırdığını, dolayısıyla davacının izni olmaksızın markasının kullanımının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.  <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraflar arasında geçerli bir franchise sözleşmesinin kurulduğu hususunun davacı yanca ispatlanmadığı,   davacı ve davalı tarafından mahkemeye ibraz edilen mail yazışmalarından taraflar arasında  sözleşme taslağı üzerinde bir müzakere yürütüldüğünün anlaşıldığı, inkâr olunmayan bu mail yazışmalarının HMK m.202 hükmü bağlamında delil başlangıcı vasfında olduğu, takdiri delil niteliğindeki tanık beyanları ve dosya kapsamındaki evraklara göre franchise sözleşmesinin asli unsurları üzerinde taraflar arasında bir irade birliğinden söz etmek mümkün olmadığından sözleşmeye dayalı bir bedelin talep edilemeyeceği, öte yandan davacı tarafından gönderilen ihtarnamenin tebliğ tarihi itibariyle davalının, \"... ...\" ibareli markanın kullanımına son verdiği, davacının bildirim tarihine kadar   \"...\" markasının davalı tarafından kullanımına icazet gösterdiği, anılan  ihtarnamede tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde franchise sözleşmesi olgusunun inkârı  halinde marka hakkına tecavüz olgusunun oluşacağı hususunun açıkça ihtar edildiği, bu durumda franchise sözleşmesinin inkar edildiği tarihe kadar geçen dönem içindeki davalı kullanımının davacının icazeti ile gerçekleştiği, dolayısıyla, söz konusu dönem içinde davalının \"...\" ibaresini markasal olarak kullanmasının davacıya ait marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı ve ihtarnamenin tebliğ edildiği tarihten dava tarihine kadar geçen süre içinde davalının \"...\" ibareli markasal kullanım eyleminin tespit edilemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde,   müvekkili ile davalı arasında \"...\" markasının kullanımına ilişkin \"franchise sözleşmesi\" görüşmeleri yapıldığını, bu görüşmeler neticesinde kliniğin açılışı ile birlikte    markanın davalıya ait klinikte kullanılmaya başlandığını, kliniğin müvekkilinin şubesi/franchise olduğunun alenen ilan edildiğini, franchise sözleşmesi şekle tabi olmadığından \"... ...\" adının kullanımıyla birlikte sözleşmenin  yürürlüğe girdiğinin tartışmasız olduğunu, davalı şirketin yaklaşık bir yıl süre ile müvekkilinin marka değerini kullanarak iş hacmini genişletmiş olmasına karşın, franchise sözleşmesinin yazıya dökülmesinden çeşitli bahanelerle kaçındığı gibi, sözleşme nedeniyle  herhangi bir ödeme yapmadığını, mahkemece tarafların franchise sözleşmesine ilişkin iradelerinin uyuştuğuna ilişkin delillerin doğru şekilde değerlendirilmediğini, dosyaya ibraz edilen açılışa dair basına yansıyan haberler ve fotoğrafların taraflar arasındaki franchise ilişkisini doğruladığını, ne var ki yerel mahkemece, dosyaya CD halinde sunulan sesli ve görsel delillerle ilgili olarak tahkikat aşamasında bir çözümleme yaptırılmadığını ve hüküm gerekçesinde bu delillere hangi nedenlerle itibar edilmediğinin açıklanmadığını, kaldı ki franchise sözleşmesinin varlığının kabul edilmemesi halinde davalının müvekkilinin markasını haksız olarak kullandığının kabulünün gerektiğini, müvekkilinin tescilli markasının  davalı tarafından bedelsiz olarak kullanılmasına icazet göstermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dolayısıyla mahkemenin taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunmadığını kabul ettiği noktada davalının müvekkil şirkete ait marka hakkını kullanmasının hukuki dayanağının kalmadığını tespit ederek müvekkilin uğradığı zararın belirlenmesi için dosyayı bilirkişiye tevdi etmesi gerektiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br><br>GEREKÇE: Dava, franchise sözleşmesinden kaynaklı alacak ve terdiden marka hakkından  kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDavacı vekili, taraflar arasında yapılan sözlü görüşmeler neticesinde davalı şirket ile franchise sözleşmesi yapıldığını, müvekkiline ait ... markasının bu sözleşme kapsamında davalı şirket tarafından belli bir süre ile kullanıldığını, müvekkiline herhangi bir bedel ödenmemesi üzerine gönderilen ihtarname sonrasında davalının faaliyetine başka bir isim altında devam ettiğini ileri sürerek, öncelikle sözleşme uyarınca franchise bedeli ödenmesini ve terdiden taraflar arasında franchise sözleşmesinin kurulmadığının kabulü halinde bu kez marka üzerindeki sinai hakların ihlali nedeniyle maddi tazminata karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ise, taraflar arasında franchise görüşmeleri yapılmakla birlikte, koşulları hususunda anlaşamamaları nedeniyle sözleşme kurulmadığını ve davalının markayı kullanmasının davacının rızası doğrultusunda gerçekleştiğini savunmuştur. Mahkemece, franchise sözleşmesinin asli unsurları hususunda taraf iradelerinin uyuşmadığı ve davalının, davacının izni doğrultusunda markayı kullanmış olması nedeniyle marka hakkına tecavüzün söz konusu olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tTarafların iddiası ve mahkemenin kabulüne göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı ile davalı arasında bir franchise ilişkisinin bulunup bulunmadığı ve böyle bir sözleşmenin kurulmadığının kabulü halinde davacının markasının kullanımı nedeniyle herhangi bir bedel talep edip edemeyeceği hususuna ilişkindir. <br>\tFranchise anlaşmaları, franchise veren bir işletmecinin franchise alan bir işletmeciye doğrudan veya dolaylı bir finansal tatmin (bedel) karşılığında, belli bir  malın ve/veya hizmetin pazarlanması amacıyla bir franchise hakkına izin vermesi konusunda yapılan anlaşmalardır (Avrupa Topluluğu Grup Muafiyeti Tüzüğü bkz. Franchise Sözleşmesinin Tanımı, Unsurları ve Şekli, Çiğdem Kırca). Anılan sözleşmede franchise verenin yükümlülüğü, marka, sembol, ticaret unvanı, gibi sahip olduğu fikri ve sınai hakların  franchise alan tarafından kullanılmasına, bu hakları taşıyan mal ve hizmetlerin sürüm ve dağıtımına izin vermek ve franchise alanı destekleyerek sisteme entegre etmek iken,  franchise alanın yükümlülüğü franchise verenin kontrolü altında franchise verene ait fikri ve sinai hakları kullanarak mal ve hizmetlerin sürümünü bağımsız olarak belli bir ücret altında yapmaktan ibarettir. <br>\tHer ne kadar franchise sözleşmeleri Borçlar Kanunu hükümlerine tabi özel hukuk sözleşmeleri niteliğinde olup, aksi öngörülmedikçe şekil serbestisi ilkesi gereğince herhangi bir şekle bağlı olmaksızın kurulabilir ise de (Yargıtay 11. HD'nin 27.09.2011 tarih ve 2010/921 E.- 2011/11001 K.), SMK'nın 148/4 maddesi uyarınca marka lisans devrini içeren franchise sözleşmesi yazılı şekil şartına tabi olduğu ve taraf iradelerinin franchise sözleşmesinin esaslı unsurları hususunda uyuştuğu hususunda somut bir delil  bulunmadığından mahkemenin taraflar arasında franchise sözleşmesinin kurulmadığına dair değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.<br>\tAncak, davacı vekili taraflar arasında franchise ilişkisinin kurulduğunun kabul edilmemesi halinde müvekkilinin markasının davalı şirket tarafından belli bir süre kullanıldığı iddiası ile bu kullanımdan kaynaklanan tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece, davalının bu kullanımının davacı şirketin izni ile gerçekleştiği dolayısı ile  markaya tecavüz söz konusu olmadığından davacı lehine herhangi bir tazminatın koşullarının gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. Dosya kapsamında bulunan e-mail yazışmaları, tanık beyanları ile diğer belge ve bilgilerden davalı şirketin, markayı davacının rızası dahilinde kullandığı, dolayısı ile SMK'nın 29. maddesinde sayılan markaya tecavüz hallerinin somut olayda gerçekleşemediği ve buna bağlı olarak aynı Kanun'un 149 ve 150. maddeleri uyarınca  davacının tazminat talebi mümkün değildir. Bununla birlikte davacı şirket ve dahi davalı şirket TTK 16. maddesi gereğince tacir sıfatına sahiptir. TTK'nın 20. maddesi \"Tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca, tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için, ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır.\" hükmünü içermektedir. Bu hüküm gereğince davacının markasını  davalıya bedelsiz olarak kullandırdığının kabulü mümkün olmadığından, davalının markayı kullanmış olduğu süre için davacıya marka kullanım bedeli ödemesi gerekmektedir.<br>\tYukarıda açıklanan gerekçelerle, marka bedelinin ödenmesi için gerekli koşulların  oluşmadığına ilişkin mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunmadığının ve kaldırılması gerektiğinin tespitinden sonra çözülmesi gereken diğer bir sorun, istinaf incelemesini yapan Dairemizce, ilk derece mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra nasıl bir karar verileceği noktasında toplanmaktadır. HMK'nın 341 vd. maddelerinde bir kanun yolu olarak düzenlenen istinafın amacı, ilk derece mahkemesince verilen kararın denetlenmesi ve kararın yerinde görülmemesi halinde yeniden yargılama yapılarak hüküm kurulmasıdır. Burada, temyizden farklı olarak ilk derece mahkemesi kararı yalnızca hukuka uygunluk yönünden değil maddi yönden de denetlenmektedir. İlk derece mahkemesi kararı yerinde değilse kural olarak istinaf mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırması ve ilk derece mahkemesi yerine gerekirse yeniden yargılama da yaparak karar vermesi gerekir. Ancak, HMK'nın 353/1-a. maddesinde düzenlenen yargılamaya ilişkin bazı temel usul hatalarının bulunması halinde ise istinaf incelemesi sonunda yeniden karar verilmesi söz konusu olmayıp, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması hali de düzenlenmiştir. Gerçekten de ilk derece mahkemesince, taraflarca gösterilen delillerin hiç değerlendirilmeden karar verilmesi ve delillerin ilk defa istinaf aşamasında değerlendirilmesi halinde taraflar, maddi vakıa denetimi yönünden iki dereceli incelemeden mahrum kalacak ve adil yargılanma hakkının unsurlarından olan hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilecektir. Somut olaya bu açıdan bakıldığında, davacının  bedel istemine ilişkin hiçbir delil toplanmamış ve bu hususta herhangi bir değerlendirme   yapılmamıştır. Bu itibarla, yapılan açıklamalar çerçevesinde, taraflara ticari defter ve kayıtlarını sunmaları konusunda usulüne uygun biçimde kesin süre verilmesi, ilgili kayıtların sunulması halinde bu kayıtlar başta olmak üzere,  tarafların sunmuş olduğu tüm deliller çerçevesinde  içerisinde diş hekimliği uzmanı bilirkişinin de bulunduğu heyet tarafından, davalı şirketin markayı kullandığı süre için ödemesi gereken marka kullanım bedelinin belirlenmesi, ve bu şekilde zararın belirlenememesi halinde TBK'nın 50. maddesi uyarınca belirlenecek bir miktarın  hüküm altına alınması  yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.<br>\tBu itibarla Dairemizce, davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, karar vermek gerekmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 31/03/2023 gün ve 2022/17 E. - 2023/151 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA;<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,85-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, <br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 16/10/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/10/2025\t\t<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f9aa2e77caf3113e","SID":"011197004f2c636e"}}