{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/168 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1693 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t: 2018/815 Esas- 2022/773 Karar<br>TARİH: 25/10/2022<br>DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Menfi Tespit)<br>KARAR TARİHİ: 16/10/2025                                                          <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün ... E nolu dosyası ile ileri sürülen alacak iddiasının  haksız ve dayanıksız olduğunu , müvekkilinin böyle bir borcu olmadığını, alacağa  dayanak gösterilen ...bank kredi sözleşmesi çerçevesinde müvekkili tüm borcunu ödediğini,  kredi sözleşmesi kapsamında alacaklı görünenin talep edebileceği hiç bir alacak olmamasına rağmen haksız ve dayanaksız olarak başlatılan icra takibine müvekkili usulüne uygun olarak itiraz ettiğini, davalı , müvekkili borca ve yetkiye ilişkin itirazına yönelik olarak iptal davası açmadığını, alacağa sözde dayanak gösterilen kredi sözleşmesi 05/01/1998 tarihli olduğunu, alacak varsa dahi zamanaşımına uğradığını, müvekkili adına kayıtlı gayrimenkul ile ilgili işlemlerin müvekkili telafisi imkansız zarara düşürecek nitelikte olması sebebiyle, ihtiyati tedbir talep edildiğini,  yukarıda açıklanan nedenlerle müvekkili İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün ... E nolu dosyası bakımından borçlu olmadığının tespiti ile dosyada yapılan her  türlü işlemin iptali ile dosydada yapılan işlemlerin durdurulması yönünde tedbir kararı verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ile dava ettiği görüldü.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi'nin 25/10/2022 tarih 2018/815 Esas- 2022/773 Karar sayılı kararında;\"İstanbul 7.İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası,  Genel  Kredi Sözleşmesi, hesap kat ihtarnamesi, hesap ekstresi, banka kayıtları ve dayanılan diğer deliller celp edilip incelenmiş, tüm dosya kapsamı ile yaptırılan inceleme sonucu rapor alınmış ve tüm deliller toplanmıştır.....Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; İcra dosyası, taraflar arasında düzenlenen sözleşme, hesap kat  ihtarnamesi, davalı  (temlik eden bankanın) ticari defter ve kayıtları ile dayanılan diğer deliller ve tüm dosya kapsamına göre alınan, 05/02/2021 tarihli ek, 14/01/2021 tarihli kök ve 18/04/2022 tarihli ek bilirkişi raporları  hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli olduğundan, mahkememizde de, davalı (temlik eden banka) ile dava dışı ... arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının iş bu sözleşmeyi, müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla 500-TL. kefalet limiti ile imzaladığı, imzalanan sözleşme kapsamında dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredilerin ödenmemesi üzerine, hesabın kat edilerek,hesap kat ihtarnamesinin davacı ve dava dışı asıl borçluya keşide edildiği,  icra takibine geçildiği,  kefilin, takipten önce temerrüdüne dair  tebliğ evraklarının  dosyada bulunmadığı, iş bu nedenle, davacı kefilin, hesap kat tarihinden takip tarihine kadar işleyen akdi faizden limiti dahilinde sorumlu olacağı, takibe konu kredi kartı alacağı talebine ilişkin de dosyaya belge sunulmadığı, davalının, davacıdan, icra takip tarihi itibariyle sözleşmeye  istinaden bilirkişi tarafından hesaplanan tutar kadar  alacaklı olduğu, bunun dışında kalan miktar yönünden davacının sorumluluğu bulunmadığı kanaati oluştuğundan, davacının davasının kısmen kabulü ile, davacının, İstanbul 7.İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı icra dosyasından 545,75-TL. asıl alacak, 9.984,35-TL. işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.530,095-TL.'den borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının  şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine  karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile,''1-Davacının davasının kısmen kabulü ile, davacının, İstanbul 7.İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı icra dosyasından 545,75-TL. asıl alacak, 9.984,35-TL. işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.530,095-TL.'den borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine\" karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Yerel mahkeme tarafından, menfi tespit davasının tümü ile kabulü yerine, kısmen kabulü yönünde karar verilmesinin hatalı olduğunu, zira müvekkilinin davalıya karşı hiçbir yükümlülüğü ve borcu olmadığını, \"Umumi kredi taahhütnamesi' başlıklı evrakta davacı müvekkilinin imzasının yer almadığı hususunun kendileri tarafından yargılama boyunca müteaddit kez beyan edilmesine karşın, Yerel mahkemece konu ile ilgili gerekçe olarak ''davacının dava dilekçesinde açıkça imza inkarında bulunmadığı anlaşıldığından imzaya itirazı dikkate alınmamıştır'' şeklinde hatalı ve hukuka aykırı bir değerlendirmede bulunulduğunu;Zira, dava dilekçesinde belirttikleri üzere davalının müvekkiline karşı açmış olduğu icra takibinde, takip talebi ve ödeme emri ekinde takip dayanağı olarak hiçbir evrakın müvekkiline tebliğ edilmediğini ve hatta icra dosyasına dahi ibraz olunmadığını, gerçekten de dava dilekçesinde durumun kendileri tarafından belirtildiğini, dava dosyasına davalı tarafından bir kısım evrak sureti sunulmasından sonra ise, kendileri tarafından evraktaki imzanın müvekkiline ait olmadığının belirtildiğini, gerçekten de, davalı tarafın alacak iddiasına dayanak tuttuğu \"umumi kredi taahhütnamesi\" başlıklı evrakta müvekkili ...'ın imzasının bulunmadığını, hal böyle iken sözleşme aslının sunulması ve bu yönde uzman incelemesi yapılmaksızın dava konusu ihtilafın aydınlatılması mümkün olamayacak iken ve davalı tarafça sunulmamış olduğu için de davanın tümü ile kabulü gerekirken, Yerel Mahkeme'nin aksi yöndeki değerlendirme ve kararı dosya kapsamına aykırı olmakla kararın kaldırılması gerektiğini;Davalı yanın müvekkiline karşı iddia ettiği sözde kefalet yükümlülüğü için, hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi geçmiş olması sebebi ile de kısmen kabul kısmen red şeklindeki karar hatalı olup, davanın tümü ile kabulü gerektiğini, Yerel mahkemenin bu konudaki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, iddia edilen kefalet tarihinin karşı taraf iddiasına göre 1997 yılına ait olduğunu, 1998 yılına ilişkin iddia edilen hesap kat ihtarnamesinin ise müvekkiline tebliğ edilmediğini, hal böyle iken, -ve hatta söz konusu ihtarname müvekkiline tebliğ edilmiş olsa idi dahi-, müvekkiline karşı açılan icra takibi tarihi (2013) itibarı ile 10 yıllık hak düşürücü süre ve ayrıca zamanaşımı süresinin her halükarda geçmiş halde olduğunu, kaldı ki, müvekkiline karşı yapılan icra takibinde dahi sözde kefalet alacağının dayandırıldığı hususlar belirli olmayıp, bu halde icra takibi tarihi itibarı ile dahi, müvekkiline karşı sözde kefaletten doğan hakların yöneltilmiş olmadığını;Davalı tarafça iddia edilen kefalet sözleşmesi şekil geçerlilik şartlarını taşımaması nedeni ile de geçersiz olup, Yerel mahkemenin aksi yöndeki kararının bu sebeple de hatalı olduğunu, 6098 sayılı kanun ile getirilen, kefalet ile ilgili yeni hükümlere bakılığında (örnek olarak:şekil şartı, hak dü düşürücü süre) her birinin, kefili korumak için yapılan yasal ve emredici yasal düzenlemeler olduğunun görüldüğünü, yasa koyucunun söz konusu ihdas amacı ve meselenin toplumsal niteliği ele alındığında kamu düzenine ilişkin olduğu hususunun açıkça belli olduğunu, bu halde, davalı tarafından kefalet sözleşmesi olduğu iddia edilen belgede ''kefalet limiti ve imza tarihinin yer alması şartı ''nın kanunen geçerli olduğunu ve bu şekilde geçerliliği bulunan bir kefalet sözleşmesinin söz konusu olmadığını, dosyaya mübrez raporda bilirkişinin de ''sözleşmenin 37. sayfasında kefalet limiti dosyaya sunulan sözleşme fotokopisinde .. tarih bulunmamaktadır.'' şeklindeki tespiti ile de durumun sabit olduğunu; Davalı tarafından itirazın iptaline yönelik genel mahkemelerde dava açılması gerekmesine rağmen, borcun dayanaksız ve mesnetsiz olmasından dolayı yasal süresi içinde davalı şirket tarafından itirazın iptali davası açılmadığını, böylelikle, itiraz ile  duran takibe karşı süresi içinde itirazın iptali davası açılmadığından, artık ilgili icra dosyası ileri sürülerek bir alacak iddiasında bulunulmasının hukuken mümkün olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık olduğunu, davalı tarafın her koşulda 25.6.2014 tarihinde icra takibine müvekkilinin itirazına muttali olduğunun anlaşıldığını, bu tarihi takip eden bir yılın sonuna kadar yani 25.6.2016 tarihine kadar, karşı tarafça itirazın iptaline yönelik bir dava açılmadığını, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'ni 2004/1784 E., 2004/4153 K. ve 14.9.2004 tarihli kararının da bu yönde olduğunu, bu itibarla da, davalı yanın müvekkiline karşı ileri sürebileceği bir alacak hakkının söz konusu olmadığını, müvekkilinin borcunun söz konusu olmadığı hususunun sabit olduğunu beyanla İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.10.2022 tarih 2018/ 815 E. 2022/ 773 K. sayılı kararının müvekkili aleyhine olan davanın reddi kısımları bakımından kaldırılmasına, davanın tümü ile kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143. maddesi kapsamında kurulmuş, % 100 hissesi T.C. Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’na ait bir kamu kurumu iştiraki olup, başta T.C. Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’ndan devraldığı, el konulan/batık bankalara ait kredi dosyaları olmak üzere birçok bankanın tahsili gecikmiş alacaklarının takip ve tahsili ile iştigal ettiğini, söz konusu davaya konu takibe ilişkin alacağın da TMSF tarafından müvekkili şirkete devir ve temlik edilen alacaklar arasında yer aldığını;Yerel Mahkemece, müvekkili şirket aleyhine açılan iş bu menfi tespit davasında, davanın kısmen kabulü ile davacının kefalet limitinin dışında kalan tutar üzerinden borçlu olmadığının tespitine karar verildiğini, ancak Yerel Mahkemece eksik inceleme neticesinde verilen işbu karar her türlü yasal dayanaktan yoksun, hukuka aykırı ve hatalı olduğundan söz konusu karara karşı itiraz etme ve istinaf kanun yoluna başvurma zarureti hasıl olduğunu;Davanın konusunu oluşturan takibe konu alacak, davacının Esbank Kuşadası Şubesi'nden ...'ye kullandırılan Genel Kredi Sözleşmesi'ndeki kefaletinden kaynaklı bir alacak olduğunu, dava dışı asıl borçlu tarafından işbu krediden kaynaklı edimlerin yerine getirilmemesi üzerine, dava dışı borçlu ve davacı müşterek borçlu/müteselsil kefile ihtarname keşide edilerek, kredi hesabının kat edildiğini, hesap kat edilmesine rağmen iş bu borcun ödenmemesi üzerine borçlu ve kefiller hakkında, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını, borçlular hakkında yasal işlemlere devam edildiğini, bunun üzerine müşterek borçlu müteselsil kefil olan davacı tarafından, müvekkili şirket aleyhine, iş bu menfi tespit davasının açıldığını, yapılan yargılama neticesinde Yerel Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda, kefilin sorumlu olduğu miktar kadar icra dosyasında sorumlu olduğuna ancak bunun dışında kalan tutar yönünden borçlu olmadığına dair karar verilmişse de, işbu kararın hatalı olduğunu, zira, söz konusu Genel Kredi Sözleşmesi'nde müşterek borçlu müteselsil kefilin asıl borçlunun sorumlu olduğu tutarın altına imza atarak tüm borçtan sorumlu olduğunu beyan ve taahhüt ettiğini, dolayısıyla eksik ve hatalı bilirkişi raporu esas alınarak kurulan hükmün son derece hatalı ve hukuka aykırı olup, bu sebeple Yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; Zira, Yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlardan da bilirkişi tarafından, hesabın kat edilmesinden önceki dönem olan ilk ödememe tarihi ile hesap kat tarihi arasında geçen süreye ilişkin akdi faiz oranına göre ve yine hesap kat tarihi ile takip tarihine kadar geçen süreye ilişkin olarak ise temerrüt faiz oranına göre faiz hesaplaması yapılması gerekirken iş bu hesaplamaların yapılmadığının görüleceğini, hesap kat tarihine kadar işlemiş akdi faizlerin de anaparaya zammolduğunu, ancak bilirkişinin raporunu hazırlarken bu hususları dikkate almadığını ve hatalı rapor oluşturduğunu, Yerel mahkemece de işbu hatalı ve eksik rapor üzerinden hüküm kurulmuş olup, iş bu durumun kabulünün mümkün olmadığını;Ayrıca, bilirkişi tarafından, hesap kat tarihinden takip tarihine kadar geçen süreye ilişkin akdi ve temerrüt faiz hesaplamalarının da yapılmadığını, dolayısıyla talep edebilecekleri alacak tutarının hatalı olarak düşük hesaplandığını, işbu hatalı hesaplama nedeniyle de müvekkili şirketin zararı doğduğunu, kaldı ki, huzurdaki davada müşterek borçlu ve müteselsil kefil ...'ın genel kredi sözleşmesindeki kefalet tutarı asıl alacak tutarı kadar olmakla birlikte, bu tutarın ilaveten işleyecek temerrüt faizini de kapsayacağının tartışmasız olduğunu, söz konusu davada ise Yerel mahkemece işbu kefilin kendi kefaletine işleyen temerrüt faizinden sorumlu olduğuna dair hüküm kurulmamış olması hatalı olup, bu yönüyle de söz konusu kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, nitekim, TBK madde 583 ve madde 589 hükümleri uyarınca, kefilin, kefalet limitinden sorumlu olduğu ve keza kefalet limiti dahilinde kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olduğunun da yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla sabit olduğunu beyanla İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/8150 Esas 2022/773 Karar 25.10.2022 tarihli kararının ortadan kaldırılmasına, talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, genel kredi sözleşmesi uyarınca davalı tarafından, dava dışı borçluya kullandırılan krediden doğan alacağın davacı kefilden tahsili için başlatılan ilamsız icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı tarafın istinaf başvurusunun incelenmesi; 29906 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile değişik HMK'nın 341/2madde hükmü uyarınca miktar ve değeri 3.000,00 TL'yi geçmeyen mal varlığına ilişkin davalar kesin olup, yeniden değerleme oranındaki artış sonucu Yerel mahkeme hükmünün verildiği 2022 yılı için HMK'nun 341/2. maddesindeki kesinlik sınırı 8.000 TL olmuştur. Somut olayda; davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kabul edilen kısmın  değerinin 10.530,09 TL, reddolunan kısmın değerinin ise 500,01 TL olduğu, reddolunan kısım yönünden davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmış olup, istinafa konu edilen miktar itibariyle İlk derece mahkemesi kararı kesin niteliktedir. Bu nedenle, davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341 ve 352/1. maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmiştir.Davalı tarafın istinaf başvurusunun incelenmesi; davalı tarafça istinaf sebebi olarak; davacının genel kredi sözleşmesinde dava dışı asıl borçlunun sorumlu olduğu tutarın altına müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imza atmak suretiyle tüm borçtan sorumlu olmayı kabul ettiği, bilirkişi tarafından, ilk ödememe tarihi ile hesap kat tarihi arasındaki geçen süreye ilişkin akdi faiz ile kat tarihinden temerrüt tarihine kadar geçen süreye ilişkin temerrüt faiz oranına göre faiz hesaplamasının yapılmadığı, hesap kat tarihine kadar işlemiş faizlerin de ana paraya dahil olduğu, ayrıca bilirkişi tarafından hesap kat tarihinden takip tarihine kadar geçen süreye ilişkin akdi ve temerrüt faizi hesaplamalarının yapılmadığı, bu nedenle talep edilebilecek alacak tutarının eksik hesaplandığı, davalı kefilin kefalet tutarı, asıl alacak tutarı kadar olmakla birlikte bu tutara ilaveten işletilecek temerrüt faizini  de kapsadığına ilişkindir.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 2 kök ve 2 ek rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesi uyarınca hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Davalı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında bu iddialar ve itirazlar  değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davalı taraf ile dava dışı ... arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerine davacının toplam 500,00 TL bedel ile müşterek ve müteselsil kefil olduğu, buna göre davalı tarafça, davacı kefilden talep edilebilecek toplam asıl alacak ve akdi faiz miktarının kefalet limiti olan 500,00 TL ile sınırlı olduğu, ayrıca davacı kefilin, kendi temerrüdünün sonuçlarından da kefalet limiti ile sınırlı olmaksızın sorumlu olduğu, davacının takipten önce temerrüde düşürülmediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebebinin aksine ancak Mahkemece hükmedildiği üzere, takip tarihi itibariyle temerrüde düştüğünün kabul edilmesi ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa temerrüt faizi işletilmesinin gerektiği, her ne kadar davacı kefil yönünden, asıl alacağa ilk ödememe tarihinden hesap kat tarihine  ve  yine hesap kat tarihinden takip tarihine kadar akdi faiz işletilerek toplam asıl alacağın belirlenmesi gerekir ise de, sonuç olarak davalının kefaleti 500,00 TL ile sınırlı olup, 14/01/2021 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan 11.833,69 TL işlemiş akdi faiz nedeniyle sorumluluğuna gidilemeyeceğinden Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 341 ve 352/1 maddeleri  gereğince usulden redddine, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun ise HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 341. ve 352/1. maddeleri  gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 719,37 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 539,47 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf  edenler üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı varsa talep halinde iadesine, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/01/2025 tarihinde HMK'nın 341, 352/1.  ve 362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br>\t<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7595c2f52e26fdc7","SID":"aa3b6132d77e1f55"}}