{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1448 <br>KARAR NO\t: 2025/1166<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/08/2025<br>NUMARASI\t: 2025/641  Esas - 2025/761 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h))<br>KARAR TARİHİ: 22/10/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:   <br>DAVA:<br>Davacı vekili dava dilekçesi ile;  müvekkil şirketlerin ödeme güçlüğüne düştüğünden bahisle, İİK 285 ve TTK 286 maddeleri hükümleri gereği müvekkili hakkında alacaklarıyla konkordato akdetmesini sağlamak amacı ile konkordato mühleti verilmesini ve  kesin mühlet içinde yapılacak konkordato anlaşmalarının akdedilmesi halinde konkordatonun tasdikine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KALDIRMA ÖNCESİ VE SONRASI KARARLARI İLE DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI :Mahkemece, \"...Somut olayda, davacı şirketin rayiç değerler üzerinden özkaynaklarının (+) 9.681.726,48 TL olarak hesaplandığı, diğer bir anlatımla şirketin rayiç değerlere göre borca batık durumda olmadığı anlaşılmakta olup, davacının tenzilat konkordatosu talep edebilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Bu durumun tek istisnası tüm alacaklıların tenzilat konkordatosuna onay vermeleridir. Davanın başından beri davacı tarafından teklif edilen projeye alacaklıların tamamı onay vermediğinden somut olayda bu durum söz konusu değildir. Öte yandan davacının sunduğu 09/02/2024 tarihli revize konkordato projesi ile 2025 yılı Ocak ayı itibariyle her 3 üç ayda bir toplam 48 ay vadeli ve eşit taksitlerde olacak şekilde yıllık % 2 faiz oranıyla ve % 100 ödeme ile ödeneceği öngörülmüştür. Enflasyon hızı ve yasal faiz oranı dikkate alındığında yıllık % 2 faizle, 2025 yılına kadar ödemesiz geçecek dönem sonrasında, 48 ay vadeye yayılan ödemenin borçlardan tenzilat anlamına geleceği açıktır. Bu suretle konkordato ile borçlunun malvarlığında meydana gelmesi amaçlanan iyileşmenin tüm yükü alacaklılara tahmil edilmektedir. Konkordato sürecinde şirket ortağı tarafından fedakarlık yapılması yönünde açık düzenleme bulunmamakta ise de, sürecin başından beri alacaklarına kavuşmayı bekleyen alacaklılar yönünden vaad edilen fedakarlığın beklenmesi de sürecin gereği olarak değerlendirilmelidir. Bununla birlikte sürecin başından itibaren şirket ortaklarının maliki olduğu taşınmazların satışının yapılacağı belirtilmiş olmasına rağmen bu hususta bir gelişme de kaydedilmiş değildir. Davacı şirketin borca batık olmadığı, finansal durumuna göre ödeme teklifinin makul seviyede olmadığı, borçluların ödemeyi teklif ettiği tutarın, eşitlik ve kaynakları ile orantılı olması şartına açıkça aykırı olduğu, teklifin tenzilat konkordatosu niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda değinildiği gibi, tenzilat için konkordato projesinin alacaklılar tarafından onaylanmış ve İİK'nun 305. maddesindeki tüm koşulların sağlanmış olması gerekir. İş bu davada da yine yukarıda açıklandığı üzere tüm alacaklılar tarafından gereken nisapta projeye evet oyu verilmediğinden İİK'nın 305/c ve 308. maddeleri gereğince \" konkordato tasdiki talebinin reddine karar verilmiştir.Verilen karar davacı borçlu şirket vekilince istinaf edilmesi üzerine dairemizin 04/06/2025 tarih 2024/1255 E. 2025/2653 K. Sayılı ilamı; \"...Komiser heyetinin nihai raporu ile bilirkişi heyeti raporunda ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere adi alacaklılar yönünden konkordato  projesinin yasada öngörülen çoğunlukla kabul edildiği, konkordatonun iflasa nazaran alacaklıların lehine olduğu, teminatlandırılması gereken alacak tutarı bulunmadığı, konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın borçlu şirket tarafından yatırıldığı görülmüştür. Ancak davacının sunduğu revize projede; ödemenin 2025 yılı Ocak ayından itibaren  yıllık %2 faiz oranıyla birlikte 48 ay vadeli toplam 4 yıla yayılması hususu emsal yargıtay kararları uyarınca teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olup olmadığı yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.  Borçlu şirketin, vade konkordatosu talep etmiş olmaları yanında yine borca batık olmayan şirketin tenzilat (faizsiz ödeme de bir nevi tenzilat sayıldığı) talebinde bulunmasında da yasal bir engel mevcut değildir. Mahkemenin gerekçesinde belirtildiği gibi ülkedeki enflasyon hızı ve faiz oranları dikkate alındığında yıllık 2 faizle, 2025 yılına kadar ödemesiz geçecek dönem sonrasında, 48 ay vadeye yayılan borç bir nevi tenzilat  anlamına gelecektir. Emsal Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere her ne kadar yıllık %2 faiz teklif edilse de  tasdik karar tarihinde yıllık avans faizinin %36,75 olduğu dikkate alındığında borca batık olmadığını ileri sürerek borçlarını uzun vadeye yaymak sureti ile konkordato talep edilmesinin, borçlunun kaynakları ile orantılı olmadığı gibi dürüst borçlunun mali durumunun iyileşmesini sağlamayı amaçlayan konkordato müessesesinin bu amacına da uygun olmadığı ve alacaklıların aleyhine olacak şekilde menfaat dengesini bozduğu anlaşılmaktadır.<br>O halde mahkemece; davacının kaynakları ile orantılı şekilde, ödemesiz herhangi bir dönem bulunmaksızın borcun daha kısa sürede ödeme imkanı bulunup bulunmadığı değerlendirilerek gerektiğinde ödeme tarihlerinde ve taksit sayılarında proje revize edilerek sonucuna göre karar verilmesi uygun olacaktır.\" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusun kabulü ile dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılamak ve yeniden bir karar verilmek üzere kaldırma kararı verilmiştir.  Dairemizin kaldırma kararında sonra yapılan yargılama sonucunda mahkemece, \"... İİK m.305, f.1, b.(a) ve b.(b) deki hükümler nedeniyle tenzilat konkordatosu sadece borca batık borçluların başvurabileceği bir yol olarak telakki edilmelidir. Borca batık olmayan yani alacakları ve varlıkları borçlarını karşılayan bir borçlunun tenzilat konkordatosu teklif etmesi halinde bu teklif, bir taraftan teklif edilen tutarın borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması ( mal varlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme halinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflas yoluyla tasfiye halinde elde edilebilecek bedelden fazla olması ) ( İİK m.305,f.1 , b.(a)) şartı, diğer taraftan da teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları (mevcudu) ile orantılı olması ( İİK m. 305,f.1, b.(b)) şartı yerine gelmediğinden tasdik edilemeyecektir. Örneğin, alacak ve varlıkları borçlarını tamamını karşılayan bir borçlu tenzilat talep ederek yüzde doksan oranında ödeme yapmayı teklif ettiği takdirde, bu teklif borçlunun mevcudu ile orantılı olmadığından ve teklif anında borçlunun iflas etmesi halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktar teklif uyarınca ellerine geçecek tutardan fazla olduğundan reddedilmek gerekecektir. Borçlunun mevcudu borçlarının tamamını karşılayabilecek durumda olmakla ve mevcudu oluşturan malların hiç olmazsa bir kısmının satılmasıyla vadesi gelmiş borçların ödenmesi imkan dahilinde bulunmakla birlikte, çeşitli nedenlerle malların o anda satılması mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda borçlu, borçlarının yüzde yüzünü, yani tamamını ödemeyi ve alacaklılarından kendisine bir vade vermelerini teklif etmelidir. (vade konkordatosu) bu durumdaki borçlu borçlarında mutlaka indirim yapılmasını sağlamak istiyorsa, bir sermaye şirketi ve kooperatif olmak kaydıyla, borçların uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması (İİK m. 309/m vd) yöntemine başvurmalıdır. Bu husus gerekçede şu şekilde işaret edilmiştir: \"Borca batık olmamakla birlikte borç ödemeden aciz halinde bulunan bir borçlunun vade konkordatosu istemesi mümkündür. Diğer bir deyişle, mevcudu borçlarının tamamını ödeyebilecek durumda olan bir borçlunun mallarını o anda satarak vadesi gelmiş bütün borçlarını ödemesi mümkün değilse, o zaman borçlu borçlarını yüzde yüz, yani tamamen ödeme taahhüdünde bulunarak alacaklılardan kendisine bir mühlet verilmesini isteyebilir (vade konkordatosu). Bu durumdaki bir borçlunun normal olarak tenzilat konkordatosu isteyebilmesi mümkün olmamak gerekir, zira böyle bir teklif ödenmesi \"teklif edilen meblağın borçlunun kaynakları ile orantılı olması şartına uygun düşmez...\". Demek ki, İİK m.285,f.1'in, \"borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edebilir. \" şeklindeki hükmü, konkordatoya başvurma hallerini kanun koyucunun kastetmek istemediği kadar geniş anlamaya imkan verebilecek bir hüküm olarak tezahür etmektedir. Bu nedenle hüküm dikkatle yorumlanmalı ve borç ödemeden aciz halinde bulunmakla birlikte borca batık olmayan bir borçlunun tenzilat konkordatosu istemesi mümkün olmamalıdır; mevcudu borçlarının tamamını ödeyebilecek durumda olan böyle bir borçlunun ancak borçlarını yüzde yüz, yani tamamen ödeme taahhüdünde bulunarak alacaklılarından kendisine ödemek için bir süre verilmesini isteyebilmesine (vade konkordatosu) izin verilmelidir. Şu halde, borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya bu şekilde borç ödemede aciz halinde olmamakla birlikte mali göstergelerinin seyri itibariyle yakın bir gelecekte ve kaçınılmaz olarak borçlarını vadesi gelince ödeyememe tehlikesi altında bulunan bir borçlu, mevcudu borçlarını karşılıyorsa ancak vade konkordatosu teklif edebilecektir. Nitekim öğretide de bu hususa önemle işaret edilmektedir: \"Konkordato mehiline hak kazanabilmek için, aktifin pasiften az olması, yani borçlu mevcudunun borcundan az olması ana kayidedir. Aksi halde talep redde mahkumdur... \" ; \" ... Borçlunun varlığının borçların yüzde yüzünü karşılayabilecek değerde olmasına karşın, vadesi gelmiş veya yakında gelecek borçlarının ödenmesi için malvarlığının kısa zamanda paraya çevrilmesi ve borçların ödenmesi mümkün değil ise, borçlunun vade konkordatosundan yararlandırılması gerektiği konusunda doktrinde görüş birliği vardır. \". Şu halde malvarlığı borçlarını ödeyemeye yeten borçlu tenzilat konkordatosu talep edemeyecek olup, bu borçlunun teklif edebileceği konkordato türü ancak vade konkordatosu olabilecektir. Ama bu bağlamda borçlunun büyük bir hareket alanına sahip bulunduğu söylenemez: \"... borçluya vade konkordatosu yoluyla da olsa, uzun yıllar faizden kurtulmasını sağlayacak biçimde konkordato bağıtlamak olanağının tanınamayacağı açıktır ... özelikle, yüksek tutarlı borçları kapsayan konkordatolarda, borçlunun çalışarak borçlarını ödemesi, uzun yıllara bağlıdır. Borçluya ... uzun ödeme süreleri sağlayan bir konkordatonun aktifin borçları tamamen karşıladığı durumlarda kabulü söz konusu olamaz ...bu gibi durumlarda, borçluya aktifini paraya çevirerek, borçlarını ödeyebilmesi için gerekli olan sürenin verilmesi daha makul olacağından, uzun ödeme süresini içeren faizsiz ödeme tekliflerinin kabulüne imkan yoktur...\" Yargıtay'da aynı görüştedir, yani aktifi pasifinden fazla olan bir kişinin tenzilat konkordatosu isteyemeyeceğini kabul etmektedir... Aktifi pasifinden fazla olan borçlunun önerdiği tenzilat konkordatosu kural olarak bir tek halde kabul görebilir ve o halde konkordatoya tabi bütün alacaklıların (oybirliğiyle) konkordato teklifini kabul etmeleridir. Ama prosedürün bu aşamaya kadar gelmesi mümkün olmayacaktır; çünkü mahkeme, aktifi pasifinden fazla olan borçlunun buna rağmen tenzilat konkordatosu istediğini tespit ederek, kesin mühlet kararı vermeyecektir...\" (Prof. Dr. Selçuk Öztek - Prof. Dr. Ali Cem Budak - Doç. Dr. Müjgan Tunç Yücel  - Doç. Dr. Serdar Kale Dç. Dr. Bilgehan Yeşilova - Yeni Konkordato Hukuku s:158,159,160,161,162,163,164,165,166,167,168,169 )   \"...İcra ve İflas Kanunu'nun 285'inci maddesine göre konkordato, borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için talep edebileceği kolektif bir tasfiye biçimidir.Düzenlemeden de anlaşılabileceği gibi konkordato mühleti verilmesinin ve dolayısıyla konkordatonun temel koşulu vadesi geldiği hâlde borçların ödenememesi veya ödenememe tehlikesinin bulunmasıdır (İİK m.285). Borçlarını vadesinde ödeyebilecek olan borçlunun konkordato başvurusu kabul edilemez. Esasen kısa vadeli borçların ödenememesi ya da ödenememesi tehlikesi konkordatoya başvuru için yeterli olmakla birlikte varlıkları borçlarının kat be kat üstünde olan borçlular için konkordatoya müracaat kabul edilemeyeceği yerleşik Yargıtay uygulaması halindedir (Yargıtay İİD. 01.10.1964 gün ve 1964/12958; bkz. Altay, S./Eskiocak, A.: Konkordato ve Yeniden Yapılandırma Hukuku, 5.b., İstanbul 2019, s.670). Konkordatonun temel amacı borçların ödenmesi olmakla birlikte 7101 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle borçlunun işletmesinin iyileşmesi de bir işlev olarak konkordatoya yüklenmiştir. Ancak bu işlev alacaklıların alacaklarının çeşitli yollarla yok edilmesi suretiyle borçlunun borçlarından kurtulması ve buna ek olarak işletmenin kalkındırması maksadıyla kullanılamaz. Borçlu alacaklılarına mümkün olan en yüksek tatmini sağlamak zorundadır. İşletmenin borçlarının ödenmesi yanında iyileştirilmesi de söz konusu olduğunda bunun sadece alacaklıların alacaklarının bir kısmına ve vade ile kavuşması, bu arada eğer faiz öngörülmemişse alacakların enflasyon karşısında zaman içinde faiz oranı kadar eritilmesi, bir diğer ifade ile iyileşmenin yükünün sadece alacaklılara yüklenmesi kabul edilemez. Nitekim İcra ve İflas Kanunu'nun konkordato projesini niteleyen 286'ncı maddesinde borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağının gösterilmesi gerektiği de vurgulanmıştır. Diğer taraftan işletmenin mali durumunu gösteren tek ölçüt varlıkların borçlara (kaldıraç) oranı da değildir. Mali tablo analizinde borç ödeme kabiliyetini (likiditeyi) hesaplamaya yarayan başka oranlar (rasyolar) da bulunmaktadır. Söz gelimi cari oran, işletmenin kısa süreli borçlarını ödeme gücünü ölçmek ve net işletme sermayesinin yeterli olup olmadığını ortaya koymak bakımından önemlidir. Cari oranın ülkenin kalkınmışlığına, sektörün gerekliliklerine göre değişmekle birlikte 2:1, 1,5:1 gibi değerlerde olması yeterli görülmektedir (bkz. Akgüç, Ö.: Mali Tablolar Analizi, 15.b., İstanbul 2013, s.465 vd.). Borç ödeme gücünü ölçmeye yarayan ve cari oranı tamamlayan ikinci bir rasyo da asit-test oranıdır. Bu oranda cari orandan farklı olarak paraya çevrilmesi görece daha uzun zaman alabilecek kalemler hesaplamada dikkate alınmamakta, başka bir söyleyişle nakit ve kolaylıkla nakde çevrilebilecek varlıkların borçları karşılama oranı göz önünde tutulmaktadır. Asit-test oranının 1:1 olması işletme finansmanında \"oldukça iyi\" sayılmaktadır (Akgüç, s.471). Bu anlamda konkordatonun temel koşulu olarak ifade edilen vadesi geldiği hâlde borçların ödenememesi veya ödenememe tehlikesinin bulunup bulunmadığının saptanmasında en pratik ve doğru yolun, işletmenin cari oranı ile asit-test oranı başta olmak üzere likidite oranlarının değerlendirilmesi olduğu sonucuna varılmaktadır (bkz. Karakaş, C.F.: Borca Batık Olmayan Borçlunun Tenzilat Konkordatosu İstemi ve Seçenekli Konkordato Projesi, Medeni Usul ve İcra-İflas Hukuku Dergisi, C.XVI, 2020/3, S.47, s.782 vd.).Konkordatoya başvuru için geçmişte aranan dürüstlük koşulu 4949 sayılı Yasa'nın İcra ve İflas Kanunu'nun 285'inci maddesinde yapılan değişiklikle, tasdik için aranan dürüstlük koşulu da 7101 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle kaldırılmıştır. Ancak bu değişiklikler kötü niyet boyutuna gelmiş konkordato taleplerine göz yumulacağı şeklinde yorumlanamaz. Nitekim oylamanın yapılmasından ve duruşmaya katılabilmek ve istinaf hakkı kazanabilmek için Yasanın aradığı (İİK m.304) üç günlük sürenin geçmesinden sonra revize proje sunulması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. İstinaf ilamında,  mahkemece; davacının kaynakları ile orantılı şekilde, ödemesiz herhangi bir dönem bulunmaksızın borcun daha kısa sürede ödeme imkanı bulunup bulunmadığı değerlendirilerek gerektiğinde ödeme tarihlerinde ve taksit sayılarında proje revize edilerek sonucuna göre karar verilmesinin uygun olacağı belirtilmiş olup mahkememizce davacı tarafa revize proje sunmak üzere süre verilmiştir.Somut olayda, davacı şirketin rayiç değerler üzerinden özkaynaklarının (+) 9.681.726,48 TL olarak hesaplandığı, diğer bir anlatımla şirketin rayiç değerlere göre borca batık durumda olmadığı anlaşılmakta olup, davacının tenzilat konkordatosu talep edebilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Bu durumun tek istisnası tüm alacaklıların tenzilat konkordatosuna onay vermeleridir. Davanın başından beri davacı tarafından teklif edilen projeye alacaklıların tamamı onay vermediğinden somut olayda bu durum söz konusu değildir. Öte yandan davacının sunduğu revize proje ile borcun tenzilatlı olarak ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon hızı, yasal faiz oranı, davacı şirketin bilançoları gözetildiğinde borcun tenzilatlı olarak ödenmesinin kabul edilemeyeceği açıktır. Bu suretle konkordato ile borçlunun malvarlığında meydana gelmesi amaçlanan iyileşmenin tüm yükü alacaklılara tahmil edilmektedir. Konkordato sürecinde şirket ortağı tarafından fedakarlık yapılması yönünde açık düzenleme bulunmamakta ise de, sürecin başından beri alacaklarına kavuşmayı bekleyen alacaklılar yönünden vaad edilen fedakarlığın beklenmesi de sürecin gereği olarak değerlendirilmelidir. Bununla birlikte sürecin başından itibaren şirket ortaklarının maliki olduğu taşınmazların satışının yapılacağı belirtilmiş olmasına rağmen bu hususta bir gelişme de kaydedilmiş değildir. Davacı şirketin borca batık olmadığı, finansal durumuna göre ödeme teklifinin makul seviyede olmadığı,  borçluların ödemeyi teklif ettiği tutarın, eşitlik ve kaynakları ile orantılı olması şartına açıkça aykırı olduğu, teklifin tenzilat konkordatosu niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda değinildiği gibi, tenzilat için konkordato projesinin alacaklılar tarafından onaylanmış ve İİK'nun 305. maddesindeki tüm koşulların sağlanmış olması gerekir. İş bu davada da yine yukarıda açıklandığı üzere tüm alacaklılar tarafından gereken nisapta projeye evet oyu verilmediğinden İİK'nın 305/c ve 308. maddeleri gereğince konkordato talebinin reddine\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı borçlu şirket vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde ; Yerel mahkemece, müvekkil firmanın hali hazırdaki durumu gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekirken sadece usul yerine gelsin anlayışı ile hareket ederek hukuka aykırı olarak konkordato talebimizin reddine karar verildiğini, müvekkil firma yerel mahkemenin açıkça hukuka aykırı ve soyut yaklaşımı nedeni ile doğal iflasa sürüklendiğini, geçici mühlet kararı verildiği tarihten, tasdik duruşmasında konkordatonun kaldırıldığı tarih olan 05.06.2014 tarihine kadar müvekkil şirket faaliyetin devamlılığını sağlamak ve şirketi ayakta tutabilmek amacıyla üstün bir çaba gösterdiğini ancak 05.06.2024 tarihinden itibaren müvekkil şirket yoğun haciz baskısı nedeni ile çalışmaz hale gelerek konkordato sürecinde belli bir aşamaya getirdiği  ticari faaliyeti hızla düştüğünü ve ticari faaliyetini sürdüremez hale geldiğini, müvekkil firma 05.06.2024 tarihindeki konkordato talebimizin reddi kararından sonra, konkordato projesinde kaynak gösterdiği  bir çok kaynağı da kaybetmek durumunda kaldığını, hal böyle iken yerel mahkeme müvekkil firmanın kaynakları üzerinde her hangi bir inceleme ve değerlendirme yapmadan ve tarafımızında buna ilişkin beyanlarını da dikkate almadan müvekkil firmanın borca batık olmadığı saiki ile konkordato talebimizin reddine karar verdiğini, halbuki gerek revize konkordato projemizde gerekse beyanlarımızda müvekkil firmanın borca batık hale geldiğini ve buna uygun revize proje yapıldığı açık olmasına rağmen sayın mahkeme bu hususta hiç bir değerlendirme yapmadan hüküm kurduğunu belirterek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, konkordatonun tasdikine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE<br>HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, İİK.nun 285 ve devamı maddelerince açılan konkordatonun tasdiki  talebine ilişkindir.Dosya kapsamına göre, alacaklılar tarafından İİK m.302 maddesi uyarınca çoğunlukla kabul edilen revize projede; şirketin tüm anapara borcunun tamamının 2025 yılı ocak ayı itibariyle her 3 ayda bir toplam 48 ay vadeli ve eşit taksitlerde olacak şekilde, yıllık %2 faiz oranıyla ödenmesi teklif edilmiştir. Dairemizce, davacının kaynakları ile orantılı şekilde, ödemesiz herhangi bir dönem bulunmaksızın borcun daha kısa sürede ödeme imkanı bulunup bulunmadığı değerlendirilerek gerektiğinde ödeme tarihlerinde ve taksit sayılarında projenin revize edilmesi gerektiğinden bahisle kaldırma kararı verilmesine rağmen davacı borçlu şirketin, kaldırma kararından sonra sunduğu 30/07/2025 tarihli revize projede; şirket adi nitelikli borçlarının 2025 yılı Ağustos ayı itibariyle aylık taksitler halinde olmak üzere 41 ay vadeli ve eşit taksitlerde %50 anapara (%50 anapara tenzilatlı) üzerinden ödenmesi teklif edilmiştir. Görüldüğü üzere alacaklılar tarafından  çoğunlukla kabul edilen projede anapara borcun tamamımın ödeneceği teklif edilmesine rağmen sonradan sunulan revize projede alacaklıların aleyhine olacak şekilde anapara borcun sadece %50'sinin ödenmesi hedeflenmiştir. Diğer bir ifade ile anapara borcuna faizsiz %50 tenzilat uygulanmıştır. O halde sonradan sunulan revize projenin  İİK  302. maddede öngörülen çoğunlukla kabul edildiğinden söz edilemeyeceği gibi  emsal Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere yıllık avans faizinin %36,75 olduğu dikkate alınarak borca batık olmayan şirketin borçlarını uzun vadeye yaymak sureti ile üstelik anapara borcunun faizsiz sadece yarısı üzerinden konkordato  talep edilmesinin, borçlunun kaynakları ile orantılı olmadığı gibi dürüst borçlunun mali durumunun iyileşmesini sağlamayı amaçlayan konkordato müessesesinin bu amacına da uygun olmadığı ve alacaklıların aleyhine olacak şekilde menfaat dengesini bozduğundan konkordatonun tasdiki talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan gerekçelerle; incelenen mahkeme kararının istinaf sebepleri  ve kamu düzeni ile sınırlı yapılan inceleme itibariyle usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b.1 gereğince esastan reddine, karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, yatırılan 615,40 TL harcın mahsubuna yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nin 361/1. Maddesi, 7499 sayılı Yasa'nın 37/1.d maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK'nın 308/a maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.22/10/2025<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1c300ca7ee6a5c02","SID":"601d812eb3b8b9b4"}}