{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/733 <br>KARAR NO\t: 2025/1551<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 10.06.2021<br>NUMARASI\t: 2018/1058 Esas - 2021/438 Karar <br>DAVA: Şirket genel kurul kararının iptali <br>Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaları ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davaların reddine dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Davacı vekili, asıl davada dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette 10.000 adet hisse sahibi ve 21.03.2018 tarihli genel kurul toplantısına kadar şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğunu, 21.03.2018 tarihli genel kurulda müvekkilinin bu yetkilerinin iptal edildiğini, müvekkilinin davalı şirkette 31.998 hisse sahibi olan ... ile evli olduğunu ve aralarında boşanma davası bulunduğunu, ...'un boşanma davası öncesinde müvekkilini mal rejimi tasfiyesinden doğacak yasal alacaklarını yok etmek ve müvekkilini zarara uğratmak kastıyla ilk olarak 15.03.2018 tarihli genel kurul kararıyla hisselerinin tamamına yakınını şirket ortağı olmayan kız kardeşine ve oğluna devrettiğini, davacı ve ...'ın 15.03.2018 tarihli genel kurul toplantısında rüçhan haklarını kullanmak istediklerinden söz ederek haklarını saklı tuttuklarını tutanağa şerh düştüklerini ve hisse devirlerine ilişkin kararı onaylamadıklarını, daha sonra 21.03.2018 tarihli genel kurul kararıyla payların muvazaalı devir alan kişilerin katılımı ile önceki karlarının sermayeye ilave edilerek sermaye artırımına karar verildiğini, müvekkili ve ...'ın bu kararlara da muhalif kaldıklarını, müvekkili tarafından İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/509 Esas sayılı dosyasında bu genel kurul kararlarının iptali için açılan davanın derdest olduğunu, şirket ortağı ...'un onayı ile müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibin şirket ortağınca usulsüz şekilde alınan tebligatla kesinleştirildiğini ve müvekkilinin kullanımında olan şirket aracına el konulduğunu, 21.03.2018 tarihli genel kurul kararının tavsiye netiliğinde olduğundan bahisle süresinde tescil ve ilan edilmediğini, bunun üzerine hukuka aykırı bir şekilde 21.06.2018 tarihinde 2018/2 nolu sermaye artırımı kararı alındığını, müvekkili ile ...'ın bu karara da muhalif kaldıklarını, şirket yönetiminin genel kurul tarihinden en az 15 gün önce tüm belgeleri hissedarların incelemesine hazır bulundurmak zorunda olmasına rağmen, ... tarafından bu belgelerin müvekkiline gösterilmediğini, davalı şirketin 21.06.2018 tarihli ve 2018/2 karar sayılı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının boşanma sonunda davacının mal rejiminin tasfiyesinden doğacak yasal alacakları yok etmek kastı ile yapıldığını, şirketin sermaye artırımına gereksinimi bulunmadığını ileri sürerek, 21.06.2018 tarihli sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptaline karar verilmesini, bu mümkün olmadığı taktirde geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili, birleşen davada dilekçesinde özetle; asıl davada iptali istenen 21.06.2018 tarihli genel kararının Ticaret Sicilince tescil edilmediğinden aynı amaç ve saiklerle davalı şirketin genel kurulunun toplanıp 16.11.2018 tarihli genel kurulunda sermayenin 1.050.000,00 TL'den 3.958.000,00 TL'ye çıkarılmasına karar verdiğini, müvekkilinin ve ...'ın bu karara da muhalif kalarak ret oyu verdiklerini, anılan kararında da asıl davada belirtilen gerekçelerle iptali gerektiğini savunarak, genel kurul kararının iptaline, mümkün olmadığı taktirde geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, asıl ve birleşen davalardaki savunmasında özetle; şirket yetkilisi ile boşanma sürecinde olan davacının şirketin işleyişini engelleyerek eşine zarar vermek amacıyla dava açtığını, davacının bu amaçla şirketin yönetim kurulu kararlarına da katılmadığını, iptali istenen kararların kanuna uygun ve gerekli çoğunluk oylarıyla alındığını, 21.06.2018 tarihli sermaye artırımına ilişkin kararın oy çokluğuyla alınmasına rağmen yanlışlıkla oy birliği ile alındığı yazıldığından ticaret sicil tarafından tescil edilmediğini, bunun üzerine 16.11.2018 tarihli kararın alındığını, davacının şirketin ortağı olup mali ve idari işlerden sorumlu koordinatör görevi yaptığını, eşi ile arasında doğan problemler nedeniyle son bir yıldır görevini aksattığını, tahsilat konularında etkisiz kaldığını, bu nedenle bankalardan şirketin kullandığı kredilerin ciddi biçimde arttığını, davacının Şubat 2018 tarihinden itibaren şirkete gelmeyi tamamen kestiğini, tüm işleri ...'un yapmak zorunda kaldığını, bu nedenle ...'un hisse devri gerçekleştiğini, toplantı çağrısının usulüne uygun yapılarak ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, toplantı davet kağıtlarının iadeli taahhütlü gönderildiğini, davacının ve diğer hissedarların hisse miktarlarının aynen devam ettiğini, şirket ana sözleşmesinde hisse devri halinde hissedarlardan muvafakat alınmasına ilişkin bir madde bulunmadığını, davacının rüçhan hakkı bulunmadığı halde bunu ileriye sürmesinin kötü niyetli olduğunu, davacının şirketten bilgi, belge almaması kendisine para verilmemesi ve şirkette kimseyle görüşmemesi konularında hiç bir talimat verilmediğini savunarak, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Dosyanın bir bütün olarak incelenmesinde, 21/06/2018 tarihli genel kurul kararının iptali yönünden talebin davadan önce konusuz kaldığı, zira bu kararın oy çokluğuyla alınmış olmasına rağmen oy birliğiyle alınmış gibi yazıldığı; bunu fark eden Ticaret Sicil Memurluğu tarafından da tescil edilmediği; zaten aynı kararın bu sebeple 16/11/2018 tarihli toplantıda tekrar aynen alındığı, bunun öğretide 'teyit kararı olarak isimlendirilen bir karar niteliğinde olduğu; bu nedenle iş bu kararın iptaline ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerektiği; Birleşen Anadolu 10. ATM'nin 2019/373 Esas sayılı dosyasında dava konusu olan 16/11/2018 tarihli genel kurul kararının da şirketin mali ve ekonomik durumuna uygun bir karar olduğu; şirketin mali yapısının güçlendirilmesine yönelik olduğu, sermaye artırımının şirket genel kurulunun tasarrufunda olan bir konu olduğu; şirketin tüm ortaklarının katılımıyla ve yeterli oy çokluğuyla alınmış olduğu; davalı şirket yönetiminin bu kararın alınmasında davacının boşanma davası sonunda açılacak mal tasfiyesi davasındaki haklarına engel olmak için açılmış bir dava olmadığı; tamamen şirket için kaynaklardan sermaye artışına gidildiği ve şirket ortaklarından nakdi bedel alınmadığı; öte yandan şirket hisselerinin ... tarafından evlilik birliği içinde edinilmesi halinde mal tasfiyesine konu olacağı ancak sermaye artırımının hiç bir şekilde davacımızın alacağı katılım payına engel olmayacağı zira şirket hissesinin eşler arasındaki mal tasfiyesine konu olacağına dair yasal düzenlemenin mevcut olduğu; davacımızın eşi Levent'in sermaye artırımı yoluyla hissesinin değeri o miktar artmış olacağından, şirket hissesinden dolayı davacı eşine ödeyeceği miktarında o derece artmış olacağı; Davacı her ne kadar gerek bu dosyada gerek birleşen dosyada genel kurul kararlarının iptali edilmemesi halinde geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılmasını talep etmiş ve dava dilekçesinde bu kısımla ilgili açıklamalarında ...'un devredilen hisselerinden ve artırılan sermayeden öncelikli olarak rüçhan hakkının kullandırılmasını istemiş ise de; TTK 461. Madde hükümlerinde, her pay sahibinin yeni çıkarılan paylara karşı mevcut paylarının sermaye oranına göre alma hakkına haiz olduğu düzenlenmiştir. Burada yeni çıkarılan paylar üzerinde rüçhan hakkının kullanılacağı yazılıdır. Oysa somut olayımızda ... tarafından oğluna ve kız kardeşine devredilen hisseler yeni hisseler olmayıp, ... kendi mevcut hissesinden devirleri gerçekleştirdiği için rüçhan hakkının kullanılmasından söz edilemez. Hisse devri yönünden şirket ana sözleşmesinde de kısıtlayıcı bir hüküm ya da diğer ortakların muvafakati yönünde bir hüküm bulunmadığı için davacının devredilen hisseler yönünden rüçhan hakkına dayalı alım talep etmesi mümkün değildir.  Bilirkişi raporu ve genel kurul kararlarının incelenmesinde, sermaye artırımı yoluyla yeni hisseler oluşturulmamış olup, her ortağın sermaye artırımı ile şirketteki sermayesinin çoğaltılmasına gidilmiştir. Sermaye artırımıyla oluşan bu durum her ortağa payı oranında yansımış olup, üçüncü bir şahsa yönelik pay devri söz konusu olmadığından davacının sermaye artışıyla oluşan hisseler yönünden de rüçhan hakkını kullanması mümkün değildir. Bu sebeple de her iki davadaki rüçhan haklarının kullanılmasına ilişkin talepleri yönünden de hüküm oluşturulamamış, davaların reddine karar vermek gerekmiştir...\" gerekçesiyle, asıl davada 21.06.2018 tarihli genel kurulda alınan sermaye artırımıyla ilgili kararın tescil edilmediği ve birleşen davaya konu genel kurul kararıyla tescil olmayan bu kararın teyit edilmesi nedeniyle konusu kalmayan asıl davanın reddine;  birleşen davaya konu 16.11.2018 tarihli genel kurulda alınan ve sermayenin 1.050.000,00 TL'den 3.958.000,00 TL'ye çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ilişkin  talebinin reddine,  karar  verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Asıl ve birleşen davalarda davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece 21.06.2018 tarihli genel kurul kararının iptali yönünden, talebin davadan önce konusuz kaldığı,16.11.2018 tarihli toplantıda aynı kararın tekrar alındığı ve kararın iptaline ilişkin talebin konusuz kaldığı gerekçesiyle reddine ilişkin kararın hakkaniyete aykırı olduğunu, bu davanın 13.09.2018 tarihinde açıldığını, dayanak olarak gösterilen teyit kararının 16.11.2018 tarihinde davadan iki ay sonra alındığını, davanın açıldığı tarihte konusuz olmadığını, genel kurul kararı hakkında iptal davası açılabilmesi için o kararın tescil edilmesi de gerekmediğini, bu kararlara karşı üç ay içinde dava açılması gerektiğini, bu nedenle mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, teyit niteliğindeki genel kurul kararına kadar müvekkilinin genel kurulun iptalini istemekte hukuki yararı bulunduğunu, Birleşen davadaki gerekçenin de hatalı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/5614 E. ve 2014/11877 K. sayılı ilamında belirtilen sermaye artırımı şartlarının bulunmadığını, artırım ihtiyacı bulunmadığını, sermaye artırımının müvekkilini zarara uğratma kastı taşıdığını,  kararın objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, sermaye artırım kararının usulune uygun alınmadığını, şirketçe sermaye artırımı kararı alınması için gereken koşulların yerine getirilmediğini, şirketin neden sermaye artırımına ihtiyaç duyduğu, yapılması gereken yatırımların bulunup bulunmadığı ve genel kurulda onanan faaliyet raporu da getirildikten sonra davalı şirketin mali durumu hakkındaki davalı tarafça açıklama yapılması  gerektiğini, bilirkişi raporunda  tespit edildiği üzere, sermaye artırımına ihtiyaç olmadığını, rapora göre sermaye artırımının yapıldığı 31.12.2017 bilançosunun borca batık olmadığı ve şirketin 2.497.955,21 TL  karda olduğunu, tespit edildiğini, 31.12.2018 tarihli bilançosuna göre de şirketin borca batık olmadığı 2.922.141,47 TL karda olduğunun belirlendiğini, gelir tablosuna göre 2018 yılında 2017 yılına göre net satışlarının %23 oranında, faaliyet karının %6,15 oranında arttığı ve şirketin esas faaliyet sonuçlarının olumlu yönde artarak devam ettiğinin belirlendiğini, rapordaki bu tespitlere göre sermaye arttırım ihtiyacı bulunmadığını, keyfi şekilde azınlık pay sahiplerinin zara uğratılmak için çoğunluk kararıyla keyfi olarak artırım kararı alındığını, artırım kararı alınması için TTK'nın 603/1. maddede yazılı koşulların mevcut olmadığını, buna rağmen üst üste sermaye artırım kararı alınarak dürüstlük kurallarına aykırı davranıldığını, buna rağmen bilirkişilerin,  sermaye artırımının iç kaynaklardan karşılanmasının, ortakların hisseleri oranında arttırılan sermayeden pay almaları nedeniyle davacının ortaklık payını küçültme veya zararlandırma amacı taşımadığı sonucuna vardıklarını, oysa müvekkilinin bu şekilde vazgeçilmez hak olan kar payı almadan mahrum kaldığını, iç kaynakların tamamına yakının birikmiş ve dağıtılabilir karlardan oluştuğunu, şirketin 1998-2017 döneminde birikmiş olan karlarının muhalefet edilmesine rağmen, sermayeye ilave edilmesinin, bu dönemde ortak olmayan 2018 yılında muvazaalı olarak ortak yapılan ...'un oğluna ve kızkardeşine bedeli alınmadan yapılan pay devirleri sonucunda, pay bedellerinden çok daha fazla bir değer intikal ettirildiğini, bilirkişi görüşünün aksine yedek akçelerin şirket sermayesine eklenmesinin şirkete yeni bir kaynak girişi niteliğinde olmadığını, ilave edilen kaynağın zaten şirketin içindeki ve kullanımındaki bir kaynak olduğunu, şirketin mali yapısının yerinde olmasına rağmen müvekkilinin mülkiyet hakkı kapsamında olan kar dağıtımı hakkının ihlali ile şirket sermayesinin artırılmasının yasa ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, denetime elverişsiz bilirkişi raporuna dayanılarak ve itirazlar karşılanmadan verilen kararın hatalı olduğunu, iç kaynaklardan yapılacak sermaye artırımında müdürlerin bu kaynağın varlığını garanti etmesi gerekmesine rağmen müdürler kurulunca hazırlanıp imzalanan bir beyan bulunmadığı gibi, artırıma sebep olacak değerlerin şirket bünyesinde bulunduğuna dair hazırlanan gerçeğe ve usulüne uygun  SMMM raporu da bulunmadığını, müvekkilinin 1.760.466,00TL borçlu olduğu iddiasıyla açılan davada, müvekkilin şirkete sadece 40.220,17 TL borçlu olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle bu kabule göre hazırlanan bilanço ve gelir tablosu ile yasal defter kayıtları ile bunlara dayanak teşkil eden belgelerin bir bütün olarak ortaya konularak yapılması gereken finansal durum değerlendirmesinin hatalı olacağını, Mahkemece önceki genel kurul kararlarının iptali istemi ile tarafımızca açılan  İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/509 Esas sayılı davasının sonucunun  bekletici mesele yapılması gerektiğini, bu dosyanın istinaf incelemesinde olduğunu, bu davada şirketin diğer ortağı ...'un şirket hisselerinin büyük çoğunluğunu müvekkilin yurt dışında iken, müvekkilden mal kaçırma , müvekkili zarara uğratma kastı ile oğlu ve kız kardeşine devrinin muvazaalı olduğunun tespiti ile 15.03.2018 tarihli sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararlarının iptalinin istendiğini, 15.03.2018 tarihli genel kurul kararından sonra, dava konusu 21.3.2018 tarihinde sermaye artırımına karar verilmesinin aradaki kısa süre dikkate alındığında dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve sermaye artırımı ihtiyacı olup olmadığının  değerlendirilmesi gerektiğini, Şirket ortaklarının ellerinde bulunan payları şirket sözleşmesinde bağlama ilişkin bir hüküm bulunmaması halinde serbestçe tasarruf edebilecekleri gerekçesiyle müvekkilinin rüçhan hakkının bulunmadığının kabul edildiğini, oysa sermaye artırımı bakımından artırımla ortaya çıkan payların yeni pay çıkarma mahiyetinde olduğunu, müvekkilinin bu paylar üzerinde rüçhan hakkı bulunduğunu, TTK'nın 461. Maddesine göre de bu paylar yönünden rüçhan hakkının kullanılabileceğini, müvekkilinin boşanma davasındaki mali haklarına halel gelmeyeceğinin kabul edilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu, sermaye payının evlilik birliği içinde elde edilmesi nedeniyle mal rejimine tabi olduğunu ve müvekkilinin zarara uğratıldığını, payların bedelsiz ve muvazaalı şekilde ortağın yakınlarına devredildiğini, bu sermaye artırım kararlarıyla,  müvekkilin kar payı alma hakkın ortadan kaldırarak, kendi paylarını hiçbir ödeme yapmadan yaklaşık asgari  2.5 misli artırmalarının sağlandığını, Çağrının usulsüz olduğunu 01.10.2018 tarihli karara istinaden 25.10.2018 saat 11:00'da şirket merkezinde geçmiş  yıl karlarının sermayeye ilave edilmesine ilişkin gündem maddesi çerçevesinde yapılacak genel kurul toplantısı için, müvekkili ve diğer ortağın belirtilen saatte şirket merkezinde hazır olmalarına rağmen bu genel kurul toplantısı, şirket müdürü ... tarafından, sermaye artırımında olumlu oy kullanacakları sabit olan şirket müdürü ...'un oğlu, kızı ve kız kardeşi diğer ortaklar ..., ... ...'in gerekçesiz, mazeretsiz, resmi hiçbir bildirim yapılmaksızın, genel kurul tarafından bir erteleme kararı dahi alınmaksızın hazır bulunmamaları sebebiyle kasıtlı ve keyfi olarak gerçekleştirilemediğini, toplantı çağrısında TTK'nın 617/3. maddesin uyarınca anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağını, buna göre ilanda ve çağrıda ilk toplantının herhangi bir nedenle ertelenmesi üzerine genel kurul yeniden toplantıya çağrılıyor ise, erteleme sebebi ile yapılacak toplantıda yeterli olan toplantı nisabı belirtilmesi gerektiğini, gönderilen mektupta 16.11.2018 tarihli iptali istenen toplantıya ilişkin olarak müvekkiline gönderilen bir davet mektubunun olmadığını, 25.10.2018 tarihinde toplantının usulsüz şekilde 1 ay sonraya ayına ertelenmesine rağmen, müvekkile bu tarih aralığında Kasım ayında gerçekleşecek genel kurul toplantısına ilişkin bir davet mektubu gönderilmediğini,  müvekkilinin bilgi alma hakkının kısıtlandığını, müvekkilinin şirkete girişinin engellendiğini, genel kurul kararlarından 15 gün önce de defter ve belgelerin ortağın incelemesine hazır bulundurulması yükümlülüğünün ihlal edildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE<br>Asıl dava, davalı şirketin 21.06.2018 tarihli genel kurulunda alınan sermaye artırımı kararının iptali; birleşen dava ise şirketin 16.11.2018 tarihli genel kurulunda alınan sermaye artırımı kararının iptali ve bunun mümkün olmaması hâlinde geçmişe etkili olacak şekilde toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkı kullandırılmasına karar verilmesi istemlerine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı şirketin ortağı olup, iptali istenen genel kurullara katılan ve alınan kararlara ret oyu vererek muhalefet şerhini toplantı tutanağa  yazdıran davalının yasal sürede asıl ve birleşen davayı açtığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından; davalı şirketin diğer hissedarı ve  boşanma aşamasında oldukları  ...'un şirketteki 31.998 adet payının, 20.000 adedini 13.03.2018 tarihinde oğlu ...'a, 10.000 adedini ise 19.02.2018 ve 13.03.2018 tarihlerinde kardeşi ...'e devrettiği, muvazaalı bu devirlerin 15.03.2018 tarihli ortaklar genel kurulu kararı ile onandığı, pay devirlerinin onanmasına ilişkin karara rüçhan haklarının kullanılacağından bahisle ve dava açma hakları saklı tutularak muhalif kalındığı, davalı şirketin 21.03.2018 tarihli 2018-02 nolu ortaklar genel kurulu kararı ile, 2016 yılı dahil geçmiş yıl karlarının dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine karar verildiği, sermaye arttırımına ilişkin bu karara, karın dağıtılması talebiyle ve tüm haklar saklı tutularak muhalif kalındığı, 15.03.2018 tarihli pay devirlerinin onanmasına ilişkin kararın muvazaalı devirlere dayanması, davacıya rüçhan hakkının kullandırılmaması nedeniyle iptalinin gerektiği, 21.03.2018 tarihli sermaye arttırımı kararının ise, şirket iç kaynaklarından sermaye arttırımı gerekmediği halde, davacının pay oranının azaltılması amacıyla alınmış, kanun ve esas sözleşme ile objektif iyi niyet kurallarına bir karar olması nedeniyle, ayrıca  henüz ortak sıfatını kazanmamış olan ... ile ...'in kararda oy kullanmaları nedeniyle  iptalinin gerektiği ileri sürerek, İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/509 Esas sayılı dosyasından dava açılmıştır. Mahkemece, sermaye artırımına ilişkin 21.03.2018 tarihli kararın süresi içerisinde tescil edilmemesi nedeniyle geçerli olmadığı, pay devrine ilişkin 11.03.2018 tarihli kararın ise usulüne uygun şekilde alınarak tescil edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının rüçhan hakkının bulunmadığına ilişkin tespit kararı, davacının istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2021/242 Esas, 2023/473 Karar sayılı ilamı ile rüçhan hakkına ve ortaklık devrine ilişkin ret kararının yerinde olduğu, ancak sermaye artırımına ilişkin 21.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararının ilan edilmemesi nedeniyle geçerli olmadığı gerekçesiyle, bu talep yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği belirlenerek, ilk derece mahkemesi kararı düzeltilmiştir. Bu karara karşı davacının temyiz başvurusu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.07.2024 tarih ve 2023/2916 Esas, 2024/5755 Karar sayılı ilamı ile reddi ile hüküm onanmıştır. Davacı tarafından asıl ve birleşen davada benzer taleplerle geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkı kullandırılmasına karar verilmesi istenmiştir. Dava dışı ortak ...'un şirkette sahip olduğu 10000 adet pay karşılığı 250.000 TL hissesini ...'e, 20 bin adet hisse karşılığı 500.000 TL bedelli hissesini ...'a devrettiği, 15.3.2018 tarihli 2018/1 nolu ortaklar kurulu kararından davacı ve ...'ın rüçhan hakkını kullanarak hisse devrini onaylamayarak ret oyu verdiği, devrin 19.03.2018 tarihinde tescil edilerek 23.03.2018 tarihli sicil gazetesinde tescil edildiği görülmüştür. Pay devrinin tescili ile davacının toplam 42000 adet şirket payının 10000 adedine, ... ve ...'ın 1'er payına, ...'un 1998 payına,...'in 10000 payına ve ...'un 42000 payına sahip olduğu anlaşılmıştır. ... kendi paylarının maliki olup bu payların şirket ana sözleşmesinde bir engel bulunmadıkça üçüncü kişilere devrinde usul ve yasaya aykırı bir yn bulunmamaktadır. Kaldı ki bu durum yukarıda belirtilen İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesindeki gerekçe ile de tespit edilmiştir. Usulüne uygun şekilde payı devralan kişilere husumet yöneltilerek açılmış bir ön alım davası bulunmamaktadır. Bir ortağın devir ettiği kendisine ait payda diğer ortakların rüçhan hakkı bulunmamaktadır. Rüçhan hakkı sermaye artırımında, her ortağın şirketteki sermaye payı oranında artırılan payların iktisap etmesine ilişkindir. Bu itibarla mahkemece geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkı kullandırılmasına ilişkin talebin reddedilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Diğer yandan istinaf başvurusunda sonucu beklenmesi istenilen İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/509 Esas sayılı davasında ilk derece mahkemesince 27.11.2019 tarihinde karar verildiği ve bu kararın yukarıda belirtildiği üzere istinaf ve temyiz sürecinden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda anılan dosyanın farklı bir genel kurul kararının iptaline ve rüçhan hakkına ilişkin olması nedeniyle ve dosyanın istinaf incelemesi sırasında kesinleşmiş olduğu dikkate alınarak bu dosyanın sonucunun bekletici mesele yapılmamasına yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Davacı vekilinin sermaye artırımına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde, ilk derece mahkemesince asıl davaya konu 21.06.218 tarihli sermaye artırım kararının süresi içinde tescil edilmediği ve bu kararın tekrarı mahiyetinde 16.11.2018 tarihli birleşen davaya konu sermaye artırım kararı alındığı gerekçesiyle asıl davanın asıl davadaki davanın konusu bulunmadığından bu davadaki talebin reddine karar verilmiş ve davacı aleyhine vekalet ücreti takdir edilmiştir. Bu durumda öncelikle asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Asıl davaya konu 01.06.2018 tarihli sermaye artırım kararının ticaret siciline tescil edilmediği sabittir. Yukarıda belirtilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2021/242 Esas sayılı kararında belirtildiği üzere, 21.06.2018 tarihli ortaklar kurulu kararının, 2016 yılı dahil geçmiş yıl karlarının dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine ilişkin olduğu ve davacının muhalefeti ile ve oy çokluğu ile alındığı anlaşılmıştır. Bu kararın ticaret siciline bildirilmediği, sicile tescil ve gazetede ilan edilmediği de tarafların kabulündedir. Ticaret siciline tescil ve sicil gazetesinde ilan kural olarak açıklayıcı nitelikte olmakla birlikte, TTK'nun 585/1, 587/1 ve 588/1  fıkraları uyarınca limited şirket esas sözleşmesinin tescil ve ilanı zorunlu olup, sözleşmenin geçerliliği ve şirketin tüzel kişilik kazanması bakımından tescil kurucu etkiye sahiptir. Buna paralel olarak esas sözleşme değişikliklerinin geçerlilik kazanabilmesi de TTK'nın 589/2 maddesi uyarınca tescil ve ilan şartına tabi tutulmuştur. Limited Şirket esas sermayesinin arttırılması kararı  esas sözleşme değişikliği mahiyetinde olduğundan, TTK'nın 616/1-a maddesi ile genel kurulun devredilmez yetkileri arasında sayılmış ve TTK'nın 621. maddesinde esas sermaye arttırımı için nitelikli karar nisabı aranmıştır. Somut olayda, 21.06.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı esas sermaye tutarının arttırılmasına ilişkin ve esas sözleşme değişikliği niteliğinde olduğundan ve TTK'nın 589/2 fıkrası uyarınca sicile tescil edilmediğinden doğmamıştır.  Zira bu halde tescil ve ilanın etkisi açıklayıcı değil kurucudur. TTK'nın 456/3.maddesine göre sermaye artırımının iç kaynaklardan  sağlanması halinde,  \"Artırım, genel kurul veya yönetim kurulu kararı tarihinden itibaren üç ay içinde tescil edilemediği takdirde, genel kurul veya yönetim kurulu kararı ve alınmışsa izin geçersiz hâle gelir ve 345 inci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.\" düzenlemesi karşısında tescilin üç aylık sürede yapılması gerekmektedir. Davanın 13.09.2018 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, dava tarihinden sonra ve tescil süresinin dolmasıyla kararın geçersiz hale gelmesi karşısında dava tarihinden sonra, davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından, mahkemece konusuz kalan davanın reddine karar verilmesi yerindedir. Diğer yandan HMK'nın 331.maddesine göre, davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında karar verilmeyen hallerde davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama gideri takdir edilmesi gerekmektedir. Bu durumda aşağıda, birleşen dava kısmında yapılacak açıklamalara göre sermaye artırımının yerinde olduğu ve dava tarihi itibariyle de davacının haklı olmadığı anlaşıldığından, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması ve davalı lehine vekalet ücreti takdirinde yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Birleşen davaya konusu olan 16.11.2018 tarihli sermaye artırım kararının yasa, ana sözleşme ve objektif iyi niyet kurallarına uyun olup olmadığının değerlendirilerek birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun incelenmesi gerekmektedir. HMK'nın 445. maddesine göre 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler. Davacı, şirket ortağı olarak toplantıya katılarak iptale konu sermaye artırımı kararına ret oyu vermiş ve ret kararına karşı muhalefet şerhini toplantı tutanağına yazdırması nedeniyle süresi içerisinde iptal davası açabilir. Birleşen davanın 28.01.2019 tarihinde açıldığı dikkate alındığında bu davanın süresi içinde açıldığı anlaşılmaktadır. Genel kurul kararlarının iptaline karar verilebilmesi için kararların kanun, ana sözleşme ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olması gerekmektedir. Bunun dışında şirket genel kurulunca alınan kararların iptali mümkün değildir. Genel kurul şirketin en üst karar organı olup tüm ortakların iradesi genel kurula yansıdığından yukarıda belirtilen iptal sebeplerine uymayan ve ortakların takdir hakkına giren hususlara müdahale edilerek ortaklık çoğunluğunun iradesine mahkemece müdahale edilmesi ticari hayatın olağan gelişimine ve buna uygun düzenlemelere aykırıdır. Yukarıda belirtilen İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/530 Esas sayılı dosyasındaki kararla şirketin ortaklık yapısı oluşmuştur. Davacı, bu ortaklık yapısında yaklaşık %23 pay sahibidir. İptali istenen genel kurulda şirket sermayesinin 1.050.000 TL'den 3.958.000 TL'ye çıkarılmasına ve eksik sermayenin tamamını  şirketin bilançosunda bulunan olağanüstü yedek akçelerden ve diğer sermaye yedeklerinden karşılanmasına karar verilmiştir. Sermaye artırımı karar verilmesi halinde TTK'nın 462.maddesine göre öncelikle bu artırımın şirketin iç kaynaklarından sağlanması yerindedir. Yukarıda izah edildiği üzere TTK'nın 461.madde gereğince rüçhan hakkı her pay sahibinin kendi payı oranında artırılan sermayeye iştirak etmesini ifade eder. Artırılan sermayede ortaklık sermaye yapısı korunmuş ve şirket iç kaynakları ortaklara devir edilerek ortakların sermaye payının ödenmesinde kullanılmıştır. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde şirketin borca batık olmadığı ve bilançosuna göre herhangi bir sermaye artırımı ihtiyacı bulunmadığı anlaşılmıştır. Ne var ki sermayenin yedek akçelerden karşılanması ve karşılanan bu yedek akçeler nispetinden her bir ortağın esasen kâr payı oranında sermaye tutarının artmış olması dikkate alınarak, sermayenin artırılmasında ortağın bir zararı bulunduğundan söz edilemez. Yapılan işlemler ortağın dağıtılabilir kârı azalmış olmasına rağmen sermaye değeri artmıştır. Şirketin yapacağı yatırımlar ve enflasyon karşısında aşınan sermayesinin günün şartlarına göre tamamlanması genel kurulun takdirinde olup verilen bu kararda yasa, ana sözleşme ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı bir yön bulunmadığına ilişkin bilirkişi tespiti ve mahkeme gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf başvuru nedeni yerinde görülmemiştir. Şirketin 21.03.2018 tarihinden itibaren aldığı sermaye kararlarının esasen birbirinin tekrarı ve aynı kararlar olduğu, şirket sermayesinin keyfi şekilde artırılarak azınlık pay sahibi ortakların zarara uğratılmadığı, şirketin görünürde yaptığı bir iş itibariyle sermaye artırımına ihtiyacı bulunmamasına rağmen iç kaynakların sermayeye eklenmesi suretiyle yapılan sermaye artırımı ile tüm ortakların şirketteki sermaye pay değerlerinin artması nedeniyle yapılan işlemin bir ortağı zararlandırma kastıyla yapıldığı sonucuna varılamayacağı, iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımının şirket bünyesinde bulunduğunun mali müşavir bilirkişilerce tespit edildiği, yukarıda belirtilen gerekçeyle İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasının bekletici mesele dosyası yapılmadığının gerekmediği, dava dışı ortağın paylarını başka kişilere devretmesinde rüçhan hakkının kullanılamayacağının yukarıda sözü edilen dava ile tespit edildiği esasen TTK'nın 461.maddesinin de artırılan sermaye payları bakımından rüçhan hakkını ifade ettiği, şirketin diğer ortağının paylarını muvazaalı şekilde devir ettiğine ilişkin iddialarının İstanbul Anadolu 9. ATM'nin dosyası ile incelenerek karara bağlandığı ve ortaklık yapısının bu karara uygun şekilde oluştuğu, çağrının usulüne uygun şekilde yapıldığı ve davacının toplantılara katıldığı, toplantıya katılan davacının sermaye artırımı kararının bilançoya ilişkin olması nedeniyle toplantının ertelenmesi talebinde bulunmadığı, davacının bilgi edinme ve inceleme hakkının ihlal edilmesi halinde TTK'nın 437 ve 438. maddesine uygun şekilde talepte bulunabileceği anlaşılmakla, davacı vekilinin tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; <br>1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından asıl dava için yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf  karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı  tarafından birleşen dava için yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf  karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.09.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3326a18cb0312cea","SID":"d8a730032c9eda9a"}}