{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/8 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1553 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t: 2021/48 Esas- 2022/864 Karar<br>TARİH: 05/10/2022<br>DAVA: Alacak<br>KARAR TARİHİ: 02/10/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin, yaklaşık 2013 tarihinden beri davalı şirket ile ticari işler yaptığını, müvekkili şirketin, davalı şirket ile ticari iş yapması nedeniyle davalı şirketin talebi üzerine davalı lehine İstanbul ili, Bakırköy İlçesi, Osmaniye Mah. ... ada, ... parsel, 283,77 m.2 alanlı, 10/72 arsa payı, Bodrum Kat nitelikli müvekkili şirkete ait taşınmaz üzerinde 26/04/2016 Tarih ve... yevmiye no’lu 250.000,00-TL bedelli ve teminat amaçlı ipotek tesis edildiğini, uzun süredir müvekkili ile davalı arasında ticari işlemler yapılmadığını ve dolayısı ile müvekkili şirketin davalı şirkete hiçbir borcunun bulunmadığını, 2018 yılından beri müvekkili şirket yetkilisinin, davalı şirket ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinde taşınmazın üzerindeki ipoteğin fek edilmesi talebinde bulunduğunu, davalı şirket yetkilisinin ipoteği fek edeceğine ilişkin taahhütlerde bulunmasına rağmen fek işlemini gerçekleştirmediğini, davalı şirketin taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekki işlemini gerçekleştirmemesi üzerine, müvekkili şirketin vekili marifeti ile davalı şirkete Beyoğlu 57. Noterliği'nin 10/06/2019 Tarihli ... yevmiye no.'lu ile ihtarnamesini gönderdiğini, işbu ihtarnamenin davalı şirkete 12/06/2019 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı şirketin, ihtarnameye e-mail ile cevap verdiğini ve bu mailde vade farkı alacaklarını beyan ettiğini, telefon ile yaptıkları görüşmede, bu sefer dolar kuru farkı borçlarının olduğunun söylenildiğini ve davalı şirket nezdinde müvekkili şirketin ciranta/lehdar olarak imza attığı senetlerin mevcut olduğunu belirttiklerini, aynı görüşmede bu senetleri işleme koyacaklarını iddia ettiklerini, oysa ki, davalı şirkete borçlarının olmadığının sabit olduğunu, her iki taraf tacir olduğundan görevli Mahkemenin Ticaret Mahkemeleri olduğunu, taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin olduğundan ipoteğin fekki davasında kesin yetkili Mahkemenin taşınmazın bulunduğu yer Mahkemesi olduğunu ve Bakırköy Mahkemelerinin kesin yetkili olduğunu, tarafların son 4 yıldır ticari ilişkisi bulunmadığını, müvekkili şirketin davalı şirkete ticari ilişkisi nedeni ile müşterilerine ait kambiyo evrakları verdiğini, müşterileri tarafından ödenmeyen kambiyo evraklarının tamamını da müvekkili şirketin nakden davalı şirkete ödediğini, müvekkili şirketin, senetlerin kendisine teslim edilmesini istediğini, davalı şirketin ise senetlerin kaybolduğunu söylediğini, Beyoğlu 57. Noterliği'nin 21/06/2019 Tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesinin davalı şirkete ulaştıktan sonra, davalı şirket ile yaptıkları görüşmede borçlarının olmadığını kabul ettiklerini, ancak, davalı şirketin haksız menfaat elde etme amaç ve saiki ile ödeme talep ettiğini ve hatta ellerinde senetlerin var olduğunu beyan ettiklerini, davalı şirketin haksız ve kötüniyetli olarak, Bakırköy İlçesi, Osmaniye Mah. ... ada, ... parsel, 283,77 m.2 alanlı, 10/72 arsa payı, bodrum kat nitelikli  müvekkil şirkete ait taşınmaz üzerine 26/04/2016 Tarih ve... yevmiye no’lu 250.000,00-TLbedelli teminat ipoteğini fekk etmediğini iddia ederek; Fazlaya ilişkin ve diğer her türlü talep ve dava açma hakları saklı kalmak kaydıyla, İstanbul ili, Bakırköy İlçesi, Osmaniye Mah. ... ada, ... parsel, 283,77 m.2 alanlı, 10/72 arsa payı, Bodrum Kat nitelikli  müvekkili şirkete ait taşınmaz üzerindeki 26/04/2016 Tarih ve... yevmiye no.’lu 250.000,00-TL bedelli ipotekten dolayı ve aradaki ticari ilişki neticesinde davacının borçlu olmadığının tespitine, İstanbul ili, Bakırköy İlçesi, Osmaniye Mah. ... ada, ... parsel, 283,77 m.2 alanlı,10/72 arsa payı, Bodrum Kat nitelikli müvekkili şirkete ait taşınmaz üzerinde 26/04/2016 Tarih ve... yevmiye no.’lu 250.000,00-TL bedelli ipoteğin fekkine, Avukatlık ücret tarifesinin 16. maddesi uyarınca arabulucuk sürecinde hükmedilmesi gereken avukatlık ücreti ile Beyoğlu 57. Noterliği'nin 10/06/2019 Tarihli ve 0182911 no.'lu  205,05-TL ihtarname masrafının davalıya tahmiline, davalı aleyhine H.M.K. M.329 hükümlerinin uygulanmasına, yargılama gideri ile  vekalet ücretinin ekte sunmuş oldukları vekalet sözleşmesinde belirtilen oranda davalı üzerine tahmiline, davalı aleyhine 5.000,00 TL disiplin para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Toptan kağıt satışı yapan müvekkili şirketin 2015 ile 2018 yılları arasında muhtelif tarih, vade ve tutarlarda davacı şirkete toplamda 19.872.321,03 TL tutarında kağıt satışı yaptığını, bu dönemde davacı şirketin taraflar arasında gerekleşen ticari mal satımından dolayı satış bedellerini ödemede düzenli olarak temerrüde düştüğünü, yargılama konusu ipoteğin de bu ticari ilişki uyarınca davacının borcunu teminat altına almak amacıyla tahsis edildiğini, davacının aile ve sağlık gibi nedenler ileri sürerek taraflar arasında gerçekleşen mal satışlarından dolayı satış bedelini ödeme konusunda temerrüte düştüğünü, bu sebeple davacı şirketin temerrüt faizinden dolayı borcu bulunduğunu, davacı şirketin faiz haramdır gibi hukukla bağdaşmayan gerekçelerle faiz ödemeyi reddettiğinden taraflarca bugüne kadar anlaşma sağlanamadığını, dava konusu ipotek senedi incelendiğinde söz konusu ipoteğin fekkinin ancak alacaklının, yani müvekkili şirketin talebi üzerine gerçekleşeceğinin anlaşılacağını, müvekkili şirket alacaklı durumunda iken, davacı şirketin dava konusu ipoteğin fekkini istemesinin taraflarca anlaşılmış ipotek şartlarına aykırı olduğunu savunarak; haksız açılan davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen dosyada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin muhtelif tarih, vade ve tutarlarda toplamda 19.872.321,03 TL tutarındaki kağıt satışına karşılık, davalı şirketin süreklilik arz edecek şekilde faturaları vadelerinde ödemeyip temerrüte düştüğünü, açılan işbu davaya karşılık müvekkili şirketin bu temerrütlerden doğan faiz hakkı alacağını talep etmekte olduğunu, tarafların ticari defterleri incelendiğinde taraflar arasındaki ticari mal satışı sebebiyle davalı şirketin faturaları vadelerinde ödemeyerek sürekli olarak temerrüte düştüğünün ve  kanun gereğince faiz ödeme borcu altına girdiğinin tespit edileceğini, Türk Ticaret Kanunda \"ücret isteme hakkının\" düzenlendiği md. 20, \"Tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca, tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için, ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır\" dendiğini, davalı taraf ile birçok kez dava harici anlaşma yoluna gitmeye çalışıldığını ancak davacının faiz haramdır şeklindeki hukuk dışı tutumu nedeniyle anlaşma sağlanamadığını, çok sayıda fatura bulunması ve ödemelerin  davalı tarafından düzensiz yapılması sebebiyle toplam temerrüt faiz tuarının hesaplanması ve tespitinin bilirkişi marifetiyle yapılması gerektiğini, dava konusu ipoteği tahsis ederken anlaşılan ipotek senedi gereğince tarafların temerrüt faizini yıllık %36 olarak kararlaştırdıklarını iddia ederek; taleplerini ıslah etme ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, taraflar arasında gerçekleşen tüm satışlardan ve ve davalının satış bedelini geç ödemesinden kaynaklı müvekkili lehine doğan temerrüt faizinin, %36  yıllık faiz oranı üzerinden hesaplanarak tespitine ve kısmi olarak 10.000 TL (On Bin Türk Lirası) tutarında temerrüt faizinin davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, Arabuluculuk ve dava masrafları ile AAÜT'ye göre vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen dosyada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının arabulucuya başvurmadan davayı ikame etmiş olduğunu, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının ikame etmiş olduğu davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, davacının gerek kısmi, gerekse belirsiz alacak davası açmasında hukuki menfaati olmadığını, davacı ile müvekkili şirket arasında yapılan ticari işin, tanzim edilen faturalar ve yapılan ödemelerin, işletilecek faiz oranının tamamının belirli olduğunu, bu nedenle davacının talep edebileceği faiz miktarını rahatlıkla hesaplayabileceğini, müvekkili şirketin hiçbir zaman temerrüde düşmediğini, davacının sırf müvekkiline zarar verme kastıyla hareket ettiğini, davacının haksız faiz talebi hesabını bilirkişiye hesaplatmaya çalıştığını, faiz alacağının zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin vekili marifeti ile davacı şirkete Beyoğlu 57. Noterliği'nin 10/06/2019 Tarihli ... yevmiye no.'lu ile ihtarnamesini gönderdiğini, işbu ihtarnameden önce davacının müvekkili şirketten hiçbir talepte bulunmaz iken, müvekkili şirketin taşınmazdaki ipoteği kaldırmaya ihtiyacı olduğunu öğrenen davacının haksız ve hukuki mesnetten yoksun taleplerde bulunmaya başladığını, önce vade farkı alacağı olduğunu iddia ettiğini, ardından dolar kuru farkının olduğunu iddia ettiğini, davacının müvekkiline ait taşınmaz üzerindeki ipoteğin fek işlemini geciktirmek ve müvekkiline zarar verme kastıyla bu davayı ikame ettiğini, müvekkilinin hiçbir zaman temerrüde düşmediğini, aksine davacının birçok defa temerrüde düştüğünü, birçok kez göndermesi gereken ürünleri geç gönderdiğini, birçok kez de sipariş edilen ürünleri ayıplı olarak gönderdiğini savunarak; davacının belirsiz veya kısmi dava açmasında hukuki menfaati bulunmadığından davanın reddine, davacı tarafça arabulucuya başvurulup son tutanak ibraz edilmediğinden dava şartı yokluğundan davanın reddine, arabuluculuk sürecinde hükmedilmesi gereken avukatlık ücretinin davacıya tahmiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi'nin 05/10/2022 tarih 2021/48 Esas- 2022/864 Karar sayılı kararında;\"Dava, asıl dava yönünden borçlu bulunmadığının tespiti ile  ticari sözleşmenin teminatı olan ipoteğin fekki; birleşen dava yönünden ise faiz alacağı istemine ilişkindir...Mahkememizce yapılan yargılama, iddia, savunma, sunulan ve toplanan deliller, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, 30/05/2022 tarihli bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında kağıt alım satımına dayalı ticari bir ilişki bulunduğu, bu ilişki kapsamında davacı tarafından  davalı lehine İstanbul ili, Bakırköy İlçesi, Osmaniye Mah. ... ada, ... parsel, 283,77 m.2 alanlı, 10/72 arsa payı, Bodrum Kat nitelikli  asıl dava davacısı şirkete ait taşınmaz üzerinde 26/04/2016 Tarih ve... yevmiye no’lu 250.000,00-TL bedelli ve teminat amaçlı ipotek tesis edildiği, asıl davada davacı tarafça davalı tarafa borçlarının bulunmadığı ve alacağın sona erdiği iddia edilerek borçlu bulunmadığının tespiti ve ipoteğin fekki talepli; birleşen davada faiz alacağı istemli davaların açıldığı, taraflar tacir sıfatına haiz olup uyuşmazlığın ticari nitelik arz ettiği, HMK'da yapılan değişiklik gereğince uyuşmazlık değeri 500.000,00 TL'nın altında olduğundan davada basit yargılama usulünün uygulandığı, delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ile 85 ve HMK'nun 222'nci maddeleri uyarınca taraf şirketlerin ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, 30/05/2022 tarihli bilirkişi raporlarına göre; davacının 2015, 2016 ve 2017 yılları Yevmiye ve Defter-i Kebir defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, ancak envanter defterleri ibraz edilmediğinden lehine delil niteliği konusunda değerlendirme yapılamadığı, 2018, 2019, 2020 ve 2021 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davacının ticari defterlerine göre; dava tarihi itibariyle davacının davalıdan alacağının/borcunun bulunmadığı, davalının 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalının ticari defterlerine göre; dava tarihi itibariyle davalının davacıya borcunun/alacağının bulunmadığı, dosya kapsamı itibariyle yapılan incelemede; taraflar arasında herhangi bir cari hesap sözleşmesi ve başkaca bir sözleşme bulunmadığı, taraf ticari defterlerinde tarafların birbirinden alacağı veya borcunun bulunmadığı konusunda taraf ticari defterlerinin mutabık olduğu, davalının daha önce düzenlediği vade farkı faturalarının davacının kabulünde olduğu ve bunların ödenmiş olmasına karşın davalının bu teamüller dışına çıkarak fatura düzenlemeksizin faiz talebinin taraflar arasındaki ticari teamüle de uygun olmadığı hususlarının tespit edildiği anlaşılmakla; taraf ticari defterlerinin tarafların birbirinden alacağı veya borcunun bulunmadığı konusunda mutabık olduğu ve yukarıda özetlenen, denetime uygun ve hüküm kurmaya elverişli 30/05/2022 tarihli bilirkişi raporları gözönüne alınarak, asıl dosya yönünden davanın  kabulü ile; İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Osmaniye Mah., ... Ada ... parselde kayıtlı Bodrum Kat 1 Nolu bağımsız bölüm üzerine konulan 26/04/2016 tarih ve... yevmiye numaralı  250.000,00-TL bedelli ipotekten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Osmaniye Mah., ... Ada ... parselde kayıtlı Bodrum Kat 1 Nolu bağımsız bölüm üzerine davalı ... Ticaret Anonim Şirketi lehine konulan 26/04/2016 tarih ve... yevmiye numaralı  ipoteğin fekkine, davacı vekili, davalının disiplin para cezasına çarptırılmasını talep etmişse de, davalı tarafın kötü niyetli olduğuna dair, dosya kapsamında somut bir delil bulunmadığından disiplin para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına, AAÜT 16/2-c maddesi uyarınca tarifede belirlenen ücret müvekkil ile avukat arasında kararlaştırılan akdi vekalet ücretine ilişkin olup, davalının sorumluluğuna ilişkin düzenleme olmadığından, davacı vekilinin vekalet ücreti talebinin reddine, birleşen dosya yönünden ise davacının daha önce düzenlediği vade farkı faturalarının davalının kabulünde olduğu ve bunların ödenmiş olmasına karşın davacının bu teamüller dışına çıkarak fatura düzenlemeksizin faiz talebinin taraflar arasındaki ticari teamüle de uygun olmadığı sonuç ve vicdani kanaatine varılarak; davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde tüm hususları içerir hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, ''ASIL DAVA YÖNÜNDEN:Davanın  KABULÜNE, BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN; Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve asıl ve karşı davada verilen karara karşı davalı-birleşen dosyada davacı (karşı davacı) vekili, asıl davada verilen karara karşı davacı-birleşen dosyada davalı (karşı davalı) vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davalı-birleşen dosyada davacı (karşı davacı) vekili istinaf dilekçesinde özetle; TMK m. 864 uyarınca ipoteğe bağlı alacağın zamanaşımına uğramayacağını, taraflar arasındaki ticaret gereği müvekkili şirketin, davacı-birleşen davada davalı şirkete mal satışında bulunduğunu ve bu satışlardan doğan satış bedellerinin teminatı için lehine davacı-b,rleşen davada davalı tarafından ipotek verildiğini, ancak şirket tarafından düzenlenen faturaların süresinde ödenmemesi sebebiyle müvekkili şirketin faiz alacağının mevcut olduğunu, tarafların tacir olması sebebiyle müvekkili şirketin TTK hükümleri uyarınca faiz hakkının saklı olduğunu, ilgili ipoteklerin, müvekkili şirketin işbu alacağını karşılamaya yetmediğini, bugüne kadar müvekkili şirketin, davacı-birleşen davada davalı tarafın kötü niyetli davranışlarına karşılık, ipotekler kapsamında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluna başvurmadığını, ipoteğe bağlı alacakların zamanaşımına uğramaması, müvekkili şirketin alacağının devam etmesi ve davacı-birleşen davada davalının borcu sonlandırdığını yazılı delillerle ispatlayamaması vb. sebeplerle ipotek fekkinin talep edilemeyeceğini, açılan haksız asıl dava hakkında verilen kabul kararının bozulması gerektiğini;Müvekkili şirketin faiz alacağının halen devam ettiğini, davacı-birleşen davada davalı şirket tarafından faiz ödemelerinin yapılmadığını, mahkeme tarafından eksik ve yetersiz inceleme yapıldığını, davacı-birleşen davada davalı şirketin düzenlenen faturaları vadelerinde ödemeyerek temerrüte düştüğünü, temerrüte düşmesi ile de TTK m. 20 uyarınca müvekkili şirketin faize hak kazandığını, dava konusu ipotekleri konu alan ipotek senetleri incelendiğinde görüleceği üzere tarafların temerrüt faiz oranını yıllık %36 olarak kararlaştırdıklarını ancak taraflar arasındaki ilişkinin uzun yıllara dayanması ve ödemelerde temerrüte düşülmesi sebepleriyle müvekkili şirket tarafından faiz oranının belirlenmesinde tereddüt yaşandığını, belirli bir alacak olmadığından hesap uzmanı bilirkişi tarafından ticari defterler ve banka kayıtlarının incelenmesi gerektiğini, faiz oranı ve alacak tespitinin ancak bu kayıtlar incelenerek yapılması gerektiğini; Bilirkişi tarafından ipotek nitelendirmesinde ve faiz hesaplamasında sehven hata yapıldığını, Mahkeme tarafından bu hatalar giderilmeden karar verildiğini, davacı- birleşen davada davalı şirkete toplamda 19.872.321,03 TL tutarında bir satış yapıldığını, tüm bu satışlara ilişkin faturaların vadesinde ödenmemesinden kaynaklı temerrüt faiz alacağı hesaplanmadan karar verilmesinin Mahkemenin eksik inceleme yaparak karar verdiğinin bir kanıtı olduğunu, diğer yandan bilirkişi raporuna karşı itirazların değerlendirilmemesinin de müvekkili şirketin adil yargılanma hakkını engellediğini;Bilirkişi raporunda faiz hesaplamasının yanlış yapıldığını, Mahkeme tarafından özellikle hesap hatasını belirtir itirazlar dikkate alınmadan, eksik inceleme ile hatalı bir karar verildiğini, bilirkişinin hazırlamış olduğu raporda müvekkili şirketi haklı bir şekilde alacaklı bulduğunu ancak ana para borcunu hatalı belirlemek suretiyle yanlış bir hesaplama yaptığını, somut olaydaki ipoteğin, üst sınır ipoteği olduğunu, cari hesaptaki temerrüte düşmüş toplam alacak miktarı üzerinden faiz hesaplaması yapılması gerekirken, üst ipotek limiti miktarı üzerinden hesaplama yapılmasının (sanki üst sınır ipoteği anapara ipoteğiymiş gibi düşünülerek) hatalı olduğunu, 06.04.2016 tarihli 200.000 TL ve 240.000 TL bedelli, 26.04.2016 tarihli 250.000 TL bedelli ipotek belgeleri incelendiğinde, ilgili ipoteklerin üst sınır ipoteği olduğunun anlaşılacağını, ilgili ipotek kuralları uyarınca alacaklının, anapara, faiz ve takip masrafları vb. hususları üst limit sınırına kadar talep edebildiğini, bilirkişi tarafından işbu üst limitin anapara miktarı olarak kabul edilmesine müteakip faiz işletilmesinin, kanuna ve üst limit ipoteğin ruhuna aykırı olduğunu;Faizi hesaplanacak olan anapara tutarının ipotek üst limitiyle sınırlı olmadığını, cari hesaptaki alacak miktarı ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin, bilirkişi raporunda haklı bir şekilde alacaklı bulunduğunu ancak hatalı bir hesaplama yapılarak dava konusu ipotekler tahtında talep edebilecekleri en yüksek faiz tutarının 690.000 TL olmasına rağmen, anapara miktarı 690.000 TL kabul edilerek faiz hesaplaması yapıldığını, üst sınır ipoteği olduğu için müvekkili şirketin talep edebileceği en yüksek faiz tutarının toplamda 690.000 TL olacağını, bilirkişinin müvekkili şirket lehine 690.000 TL'ye kadar faiz çıkartacak şekilde hesap yapması ve taraflar arası  ticari alım-satım ilişkisi gereği ödenmeyen faturalar ve çek bedelleri toplamı üzerinden faizin doğru bir şekilde hesaplanması gerektiğini; İşbu sebeple dosyada, temerrüte düşmüş toplam alacak miktarı (ödenmeyen fatura ile çek bedelleri dikkate alınarak) ve toplam gecikme gün sayısı ile bu kalemlere hangi faiz oranlarında faiz işletileceğinin belirtilmesi ile yeniden hesap yapılarak rapor düzenlenmesi gerekirken, Mahkeme tarafından itirazlar dikkate alınmadan, eksik inceleme ile karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, verilen kararın bozulması gerektiğini, ipotek fekkinin ancak müvekkili şirketin talebi üzerine yapılabileceğini, müvekkili şirketin, davacı-birleşen davada davalı şirketten alacaklı konumda olduğundan açılmış davanın reddi gerektiğini beyanla Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05.10.2022 tarihli 2021/48 E. ve 2022/864 K. sayılı kararın kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde asıl davanın reddi ile birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davacı-birleşen dosyada davalı (karşı davalı) vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin 2021/48 E. Ve 2022/864 K. sayılı kararının asıl dava yönünden 8 ve 9 no'lu bentlerinin usule ve yasaya aykırı olduğunu; 2018 yılından beri müvekkili şirket yetkilisinin, davalı-birleşen davada davacı şirket ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinde taşınmazın üzerindeki ipoteğin fek edilmesi talebinde bulunduğunu, şirket yetkilisinin fek edeceğine ilişkin taahhütlerde bulunmasına rağmen fek işlemini gerçekleştirmediğini, davalı-birleşen davada davacı şirketin taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekki işlemini gerçekleştirmemesi üzerine kendisine Beyoğlu 57. Noterliği'nin 10/06/2019 Tarihli ... yevmiye no.'lu ile ihtarnamesini gönderdiğini, işbu ihtarnamenin davalı-birleşen davada davacı şirkete 12/06/2019 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı-birleşen davada davacı şirketin, müvekkilinin vekiline e-mail ile cevap verdiğini, işbu mailde vade farkı alacaklarını beyan ettiklerini, telefon ile yapılan görüşmede, bu sefer dolar kuru farkı borcunun olduğunun söylenildiğini, kendileri tarafından keşide edilen ihtarnameden önce hiçbir alacağı olmadığını beyan eden davalı-birleşen davada davacı tarafın, ipoteği kaldırmak için müvekkili şirketten haksız taleplerde bulunmaya başladığını ve dava neticesinde de hiçbir hak ve alacağının olmadığının bilirkişi raporu, ticari defter kayıtları ve vergi dairesi kayıtları ile sübuta erdiğini, davalı-birleşen davada davacının, sırf müvekkilini mağdur etmek ve ipoteğin fekkini geciktirmek amaç ve saiki ile şimdi de kötüniyetli olarak istinaf yoluna başvurduğunu;Davalı-birleşen davada davacı tarafın, müvekkili şirkete ait taşınmazın üzerindeki ipoteği fek etmemek için müvekkili şirket aleyhine birleşen dosya ile olmayan bir alacak için haksız ve kötüniyetli dava ikame ettiğini, birleşen dosyanın 07/04/2022 tarihli duruşmasında, davacı vekilinin, müvekkilinin borcunun olmadığını, faiz talebinde bulunduklarını ve bunu da bilmediklerini ifade ettiğini, birleşen dosyanın 15/09/2022 tarihli duruşmasında davacı vekiline, talep sonucunu açıklamak ve faiz alacağına ilişkin vade tarihlerini, ödeme yapılması gereken miktarları açıkça belirtilmek suretiyle beyanda bulunmak için süre verildiğini, davacı vekilinin beyan dilekçesinde dahi tespit yapmadıkları şeklinde iddialarda bulunduğunu;Davalı-birleşen davada davacı tarafın beyanlarından bile, olmayan bir alacağın talep edilmeye çalışıldığının rahatlıkla anlaşıldığını, davalı-birleşen davada davacı taraf, kötüniyetli ve hiçbir hakkı yok iken müvekkili aleyhinde dava ikame ettiği gibi, ipoteğin fekkini sürümcemede bırakmak amaç ve saiki ile hareket ederek müvekkili şirketi mağdur etmeye devam ettiğini, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında; \" ....davalı tarafın kötü niyetli olduğuna dair, dosya kapsamında somut bir delil bulunmadığından disiplin para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına, AAÜT 16/2-c maddesi uyarınca tarifede belirlenen ücret müvekkil ile avukat arasında kararlaştırılan akdi vekalet ücretine ilişkin olup, davalının sorumluluğuna ilişkin düzenleme olmadığından, davacı vekilinin vekalet ücreti talebinin reddine,\" şeklindeki gerekçelerle taleplerini reddettiğini, oysaki HMK m.329 \" ...diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir...\" amir hükmünde davalının sorumluluğuna ilişkin bir düzenlemenin olması gerektiği belirtilmediği gibi, avukatlık sözleşmesinde davalının sorumluluğunun bulunması gibi bir şartın konulmasının aranmasının da hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu; Dosyada mübrez bilirkişi raporları ve tarafların ticari defterleri ve tüm belgelerden açıkça davalının, müvekkili şirketten hiçbir alacağının olmadığının tespit edildiğini, TBK'nın 104/2. maddesinin; \"Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse, faizlerini de almış olduğu kabul edilir.\" ve 131/1. maddesinin; \"Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.\" hükümlerine amir olduğunu, davalı-birleşen davada davacı şirketin, müvekkili şirketten hiçbir hak ve alacağı olmadığının, ticari defter kayıtları ve yine bilirkişi incelemesi ile de tespit edildiğini, her iki tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede tarafların birbirinden hak ve alacağı olmadığının sabit olduğunu, davalı-birleşen davada davacı şirketin kötüniyetli olduğu ve haksız yere müvekkili şirket aleyhine birleşen dosyada dava ikame ettiği sabit olup HMK madde 329'un uygulanması gerektiğini beyanla Yerel Mahkemenin 2021/48 E. ve 2022/864 K. sayılı kararının asıl dava yönünden 8 ve 9 no'lu bentlerinin kaldırılmasına, davalı aleyhine HMK m.329 hükümlerinin uygulanmasına yönelik taleplerin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalı lehine tesis edilen ipoteğin terkini, Mahkemece önce tefrik edilerek sonra birleştirilen karşı dava ise faiz alacağı talebine ilişkindir.Davacı-karşı davalı taraf; davalı-karşı davacı ile aralarındaki ticari ilişkide, davalı-karşı davacının alacaklarını teminen taşınmazı üzerinde ipotek tesis edildiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmediğini ve davalı-karşı davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, buna rağmen ipoteğin terkin edilmediğini beyan ederek davalı-karşı davacı lehine tesis edilen ipoteğin terkinini talep etmiş, davalı-karşı davacı taraf, davacı-karşı davalının faturalarda yer alan vadelerde ödeme yapmadığını, tüm ticari ilişki boyunca geç ödeme yaparak temerrüde düştüğünü, bu nedenle faiz alacağının bulunduğunu beyan ederek asıl davanın reddini savunmuş ve karşı dava olarak faiz alacağının tespiti ile tahsilini talep etmiş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiş, her iki dava yönünden verilen karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamında; taraflar arasında, 2015 yılında başlayan ve açık hesap şeklinde işleyen bir ticari ilişki olduğu, bu ticari ilişkinin 2019 yılı sonuna kadar devam ettiği, tapuda davacı-karşı davalı adına kayıtlı  İstanbul ili, Bakırköy ilçesi, Osmaniye mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın bodrum kat 1 nolu bağımsız bölümü üzerine, 26/04/2016 tarihinde davalı-karşı davacı lehine; davacının, bu tarihe kadar davalı nezdinde açılmış ve halen devam eden açık hesap borçlarına ve açılacak her türlü açık hesap borçlarından dolayı doğmuş ve doğacak borçlar ile ayrıca keşideci, ciranta, muhatap ve kefil sıfatı ile imzalamış olduğu ve imzalayacağı kambiyo senetlerinden ve alım satım sözleşme ve taahhütnamelerinden dolayı doğmuş ve doğacak borçlarının 250.000 TL'ye kadar olan miktarının tahsilini temin için ikinci derecede, fekki davalı tarafça bildirilinceye kadar süreli, yıllık %36 faizli ipotek tesis edildiği sabittir. Davacı-karşı davalı tarafından davalı-karşı davacıya gönderilen 10/06/2019 tarihli noter ihtarnamesi ile, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 günlük süre içerisinde ipoteğin fekki talep edilmiş, davalı-karşı davacı tarafından ihtarnameye cevap verilmemiş, cevap dilekçesi ile davacı-karşı davalının, tüm ticari ilişki boyunca adına düzenlenen faturaları vadesinde ödemediğinden bahisle karşı dava olarak faiz alacağının bulunduğu iddia edilmiştir. Taraflar arasında yazılı bir cari hesap veya başkaca bir sözleşme bulunmamaktadır. Tarafların incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre düzenlenen bilirkişi raporunda, karşılıklı olarak açık hesap şeklinde işleyen cari hesapta, dava tarihi itibariyle davalı-karşı davacının herhangi bir alacağının olmadığı, davacı-karşı davalının yapmış olduğu tüm ödemelerin ve davacı-karşı davalı adına düzenlenen vade farkı faturalarının cari hesaba kaydedildiği ve davacı-karşı davalı tarafından ödendiği tespit edilmiş olup, bu şekilde davacı-karşı davalının asıl borcunun sona erdiği, davalı-karşı davacı tarafından, cari hesaba kaydedilerek, davacı-karşı davalının yaptığı toplu ödemelerin kabulü ile kapatılan fatura alacakları yönünden TBK'nın 131/1 maddesi uyarınca, bu kez vadesinde ödeme yapılmadığından bahisle temerrüt faizi talep edilemeyeceği, kaldı ki faturaların vadeleri konusunda bir anlaşma ve bu vadelerde ödeme yapılmadığına ilişkin bir delil de sunulmadığı, ipoteğin temin ettiği herhangi bir açık hesap alacağı ve davacı-karşı davalı tarafından keşide edilmiş ve ödenmemiş kambiyo senedinin bulunmadığı, bu itibarla Mahkemece, asıl davanın kabulü ile ipoteğin terkinine karar verilmesinin isabetli olduğu, öte yandan Mahkemece, davacı-karşı davalının vekiline ödediği akdi vekalet ücretinin davalı-karşı davacıdan tahsili talebinin hatalı şekilde AAÜT'nin 16/2-c maddesi uyarınca değerlendirildiği ancak talebin dayanağının HMK'nın 239. maddesinin 1. fıkrası olduğu, dosya kapsamında davalı-karşı davacının kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı ve HMK'nın 329. maddesinin koşulları oluşmadığından davacı-karşı davalının, bu maddeye dayanan disiplin para cezası ile akdi vekalet ücretinin ödenmesi taleplerinin reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmış, asıl ve birleşen (karşı) davada taraf vekillerinin istinaf başvuruları haksız bulunmuştur.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, asıl davada taraf vekillerinin ve birleşen (karşı) davada davacı (davalı karşı davacı) vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Asıl ve birleşen (karşı) davada taraf vekillerinin, birleşen (karşı) davada davacı (davalı-karşı davacı) vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Asıl davada karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, Asıl davada karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 17.077,50 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 4.269,38 TL harcın mahsubu ile bakiye 12.808,12 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Birleşen (karşı) davada karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan (davalı-karşı davacı) tahsili ile hazineye gelir kaydına, ...-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"12510bb2840a7929","SID":"1bc13bec2a786b20"}}