{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ... - ...<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ... <br>KARAR NO\t: ...<br>KARAR TARİHİ\t: 16/10/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: .....\t(...)<br>ÜYE\t\t: .....   (...)<br>ÜYE\t\t: .....\t(...)<br>KATİP\t: .....\t(...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 18/06/2025 <br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar<br>DAVACILAR : 1- ........ <br>\t  2- ........   <br>\t  3- ........  <br>\t  4- ........  <br>\t  5- ........  <br>VEKİLLERİ\t: Av.....  Av.....<br>DAVALI : 1- ........ A.Ş <br>VEKİLİ: Av.....<br>DAVALI : 2- .....  <br>VEKİLİ: Av.....<br>İHBAR OLUNAN\t: 1- ........  <br>VEKİLLERİ\t: Av.....Av.....<br>İHBAR OLUNAN\t: 2- ........  <br>DAVA\t: Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 16/10/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 17/10/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; 28.10.2023 tarihinde ........ sevk ve idaresindeki davalı ..... Belediye Başkanlığına ait ........ plaka sayılı çöp kamyonunun yaya olarak seyir halinde olan müteveffa ........ 'ya çarpması neticesinde trafik kazası meydana geldiğini, kazanın oluşumunda müteveffanın bir kusurunun bulunmadığını, ........ plakalı araç kaza tarihi itibariyle davalı ........ A.Ş.nin teminatı kapsamında olduğunu, davacı müvekkillerinin ölüm nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradıklarını, davalı belediyenin kontrolündeki aracın sürücüsü ........'ın aracı kullanmaya elverişli ehliyetinin olmadığı ve ilgili sürücünün ehliyetinde kazadan önce sınırlamalar olduğunu, sürücünün kaza esnasında alkollü olduğunu, sürücünün kaza mahalline ters yönde girdiğini, müteveffanın ölümünde %100 kusur ile sorumlu olduğunu, müvekkil ........ adına sigorta şirketine 31.10.2023 tarihinde müracaat edilerek hasar dosyası açıldığını, hasar dosyasına rağmen sigorta şirketi tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, meydana gelen ölümlü trafik kazası nedeniyle müvekkili ........  eşi ........ 'yı kaybetmesi nedeniyle şimdilik 1.000,00 TL destekten yoksun kalma maddi tazminatın davalılardan tahsilini, müvekkil ........  için 300.000,00 TL, müvekkil ........ için 200.000,00 TL, müvekkil ........ için 200.000,00 TL, müvekkil ........  için 200.000,00 TL ve müvekkil ........  için 200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığından tahsili ile müvekkillerine ayrı ayrı verilmesini talep etmiştir.<br>Davacılar vekili 05.05.2025 tarihli değer artırım dilekçesiyle özetle; müvekkili ........ için 1.000-TL olarak talep ettikleri maddi tazminatı talebini 1.340.720,79 TL artırılarak 1.341.720,79 TL olarak kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.<br>Davalı ..... Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesiyle özetle; hizmet kusurundan doğan davalarda görevli yargı yolu idari yargı yolu olduğu için davanın idari yargı mercilerinde görülmesi gerektiğini, bu nedenle yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığını, müvekkil kurumun tacir sıfatının bulunmadığını görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, davanın görülmesinde yetkili mahkeme Çumra mahkemeleri olduğunu, davacının dava konusu taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın ........ ve .....Şti.ne ihbar edilmesi gerektiğini, kazanın oluşumunda kamyon sürücüsünün kusurunun olmadığını, yaya olarak yolun karşısına geçmeye çalışırken yaya yolunu kullanmayan, hareket halindeki kamyonun önünden geçen müteveffa ağır ve tam kusurlu olduğunu, sürücünün kaza esnasında ehliyetinin bulunduğunu, müvekkili belediyenin olayın meydana gelmesinde bir kusuru bulunmadığını, kaza tespit tutanağında sürücünün alkollü olmadığı belirtilmiştir, usule ilişkin itirazlarının kabulü ile davanın usulden reddine, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ........ A.Ş. vekili cevap dilekçesiyle özetle; dava konusu kazaya karışan ........ plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde trafik sigortası ile sigortalı olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğu, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu, bu nedenle kusur durumunun belirlenmesinin gerektiğini, adli tıp kurumundan kusur raporu alınmasını gerektiğini, destekten yoksunluk zararı hesaplanırken müteveffanın dava dışı hak sahiplerinin pay oranların da dikkate alınması gerektiğini, müteveffanın resmi geliri çerçevesinde hesaplama yapılmasını, tazminattan indirim gerektiren hususların araştırılma yapılmasını, davacıların kazadan sonra SGK'dan herhangi biri ödeme alıp almadığının tespiti gerektiğini, müvekkili şirketinin faizden sorumluluğu sınırlı olduğunu, esasa ilişkin itirazlarının dikkate alınarak davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İhbar olunan ........  Vekili 03.06.2025 tarihli dilekçeyle özetle; davanın görülmesinde yetkili mahkeme Çumra mahkemeleri olduğunu, davacıların hem dava dilekçesindeki talepleri hem de bedel artırım dilekçesinde taleplerinin zamanaşımın uğradığını, kazanın müteveffanın kusuru nedeniyle meydana geldiğini, müvekkili şirketin sorumluluğu doğuran bir kusurun olmadığını, sürücü ........'ın bir kusurunun bulunmadığını,  yaya olarak yolun karşısına geçmeye çalışırken yaya yolunu kullanmayan, hareket halindeki kamyonun önünden geçen müteveffa ağır ve tam kusurlu olduğunu, sürücünün kaza esnasında ehliyetinin bulunduğunu, dosya içerisinde mevcut olan bilirkişi raporlarında aleyhe olan hususları kabul etmediklerini, davacıların taleplerinin haksız olduğunu, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, müvekkiline ihbar olunan davaya fer'i müdahil edilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; \"Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davaya konu trafik kazasının oluşmasında sigortalı araç sürücüsü ........ ile müteveffa ........ 'nın eşit oranda kusurlu oldukları, kaza neticesinde ........ 'nın vefat ettiği, müteveffanın davacı ........ 'nın eşi olduğu, karine olarak aralarında desteklik ilişkisinin mevcut olduğunun kabulünün gerektiği, aksinin davalı tarafça ispatlanamadığı, davacının destek zararının 1.341.720,79 TL olduğu, davalı belediyenin işleten, davalı sigorta şirketinin ise ZMMS sigortacısı sıfatıyla bu zarardan sorumlu olduğu, ancak sigortacının sorumluluğunun poliçe limiti olan 1.200.000,00 TL ile sınırlı olduğu sonucuna varıldığından davacı ........ 'nın maddi tazminat davasının kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>TBK'nın 56. Maddesine göre; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.<br>Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri  gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminatı takdir etmesi gerekir( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )<br>Somut olayda, kazanın oluş şekli ve sonucu, davacıların müteveffa ile olan bağları, tarafların kusur oranları, paranın alım gücü, tarafların sosyal ekonomik durumları, manevi tazminatın tatmin ve caydırıcılık fonksiyonu dikkate alınarak davacıların manevi tazminat davalarının kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" şeklinde davacı ........ 'nın maddi tazminat davasının kabulü ile, 1.341.720,79 TL destekten yoksun kalma tazminatının, davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 1.200.000,00 TL ile sınırlı olmak üzere, davalı ........ A.Ş. yönünden 15/11/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ..... Belediye Başkanlığı yönünden ise 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........ 'ya verilmesine, davacı ........ 'nın manevi tazminat davasının kabulü ile, 300.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine, davacı ........'un manevi tazminat davasının kabulü ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........'a verilmesine, davacı ........ 'ın manevi tazminat davasının kabulü ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'a verilmesine, davacı ........ 'nın manevi tazminat davasının kabulü ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine, davacı ........ 'nın manevi tazminat davasının kabulü ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı ..... Belediye Başkanlığı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  davanın yetki, görev,  yargı yolunun caiz olmaması, zaman aşımı ve husumet nedenleriyle reddinin gerektiğini, sürücünün kazayı öngöremeyecek durumda olması nedeniyle kusursuz olduğunu, kazanın esas sebebinin müteveffanın trafik kurallarına aykırı olarak yola atlaması olduğunu, yerel mahkemece eksik, denetime elverişsiz olarak hazırlanan kusur raporlarının esas alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, kanunda öngörülen maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığını, hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, bu nedenle maddi tazminatın yüksek hesaplandığını, aktüerya hesap raporunda müteveffanın eşi için evlenme oranının yanlış hesaplandığını, yapılan indirimin bu nedenle düşük olduğunu, yerel mahkemenin manevi tazminata hükmederken çelişkili karar verdiğini, tazminattan düşülmesi gereken miktarların düşülmediğini, müvekkili aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, hükmedilen faizin de hatalı olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; araç sürücüsünün kazanın oluşumunda tam kusurlu olduğunu, atfedilen kusur oranının kabulünün mümkün olmadığını, hükmedilen kararda avans faizi işletilmesi gerekirken yasal faiz işletilmesinin hatalı olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Teknik faizin uygulanması gerektiği, ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;\t<br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>  Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  Aynı kaza ile ilgili olmak üzere   İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak  01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>   Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusund PMF 1931'e   göre  karar verilmesi gerekirken TRH 2010'a göre karar verilmesi yanlış olup itirazlar yerindedir.<br>Bu durumda PMF 1931'E GÖRE HESAP YAPAN SEÇENEK HESAPLAMAYA GÖRE DAVACININ DESTEKTEN YOKSUN KALMA ZARARI 1.150.056,73 TL'DİR.<br>ANCAK<br>Karar tarihinden sonra dosya sunulan 04/07/2025 tarihli  makbuz ve ibranemeye ve davacı vekilinin 16/10/2025 tarihli beyan ve dekonta göre davalı sigorta şirketi tarafından 1.200.000,00 TL teminat limiti olan asıl alacak,  14.046,95 TL yargılama gideri, 180.000,00 TL dava vekalet ücreti, 366.608,22 TL faiz, 190.254,00 TL tahsil harcı, 732,90 TL icra masrafı olan toplamda 1.991.696,97 TL'den stopaj ücreti olan 61.709,00 TL ile KDV tevkifatı olan 30.854,50 TL kesinti yapılarak 1.899.133,47 TL ödeme yapıldığı sabittir.<br>BU DURUMDA YAPILAN ÖDEME KADAR DİĞER DAVALI BELEDİYENİN HUKUKİ DURUMU SON BULACAĞINDAN PMF 1931'E GÖRE HESAP YAPAN SEÇENEK HESAPLAMAYA GÖRE DAVACININ DESTEKTEN YOKSUN KALMA ZARARI 1.150.056,73 TL olarak hesaplandığı ve PMF 1931'e hesaplanan miktara göre zararın teminat limitinin (1.200.000 TL'LİK) altında bulunduğundan dava bu haliyle yapılan ödeme ile birlikte konusuz kalmıştır.<br>Bu durumda KONUSUZ KALAN TALEP HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA KARAR VERİLMESİ gerekir. Davalının itirazı yerindedir.<br>Kusura itiraz<br>Davaya konu 28/10/2023 tarihli trafik kazasının,sürücü ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı ..... Belediyesine ait çöp kamyonu ile ........ caddesi üzeri ters yönde seyirle gelerek no:1 önünde bulunan çöp konteynerını boşaltıp yine aynı yönde 45 metre ileride bulunan çöp konteynerına ters yönde devam ettiği esnada aracının ön kısımları ile; aracın sağından gelip yolun karşısına geçmek isteyen yaya ........ 'ya çarpması neticesinde meydana geldiği, kaza sonucu ........ 'nın vefat ettiği anlaşılmıştır.<br>Kaza sonrasında görevli kolluk tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağı ile, trafik kazasının oluşmasında yaya ........  ve sürücü ........'ın kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Soruşturma dosyasında tanzim edilen 05/12/2023 tarihli bilirkişi raporunun da kaza tespit tutanağı ile aynı yönde olduğu, Mahkememizce tanzim ettirilen 04/09/2024 tarihli ATK raporu ile yaya ........  ve sürücü ........'ın % 50'şer oranında kusurlu olduğunun mütalaa edildiği, yine 02/03/2025 tarihli Karayolları Fen Heyeti raporunun da bu yönde olduğu anlaşılmıştır.<br>Mahkememizce, 02/03/2025 tarihli Karayolları Fen Heyeti raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve olayın oluş şekline uygun olması nedeniyle, davaya konu trafik kazasının oluşmasında müteveffa ........ 'nın ve dava dışı araç sürücüsü ........'ın % 50'şer oranında kusurlu oldukları kabul edilmesi doğrudur. İtiraz yersizdir.<br>Manevi tazminat miktarının  çokluğuna  yönelik    istinaf itirazında; <br> Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre,Manevi zarar; mutlak  hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan  kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze  uğrayan kişi, uğradığı manevi  zarara  karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü  mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)<br>Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davalının  tespit edilen sosyal ve ekonomik durumu,davalının olaydaki kusur durumu , olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın  dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu, bu itibarla davalı  vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.<br>Faize itiraz<br>KULLANIM AMACI YOLCU NAKLİ OLAN RESMİ ARAÇ OLUP, bu aracın sebep olduğu zarara ilişkin sorumluluk belirlenirken, ARACIN VASFI VE KULLANIM AMACI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMAK SURETİYLE, TEMERRÜT FAİZİ OLARAK YASAL FAİZE HÜKMEDİLMESİ doğrudur.davacının itirazı yersizdir<br> HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.<br>Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davalı ..... Belediye vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile davacının tüm itirazlarının reddi ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddi ile,<br>Davalı ..... Belediye Başkanlığı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;<br>1-Davacı ........ 'nın maddi tazminat davası yönünden yapılan ödeme ile DAVA KONUSUZ KALMAKLA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,<br>2-Davacı ........ 'nın manevi tazminat davasının KABULÜ ile, 300.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine,<br>3-Davacı ........'un manevi tazminat davasının KABULÜ ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........'a verilmesine,<br>4-Davacı ........ 'ın manevi tazminat davasının KABULÜ ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'a verilmesine,<br>5-Davacı ........ 'nın manevi tazminat davasının KABULÜ ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine,<br>6-Davacı ........ 'nın manevi tazminat davasının KABULÜ ile, 200.000,00 TL manevi tazminatın 28/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine,<br>7-Alınması gereken 75.141,00 TL harçtan peşin alınan 8.339,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 66.801,30 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil ile hazineye gelir kaydına,<br>8-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 4.000,00 TL yargılama giderinin davalı ........ A.Ş.'den alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, <br>9-Davacılar tarafından yapılan 8.828,10 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,<br>\t10-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderleri sigorta tarafından yapılan ödeme ile karşılandığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t11-Maddi tazminat davaları yönünden davacı ........ 'nın sigortaca yapılan ödeme ile vekalet ücretini tahsil ettiği anlaşılmakla bu konuda karar verilmesine yer olmadığına<br>12-Manevi tazminat davası yönünden,<br>a-Davacı ........  kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, 48.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine,<br>b-Davalı ........ kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........'a verilmesine,<br>c-Davalı ........  kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'a verilmesine,<br>ç-Davalı ........  kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine,<br>d-Davalı ........  kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ..... Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı ........ 'ya verilmesine,\t<br>13-Gerekçeli karar tebliği için davacı avansından yapılacak masrafların üzerinde bırakılmasına,<br>14-Davalı ..... Belediye Başkanlığı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>15-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmının 6100 sayılı HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,<br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>16-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalı ..... Belediye Başkanlığı tarafına iadesine,<br>17-Davalı ..... Belediye Başkanlığı tarafından yapılan 10.098,60 TL istinaf başvuru harcı ile 780,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 10.878,60 TL yargılama giderinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davalıya ödenmesine,<br>18-Davacılar tarafından alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,<br>19-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>20-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>21-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,<br> Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; davacı ........ yönünden verilen karara karşı kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde TEMYİZİ KABİL, diğer davacılar yönünden (verilen kararlara karşı DAVA TARİHİ 2024 TARİHİ İTİBARİYLE (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 17/10/2025<br><br>\t\t\t\t<br>    \t     .....     \t\t\t   .....\t\t\t     .....\t\t\t              .....  <br>            Başkan\t\t\t  Üye\t \t\t    Üye\t \t \t  Katip<br>                ...\t\t\t  \t   ...\t \t\t      ...\t  \t\t\t    ...<br>            E imza                            E imza                      E imza                            E imza<br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"81655b9ea29f8431","SID":"3c6488bf0eeba772"}}