{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2024/501 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1508<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 08/11/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/810 Esas - 2023/605 Karar<br>DAVACI\t\t:...<br>VEKİLİ\t\t: Av....<br>DAVALI\t\t: ...<br>VEKİLİ\t\t: Av...<br>DAVA TÜRÜ\t\t: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ  \t\t: 28/09/2022<br>KARAR TARİHİ\t\t: 26/09/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t\t: 21/10/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; aleyhinde Sakarya 1. İcra Müdürlüğü 2022/11579 esas sayılı dosyasında takibe konulan 400.000,00 euro bedelli bononun teminat senedi olduğunu ve bedelsiz olduğunu, davacının tek ortağı olduğu ... isimli şirketin %10'luk hissesini davalının devralmak istediğini ve şirket ortağı olmak istediğini, davacının şirketin %10'luk hissesini 400.000,00 Euro bedelle devretmeyi kabul ettiğini, davalının yurt dışında bulunan kardeşlerinden borç alabilmek için onlara göstermek üzere bir teminat senedine ihtiyaç duyduğunu söylemesi üzerine aradaki güvene dayanarak ödeme tarihi boş olan bir bono düzenleyerek davalıya verdiğini, davalının bedelsiz olan bu senedin ödeme tarihini kendisi doldurarak takibe koyduğunu, senet metninde nakten kaydı bulunmasına rağmen davalının malvarlığı itibariyle  bu miktarda bir ödemeyi yapmış olmasının  hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, böyle bir para hareketinin bulunmadığını, taraflar arasında ticari bir ilişki olmadığını,  bononun geçerli bir borç ilişkisine dayanmadığını, hayatın olağan akışına aykırı düzenlenen senet sebebiyle davalının alacaklı olduğunu ispat yükü altında olduğunu belirterek bahsi geçen senede dayanan icra takibi sebebiyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini ve kötü niyet tazminatına hükmolunmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacı ile uzun süredir tanışıklıklarının ve iş ilişkilerinin bulunduğunu, davacının sicile kayıtlı tek ortağı olduğu .... Boya ve Apre Sanayi Ticaret ve Limited Şirketinin 2019 yılında nakit sıkışıklığına düşmesi üzerine taşınmazını satarak ve kredi kullanarak davacıya borç verdiğini ancak herhangi bir belge almadığını, davacının parayı geri ödeyememesi üzerine ödeme mahiyetinde şirketin %10 payının gayri resmi ortaklık şeklinde haricen devrini  ve şirkette gayri resmi müdür olarak çalışmasını ısrarla teklif ettiğini, bu suretle borç verdiği paraya karşılık şirkette  01.05.2019 yılında %10'luk hisse payı ile gayrı resmi ortak olduğunu, kendisi dışında gayri resmi iki ortak daha bulunduğunu, 04.07.2019 yılında hissedarların imzaladığı \"hisse dağılımı\" belgesinde bu durumun görüldüğünü, davalının şirkette gayri resmi  hissedar ve gayri resmi müdür olarak yer aldığını, davacı tarafından şirket adına verilen  genel vekaletname ile davalının 2022 yılı Haziran ayı sonuna kadar şirketteki işleri yürüttüğünü, davacının ortak olma konusundaki iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacı ile şirketin gayri resmi hissedarları arasında şirket yönetimi sebebiyle anlaşmazlıklar doğduğunu, davacının davalıyı şirketten uzaklaştırmak istediğini, davacının diğer iki hissedarın gayri resmi payını geri aldığını, davacının davalıya şirketteki görevinden ayrılmasını isteyerek hissesi bedeli olarak 400.000.-EURO teklif ettiğini, bu teklifin kabul edilerek taraflar arasında 19.07.2022 tarihli hisse pay oranlarını belirleyen tutanak düzenlenerek imzalandığını, bu belgede  davalının yönetime karışmayacağı fakat kendisine aylık faaliyet raporlarının gönderileceği ve kendisine yılbaşına kadar maaş ödemesi yapılıp yılbaşından sonra hisse oranına göre kardan pay alacağı belirtilerek anlaşmaya varıldığını, davacı resmi pay devrinden kaçındığından %10'luk hisseye karşılık 400.000.-EURO'luk senet düzenlenerek verileceğinin ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda yada davalının şirketten ayrılamak istemesi halinde bu senet karşılığı parasını alabileceğinin ve hatta işleme koyabileceğinin de öngörüldüğünü, dava konusu 19.07.2022 düzenleme tarihli ve 400.000.-EURO bedelli senedin bu senet olduğunu, bu senet dışında aynı anlaşma kapsamında ayrıca davalının şirketteki 3 yılı aşan ortaklığı ve çalışması sebebiyle kar payına karşılık olmak üzere 150.000.-EURO üzerinde de anlaşıldığını, bu bedele karşılık 09.08.2022 düzenleme tarihli alıcısı ... borçlusu ... Boya ve Apre Sanayi Ticaret ve Limited Şirketi olan 5 adet her biri 30.000.-EURO olan toplam 150.000.-EURO bedelli sıralı senetlerin de düzenlendiğini, davacının aralarındaki anlaşmaya uymaması ödeme yapmaması faaliyet raporlarını göndermemesi üzerine davacıdan senet bedelinin istendiğini, davacının ödemeye yanaşmaması üzerine de  Sakarya 1.İcra Müdürlüğünün 2022/11579 Esas sayılı dosyasından takibe geçildiğini, senedin bedelsiz olmadığını, davacının tanık dinletme taleplerine muvafakat etmediklerini savunarak davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ   :<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; \" ... 1-Davanın reddine, İİK 72/4 maddesi gereğince \"icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine\" yönelik  ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç alacak olması sebebiyle icra takip miktarının yüzde yirmisi oranında hesaplanan 80.000,00 Euro tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine ... \" karar verilmiştir. <br>Bu karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hatalı bir değerlendirme ve gerekçe ile davalının, ...'ya ödünç para vererek kara katılmalı ödünç veren sıfatıyla davaya konu senetten dolayı alacaklı olduğunu belirtmiş ve davayı reddederek, davalıya %20 oranında 80.000 Euro icra inkar tazminatı ödenmesine karar verdiğini, yerel mahkemenin, ispat yükünün davalıda olduğu ve davalı tarafın davacıya ait şirkete ortak olmadığı yönündeki tespitleri doğru olup bu tespitlere aynen katıldıklarını, ancak davalının ödünç veren sıfatıyla kara katılan kişi olduğu ve davaya konu senet sebebiyle davacıdan alacaklı olduğu yönündeki tespitlerine kesinlikle katılmadıklarını, ispat yükü üstünde olan davalı taraf, davacıya 400.000,00 Euro borç verdiğini ispat edemediğini, davalı taraf, resmi bir makam olan savcılık huzurunda verdiği bu ifadesinde müvekkile yaklaşık 350.000,00 TL borç verdiğini beyan ederek aslında davacıya 400.000,00 Euro miktarında ödünç veya borç vermediğini de açıkça ikrar ettiğini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre yargılama yapılması gerektiğini, mahkemenin ödünç verildiğine dair tespiti ve yorumu hatalı olup taleple bağlılık ilkesinin aşıldığını, davalının dayandığı bir delil olmadığı halde isticvap yapılması da usule aykırı olduğunu, davaya konu icra takibi döviz cinsinden olup ve yargılamayı da gerektirdiğinden %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi hatalı olduğunu beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının tüm dava dosyası , savcılık soruşturma dosyalarındaki ifade ve beyanları ile 2022/857 sayılı dosyasındaki beyanları da incelendiğinde davacının hiçbir beyanının bir diğerini tutmadığı kendi içinde birçok çelişkili ifade ve yalan beyanların barındırdığı ve zorlama senaryolar ile mahkemeyi yanıltmaya yönelik olduğu açık olduğunu, mahkeme gerekçeli kararında davacı ile davalı arasındaki ilişkini gizli ortaklık unsurlarının oluşmadığından mevcut durumun kâra katılmalı ödünç sözleşmesi olduğu sonucuna varılmıştır demektedir ancak gizli ortaklığın tüm şartlarını taşıyan somut olayda hükmün gerekçesinin gizli ortaklık yönünde düzeltilmesi gerektiğini beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>   DELİLLER: Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/11/2023 Tarih - 2022/810 Esas - 2023/605 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; menfi tespit istemine ilişkindir.<br><br> İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. <br>Dosyanın incelemesinde; davalı tarafından, davacı aleyhine Sakarya 1. İcra Dairesi'nin 2022/11579 esas sayılı dosyası ile 19/07/2022 tanzim tarihli 30/08/2022 vade tarihli 400.000,00 EURO bedelli bonoya istinaden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatılmasına üzerine, davacı tarafından eldeki davanın açıldığı ve açılan davada bono nedeniyle borçlu olmadığına karar verilmesinin talep edildiği, davalı tarafından davanın reddinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince açılan davanın reddine karar verildiği, verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı TMK m. 6).<br>İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.<br>Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.<br>Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. (YHGK., 14.05.2014 tarih, 2013/19-1155 Esas, 2014/660 Karar; YHGK., 17.04.2015 tarih, 2013/19-1622 Esas, 2015/1238 Karar).<br>İspat yükü bakımından 6100 sayılı HMK’nin 189/3. maddesinde “Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz” hükmünü içermektedir. <br>Yine Aynı Kanunun 200-(1) maddesinde; “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ….. Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ….. Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz” hükmü ile “senetle ispat zorunluluğu, 200. maddenin 2. fıkrasında ise  “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir. 203. maddesinde ise tanık dinlenebilecek haller sayılmıştır. <br>Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, 200. maddedeki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnaları da 203. maddede belirtilmiştir. Bunun yanında yazılı sözleşme ile ya da duruşma tutanağında usulüne uygun olarak belgelendirilmiş ikrar ile anlaşılan açık bir muvafakat bulunduğu takdirde sadece belli tanıklar dinlenebilir. <br>İspat yüküne yönelik bu açıklamaların kambiyo senedi ve bononun hukuki niteliğine ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği göz önüne alınarak bu hususa da kısaca değinilmesinde yarar görülmüştür.  <br>Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir. <br>Bonoda şekil şartları TTK’nın 776. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konulabilir.<br>Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik \"bedel kaydı\"dır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. <br>Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı \"malen\" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı \"nakten\" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni \"mal\" ya da \"nakit\" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir.<br>Nihayet, “nakden” ibaresi bulunan bir bonoda paranın verildiği, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının parayı verdiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, paranın verilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir.<br>Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, Sakarya 1. İcra Dairesi'nin 2022/11579 esas sayılı dosyasında takibe konulan 400.000,00 Euro bedelli bononun  teminat senedi yada hatır senedi olup olmadığı, senedin bedelsiz olup olmadığı, davacının bu senet sebebiyle borçlu olup olmadığı hususlarında toplandığı anlaşılmaktadır.<br>Eldeki davada; davacı, aleyhine Sakarya 1. İcra Dairesi'nin 2022/11579 esas sayılı dosyası üzerinden takibe konulan 400.000,00 Euro bedelli bononun teminat senedi olup bedelsiz olduğunu, davalı taraf ise, dava konusu senedin düzenleme sebebi olarak davalının davacıya vermiş olduğu borcun ödenmemesi üzerine davacının tek ortağı olduğu ... Boya ve Apre Sanayi Ticaret ve Limited Şirketinin %10 payının gayri resmi ortaklık şeklinde haricen davalıya devredilmesi üzerine, resmi olarak devir yapılmaması ve bunun üzerine  taraflar arasında uyuşmazlık doğması üzerine bu ortaklığın tasfiyesi amacıyla %10'luk paya karşılık dava konusu 400.000,00 Euro senedin düzenlendiğini ileri sürmüş oldukları anlaşılmaktadır.<br>Eldeki dava kambiyo senedi sebebiyle menfi tespit talebine ilişkindir. Davalı tarafça usulüne uygun şekilde sunulan cevap dilekçesinde senedin tadil sebebinin değiştirilmiş olması itibariyle ispat yükünün davalıda olduğu değerlendirilmiştir.<br>Eldeki davada; dosya arasına alınan ve davacı ile davalı arasında düzenlenen 04.07.2019 tarihli ve 19.07.2022 tarihli adi yazılı protokoller nazara alındığında -şirkette tek ortak olduğu dönemde- davacı ile davalı arasında ilişki olduğu davacı tarafından, taraflar arasında var olduğu tespit edilen ilişkinin inkar edildiği  anlaşılmaktadır. <br>6102 sayılı TTK'nın emredici mahiyette bulunan 520. maddesi gereğince limited şirkette pay devrinin hüküm ifade edebilmesi için sözleşmenin noterde tasdiki, ortaklar kurulunun devre muvafakat etmesi ve bu devrin şirketin pay defterine işlenmiş olması gerekir. Bu şartlardan birinin bulunmaması halinde, limited şirket pay devirlerinde bölünme kuralı geçerli olmadığından pay devri ortaklar arasında dahi geçersizdir.<br>Davalının,  taraflar arasındaki uyuşmazlığa bir  bakıma temel teşkil eden dava dışı şirkete ortak olmadığı ticaret sicil kayıtları ile sabittir. Dava dışı  şirketin o dönemdeki tek ortağının davacı olduğu ve davacı ile davalı arasında hisse devrine yönelik noterden yapılmış resmi ve geçerli bir devir sözleşmesi de bulunmadığından davalının anılan şirkette ortak sıfatının olmadığı anlaşılmaktadır.<br>Davacı  ile davalı arasındaki ilişkinin doğru olarak nitelendirilebilmesi için adi ortaklık ve sonuca (kâra) katılmalı ödünç sözleşmelerinin hukuki niteliğinin incelenmesinde bu şamada fayda olduğu değerlendirilmiştir.<br>Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2015/17444 Esas  2016/12349 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; Adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK md 620/1). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzelkişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Bu nedenle, her olayda bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir. Adi ortaklığın, bazı komşu hukuksal müesseselerden, özellikle sonuca katılmalı sözleşmelerden ayırt edilmesini sağlayan temel kriterler; müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurudur. Zira, ortaklığa sermaye olarak yalnızca emeğini koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceğini öngören TBK. md. 623/3 hükmünün karşıt anlamına (argumentum a contrario) başvuran Türk doktrininde, ortaklığa sermaye olarak salt emeğini koyan ortak dışında hiçbir ortağın zarardan muaf tutulamayacağı, müşterek amacın ve sonuçta adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için bütün ortakların hem kazanca ve hem de zarara katılmalarının gerekli olduğu görüşü egemendir. Ayrıca, ortakların müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. Bu unsur ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır (Prof. Dr. Nami Barlas, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 3.Baskı, İstanbul 2012, s. 25-40).<br>Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde ise; ödünç veren, ödünç verdiği kuruluşa ortak olmaksızın, faiz yerine bu kuruluşun kârından belirli bir pay alır. Bu sözleşme ile ödünç veren, bir miktar paranın veya diğer bir misli şeyin mülkiyetini belirli bir amaçla kullanılmak üzere ödünç alana devretmeyi; ödünç alanda ödünç verene bu kullanımdan elde edeceği kazanımdan bir pay vermeyi ve süre sonunda aynı nevi ve miktardaki şeyi geri vermeyi yüklenirler. Ödünç alanın, karşılık olarak sonuçtan pay vermeyi yüklenmiş olması, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin karakteristik bir özelliğidir. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi; niteliği gereği karma bir sözleşme değil, ödünç sözleşmesinin özel bir türüdür. Bu sözleşmeyi diğer ödünç sözleşmelerinden ayırt eden temel esaslardan ilki, amaç unsurudur. Yani, bu işlemde ödünç alan aldığı parayı işletmek, yani kâr getiren bir faaliyette kullanmakla yükümlüdür. Oysa, ödünçte böyle bir zorunluluk yoktur. İkinci farklılık ise, kârdan pay alma unsurudur. Diğer bir anlatımla, ödünç alan giriştiği faaliyetten elde ettiği kârın bir kısmını ödünç verene vermelidir. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklık sözleşmesini, özellikle müşterek amaç  unsuru birbirinden ayırt eder. Sonuca katılmalı ödünçte, müşterek amaç takip edilmemesi önemli bir ayırt edici unsurdur. Gerçekten de ödünç veren şahsi bir amacı, yani kendi sermayesine iyi bir geliri amaçlamakta, yoksa taraflar müşterek bir amaç takip etmemektedirler. Bundan başka, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklık sözleşmesini birbirinden ayırmada bazı emareler de söz konusudur. Bunlardan en önemlisi, hukuksal ilişkiye nakti edimi ile katılan kişinin zarara katılıp katılmamasıdır. Şayet, bir zarara katılma söz konusu ise, adi ortaklık, aksi takdirde sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığından sözedilir. Keza, adi ortaklıkta, ortakların ortaklık işlerini denetlemesi ve yönetmesi söz konusu olur. Denetleme ve yönetme özellikle müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis) ile yakın bağlantı içerisindedir. Oysa, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinde; ödünç verenin, yönetme ve denetleme yetkisi kural olarak bulunmaz. Ancak, ödünç verene denetleme yetkisi tanınması, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin hukuksal yapısına ters düşmez. Bu nedenle, sadece denetleme yetkisi tanınan hallerde, bu yetki sınırlı ise sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığı düşünülebilir. Buna karşılık denetleme yetkisi geniş ise, özellikle bu yetki yanında yönetim yetkisi de tanınmış ise, bu durumda adi ortaklık lehine bir belirtiden söz edilebilir.<br>Eldeki davada; davacı ile davalı  arasında imzalanan19/07/2022 tarihli pay oranlarını gösterir belgede; ...'nin 400.000,00 EURO karşılığı %10 pay sahibi olduğunun belirtildiği ve şirket yönetimine karışılmayacağının ve resmiyete intikal etmeyeceğinin ve ayrıca yıl başına kadar maaş ödemesi yapılacağı ve sonrasında hisse oranına göre kardan pay alınacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki ilişkide müşterek amaç ve müşterek amaç için birlikte çaba unsurunun bulunmadığı, şirketin %10 luk hissesine karşılık gelen 400.000,00 Euro para karşılığında borçlardan ve zarardan sorumlu olmayan davalının elde edilen kar payını almasının kararlaştırıldığı görülmektedir. Bu belge kapsamından ...'nin şirket yönetiminde söz sahibi olmaması itibariyle davalı ile davac arasındaki ilişkinin  adi ortaklık (gizli ortaklık) olmadığı, kâra katılmalı ödünç sözleşmesi olduğu değerlendirilmiştir.<br>Eldeki davada, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki kara katılmalı ödünç sözleşmesinin tasfiyesi kapsamında davacının ödünç konusu 400.000,00 Euro'ya karşılık ödeme amacıyla davalıya dava konusu edilen senedi düzenleyerek verdiği, bu haliyle dava konusu senedin bedelsiz olmadığı ve davacının bu senet sebebiyle davalıya borçlu olduğu anlaşılmış, mahkemece, açıklanan tüm bu nedenler gözetilerek davanın reddine şeklinde karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, hukuki değerlendirme ve varılan sonucun yerleşik Yargıtay İçtihatlarına ve Dairemizin uygulamalarına da uygun olduğu, yapılan tahkikatın yeterli ve ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalının istinaf nedenlerini karşılar nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, davacının bu yöndeki istinaf istinaf istemleri ile davalının istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.<br>Ancak; ilk derece mahkemesince 2004 sayılı İİK'nın 72-(4) maddesi uyarınca, icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi tedbirinin uygulanmış olması nedeni ile hükmedilen tazminatın TL olarak hükmedilmesi gerekirken yabancı para üzerinden hükmedilmesi doğru olmamıştır. Diğer yandan davalı tarafından başlatılan icra takibinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. HD.'nin 22/12/2023 tarih, 2023/1717 E., 2023/1547 K. Sayılı ilamı ile iptal edilmiş ve karar temyiz edilmeksizin 14/02/2024 tarihinde kesinleşmiştir. Bu durumda davalı alacaklının bu icra takibinden tahsilat yapması imkanı kalmamıştır. 2004 sayılı İİK'nın 72-(4) maddesinde düzenlenen tazminat koşullarından olan \"alacağını geç almaktan\" koşulunun eldeki icra takibinde uygulanabilirliği kalmamış olup bu nedenle tazminat talebinin reddi gerekirken kabulü de doğru olmamıştır. <br>Bu nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kısmen kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.<br><br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-)6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davalının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,<br>2-)Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KISMEN KABULÜNE; Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/11/2023 Tarih - 2022/810 Esas - 2023/605 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,<br>a-Davanın REDDİ ile,<br>b-Davalının tazminat isteminin REDDİNE,<br>c-Alınması gereken 269.85 TL harcın peşin alınan ve tamamlama olarak yatırılan harçtan mahsubu ile fazla yatan 121.796,73 TL nin karar kesinleştiğinde talep halinde yatıran davacıya iadesine,<br>ç-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesaplanan 375.320,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>d-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>e-Davalı tarafından yapılan 341,00 TL posta ve dosya giderinden ibaret yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5.000,00 TL bilirkişi giderinin ise davalı üzerinde bırakılmasına, <br>f-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,<br>3-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;<br>Davalı Yönünden<br>-Bakiye 187,80 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,  <br>-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma harcının hazineye gelir kaydına,<br>-İstinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların, istinaf eden davalı üzerinde bırakılmasına,<br>Davacı Yönünden<br>-İstinaf  Kanun Yoluna Başvuru harcının hazineye irad kaydına,<br>-İstinaf Karar Harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,<br>-Davacı tarafından yapılan 1.169,40-TL İstinaf Kanun yolu masrafı ile 232,30 TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.401,70 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>4-)İstinaf edenler tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf edenlere iadesine,<br>5-)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-)Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin kararın temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemiz tarafından yerine getirilmesine,<br>İlişkin; Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.<br>26/09/2025<br><br>\t\t\t\t<br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>   e-imzalıdır<br><br>Katip ...<br>  e-imzalıdır <br><br><br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6032824d8eca012b","SID":"ecb29a2ee91076a2"}}