{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2023/976 - Karar No:2025/1025<br>                     T.C.<br>                ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>       27. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/976 <br>KARAR NO\t: 2025/1025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 11/07/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/731 E-2023/460 K<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Munzam Zarar (Eser Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 08/10/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 13/10/2025<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar davasında mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:\t<br>\tDavacı vekili; müvekkili şirketin pimapen, kompozit, alüminyum doğruma, cephe kaplama ve sistemleri imal edip sattığını, gerekirse montaj işleri de yaptığını, davalı şirketin piyasada kat karşılığı inşaat yaptığını, davalının kat karşılığı inşaatını üstlendiği ... ada, 1 parselinde kayıtlı arsa üzerinde inşaat yaptığını, bu inşaatın pimapen, kompozit, alüminyum doğrama ve yarı kapaklı giydirme cephe sistemli işlerini, dış cephe cam giydirme, pvc doğramaları vs tüm pvc işlerini, koridorların yangın merdiveni ve dış cepheye bakan bölümlerin pvc doğrama işleri, dükkanların cam cepheleri ve pvc doğramalarının malzemeli ve montajlı olarak müvekkilinin yapıp davalıya da teslim ettiğini, davalı ile birtakım sözleşmeler yaptığını, yapılan işlerin faturalarının düzenlenip davalı iş sahibine gönderildiğini, davalının bakiye borçlarını ödemediğini, bu işlerden dolayı davalı iş sahibinden 328.134,40 TL kadar bakiye alacağı kaldığını, alacağın tahsili amacıyla Ankara 4. İcra Müdürlüğü'nün 2017/22071 sayılı takip dosyası ile yapılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz etmesi üzerine  Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/305 Esas sayılı  dosyası ile itirazın iptali davasının açıldığını, yapılan yargılama sonucunda 2019/770 Karar sayılı karar ile davalının 328.134.40 TL miktarlı itirazın iptaline ve takibin devamına ilişkin 17.09.2019 tarihinde karar verildiğini, davalının davayı istinaf ettiğini, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiğini, 05.07.2022 tarihinde müvekkilinin, borçludan alacağını tahsil edebildiğini, toplam faiz miktarının 143.760.90 TL olarak tahsil edildiğini, müvekkilinin işleri tümü ile tam ve noksansız teslim ettiğini, buna ilişkin tutanaklar tutulduğunu ancak alacağının ödenmediğini, 27.11.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın takibe itiraz ettiğini, 27.11.2017 tarihinden itibaren tahsil edilen 22.06.2022 tarihine kadar %8 oranında en azından faizden dolayı müvekkilinin zararı oluştuğunu, davacının alacağının ödenmesi için davalıya gönderdiği ihtara, başlattığı icra takibine karşın davalının 328.134,40 TL alacağını 27.11.2017 tarihinde oluşan temerrüdüne rağmen müvekkiline ödemediğini ileri sürerek, 10.000,00 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı vekili; müvekkili şirket tarafından, 98289 ada/1 ada parsel olan taşınmazın 07.04.2015 tarihli iş yapım sözleşmesi ve dava dosyalarında mübrez taraflar arasındaki tüm sözleşmeler kapsamında davacı şirkete devredildiğini, tapu devrine ilişkin tutanak, tapu fotokopisi ve anılan hususa dair muavin defter kaydının Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/152 D. İş sayılı dosyasında mübrez 26.09.2017 tarihli bilirkişi raporu ile davacı şirketin edimlerini eksiksiz ve tam yerine getirmediğinin tespit edildiğini, davacı şirket tarafından 17.10.2017 tarihinde 2 adet toplam 590.864,94 TL tutarında fatura düzenlendiğini, faturalara ihtarname ile itiraz edildiğini, davacının faturaya konu işlerin yapıldığını iddia ettiğini, taşınmazda ikamet edildiği sırada, dış cephe cam giydirme yapılmasının mümkün olmadığını, tüm imalatların yanlış ve hatalı yapıldığını, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/152 D. İş sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığını, 26.09.2017 tarihli rapor aldırıldığını, raporun davacı tarafa tebliğ ettirildiğini, herhangi bir itiraz olmadığını, raporda davacı tarafın edimin ifasında yetersiz kaldığını ve kusurlu olduğunu, ciddi zararlarının doğmasına sebep olduğunu, sözleşmedeki cezai şart unsurunu gerçekleştirdiğini, davalı taraftan herhangi bir alacağının bulunmadığını, aksine borçlu olduğunu, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını savunarak, davanın reddine,  karar verilmesini talep etmiştir.<br> <br>\tMahkemece, yapılan yargılama, toplanan delillere, alınan bilirkişi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre, davacının munzam zarar iddiasında bulunarak açtığı işbu davada, faizi aşan zarar iddiasını somutlayacak şekilde bilgi, belge, ispat vasıtasını sunmadığı, sadece alacağın geç alınması ve ekonomik koşullar dayanak yapılarak munzam zarar talep edilmesinin mümkün olmadığı, davacı  alacağını zamanında tahsil edememiş olması sebebiyle pvc malzemesi, kompozit, cam ve alüminyum  malzemeleri erken dönemde satın alamadığı iddiasında bulunmuş ise davacının buna ilişkin delillerini sunmadığı, davacının temerrüt faizini aşar şekilde zarar uğradığı yönündeki iddiasının somutlayıcı yöntemlerle belgelenmesi gerektiği, davacının alacağını geç tahsilden dolayı uğradığı zararı somut olarak ortaya koyan bir delil ibraz etmediği, munzam zararın varlığının sadece enflasyon sepeti veya denkleştirici adalet hesabı adı verilen yöntemle hesaplanarak belirlenmesi yönündeki görüşe iştirak edilmediği, munzam zarar talebinde bulunabilmek için öncelikle somut bir zararın varlığının kanıtlanması gerektiği, davacının uğradığını iddia ettiği faizi aşan zarar iddiasının somut şekilde ortaya konulamadığı gerekçesiyle, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tDavacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece 21.06.2023 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak davanın reddine karar verildiğini, bu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişinin hukuki nitelendirmesi ve hukuka talimat vermesinin ve buna göre karar verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, munzam zarar/ aşkın zarara ilişkin davaların soyut zarara göre hesaplanması gerektiğinin gerek Anayasa Mahkemesi’nin gerek Yargıtay’ın farklı dairelerinin inceleme ve değerlendirmesine konu olduğunu, bu açıdan borçlunun temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olması durumunda, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farkın ifade edildiği bir kavram olduğunu, müvekkilinin alacağını 27.11.2017 tarihinden önceki zamanlardan beri yani yaklaşık 8 yıl süre sonra ve sadece ana paraya işletilen yasal faizi ile birlikte tahsil edebildiğini ancak temerrüt faiziyle karşılanamayan yüksek miktarda munzam zararının oluştuğunu, alacağını zamanında almış olsaydı yatırım yapmasa bile faize faiz işletmek suretiyle değerlendirebileceğini, böylece paranın gerçek değerini korumuş olacağını, sadece anaparaya faiz işletilmesi nedeniyle müvekkilinin parasının satın alma gücünde önemli ölçüde azalma meydana geldiğini, kaldı ki, 8 yıl sonra aldığı parayı da yıllık %9 olan yasal faiz üzerinden tahsil edebildiğini, oysa ki bunun bir ticari işten kaynaklanan alacak olduğu için avans faiz (ticari faiz) üzerinden tahsil edilmesi gerekirken, yasal faiz üzerinden tahsil edilerek zarara uğranıldığını, bilirkişilerin munzam zarar iddiasının farazi olduğunun somut delillere dayanmadığını, munzam zarar koşullarının oluşmadığını belirtir şeklindeki hukuki nitelendirme ve görüşünün bilirkişilik görevi ile bağdaşmadığını, dikkate alınmaması gerektiğini, bunun bir talimat mahiyetinde olduğu değerlendirmesi yapılmadan, bilirkişinin böyle bir görevi olmadığı da değerlendirilmeden bilirkişinin hukuki değerlendirmesine uyularak davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, fiyatların genel düzeyindeki artış anlamına gelen enflasyon oranlarının ülkemizde yüksek seyretmesi “enflasyon canavarı” benzetmesinin doğmasına yol açtığını, ülkedeki fiyatların artmasının, pahalılığa ve satın alma gücünün azalmasına yol açtığını, enflasyon kavramının masallardaki korkutucu ögelerden biri olan “canavar” ile eş değerde görülmesinin şaşırtıcı bir değerlendirme olmadığını, enflasyon oranlarının artmasının kaçınılmaz bir sonucu ise para alacakları yönünden kendini gösterdiğini, yüksek enflasyon oranlarının süregeldiği ülkelerde para alacaklarının enflasyon karşısında değer kaybetmemesi için bir takım tedbirlerin alınmasını zorunlu kılındığını, hukuk düzenlerinde para borçlarının ifası ve temerrüdüne ilişkin hususların düzenlenmesi ekonomik hayatın düzenli bir şekilde devamı için önemli bir zaruret olup,  Anayasa’nın 5.maddesi çerçevesinde devlete düşen temel görevlerden birinin de, özel borç ilişkileri de dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için etkili ve yeterli bir hukuk sistemi oluşturmak ve bu sistemin etkili bir şekilde işlemesini sağlamak olduğunu, Türk hukuk sisteminde de para borçlarının ifası ve temerrüdü ile ilgili olarak bazı düzenlemeler mevcut olup, bu düzenlemeler çerçevesinde kanun koyucunun borçlu tarafından ödenecek temerrüt faizine ilişkin bir kanunî düzenleme yaptığını ancak özellikle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde bu temerrüt faizlerinin yeterli olmamasının önemli bir mesele olarak ortaya çıktığını, Borçlar Kanunu’nda yer alan aşkın zarara ilişkin düzenlemelerin kanunda yer almasının sebebinin de temerrüt faizlerinin enflasyon karşısında çok yetersiz kalmasından kaynaklandığını, para alacakları yönünden enflasyon karşısında oluşan değer kaybının giderilmesinin mülkiyet hakkının korunması çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca değer kaybının gideriminin özellikle enflasyon ile bağlantılı olup, Yargıtay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin kararları bağlamında konunun devamlı tartışılageldiğini, temerrüt faizinin, borçlunun para borcunu zamanında ödemeyerek temerrüde düşmesi üzerine 6098 sayılı TBK'nın 120.maddesi gereğince zararın varlığına ve borçlunun kusuruna bakılmaksızın işlemeye başlayan faiz olup, alacaklının temerrüt faizi istemesi için bir zararının bulunduğunu ispat etmesi gerekmeyeceğini, yine aynı kanunun 122/1. maddesinde de \"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür.\" hükmünün bulunduğunu, borçlunun para borcunun vadesinde ödemediğinde (temerrüt) oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen “gecikme faizi” ödeme yükümü altına gireceğini, bu durumda TBK'nın 120. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilerek, alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümlülüğü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanındığını, bunun dışında, alacaklının uğradığı zararın temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise, davada uygulanması gereken TBK'nın 122. maddesi gündeme gelmekte olup, munzam zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki fark olduğunu, yani temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlandığını, piyasa koşullarına göre paranın alım gücüne göre alacaklının alüminyum doğrama ticareti yaptığı için temerrüde düştüğü tarihteki alüminyum doğramanın birim fiyatı 200.00 TL iken, bugün 2.200.00 TL civarında olup, bu aradaki 2.000 TL farkın da temerrüt faizinin ancak 1/10 oranını karşıladığını, gerçek zararının temerrüt faizini (hem de yasal faiz olarak) karşılamadığını, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin önceki istikrar kazanmış uygulamasının, munzam zararın varlığının somut delillerle ispatlanması gerektiği yönündeyken, Anayasa Mahkemesi'nin 21.12.2017 tarihli 2014/2267 başvuru numaralı kararında ise, başvurucunun alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğranılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği kanaatine varıldığını, başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorum nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali edildiğine karar verildiğini, karardan sonra değişiklikle Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin, enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizinden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği görüşünün benimsediğini, (Yargıtay 15. HD'nin 15.03.2021 tarih ve 2020/967 E- 2021/859 K, Yargıtay 11. HD'nin 29.04.2019 tarih ve 2018/1512 E- 2019/3201 K, YHGK'nin 09.12.2021 tarih ve 2017/2800 E- 2021/1629 K), karar verilen alacak miktarının geç ödenmesi nedeniyle yüksek enflasyon yaşandığı Türkiye'de faizi aşan bir zararın olduğu nedeniyle davanın açıldığını, dava konusunun müvekkilinin ilamla kesinleşen alacağının geç alınmasından kaynaklandığını, müvekkilinin davalıdan 328.134.40 TL miktarında bir alacağı kaldığını, muaccel alacağın Ankara 4. İcra Müdürlüğü'nün 2017/22071 sayılı dosyası ile ilamsız ödeme emri çıkarılarak, tebliğ edildiği 02.12.2017 tarihinde temerrüt oluşturduğunu ve faizin de bu tarihte başladığını, üstelik bu alacağa yasal faiz yürütüldüğünü, oysa ki ticari ilişkiden kaynaklandığı için %17.25 yıllık faiz uygulanması gerekirken, bu faizin dahi uygulanmadığını, yani %9 yasal faiz uygulandığını, asıl faizin ise avans faizi olması gerektiğini, buradan da faizi en azından avans faizi ile dahi yıllık %8.25 civarında bir somut zarar söz konusu olup, ayrıca borçlunun bu alacağa kasıtlı olarak itiraz ettiğini ve itirazın iptali için Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/305 Esas sayılı davanın açılmasına sebebiyet verildiğini, mahkemenin 17.09.2019 tarih ve 2019/770 Karar sayılı kararının verildiğini, bunların tümünün de davalının kasıtlı davranışı ile olduğunu, Türkiye'de yaşanan enflasyondan faydalanmak ve paranın alım gücünü azaltmak için bu şekilde haksız itirazlarda bulunulduğunu, işbu kararda da açık ve net olarak 328.134.40 TL'nin istendiğini ve bunun için kendisine fatura düzenlenmiş olduğunu, bu faturanın da kendi defterlerinde kayıtlı olduğunun tespit edildiğini, bu kadar miktar alacağın karara bağlandığını, bu karardan sonra da yine davalının kötü niyetli olarak, kasıtlı olarak bu kararı istinaf ettiğini ve icra takibinin de durdurulmasına banka teminat mektubunu icraya vererek İİK'nın 36.maddesine göre icranın durdurulmasına karar verildiğini, bu yüzden yine müvekkilinin alacağını alamadığını, davalının paranın alım gücünün kaybedilmesinden faydalandığını, istinaf talebinin esastan reddedilmesi üzerine Yargıtay nezdinde temyiz edilerek, yine banka teminat mektubu ile takibin kararın kesinleşmesine kadar durdurulduğunu, Yargıtay'ın istinaf mahkemesi kararını onadığını ve sadece yasal faizi ile birlikte 22.06.2022 tarihinde müvekkilinin ancak parasına kavuşabildiğini, oysa ki müvekkilinin bu süreçte para ihtiyacı nedeniyle araçlarını sattığını, bu paranın tahsil edildiği tarih olan 22.06.2022 tarihinde rayiç fiyatlara göre bu aracın değerine göre 1.000.000 TL'yi aşkın zararının bulunduğunu, kaldı ki; kanunun açık ve net olarak somut zarar değil, munzam zarar öngördüğünü, yani faizin karşılamadığı zararın munzam zarar olduğunun kabul edildiğini, alacaklının zararlarının paranın alım gücü nedeniyle malındaki eksilme olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu paranın tahsil edildiği tarihteki alım gücü ile muaccel olduğu tarihteki (alacağın aslı ve faizleri ile birlikte) alım gücü arasındaki farkın munzam zarar olarak değerlendirilmesi gerekirken, \"alacaklı kredi almadı, bu yüzden krediye faiz ödemedi\" gibi değerlendirmelerle munzam zararın değerlendirilmemesinin adalet ilkesine uygun düşmediğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>\tİnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tMunzam zarar, davanın dayanağı sözleşme tarihi ile munzam zarara dayanak davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105 ve  eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesinde düzenlenmiştir. <br>\tMunzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir.<br>\tMunzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.<br>\tYargıtay ( kapatılan) 15. Hukuk dairesi  ve 6. Hukuk Dairesinin , Anayasa Mahkemesi'nin 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu, 27.11.2019 gün ve 2017-24810 başvuru nolu kararlarına  atıfla son emsal kararları uyarınca (28.11.2018 tarihli,  2018/3499 E,  2018/4739K. sayılı ve 25/04/2018 tarihli 2017/2736 E, 2018/1742 K. sayılı, 15.03.2021, 2020/967, 2021/859sayılı, 6.HD'nin 13.01.2025 gün ve 2024/3534 E- 2025/5 K sayılı  ilamları) ülkemizde yaşanan ve herkes tarafından bilinen enflasyon olgusu nedeniyle her zaman alacaklının zararının temerrüt faizi ile karşılanması mümkün olmayacağı, gecikme halinde faizle karşılanmayan zararın varlığı karine kabul edilip bu karinenin aksi davalı borçlu tarafından ileri sürülüp kanıtlanamadığından ,öncelikle Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/305 Esas sayılı davasında hüküm altına  alınan miktarın, temerrüt  tarihinden itibaren alacağın tamamının ödendiği belirtilen 05.07.2022 tarihine kadar ulaşacağı meblağın enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, bankalardan mevduat faiz oranları, döviz kurları devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili bilgiler resmi kurumlardan sorulup tespit edildikten sonra tahsiline karar verilen alacakların temerrüt tarihleri itibariyle bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması halinde tahsil tarihlerinde ulaşabileceği miktar ile bulunacak bu miktardan davada kabul edilen alacakların temerrüt faizi ile birlikte tahsil edildiği miktar hesaplattırılıp, munzam zarara uğranılıp uğranılmadığı konusunda konusunda uzman yeni bir bilirkişi kurulundan denetime elverişli ve gerekçeli rapor alınıp, rapora itiraz edilmesi durumunda mahkemece itirazları karşılar şekildeki tüm usuli işlemlerin yerine getirilmesi noktasında gerekli inceleme ve değerlendirmenin yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece  davacının somut olarak zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. \t<br>\tAçıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına,  davanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.\t<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, \t\t<br>\t2-Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/07/2023 tarih ve 2022/731 Esas- 2023/460 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına,<br>\t3-Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın   ilk derece mahkemesine gönderilmesine, <br>\t4-Davacı tarafından yatırılan 269,85 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, <br>\t5-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 08/10/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.  \t<br><br>Başkan ...<br> e-imzalıdır<br><br>Üye ...<br>e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br> e-imzalıdır<br><br>Katip ...<br> e-imzalıdır<br><br><br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"940a24de84820502","SID":"ddb06b4f64d6cbbc"}}