{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. DİYARBAKIR BAM   6. HUKUK DAİRESİ                                    Esas-Karar No: 2025/1330 - 2025/1099<br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2025/1330 <br>KARAR NO\t: 2025/1099<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN\t:<br>MAHKEMESİ\t:\tDİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>DAVANIN KONUSU\t:\tBayilik Sözleşmesinin Haklı Sebeple Feshedildiğinin Tespiti<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t:\t16/10/2025<br><br>Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince geçici hukukî koruma talebinin reddine dair verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; müvekkili ... A.Ş. İle davalı .... arasında 15/02/2022 tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, Sözleşmenin 3. maddesine göre müvekkili şirket tarafından üretilen ya da tedarik edilen giyim ürünlerinin bayi tarafından satılması konusunda anlaşmaya varıldığını, Sözleşmenin 7.9 maddesine göre ürünlerin mülkiyetinin bayi tarafından satılıncaya kadar müvekkili şirkete ait olduğunu, Sözleşmenin 9.7. maddesine göre mülkiyeti müvekkilİ şirkte olan ürünlerin satışı ile elde edilen cirolarının toplamının % 23'ünün bayiye ödeneceğini, aynı hükme göre bayinin haftalık ciroyu perşembe günleri hesaplayıp cuma günü müvekkili şirketin hesabına aktarması gerektiğini, dava dilekçesi ekinde sunmuş oldukları belgelerden de anlaşılığı üzere müvekkili şirket tarafından davalı tarafa ürünler teslim edildiğini, davalı tarafın yaklaşık 3 aydır müvekkili şirkete ciroları göndermediği gibi mağazada bulunan ürünleri sistem dışı satarak müvekkilinin denetim yapmasını da engellediğini ve haksız kazanç elde ettiğini, davalı bayinin mülkiyeti müvekkili şirkete ait olan ürünleri satmış olmasına rağmen satış bedellerini/ciroları müvekkiline göndermemiş olmasından kaynaklı zarar meydana geldiğini, müvekkili şirketin bu nedenle taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmeyi feshettiğini beyan ederek; taraflar arasında imzalanmış olan 15/02/2022 tarihli bayilik sözleşmesinin haklı nedenle fesh edildiğinin tespite, mülkiyeti müvekkili şirkete ait olan ve dava dilekçesine ekli listede bulunan ürünlerin satışının engellenmesi için tedbir kararı verilerek,  halen \".....\" adresindeki mağazasında bulunan ve mülkiyeti müvekkili şirkete ait olan ürünlerin icra dairesi vasıtasıyla muhafaza altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada verilen 03/09/2025 tarihli ara kararda özetle; somut olayda davacı tarafın, dava dilekçesi içeriğinde dava konusu bayilik sözleşmesi kapsamında mülkiyetinin davacıya ait olduğu iddia olunan dava dilekçesi ekinde listelenen ürünlerin satışının engellenmesi amacıyla icra dairesince muhafaza altına alınmasına dair tedbir kararını verilmesini talep ettiği, bu aşamada davacının haklılığını yaklaşık olarak ispat eder nitelikte yeterli bilgi ve belgenin sunulmadığı, yalnızca davacı tarafın beyanlarının yaklaşık ispat olarak kabul edilemeyeceği, talebin yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.<br>Ara kararına karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; İlk Derece Mahkemesinin ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının müvekkili şirketin kayıtlarını kesin delil olarak kabul ettiğini, taraflar arasından imzalanan sözleşmenin 17.5 maddesine göre müvekkili şirketin kayıtlarının kesin delil olarak davalı tarafından da kabul edildiğini, dava konusu ürünlerin mülkiyetinin müvekkili şirkete ait olduğunu, dava konusu ürünlerin davalıya teslim edildiğini, sayımların bağımsız firma tarafından ve bayinin nezaretinde yapıldığını, sayım raporuna göre davalı tarafından kayıt dışı satış yapıldığını ve dolaysıyla mal kaçırıldığını, davalı tarafın müvekkili şirketin zararına iş yapıp haksız kazanç elde ettiğini, ihtiyati tedbirin yasal şartlarının oluştuğunu beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur. <br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE  GEREKÇE:<br>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; <br>Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davacı tarafça haklı sebeple feshedildiğinin tespiti istemine ilişkindir.<br>İlk Derece Mahkemesince davacı tarafın ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiş; ara kararı, davacı vekili tarafınca istinaf edilmiştir.<br>6100 sayılı HMK m. 390 hükmünde “İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.\" düzenlemesi yer almaktadır.<br>Kanun koyucu 6100 sayılı HMK’nun 390/1. maddesindeki düzenleme ile ihtiyati tedbir talebinin asıl uyuşmazlığı çözümleyecek ve bununla ilgili karar verecek olan hakim tarafından değerlendirilmesini amaçlamıştır. Yargı yolu bakımından görevli olmayan veya adli yargının görevine girmekle birlikte görevsiz mahkemeden ya da gene adli yargı konusu olmakla birlikte kesin yetki kurallarına göre yetkisiz bir mahkemede davanın esası ile ilgili bir karar verilmesi mümkün değildir. Zira bunlar 6100 sayılı HMK’nun 114. maddesi kapsamında dava şartı olup tamamlanmalarıda mümkün değildir. Dava şartları davanın esası hakkında inceleme yapabilmek için gerekli olan şartlardır. Dava şartlarından biri olmadan açılan davada derdesttir; ancak mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. Davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. <br>Davanın görevsiz mahkemede açıldığı durumlarda, davanın esası ile ilgili karar vermesi yasal olarak mümkün bulunmayan görevsiz mahkemenin, 6100 sayılı HMK’nun 390/1 maddesi kapsamında \"asıl davanın görüldüğü mahkeme\" olarak kabul edilmesinin, giderek ihtiyati tedbir talebi hakkında bir karar vermesinin mümkün olmadığı dikkate alınmalıdır.<br>Aksinin kabulü halinde 6100 sayılı HMK’nun 390/1. maddesindeki, \"ihtiyati tedbirin, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden” istenebileceğine ilişkin düzenlemenin de bir anlamı kalmaz. Bu durumda görevsiz bile olsa her mahkemeden dava dilekçesi verilmek suretiyle tedbir talep edilmesinin ve tedbir kararı verilebilmesinin yolu açılır. Yasanın amacının bu olmadığı açıktır. <br>6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:<br>(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. <br>(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. <br>(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. <br>Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu uyuşmazlık, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Dolayısıyla, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinden kaynaklanan bu türden uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi ve ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir. Davacı tarafın anonim şirket olması nedeniyle, 6102 sayılı TTK m. 124(1) hükmü uyarınca tüzel kişi tacir olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava konusu uyuşmazlığın davacı açısından ticarî iş niteliğinde olması nedeniyle 6102 sayılı TTK m. 19(2) hükmü uyarınca, sözleşmenin diğer tarafı olan davalı için de ticarî sayılması gerekir ise de, bu durum uyuşmazlığın ticarî dava olması için yeterli değildir. Zira yukarıda ifade edildiği üzere, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Bu nedenlerle, bayilik sözleşmesinin karşı tarafı olan davalı gerçek kişinin de tacir konumunda olması gereklidir. Ancak, davalı tarafın tacir olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Şayet, davacı da tacir ise, dava, nispi ticarî dava sayılacağından, bu ihtimalde asliye ticaret mahkemesi görevli olacaktır. <br>Dolayısıyla, İlk Derece Mahkemesince davalı....in tacir olup olmadığına ilişkin olarak yöntemine uygun bir şekilde araştırma yapılmalı, araştırma sonucuna göre uyuşmazlığın ticarî dava olup olmadığı tespit edilerek görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olup olmadığı hususundaki tereddüt giderilmelidir. Yapılacak araştırma sonucuna göre, davalının da tacir olduğu anlaşılır ise, bu durumda uyuşmazlık ticarî dava olacağından bu aşamadan sonra ihtiyati tedbir talebinin esası hakkında bir karar verilmesi; aksi durumda 6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmü uyarınca asliye hukuk mahkemesi görevli olacağından ve davanın esası ile birlikte davacının ihtiyati tedbir talebi hakkında da asliye hukuk mahkemesince karar verilmesi gerekeceğinden, bu ihtimalde İlk Derece Mahkemece davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekecektir.<br>İlk Derece Mahkemesince bu hususlar araştırılmadan, görev hususundaki belirsizlik giderilmeden ve mahkemenin görevli olup olmadığı tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadan, ihtiyati tedbir talebinin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bu husus 6100 sayılı HMK m. 355 hükmü uyarınca kamu düzeninden ve re'sen nazara alınması gerekli bir durumdur. <br>Yukarıda belirtilen gerekçelerle, ihtiyati tedbir isteyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-3-6 ve m. 355 hükümleri uyarınca istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi uyarınca re'sen gözetilen sebeplerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ara kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>    1-)\tDavacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi yönünden re'sen KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan 03/09/2025 tarihli ara kararının 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-3-6 ve 355. maddeleri uyarınca esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA,<br>2-)\tGerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>   3-)\tKararın kaldırılma nedenine göre davacı vekilinin istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine YER OLMADIĞINA,<br>4-)\t492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, peşin alınan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davacıya İADESİNE,<br>5-)\tİstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE,<br>6-)\t6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-c-f-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/10/2025<br><br>\t\t<br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4f469de50a3ae878","SID":"1713a090971701f6"}}