{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>18. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1937 <br>KARAR NO\t: 2025/1323                                  <br>TÜRK  MİLLETİ  ADINA     <br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE  TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/11/2021<br>NUMARASI\t: 2017/235 Esas, 2021/1025 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Alacak \" Ticari Satımdan Kaynaklanan \"<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ:  11/09/2025<br> Taraflar arasındaki alacak davasında; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davalı-karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;                                            <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı-karşı davalı vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 01.01.2012 tarihinde \"GÜVENLİ ve DEFANSİF SÜRÜŞ TEKNİKLERİ” konulu ve ...eğitimleri dışında başka bir amaç dışında kullanılmamak üzere ARİYET sözleşmesi imzalandığını, iş bu sözleşme gereği müvekkil şirket sözleşmenin 1.maddesinde belirtilen araçları ariyet olarak davalıya teslim edildiğini, taraflar arasındaki sözleşme ile kendilerine ariyet olarak teslim edilen üragipiin 21.40.2016 tarihinde “Araç İade Ve Teslim Tutanağı” ile teslim alındığını, ana sözleşmenin 2.maddesiyle davalının araçlardaki hasarlardan sorumlu olduğunu, araçlar teslim alındıktan sonra ayrıntılı ekspertiz incelemesi yapıldığını, araçlardaki hasarların tespitinin yapıldığını, öncelikle e-mail yazışmalarıyla zararın talep edildiğini, müteakiben de Beyoğlu 18.Noterliğinin 04.01.2017 tarih ve ... yevmiye no'lu ihtarıyla zararın tazmininin ihtar edildiğini, zararın giderilmediğin, araçlardaki hasarın tespiti amacıyla İstanbul 6.Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak araçların bulunduğu İstinye şube müdürlüğü otoparkında delil tespiti yapılması için başvuruda bulunulduğunu, Mahkemenin 2017/7 D. İş sayılı dosyasıyla ve uzman bilirkişi marifetiyle delil tespiti yapıldığını ve araçlar üzerindeki mevcut hasarlar yerinde görülerek rapor tanzim edildiğini, bu rapora istinaden araçların onarıma alınarak satışa sunulduğunu,” beyan edip müvekkili şirketin ariyet olarak teslim ettiği araçlara, davalı tarafından verilen zararın fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalkmak kaydıyla, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, İstanbul 6.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/7 no'lu dosyasından yaptırılan delil tespitine ilişkin 1.429,40.TL giderin davamızdaki yargılama giderlerine eklenerek vekalet ücreti ve yargılama giderinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davacı vekili asıl ve birleşen cevap dilekçesinde özetle; araçlar üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinin davalı olmadan yapıldığını, bunun hukuka aykırı olduğunu, bu sebepten ötürü bilirkişi raporuna karşı itirazlarının yapıldığını, rapor içeriğinde tespit edilen hasar tutarlarının fahiş olduğunu, araçların ağır hasar durumlarının mevcut olmadığını, yapılan harcamamaların lüks sayılabilecek harcamalar olduğunu, araçların 0 km olarak teslim edilmediğini, ariyet sözleşmesi gereği olağan kullanımdan kaynaklanan harcamaların ariyet alandan talep edilemeyeceğini, karşı davadava, davalı karşı davacının İstanbul, Ankara ve İzmir'de sürücülere ileri sürüş eğitimi verdiğini, tarafların aynı sektörde faaliyet göstermeleri nedeniyle işbirliği kurulduğunu, taraflar arasında 2008 yılından itibaren yıllık dönemler halinde sözleşmeler akdedildiğini, bu sözleşmeler ile davalı şirket tarafından davalı şirkete ariyet olarak ve eğitimlerde kullanılmak üzere araçlar verildiğini, eğitim verilen kişilerin davalı yanın araçlarını tanıması ve teknik kapasitesi hakkında bilgi sahibi olmasının amaçlandığını, davalı karşı davacının sorumluluklarını yerine getirdiğini, taraflar arasında sözleşmeler en son 2008, 2009, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında yapıldığını, bundan sonra yazılı olarak yapılmadığını, mevcut sözleşmeye göre taraflar yükümlülüklerini yerine getirmeye devam ettiklerini, taraflar arasındaki sözleşmenin zımnen uzadığını ve belirsiz süreli hale geldiğini, davacı karşı davalı tarafın sözleşmenin 7. Maddesine göre davalı karşı izel ölmesi gereken aylık 10.000,00-TL + KDV tutarındaki reklam-tanıtım karşılığı bedel olduğunu, bu bedelin ödenmediğini, davacı karşı davalı tarafın davasının reddine, ikame ettikleri karşı davanın kabulü ile fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00-TL alacağın karşı dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı karşı davalıdan tahsili ile davalı karşı davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; \" ..A)Asıl dava yönünden; Davacının davasının kabulüne, 76.738,80-TL'nin 27/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, B)Karşı dava yönünden; Açılan davanın reddine,.. \" karar verilmiş, bu karar davalı-karşı davacı vekilince istinaf edilmiştir. Davalı - karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki iddialarını tekrarla, \" ..Sayın Mahkemede yukarıdaki dosya numarası ile görülen davada  09.11.2021 tarihinde verilen karar ile davacı yanın davasının kabulüne, karşı davamızın reddine karar verilmişti. Söz konusu karar davacı yan tarafından icra takibine konu edildiğinden tehiri icra kararı alabilmek için mehil vesikası verilmesi verilmesi talebi yönünden daha önce iş bu dosyada istinaf yoluna başvurulmuş ve gerekli harçlar tarafımızdan yatırılmıştı.  Bu defa  gerekçeli istinaf dilekçemizi sunmaktayız. İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen istinafa konu karar  dosya kapsamına ve gerçeklere uygun olmayan, eksik incelemeye dayalı haksız ve hukuka aykırı bir karardır. Bu nedenle karara karşı istinaf yoluna başvurmak gerekmiştir. Şöyle ki; A- asıl dava yönünden istinaf nedenlerimiz    : İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi  tarafından asıl dava yönünden davacı yanın müvekkil şirketten 76.738,80-TL tamir masrafı alacağı olduğu gerekçesi ile bu davanın kabulüne karar verilmiştir. Özellikle ve öncelikle belirtmek gerekir ki ;  bahsi geçen araçlar müvekkil şirkete yeni (sıfır kilometre)  olarak teslim edilmemişlerdir. Bu araçlar  ikinci el ve kullanılmış olarak müvekkil şirkete teslim edilmişlerdir. Üstelik bu araçlar müvekkil şirkete eğitim faaliyetlerinde kullanılmak üzere ariyet olarak verilmişlerdir. Ariyet sözleşmesinin genel kuralı gereği araçların olağan kullanımından doğan masrafların ariyet veren tarafından karşılanması gerekir. Bu nedenle yerel mahkeme  kararı ve bu kararın dayanağı olan  bilirkişi raporundaki bu tespit haksız ve hukuka aykırıdır. Önceki beyanlarımızda izah ettiğimiz üzere davacı şirkette yönetim değişikliğinden sonra tanığımızın da beyan ettiği üzere araçların değiştirileceği belirtilmek sureti ile araç teslim tutanağı imzalatılmış ve araçlar iade alınmıştır. Uzun yıllardır devam eden işbirliği nedeniyle müvekkil şirket tarafından bu beyanın gerçek olduğu inancıyla iade tutanağı imzalanmış ve araçlar iade edilmiştir. Davacı yanın böyle bir taahhüdü olmasa araç iade tutanağında araçların masraflarının karşılanacağına ilişkin taahhütte bulunulmaz ve araç iade tutanağı bu şekilde düzenlenmezdi. Burada davacı yanın açıkça kötü niyeti ve hileli davranışları mevcuttur. Zira,  müvekkil şirketin ariyet olduğu açık olan araçların olağan kullanımdan kaynaklanan masrafların davacı şirket tarafından karşılanması asıl iken bu yükümlülüğü üstlenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olacağı açıktır. Öte yandan davacı yanın sunduğu tamir faturalarının fahiş düzeyde fazla olduğu yönündeki itirazlarımız da  irdelenmemiştir. Davacı yan,  söz konusu araçlara  gerçekten ihtiyacı olmayan şekilde, hiç kullanılmamış araçlar gibi  işlem ve bakım harcamaları yapmıştır. Bu nedenle fahiş tutarda yüksek talep miktarı ortaya çıkmıştır. Mesela; iddia edilen bakımları davacı kendi tesislerinde kendi personeline yapmış olması karşısında bu bakım masraflarını fahiş düzeyde yüksek olarak  gösterilmiştir. İtirazlarımız üzerine düzenlenen bilirkişi ek raporunda Sayın Bilirkişi heyeti tarafından  ariyet olarak verilen araçlar ikinci el olsalar bile, araçlardaki hasarların giderilmesi yapılması gerekli masraflar araçların değerinde artışa yol açmış olsa bile her hangi bir indirim yapılmasının gerekli olmadığı, belirlenen tamir masraflarının da uygun olduğu görüşü belirtilmiştir. Önceki beyanlarımızda açıkladığımız üzere ariyet sözleşmesinin genel kuralı gereği araçların olağan kullanımından doğan masrafların ariyet veren tarafından karşılanması gerekir. Bu nedenle bilirkişi raporundaki bu tespit haksız ve hukuka aykırıdır. Açıklanan nedenlerle;  davacı yanın haksız ve mesnetsiz davasının kabulüne  dair verilen karara karşı kararın kaldırılması talebiyle istinaf yoluna başvurmak gerekmiştir. B-   karşı davamız  yönünden istinaf nedenlerimi: İstinafa konu kararda  karşı davamız yönünden sözleşmenin normal süresinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin reklam bedeli talep etme hakkı bulunmadığı gerekçesi ile karşı davamızın reddine karar verilmiştir.  İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin istinafa konu  kararında,  aynı sözleşmeden kaynaklanan ariyet sözleşmesinin örtülü (eylemli) anlaşması ile yenilendiği, buna karşılık aynı sözleşmenin reklam ve tanıtım bölümünün uzamadığı kabul edilmiştir.   Bu kabul tamamen hatalı yoruma dayanmaktadır. Sayın Mahkemece  ariyet anlaşmasının tarafları örtülü anlaşması ile uzadığını kabul ederken aynı sözleşmede geçen reklam sözleşmesinin uzamadığının kabulü  nasıl açıklanabilir ? Eğer burada kastedilen araçların iade alınmayıp sözleşmenin örtülü ve eylemli kabulü ile uzadığının kabulü ise aynı durum reklam sözleşmesi için de geçerlidir. Özellikle ve önemle belirtmek gerekir ki; müvekkil şirketin  tesislerinde davalı-karşı davacının  bayi şeklindeki  reklam showroomu, reklam totemleri ve diğer reklam görselleri davacı yan tarafından kaldırılmamıştır.  (Müvekkil şirkete ait alanda davacının bayi şeklinde dizayn ettiği showroom'u dava tarihinde ve halen aynı şekilde bulunmaktadır. bu durum dosyaya ibraz edilen noter tespit tutanakları ile sabittir.)  Bu husus da davacının reklam sözleşmesini uzatmak için örtülü (eylemli) iradesidir.  Zira davacı-karşı davalı yan bu sözleşmenin uzatılmayacağına ilişkin hiçbir beyan ve açıklamada bulunmamış, (önceki yıllarda sözleşmenin süresinin sona ermesinden sonra hizmet verilmeye devam edilmesine rağmen) reklam sözleşmesinin uzatılmayacağına ilişkin hiçbir örtülü veya eylemli fiili davranış gerçekleştirmemiştir. (örneğin kendi kurduğu showroom'u kaldırmamış, reklam totemleri ve diğer reklam görsellerini kaldırmamıştır.) Bu nedenle sözleşmenin reklama ilişkin hükümlerinin  de örtülü olarak uzatıldığının kabulü gerekir.  Araçlarda var olan bu kabulün showroom,  reklam ve diğer reklam totemleri için kabul edilmemesinin kabul edilmeme gerekçesi olamayacağı açıktır. Sayın Mahkemece reklam ve tanıtım sözleşmesinin 1 yıl süreli olduğu ve  uzamadığı kabul edilmiş ise de bu kabul hatalıdır. Daha önce de belirttiğimiz üzere aynı sözleşmede kararlaştırılan ariyete ilişkin hükümler ayakta kalırken reklam ve tanıtıma ilişkin hükümlerin süresinin uzamadığının kabulü hatalıdır. Üstelik bu konuda reklam ve tanıtım materyallerinin davacı yan tarafından iade alınmadığı da sabittir. Bu konuda Sayın Mahkemece her ne kadar reklam ve tanıtım materyallerinin ne zamandır müvekkil şirket merkezinde bulunduğunun belirli olmadığı kabul edilmiş ise de bu yorum da hatalıdır, zira davacı-karşı davalı yanın bu konuda ( materyallerin daha sonra yerleştirildiği şeklinde) bir itirazı bulunmamaktadır.  Üstelik taraflar arasında sözleşmenin her yıl yazılı olarak yeniden yapılmaması şeklinde oluşan bir  teamül mevcuttur. Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Sayın Mahkemenin değerlendirme, yorum ve kabulünün hatalı olduğu anlaşılmaktadır. Yine Sayın Mahkemenin kabulünün aksine  taraflar arasındaki sözleşmeler her yıl yazılı olarak yenilenmemiş, taraflar 3-4 yılda bir sözleşme imzalamış, sürelerinin sonunda bu sözleşme zimni olarak ayakta tutulmuştur. Aynı şekilde  dava konusu talebe ilişkin hem araçlara ilişkin,  hem reklam sözleşmesine ilişkin sözleşme örtülü olarak uzamıştır.  Üstelik bu süreçte müvekkil şirket tarafından görsel medyada da davacı karşı davalıya hizmet verilmeye devam edilmiştir. (Dosya içeriğinde bulunan CD içeriğinde  bu reklam kayıtları mevcuttur.)  Sayın Mahkemece bu husus hatalı değerlendirilmiş, taraflar arasında sözleşmenin her yıl için yenilendiği kabul edilmiştir.  Taraflar arasında önceki dönemler de her yıl sözleşme yapılmamış, bir yıl sözleşme yapılmış, sözleşmenin süresi sona erdikten sonra iki-üç yıl sözleşmesiz olarak taraflar arasındaki ilişki devam etmiştir. Bu nedenle müvekkil şirket tarafından yeniden sözleşme yapılacağı inancıyla davacı-karşı davalı şirkete hizmet verilmeye devam edilmiştir. Sayın Bilirkişi heyeti bu konuda hatalı değerlendirme yapmıştır. Diğer taraftan yine bilirkişi raporunda belirlenen ve Sayın Mahkemece de kararın gerekçesi yapılan müvekkil şirketin reklam sözleşmesi nedeniyle davacı-karşı davalıya fatura kesmediği, bu nedenle böyle bir alacak bulunmadığı kabulü de hatalıdır. Öncelikle ve önemle belirtmek gerekir ki; faturanın bulunmaması sözleşme içeriği  hizmetin verilmediği anlamına gelmez.  müvekkil şirekt tarafından sözleşme döneminde yapılan tüm reklam ve tanıtım faaliyetleri, sözleşmenin süresinin sona erdiği ve örtülü olarak uzadığı dönemde de aynen yerine getirilmeye  devam etmiştir. (bu husus reklam cd'si ve noter tespit tutanağı ile sabittir)  davacı-karşı davalı şirket sözleşmeyi açıkça yazılı olarak sona erdirmeyerek ve showroom, reklam totemleri ve diğer reklam görsellerini iade ve teslim almayarak örtülü olarak sözleşmeyi uzatmıştır. Verilen bu hizmetler nedeniyle de reklam ve tanıtım bedelini müvekkil şirketin talep etmeye hakkı bulunmaktadır. Bu duruma örnek olarak; örneğin bir  akaryakıt istasyonundan  üç ayda bir ödenmek koşulu ile yakıt alınsa, ancak şu an pek çok şirketin uyguladığı gibi (taşıt tanıma, otobil sistemleri vs.) fatura veya satış fişi düzenlenmese,  üç ayın sonunda fatura kesilecek ve tahsilat yapılacak olsa her satış işleminde fatura kesilmediği için mal satışı yapılmamış mı kabul edilecektir ? Aynı şekilde bir hizmet verilecek olsa fatura olmadığı için hizmetin verilmediği mi kabul edilecektir ? Sayın Mahkemenin  bu yaklaşımı ve kabulü hatalı, piyasa işleyişine ve hukuka aykırıdır. Bu nedenle istinafa konu karar bu yönü ile hatalı ve hukuka aykırıdır. Açıkladığımız üzere ; karşı davamızın reddine yönelik karara karşı istinaf yoluna başvurmak ve kararın kaldırılması ile davamızın kabulüne,.. \"  karar verilmesini talep etmek gerekmiştir. Davacı-karşı davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrarla, \" ..A-)ASIL DAVA YÖNÜNDEN İSTİNAFA CEVAPLARIMIZ 1-) Davalı karşı davacı , taraflar arasında ariyet sözleşmesi olduğunu , ariyet sözleşmesinin genel kuralları gereği araçların kullanımından doğan masrafların ariyet verene , yani müvekkil şirkete ait olduğunu ileri sürmüştür. Davalının bu istinaf nedeni, taraflar arasında akdedilen ariyet sözleşmesine göre hukuken yerinde olmayan bir istinaf nedenidir. Şöyle ki , taraflar arasında akdedilen ariyet sözleşmesinin 2.maddesinde \"...otomobillerin ... tarafından kullanılması sırasında hangi nedenle olursa olsun hasara uğraması halinde tamir giderleri ... ait olacaktır.\" hükmü vardır. Tacir olan her iki tarafça akdedilen sözleşmenin bu maddesine göre ariyet verilen otomobillerin hasara uğraması halinde bu hasar bedellerinin -ki bu bedeller tarafımızca dava konusu edilmiş ve davamız kabul edilmiştir.- ariyet alana , yani davalıya ait olacağı kesin ve net  bir şekilde kararlaştırılmıştır. 2-) Yine davalının iddiasının aksine , \"Araç İade ve Teslim Tutanağı\"nda da araçların kullanımdan kaynaklı hasarlarının , davalı ... şirketi tarafından karşılanacağı ayrıca akdedilmiştir. Bu bağlamda , davalının bu yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmektedir. 3-) Davalı, tamir faturalarının fahiş düzeyde fazla olduğunu , bu yöndeki itirazlarının da mahkemece değerlendirilmediği, ayrıca onarımların  araçların değerinde de artışa neden olduğunu istinaf nedenleri arasına eklemiştir. Davalının bu yöndeki iddiaları ve gerekçeleri de taraflar arasında akdedilen sözleşmeye, araç teslim tutanağına , değişik iş dosyasından delil tespiti ile alınan bilirkişi raporuna ve nihayetinde de mahkemece alınan heyet raporu ile de  örtüşmemektedir. Şöyle ki , davalı-karşı davacı şirkete, müvekkil tarafından ariyet olarak verilen araçlar , kusursuz , kazasız temiz araçlardır. Dava konusu edilen araçlardaki hasar-onarım bedeli , davalının araçları kullanırken verdiği hasarlardan kaynaklanmaktadır ve bu hasar bedelleri sayın bilirkişiler tarafından da irdelenmiş ve onarım bedelleri tespit edilmiştir. Bunun aksini iddia eden davalı iddiasını da ispat edememiştir. Ayrıca davalı , söz konusu onarımı yapılan araçların değerinin arttığını iddia etmiştir. Aksine , kazasız, hasarsız temiz bir şekilde verilen araçlar ile kazanın yapılması ve bunun onarılması , sayın mahkemenizin de takdir buyuracağı üzere , o aracın değerini arttırmaz , aksine araç artık kazalı araç olduğundan aracın değerini düşürür. Bu durum herkes tarafından bilinen bir durumdur. Kazalı,  tamir ve işlem görmüş otomobilin, aynı nitelikteki kazasız otomobile göre değerinde düşüş olacağı herkesin malumudur. Bu nedenle davalı-karşı davacının bu yöndeki istinaf nedenlerinin de reddi gerekir. 4-) Davalı taraf, hasarın daha düşük çıkabileceği kanısıyla araç iade tutanağının imzalandığını, sözde müvekkil şirketin bu yönde taahhüdünün olduğunu ileri sürerek müvekkil şirketin hileli davranışlarda bulunduğunu ileri sürmüştür. Davalının bu beyanları ispattan yoksun beyanlar olup ayrıca irade fesadına uğradığı yönündeki iddiası da akıl ve mantık dışıdır.  Araçları teslim eden kişi Şirkette Yönetici konumunda olup irade fesadına uğramayacak kadar basiret sahibidir.Söz konusu şirket bir Anonim Şirket olup ilk kez bir sözleşme imzaladığı da elbette düşünülemez.Bu nedenle bu iddiaları kabul etmek mümkün değildir.Yeni sözleşme imzalanacağı ümidini ise buraya bağlamak savunmayla bağdaşmaz.Son derece ilkeli kuralları olan müvekkil şirket açısından kendilerine ariyet olarak verilmiş araçlardaki hasar ve zararı karşılamadan bununla ilgili talepte dahi bulunmadan sözleşme imzalamayı beklemek çok gariptir.Bu nedenle irade fesadından bahsetmek gerçekten gariptir. Ayrıca taraflar tacirdir ve davalı , TTK gereği de basiretli tacir gibi hareket etmek külfeti altındadır. Afaki iddialarla şirketlerinin iradesinin fesada uğradığını ileri sürmeleri abesle iştigaldir. B-)KARŞI DAVA YÖNÜNDEN İSTİNAFA İLİŞKİN CEVAPLARIMIZ 1-) Davalı-karşı davacı, karşı davasında , reklam alacağı olduğunu, taralar arasında reklam anlaşmasının zımnen (örtülü) olarak yenilendiğini , müvekkil şirkete ait logolu panoların kendilerinden alınmamasının reklam anlaşmasının zımnen kabul edildiğinin göstergesi olduğunu ileri sürmüştür. Davalı-karşı davacının bu yöndeki istinaf nedenlerinin hukuken dinlenebilir yanı bulunmamaktadır. Şöyle ki ; 2-) Taraflar tacir olup , taralar arasında 01.01.2012 tarihinde Ariyet Sözleşmesi akdedilmiştir. Bu sözleşmenin 7.maddesinde , ariyet alanın , 1 yıl süre ile reklam karşılığı tanıtım yapacağı , bu sürenin 01.01.2012-31.12.2012 tarihlerini kapsadığını ve bu süre ile sınırlandırıldığını içerir ve ...’a ödemelerin nasıl yapılacağı dahi hüküm altına alınmıştır.Her iki madde birlikte değerlendirildiğinde dahi reklama ilişkin koşulun 1 yıl ile sınırlı olduğu davacının açık kabulü ve eylemleriyle de sabittir. Şöyle ki , davalı-karşı davacı , yalnızca 01.01.2012-31.12.2012 döneme ilişkin reklam faturası kesmiştir. Sonraki yıllarda buna ilişkin hiç bir talebi olmamış hatta dava tarihine kadar da fatura kesmemiştir.  O zaman şu soruyu sorma hakkımız doğar.01.01.2013 tarihinden itibaren bizim dava tarihimize kadar niçin eğitim dışında reklam faturası bir tane dahi olsa kesmemiştir? İrade fesadı 5 yıl öncede mi vardı? Doğal olarak bu soruyu sorma hakkımız vardır.Bu güne kadar hatta zamanaşımına dahi uğramış bu alacak iddiaları için niçin fatura kesmemiştir? Tarafların tüm ticari defterleri incelenmiş , nitekim bu yöndeki haklılığımız ticari defterlerle de sabit olmuştur. Ayrıca hukukçu bilirkişi de aynı yönde , ariyet sözleşmesinin 2016 yılına kadar yenilendiğini ancak reklam anlaşmasının yenilenmediğini yerinde tespit etmiştir. 3-) Dosyadaki tüm deliller de irdelendiğinde; taraflar arasında 2008 ile son sözleşmenin yapıldığı 2012 yılları arasında her yıl sıralı bir şekilde sözleşmenin düzenlendiği sabittir. Bu durumda 2008-2012 arası her yıl yeni sözleşme imzalandığına göre 2012 yılından sonra yeni bir sözleşmenin imzalanmaması davalı-karşı davacının sözleşmenin zımnen yenilendiği iddiasını çürütmektedir. Ayrıca 2012 yılına kadar her yıl reklam için davalı-karşı davacının fatura kesmesi , buna karşılık 2012 yılından sonra bir daha fatura kesmemesi de taraflar arasında reklam anlaşmasının zımnen devam ettiği iddiasını da çürütmektedir. Davalı-karşı davacı tarafından dosyaya Noter tespiti ile sunulan ekler ile CD ler incelendiğinde ise, tanıtım videolarındaki tarihin kesin ve net bir şekilde hangi yıllara ait olduğu belli dahi olmamakta, bu videoların son değiştirilme tarihlerinin de taraflar arasındaki ihtilafsız dönem olan 2010-2012 tarihleri arasında olduğu görülmektedir. Yine karşı taraf, noter tespiti ile tabelalara ilişkin resimler koymuş olsa da bu tabelaların ne zaman koyulduğunun veya kimler tarafından konulduğunun da tespiti mümkün olmayıp zira aksi de davalı-karşı davacı tarafça da ispatlanamamıştır. Yine , sözleşmenin 14.maddesinde , ... firmasının , rakip bir firmanın amblemlerini de kullanmayacağı kararlaştırılmış olup bu sınırlamanın da davalı-karşı davacının delilleriyle de tespitinin mümkün olamayacağı da ortadadır. Tüm bu açıklamalarımız kapsamında , davalı-karşı davacının , davasını ispat edemediği, taraflar arasındaki ariyet sözleşmesindeki reklama ilişkin maddenin 2012 yılından sonra yenilenmediği tartışmasız olduğundan ve taraflar arasında bu yönde de bir zımni kabul de olmadığına göre davalı-karşı davacının tüm istinaf taleplerinin reddine,.. \" talep etmiştir. Asıl dava; taraflar arasında imzalanan 01/01/2012 tarihli  sözleşmeye dayalı olarak davalı tarafa ariyet olarak verilen araçlarda oluşan hasarın tazminine ilişkin açılan alacak davası olup, karşı dava;  taraflar arasında imzalanan 01/01/2012 tarihli  sözleşmenin belirsiz süreli hale geldiği iddiasına dayalı olarak sözleşmede kararlaştırılan  reklam tanıtım bedellerinin ödenmediği iddiasına dayalı açılan alacak davasıdır. ... [genel muhasebe, mali yükümlülükler, kamu maliyesi] ve ...   Prof. dr. Akademisyen sözleşme hukuku nitelikli hesap bilirkişi konusunda uzman üçlü bilirkişi heyet raporunda; \"...Asıl dava bakımından; Davacının davalıdan dava tarihi itibariyle 76.738,80 TL-tamir masrafı alacağı olduğu; bu alacağın talebi gibi, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili gerektiği; karşı dava bakımından; Davalının davacıdan, karşı dava tarihi itibariyle, herhangi bir reklam bedeli alacağının bulunmadığı;...\" şeklinde rapor ibraz edildiği, 21.09.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda; \"...Kök raporumuzda yapmış olduğumuz değerlendirmeler ve varmış olduğumuz kanaatlerde bir değişiklik olmadığı;...\" şeklinde ek rapor ibraz edildiği, İDM'nce; \"....Tüm dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları, toplanan deliller ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılama ve yargılama sırasında bilirkişilerden alınan  kök ve ek rapor içeriği birlikte değerlendirildiğinde, asıl dava yönünden yapılan incelemede; öncelikle  taraflar arasında 01.01.2012 tarihli sözleşmenin imzalandığı, bu sözleşme kapsamında davanın  konusu teşkil eden  ...plakalı araçların da yer aldığı 12 adet aracın davalı tarafa otomobil güvenli sürüş teknik eğitimlerinde kullanılmak üzere ariyet olarak verildiği hususu ihtilafsız olup tarafların da kabulündedir. Sözleşmenin 2. Maddesinde, araçların hasara uğraması, sürücüsünün zarar görmesi ya da üçüncü kişilere zarar verilmesi nedeni ile  davacı ... veya üçüncü kişilerin doğacak her türlü maddi ve manevi zararları ile tüm sorumluluk ve neticeleri davalı ... şirketinin üstleneceği yine araçların davalı ... tarafından kullanılması sırasında hangi nedenle olursa olsun hasara uğraması halinde tamir giderlerinin ... şirketine ait olacağı düzenlenmiştir. Dava konusu araçların da yer aldığı  12 adet araç,  21.10.2016 tarihli Araç İade ve Teslim Tutanağı ile davacı şirkete teslim edilmiş, teslim tutanağının incelenmesinde otomobillerin fiziki durumlarının fotoğraflı olarak tespit edildiği, ... tarafından teslim günü ve öncesinde otomobiller hakkında tahakkuk etmiş olan ve olacak tüm trafik para cezaları ile araçların ariyet olarak teslim alımındaki taahhüdü çerçevesindeki araçlardaki hasar ve zararlar ile tamir giderlerinin ... tarafından ödeneceğinin kabul edildiği yine ekspertiz sonucuna göre çıkacak hasar ve zararı ... şirketinin ödemeye kabul ettiği görülmüş olup tutanak her iki tarafça da kaşeli olarak imzalandığı görülmüştür. Davalı tarafından tutanağın içeriği ile altındaki  imza ve kaşeye bir itiraz bulunmamakta olup,  davalı tarafından hasar ve zararları taahhüt etmesinin nedeni olarak davalı şirket yetkilisinin davacı tarafça iradesinin fesada uğratılması, araçlarda çok düşük hasarların çıkacağı ve taraflar arasındaki sözleşmenin yenilenmesinin gündemde olacağı ve araçların yerine yeni araçların ariyet olarak verileceği beyanları üzerine ilişkilerin bozulmaması amacıyla verildiği savunulmuştur. Öncelikle taraflar arasındaki sözleşme kullanım ödüncü( ariyet sözleşmesi ) olup, davacı taraf ödünç veren davalı taraf ise ödünç alan konumunda olup, davacı taraf ödünç verilen malın kullanılması borcunu üstlenmekte, davalı taraf ise ödünç aldığı malı sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde kullanmayı, sözleşmede hüküm  yoksa niteliğine ya da özgülendiği amaca göre kullanmayı ve kullanma sonunda ödünç aldığı şeyi hangi durumda almışsa o durumda geri vermeyi üstlenme borcu altına girmiştir. Genel olarak yasada düzenlendiği şekli ile sözleşmenin kapsamı da bu şekilde olmakla birlikte taraflar karşılıklı olarak sözleşme ile ayrıca kullanım amacı, geri verme şekli ve borcu, meydana gelen zararlardan  sorumluluk vs yönünde  düzenleme yapabilirler . Bu husus, sözleşme serbestisi ilkesinin de bir gereğidir. Nitekim somut olayda da taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 2. Maddesinde açıkça araçların davalı ... tarafından kullanılması sırasında hangi nedenle olursa olsun hasara uğraması halinde tamir giderlerinin ... şirketine ait olacağı düzenlenmiştir. Yine 21.10.2016 tarihli Araç İade ve Teslim Tutanağında da davalı şirket tarafından ekspertiz sonucu belirlenecek  zararların ödeneceği açıkça kabul ve taahhüt edilmiştir. Her ne kadar davalı tarafça  tutanağın şirket yetkisine irade fesadı ile imzalatıldığı savunulmuş ise de davalı  6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tüzel kişi tacir olup, anılan Kanun’un 18. maddesinin 2. fıkrası gereğince her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Diğer yandan  hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 36. maddesinin           1. fıkrasında  (818 sayılı BK’nın 28. maddesinin 1.fıkrası) açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz.  Genel açıklamalar ışığında somut olaya gelince; bu hususta ispat yükü kendisine ait olan davalı şirket, belgeyi imzalayan şirket yetkilisinin tutanağı imzalarken iradesinin fesada uğratıldığı iddiasında bulunmuş,  araçlarda çok düşük hasarların çıkacağı ve taraflar arasındaki sözleşmenin yenilenmesinin gündemde olacağı ve araçların yerine yeni araçların ariyet olarak verileceği beyanları üzerine ilişkilerin bozulmaması amacıyla tutanağın imzalandığını ileri sürmüştür. Dosya kapsamına göre  davalı şirket tarafından fesat olgusu hiçbir şekilde ispatlanamamakla birlikte bu hususta davalı  tanığın beyanına da  itibar edilmemiştir.  Hal böyle olunca  basiretli tacir gibi davranması esas olan davalının sözleşmenin yenileneceği, yeni araç verileceği, hasarın düşük çıkabileceği  inancı ile taahhütte bulunduğu iddiası ve dayanak savunması mahkememizce yerinde görülmemiştir. Kaldı ki taraflar arasında  imzalanan sözleşmenin 2. Maddesi gereği de davalı taraf açıkça hasar ve tamir bedellerinin üstlenmiş olup, gerek sözleşme gerekse tutanak gereği araçlarda meydana gelen hasar ve tamir masraflarından sorumludur. Davalı tarafın diğer bir savunması ise araçların olağan olarak kullanıldığı, ariyet sözleşmesinin genel unsurları gereği olağan kullanımdan kaynaklı harcamaların talep edilemeyeceği, hesaplanan miktarın fahiş olduğuna ilişkindir. Bu hususta yapılan inceleme de ise yukarıda açıklandığı üzere taraflar karşılıklı iradeleri ile hangi nedenle olursa olsun araçların hasara uğraması halinde hasar ve tamir masraflarının  davalı tarafça ödeneceğini kararlaştırılmış olup, nitekim teslim tutanağında da ekspertiz incelemesi yaptırılacağı ve hesaplanan bedelin ödeneceği davalı tarafça taahhüt edilmiştir. Davacı tarafından da ekspertiz incelemesi yaptırılmış ve 67.708,23-TL hasar ile 1.802,68-TL masrafın ödenmesi için davalı tarafa ihtarname keşide edilmiş ancak  davalı tarafça ödeme yapılmamıştır. Bu kez davacı tarafından hasarlı araçların otoparkta bekletilmesinin ticari olarak maliyet getireceği gerekçesiyle delil tespiti yaptırılmış ve 06.02.2017 tarihli raporda 5 araç için KDV dahil toplam 76.738,80-TL hasar bedeli hesaplanmıştır. Nitekim mahkememizce de makine mühendisi bilirkişiye teknik inceleme yaptırılmış olup bilirkişi tarafından  06.02.2017 tarihli raporda 5 araç için KDV dahil toplam 76.738,80-TL hasar bedelinin kadri maruf olduğu,  araçlardaki hasarların giderilmesi için yapılması gerekli masraflar olduğu ve fahiş olmadığı, ekspertiz raporu ile delil tespiti raporu arasındaki farkın ise aradan geçen zaman içinde yedek parça bedellerinde meydana gelen artıştan kaynaklı olduğu ve bu farklılığın olağan olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar davalı vekili tarafından tamir faturalarının fahiş olduğu, parça ve işçilik kalemlerinin incelenmediği yönünde itirazda bulunulmuş ise de gerek  delil tespiti dosyasında 5 araç için ayrı ayrı ve detaylı incelemelerin yapıldığı yine mahkememizce aldırılan rapor da delil tespiti dosyasındaki bedellerin  kadri maruf olup fahiş olmadığı ve araç hasarları için yapılması gerekli olan masraflar olduğunun belirlenmesi karşısında davalının aksi yönde itirazların incelenmediği  yönündeki itirazları yerinde görülmemiş, mahkememizce de aldırılan teknik rapor hükme ve denetime elverişli görülmekle yeni bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Davalının diğer bir savunması ise ekspertiz raporu ile delil tespiti raporu arasındaki farka ilişkin olup, teknik bilirkişinin de raporunda açıklandığı üzere aradaki fark geçen zaman içinde yedek parça bedellerinde meydana gelen artıştan kaynaklı  ve olağandır. Kaldı ki davacı tarafça davalı tarafa yapılan ekspertiz incelemesi sonucu ödeme yapılması için ihtarname keşide edilmiş olup, davalı tarafından ödeme yapılmamış ve temerrüte düşülmüştür. Dolayısı ile ödemede geciken davalının davacının gecikme sebebi ile uğramış olduğu zarar olan tamir  bedelinin artmasına ilişkin zarardan sorumlu olacaktır. Açıklanan hukuki gerekçeler ile asıl dava yönünden davacının davasının kabulü ile 76.738,80-TL'nin 27/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Karşı dava yönünden yapılan incelemede ise, bu kez davacı olan ... şirketi taraflar arasında imzalanan  01.01.2012 tarihli sözleşmenin 7. Maddesi gereği davalı ... şirketinin ödemesi gerekli reklam tanıtım bedellerini ödemediğini iddia etmekte ve şimdilik 50.000-TL'nin davalıdan tahsilini talep etmektedir. Davacı taraf iddiasında en son 01.01.2012 tarihinde yazılı sözleşmenin imzalandığını, başkaca yazılı sözleşme yapılmadığını ancak davacı tarafın davalı tarafa sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve sözleşmenin belirsiz hale geldiğini ancak reklam tanıtım bedellerinin  ödenmediği ,  karşı taraf ile uzun süreli ilişkilerin bozulmaması amacıyla alacağın gelecekte ödeneceğine inanarak dava yoluna başvurulmadığını ancak davalı tarafça asıl davanın açılması sebebi ile talepte bulunulmaya karar verildiğini karşı dava dilekçesinde beyan etmiştir.  Öncelikle karşı dava dilekçesinde hangi dönemdeki hizmete ilişkin reklam tanıtım bedellerinin ödenmediği açıkça belirtilmemekle birlikte davacı tarafın daha sonra sunmuş olduğu dilekçelerinde 2013 yılı ve sonrasına ilişkin taleplerinin olduğu beyan edilmiştir. İddialarına dayanak olarak da 2013 yılı ve sonrasına ilişkin reklam tanıtım yapıldığını gösterdiğini iddia ettiği CD kaydı, Kartal 10. Noterliğinin 13/02/2017 tarih, ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Tutanak ve eklerini, tanık beyanını ve ticari defterler üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesini göstermiştir. Davacı tarafça sunulan sözleşmelerin incelenmesinde bir kısım sözleşmelerin imzalandığı en son asıl davaya da konu 01.01.2012 tarihli sözleşmenin imzalandığı başka bir sözleşmenin imzalanmadığı görülmüştür. Nitekim davacı tarafından da 2012 yılı sonrası yazılı bir sözleşme yapılmadığı kabulündedir. İmzalanan sözleşmelerin tümünde reklam karşılığı tanıtım yapılacağına ilişkin düzenlemenin 1 yıl süre ile sınırlı tutulduğu görülmektedir.  Davacı tarafın iddialarının aksine sözleşmelerin 2008 yılından 2012 yılına kadar sıralı olarak her yıl ayrıca yazılı olarak düzenlediği görülmüş olup taraflar arasında anılan yıllarda yazılı sözleşme ilişkisi olmadan sözleşmenin kendiliğinden belirsiz hale geldiğine ilişkin bir uygulama yahut  delil mevcut değildir.  01.01.2012 tarihli sözleşmenin 7. Maddesi incelendiğinde, davalı ... şirketinin davacı ...'da yer alan Skidcar eğitim alanında ve Ankara ...'da gerçekleştirilen eğitimlerde sözleşme imzalandıktan sonra 1 yıl süreyle reklam karşılığı tanıtım yapacağı,  davalı ...'in 1 yıllık ( 01.01.2012-31.12.2012) tanıtım karşılığında davacı ...'a aylık 10.000-TL+KDV olmak üzere toplam 120.000-TL+KDV ödeyeceği ve davalı ... şirketinin bu ödemeleri davacı ... tarafından fatura düzenlenmesi karşılığında yapacağı ilgili faturaların KDV tutarlarının ise fatura tarihini takip eden ayın 26'ında ödeneceği kararlaştırılmıştır. Öncelikle karşı davada alacak talebine konu sözleşmenin anılan maddesi  diğer bir deyişle ...'da yer alan Skidcar eğitil alanında ve Ankara ...'da gerçekleştirilen eğitimlerde sözleşme imzalandıktan sonra 1 yıl süreyle reklam karşılığı tanıtım bedeli olup, sözleşmenin diğer hükümlerine ilişkin değildir. Her iki tarafın incelenen   ticari defterlerinde de bilirkişi tarafından tespit edildiği üzere tarafların ticari defterlerinin birbiri ile uyumlu olduğu, taraflar  arasında 2013 yılı ve sonrasında davacı ... şirketi tarafından davalı ... şirketine düzenlenen bir faturanın olmadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davacı tarafından faturanın düzenlenmemiş olması alacağın olmadığı sonucunu doğurmayacağı yönünde beyan ve itirazda bulunulmuş ise de her iki tarafın da tacir olduğu ve ticari ilişki içinde bulunan tarafların en azından iddialarını ispat bakımından basiretli davranarak iş ve eylemlerinde hareket etmesi gerektiği aksi halde külfetine katlanmak zorunda olduğu açıktır. Davacı tarafından fatura düzenlenmediği kabul edilmekle birlikte bu kez dosyaya sunulan CD ile  Kartal 10. Noterliğinin 13/02/2017 tarih, ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Tutanak ve eklerini ve tanık beyanını  ispat hususunda delil olarak göstermiş ise de öncelikle her iki davanın da niteliği gereği her iki tarafın tanıklarına ilişkin beyanların uyuşmazlığa katkı sağlamadığı gibi tanıkla ispat edilecek bir hususta olmadığından tanık beyanlarına mahkememizce itibar edilmemiştir. Davacı tarafça sunulan CD ise mahkememizce resen incelenmiş olup, içerisinde farklı televizyon kanallarında çoğunlukla  davacı şirketin yönetim kurulu başkanı olduğu dosya kapsamından anlaşılan ...'in ileri sürüş teknik uzmanı olarak vermiş olduğu röportajlardan kesitlere ilişkin olduğu, davacının iddiası gibi sözleşmenin 7.maddesinde belirtilen şekilde reklam tanıtımının yapıldığına ilişkin herhangi bir delilin mevcut olmadığı, kaldı ki görüntülerin hangi tarihlere ait olduğuna ilişkin somut bir kaydında bulunmadığı görülmekle birlikte sunulan görüntülerin bir kısmında son değiştirilme tarihlerinin çoğunlukla taraflar arasındaki ihtilafsız dönem olan 2010 ve 2012 yıllarına ait olduğu, tespit edilemeyen diğer görüntülerde ise açıklandığı üzere  davacının iddiasını ispata elverişli bir görüntü olmadığı anlaşılmıştır.  Asıl dava açıldıktan sonra karşı davanın davacısı ... tarafından yaptırılan  Kartal 10. Noterliğinin 13/02/2017 tarih, ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Tutanak ve ekleri yönünden yapılan değerlendirme ise davalı tarafça yapılan tespiti istinaden yalnızca tabela ile reklam alacağından bahsedilmesinin mümkün bulunmadığı, metaryallerin kaldırılmamış olmasının talep için yeterli olmadığı, bu tabelaların tespit öncesi konulup konulmadığı hususunun belli olmadığı savunulmuştur. Sözleşmenin 7. Maddesinin lafzına bakıldığında eğitim alanında         1 yıl süre ile reklam karşılığı ...'in tanıtım yapacağı ve fatura karşılığında ...'in ödemede bulanacağı düzenlenmiş olup, her ne kadar davacı tarafça sunulan tutanakta 13.02.2017 günü Renault amblemi ve tabelaların davacı şirket adresinde  olduğu tespit edilmiş ve fotoğraflanmış ise de amblem ve  tabelaların ne kadar süre ile orada  olduğu, hangi yıllarda konulduğu hususu belirsiz olduğu gibi  esasen sözleşmenin 7. maddesinin lafzı incelendiğinde de yalnızca tabelaların bulunmasının reklam tanıtım anlamına gelmeyeceği nitekim bu hususlara ilişkin sözleşmenin ayrı maddelerinde düzenlemelerin yer aldığı kaldı ki her şeyden önce davacı tarafın reklam tanıtıma ilişkin aynı şartlarda( aynı bedel, aynı süreye ilişkin) sözleşme ilişkisinin devam ettiği hususunu ispat etmesi gerektiği karşısında sunulan belgeler iddiaların ispatı için yeterli değildir. Davacı taraf her ne kadar ariyete konu araçların 2016 yılında teslim edildiği gerekçesi ile sözleşmesinin de uzadığını iddia etmiş ise de esasen  bu husus davalı tarafça kabul edilmemekle birlikte taraflar arasında imzalanan sözleşme maddelerinin düzenlenişi göz önüne alındığında 01.01.2012 tarihli sözleşme gibi diğer sözleşmelerde de  ariyet, eğitim bedeli, reklam tanıtımı gibi birden fazla hususta anlaşma sağlanarak tek bir sözleşmede toplandığı,  her bir anlaşma maddesinin ayrı başlıklar altında  tarafların hak ve yükümlülüklerinin ayrıca belirlendiği görüldüğünden, ariyete ilişkin araçların 2016 yılında teslim edilmiş olması yahut eğitim bedeli faturasının düzenlenmesi doğal olarak reklam tanıtımı hususunda da taraflar arasındaki anlaşmanın devam ettiği anlamına gelmeyeceği gibi açıkça sözleşmede fatura düzenlenmesi halinde ödemenin yapılacağı ancak davacı tarafa eğitim bedeline ilişkin faturalar düzenlenmesine ve davalı tarafça da ödenmesine rağmen reklam tanıtım adı altında hiçbir faturanın düzenlenmediği,  yalnızca fatura düzenlenmemesi sebebi ile değil dosya kapsamındaki sunulan diğer belgeler ile de bu hususun ispata muhtaç olduğu anlaşılmakla, açıklanan gerekçeler ile  açılan karşı davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur....\" şeklindeki gerekçeyle asıl davanın Kabulüne, karşı davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davalı tarafından yukarıda belirtili nedenlerle davalı tarafından istinaf edildiği anlaşılmıştır.Gerek istinaf sebebi yapılan ve gerekse HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni nedeniyle resen dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde; Mahkemece,hükme esas alınan konusunda uzman bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun,  denetime açık ve somut olayın özelliklerine uygun, hüküm kurmaya elverişli olması ve  İlk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 7. Maddesinde; \"...., ...'da yer alan,«  Skidcar eğitim alanında,* ve Ankara ...'da gerçekleştirilen eğitimlerde sözleşme imzalandıktan itibaren 1 yıl süreyle reklam karşılığı tanıtım yapacaktır. ...,          1 yıllık (04.01.2012-31.12.2012) tanıtım karşılığında ...'a aylık 10.000-TL4KÜY bedel olmak Üzere toplam 120,900 TL*KDV ödeyecektir. ... ödemeleri ... faturaları karşılığında yapacaktır. ilgili faturaların kdv tutarları ise fatura tarihini takip eden ayını 26'ında ödenecektir....\" şeklindeki maddede belirtili faturanın düzenlenmediğinden davalının karşı davasının reddi kararının da usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından,  davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun  353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davalı-karşı davacının istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;<br>1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davalı-karşı davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,  2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davacı-karşı davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,   3.Davalı-karşı davacıdan asıl ve karşı davada alınması gereken  5.857,43 TL harçtan peşin olarak yatırılan1.391,21 TL'nin mahsubu ile bakiye‭‭ 4.466,22‬ TL'nin davalı-karşı davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nun 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,  Dair, HMK m. 361 uyarınca, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  11/09/2025  tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b168fc8b1517f5ee","SID":"1055bd16e9de954b"}}