{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  35. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2025/815 - 2025/1133<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2025/815 <br>KARAR NO\t: 2025/1133<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 17/12/2024<br>NUMARASI\t\t: 2022/724 Esas 2024/874 Karar<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat <br><br>KARAR TARİHİ\t: 25/09/2025<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 07/10/2025<br><br> Mahalli mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>          Davacı vekili asıl davaya ilişkin dava dilekçesinde; olay tarihi olan 09/11/2017 günü davalı sigorta şirketine ZMMS poliçesi ile sigortalı aracın müvekkilinin kullandığı araca çarpması ile meydana gelen çift taraflı trafik kazası neticesinde müvekkilinin  ağır şekilde yaralandığını, zararlarından davalının sorumlu olduğunu belirterek,100,00-TL geçici ve 100,00-TL sürekli olmak üzere toplam 200,00-TL iş göremezliğe ilişkin maddi tazminatın fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili 08/05/2019 tarihli bedel artırım dilekçesi ile geçici ve sürekli işgücü kaybı tazminatını toplam 31.108,67 TL olarak artırmıştır.<br>          Davacı vekili birleşen davaya ilişkin dava dilekçesinde; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kaldırma kararında sonrasında asıl davada alınan bilirkişi raporu doğrultusunda bakiye kalan 6.340,36-TL geçici iş göremezlik ve 304.527,21-TL sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 310.867,57-TL tazminatın davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>            Davalı vekili asıl davaya ilişkin cevap dilekçesinde; sorumluluklarının sigorta limiti, kusur ve zarar ile sınırlı olduğunu, davacının kusuru, zararı ve maluliyeti kanıtlaması gerektiğini, müvekkilinin kazanın meydana gelmesinde davacının kusurlu olması nedeniyle ödeme yapmadığını ileri sürerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.<br>             Davalı vekili birleşen davaya ilişkin cevap dilekçesinde; birleşen davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br> İlk derece mahkemesi tarafından Dairemiz kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonunda; asıl davanın trafik kazasından kaynaklanan geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkin olduğu, birleşen davanın ise asıl davada talep edilmeyen ve limit dahilinde kalan kısım yönünden geçici ve kalıcı iş göremezlik tazminatının tahsili istemine ilişkin olduğu, verilen ilk kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi sebebiyle, kalan miktar yönünden birleşen davanın açılabileceği, alınan kusur ve maluliyet raporu ile aktüer bilirkişi raporuna göre, davacının geçici iş göremezlik zararının 11.976,24 TL'den ibaret olduğu, sürekli iş göremezlik zararının 689.262,39 TL olduğu ve davacının bu miktarları poliçe limiti dahilinde davalıdan talep edebileceği, kaza tarihi itibariyle poliçe limitinin geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik yönünden ayrı ayrı 330.000,00 TL olduğu, ek davanın da kalan limit nazara alınarak açıldığı, bu nedenle asıl ve birleşen davanın kabulü gerektiği gerekçesi ile; asıl davanın kabulü ile 5.635,88 TL geçici iş göremezlik, 25.472,79 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 31.108,67 TL’nin dava tarihi olan 13/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, birleşen dava yönünden de açılan davanın kabulü ile 6.340,36-TL geçici iş göremezlik, 304.527,21- TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 310.867,57- TL'nin birleşen dava tarihi olan 19/09/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>          Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 09/11/2017 tarihinde sürücü ...’un sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı aracı ile Barış Sokak istikametinden 2. Sinan istikametine doğru sola dönmek isterken 2. Sinan Sokak istikametinde seyir halinde olan müvekkilinin sevk ve idaresindeki 10 UT 138 plakalı motosiklete sol ön ve yan kısımları ile çarpması sonucu çift taraflı, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazada müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün asli ve tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin kazada hiçbir kusuru bulunmadığını, her ne kadar sigortalı araç sürücüsünün dava konusu kazanın oluşumunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi’nin 2022/84 E., 2022/78 K. sayılı kaldırma kararından sonra dosyaya kazandırılan 20/03/2023 tarihli Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen rapor uyarınca davacı sürücü ...' in %15 (yüzde onbeş) oranında kusurlu, sürücü ...' un %85 (yüzde seksenbeş) oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş ise de, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin hiçbir kusuru bulunmadığını ileri sürerek açıklanan bu sebepler doğrultusunda yerel mahkeme tarafından verilen kararın kaldırılmasını davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>          Davalı vekili istinaf dilekçesinde; öncelikle birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, yerel mahkemece hükmedilen toplam tazminat tutarının bakiye teminat limitini aştığını, kaldırma kararı öncesi hükmedilen 31.108,67 TL ve ferilerinin davacıya ödendiğini, yapılan ödemeler dikkate alındığında teminat limitinin üstünde bir tutara hükmedildiğini, davada müvekkilinin usuli kazanılmış hakları yok sayılarak ve ilk karara göre aleyhe bozma yasağı delinerek yeni bir hesaplama yapıldığını ve mahkemece bu hesaplama dikkate alınarak ek davanın kabulüne karar verildiğini, mahkemece verilen ilk karara karşı davacı tarafın sadece yargılama giderlerine itiraz ederek istinaf kanun yoluna başvurduğunu, müvekkilinin kusura yönelik istinaf itirazları kabul edilerek ilk kararın kaldırıldığını, kaldırma kararı sonrası aleyhe hüküm bozma yasağı dikkate alınmadan yeni bir hesaplama yapılmak suretiyle karar verildiğini, ek dava açılabilmesi için ıslah sırasında fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması zorunlu olduğu halde davacının ilk ıslah dilekçesinde böyle bir açıklama bulunmadığını, tüm bunların yanı sıra TRH 2010 tablosu ve progresif rant yöntemi esas alınarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, hesaplamanın %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, Anayasa Mahkemesinin KTK’nın 90. Maddesine ilişkin iptal kararının mahkemece dikkate alınmadığını, sigorta şirketinin tazminat ödeme sorumluluğunun haksız fiil tazminatından farklı ilke ve esaslara tabi olduğunu, genel şartlar dikkate alınarak bir hesaplama yapılması gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatının da SGK’nın sorumluluğunda olduğunu, bu kalem alacak yönünden müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>         Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar sebebiyle maddi tazminat istemine ilişkindir.<br>        İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>       Tüm dosya kapsamından; 09/11/2017 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle yaralanan davacının geçici ve sürekli iş göremezlikten kaynaklanan maddi zararlarının tahsili için eldeki davanın açıldığı, mahkemece 22/10/2019 gün ve 2018/119 Esas, 2019/722Karar sayılı karar ile; dava konusu kaza nedeniyle davacının %8 oranında sürekli iş göremezliğinin oluştuğu ve geçici iş göremezlik süresinin ise 9 ay olduğu, kazada davacının %60 oranında, davalı sigortalı araç sürücüsünün ise %40 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle alınan aktüer bilirkişi raporuna göre, davacının sürekli ve geçici iş göremezlik zararlarının hesaplanması neticesinde 5.635,88 TL geçici iş göremezlik, 25.472,79 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 31.108,67 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, bu karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulduğu, ilk karar ile belirlenen kusur durumuna davacının itiraz etmeksizin sadece yargılama giderleri yönünden istinaf itirazında bulunduğu, Dairemizce yapılan inceleme sonucunda, 21/09/2022 tarih ve 2022/84 Esas, 2022/78 Karar sayılı karar ile davalının istinaf itirazlarının kabulü ile hükmün kaldırılmasına karar verildikten sonra mahkemece yapılan yargılama sonunda; meydana gelen olayda davacının %15 davalının ise %85 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle yukarıda yazılı şekilde asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verildiği, söz konusu karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>           Somut olaydaki uyuşmazlık; yerel mahkemece ilk karar ile belirlenen kusur oranına davacının istinaf aşamasında itiraz etmemesi nedeniyle, ilk karar ile belirlenen kusur oranı ve beraberinde hükmedilecek tazminat tutarı yönünden davalı yararına usuli kazanılmış hak teşkil edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır. <br>Usule ait kazanılmış hak müessesi, Usul Hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı.<br>         Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.<br>          Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).<br>          Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. <br>          Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. <br>           Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. <br>            Bu aşamada usulî kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir. Şöyle ki; mahkemenin görevi, karar henüz kesinleşmeden çıkartılan geçmişe etkili bir kanun hükmü, bozma ya da kaldırma kararından sonra çıkartılan yeni bir içtihadı birleştirme kararı, uygulanması gereken bir kanun hükmünün, karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, kamu düzenine aykırı hususlar, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin maddi hataya dayalı bozma ya da kaldırma kararları usuli kazanılmış hak kavramının istisnalarını oluşturmaktadır.<br>            Usulî kazanılmış hakkın hukukî sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Şu hâlde usulî kazanılmış hakkın istisnası sayılan hâller bulunmadığı ve kamu düzenine aykırı bir yön de olmadığı takdirde, bir hükmün kararı temyiz eden aleyhine ve fakat hükmü temyiz eden lehine bozulması mümkün olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 02.05.2019 tarihli, 2015/22-3344 Esas, 2019/517 Karar sayılı kararı).<br>          Usulî kazanılmış hakka ilişkin yapılan açıklamalardan sonra usulî kazanılmış hakkın istisnalarından olan kamu düzeni kavramı hakkında da açıklamada bulunmakta yarar vardır.<br>           Kamu düzeni, bilimsel görüşlerde genel olarak \"Bir toplumun, belirli bir zaman dilimi içerisinde, siyasi, sosyal, ekonomik, ahlaki ve hukuki açılardan temel yapısını belirleyen ve temel çıkarlarını koruyan kurum ve kurallar bütünüdür.\" şeklinde tanımlanmaktadır. (Süha Tanrıver: Yabancı Hakem Kararlarının Türkiye'de Tenfizinde Kamu Düzeninin Rolü, Ankara 1998, s. 565-578) <br>         Kamu düzeninden; korunma ve uygulamasında toplumun büyük yararı bulunduğu kabul edilen özel hukuk kuralları anlaşılmak gerekir (Andreas von Tuhr, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, Çev. Cevat Edege, Ankara, 1983, Yargıtay Yayını No: 15, sh. 258). <br>            Kamu düzeni, kamu menfaati düşüncesi ile konulmuş özel hukuk düzenidir. Aynı zamanda sözleşme serbestisinin sınırını tayin ederken, bu kavrama başvurulabilir (Becker H., Borçlar Kanunu, Çev. Bülent Olcay, Ankara, 1967, sh. 97).<br>            Kamu düzeninin yazılı metinler ve mahkeme içtihatları gibi başlıca iki kaynağı olmakla beraber, Schwarz`in da belirttiği üzere \"Kamu düzeni, takdiri bir kavramdır. Bunu kesin olarak sınırlamaya olanak yoktur\" (Andreas, B Schwarz: Borçlar Hukuku Dersleri; Çev. Bülent Davran, İstanbul 1948, s. 343 ). <br>             Kamu düzeni, öğretide kamu yararı düşüncesi ile konulmuş özel hukuk düzeni olarak kabul edilmektedir. Kamu düzeni, toplum içinde yaşayan fertlerin kamu yararına olarak uymak zorunda oldukları kuralların bütün olup, bu kuralların borç ilişkisi bakımından özelliği, kişisel iradeleri sınırlandırmış bulunmasında gözükmektedir (Turhan Esener, Borçlar Hukuku, 1, Ankara 1969, s. 203). <br>           İsviçre Federal Mahkemesi kamu düzeni kavramını; “Bir kuralın kamu düzenine ilişkin sayılması için bu kurala aykırılığın, ülkenin hukuk düzeninin temel ilkelerinden birisiyle çatışması, ya da ülkenin genel hukuk duygusunu ağır şekilde zedelemesi zorunludur” şeklinde ifade etmiştir (Selim Kaneti, İsviçre Federal Mahkemesinin Borçlar Hukuku Kararları, Ankara 1968, s. 22).<br>          Anayasa Mahkemesi 28.01.1964 tarihli ve 1963/128 Esas, 1964/8 Karar sayılı kararında kamu düzeni deyiminin; toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, Devletin ve Devlet teşkilatının muhafazasını hedef tutan her şeyi ifade ettiği, bir başka deyişle toplumun her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden bütün kuralları kapsadığı sonucuna varmıştır. <br>           Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.12.1990 tarihli ve 1990/3-527 Esas, 1990/627 Karar sayılı kararında bir kuralın kamu düzeni ile ilgisinin ülkenin sosyal, ekonomik, ekinsel (kültürel) ve tarihsel gerçeklerine göre belirlenmesi gerektiği; sözü edilen gerçeklerin, kuralın vazgeçilmezliğini, toplumsal yararını ortaya koyması durumunda kuralın kamu düzeni ile ilgisinin mevcut olduğu ifade edilmiştir. <br>            Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1973 tarihli ve 1973/609 Esas, 1973/959 Karar sayılı kararında ise, “kamu düzeni kavramı, benzer yönler olmakla beraber her ülkenin, o ülkenin kendisine özgü tarihsel, sosyal, ekonomik ve diğer koşulların oluşturduğu özel bir anlam taşır” hükmüne yer verilmiştir. <br>           Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir. Kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli hâlinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir (yabancı) kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.<br>           O hâlde, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlâk anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir.<br>            İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun  10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.<br>         Bu noktada aleyhe bozma yasağına (aleyhe hüküm verme yasağı) değinmek gerekirse; taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hükmün temyiz eden tarafın aleyhine bozulamayacağını ifade eden aleyhe bozma yasağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 307/4. maddesinde açıkça hükme bağlanmış ise de hukuk yargılaması yönünden bu hususa ilişkin açık bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.<br>            Bununla birlikte, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında hükmün temyiz edenin aleyhine bozulması hâlinde, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar verilmiş olacağı, bu durumun hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceği ilkesine aykırı düşeceği (HMK md. 25 ve 26) ve usulî kazanılmış hakların zedeleneceği yaklaşımı ile aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olacağı, kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağından, hüküm bakımından ise aleyhe hüküm verme yasağından bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2023 tarihli ve 2022/11-277 Esas, 2023/408 Karar ve 29.11.2022 tarihli ve 2021/13-431 Esas, 2022/1614 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.<br>            İstinaf incelemesinin kapsamı ise HMK’nın 355. maddesi ile düzenlenmiş olup anılan maddede \"İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.'' şeklinde hüküm yer almaktadır. Buna göre; bölge adliye mahkemesi, incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapmak zorundadır. Temyiz incelemesinden farklı olarak, bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde, çoğu zaman yeniden yargılama yaparak yeni bir karar verebilmesidir. Tercih edilen istinaf sisteminde, ilk derecedeki yargılama tümüyle tekrarlanmamaktadır. Bu sebeple, istinaf sebepleri ile sınırlı tutulmuştur. Zira istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi kararını denetleyerek ondan sonra yapılan yargılama özelliği taşımaktadır. Bununla beraber, kamu düzenini ilgilendiren hususlarda bölge adliye mahkemesi istemle bağlı olmaksızın resen inceleme yapar. <br>                        Bu anlamda HMK ile düzenlenen istinaf sebeplerinin \"kamu düzenine aykırılık ve taraflarca ileri sürülen nedenler\" olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve bölge adliye mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Ne var ki kamu düzenine aykırı olmayan istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz. Çünkü istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>            6100 sayılı HMK’nın 355. maddesi ile getirilen bu düzenlemenin amacı, kamu düzenine aykırı olan ve istinaf sebebi olarak ileri sürülmese bile resen gözetilecek olan (hak düşürücü süre, dava şartlarında eksiklik, yeni bir kanuni düzenlemenin yürürlüğe girmesi v.b.) durumlar dışında hukuk yargılamasına hakim olan tasarruf, taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerinin istinaf yargılamasında da işlerlik kazanmasını sağlayarak, aslında bu ilkelerden kaynağını alan usuli kazanılmış hak müesesesinin istinaf yargılamasında da gözetilmesini amaçlamaktadır. Bir başka deyişle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda istinaf yargılamasına ilişkin hükümler çerçevesinde “başvurunun esastan reddine” “ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine” ya da “yeniden esas hakkında karar verilmesine” şeklinde karar verme imkanı bulunan istinaf mahkemesinin; bu kararlarında kamu düzenine aykırı olan hususlar dışında istinaf sebebi yapılmayan hususlar hakkında inceleme yapmaması usule ilişkin kazanılmış hakkın ve hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.<br>            Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 357. maddesinde, \"Yapılamayacak işlemler\" başlığı altında \"...bölge adliye mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz...\" düzenlemesi ile bölge adliye mahkemesince resen dikkate alınması gereken durumlar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenmeyeceği ve yeni delillere dayanılmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla istinaf kanun yolunda tamamen yeni bir yargılama yapıldığını söylemek mümkün değildir. Asıl amaçlanan ilk derece mahkemesi kararını hukuki ve maddi yönden denetleyerek eksiklikleri gidermek ve hataları düzeltmektir. İlk derece yargılamasının usulüne uygunluğu, vakıa tespitlerinin doğru olup olmadığı, hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığı denetlenmektedir. <br>          Somut olayda; ilk derece mahkemesince 22/10/2019 gün ve 2018/119 Esas, 2019/722 Karar sayılı karar ile dava konusu edilen olaya ilişkin yapılan yargılama sonunda; dava konusu kaza nedeniyle davacının %8 oranında sürekli iş göremezliğinin oluştuğu ve geçici iş göremezlik süresinin ise 9 ay olduğu, kazada davacının %60 oranında, davalı sigortalı araç sürücüsünün ise %40 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle alınan aktüer bilirkişi raporuna göre, davacının sürekli ve geçici iş göremezlik zararlarının hesaplanması neticesinde mahkemece 5.635,88TL geçici iş göremezlik, 25.472,79TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 31.108,67TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, bu karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davalı sigorta vekilinin istinaf dilekçesinde, maluliyet oranına, kusura ve hükmedilen tazminat tutarına itiraz ettiği, davacı vekilinin istinaf dilekçesinde ise, sadece yargılama gideri yönünden itirazının bulunduğu, kusur durumuna veya sair hususlara  ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürmediği, Dairemizce yapılan inceleme sonunda; yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf edenin sıfatına göre ve  istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde yerel mahkemece verilen ilk kararın  “ …. Davalı tarafa söz konusu maluliyet raporunun usulüne uygun şekilde tebliği ile rapora karşı iki haftalık beyan süresinin dolması beklenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalı tarafın savunma hakkını kısıtlayacak şekilde, rapor tebliğ edilmeden yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir….Kusur raporu ile kaza tespit tutanağı arasında çelişki bulunmaktadır. Bu durumda kazanın oluş şekli ve yolun tek yön yol olup olmadığı tespit edilmeden ve rapor ile kaza tespit tutanağı arasındaki çelişki giderilmeden karar verilemeyeceğinden, davalı tarafından alınan kusur raporuna itiraz edildiği de nazara alınarak, öncelikle kaza mahallinin tek yönlü yol olup olmadığı hususu tespit edilerek, yol tipi belirlendikten sonra Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden yahut Eski Trafik Fen Heyetinde görevli bilirkişilerden oluşturulacak heyetten,  bilirkişiden alınan rapor ile kaza tespit tutanağında tespit edilen kusur durumu arasındaki çelişki giderilecek şekilde rapor alınarak sonucunda göre karar verilmesi gerekirken, eksik ve yetersiz rapora göre davanın esası hakkında karar verilmesi de doğru görülmemiştir…. davacının esasa yönelik istinafının bulunmaması nedeniyle davalının usulü kazanılmış hakları da korunarak karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın kaldırılmış olması nedeniyle davalı vekilinin sair, davacı vekilinin yargılama giderine yönelik olan tüm istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir.” gerekçesi ile kaldırıldığı anlaşılmıştır.<br>           Dairemizin kaldırma kararından sonra yerel mahkemece meydana gelen kazadaki kusur durumunun tespiti için yeniden alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 20/03/2023 tarihli kusura ilişkin rapor ile kazada davacının %15, davalının ise %85 oranında kusurlu olduğunun tespit edilmesi üzerine bu oran doğrultusunda ödenecek maddi tazminat tutarının belirlenmesi için aktüer bilirkişiden ek rapor alındığı ve davacı tarafından da  kaldırma kararı sonrası alınan aktüer bilirkişi ek raporu ile belirlenen tutarların poliçe limitleri dahilinde davalı sigorta şirketinden  tahsili için 19/09/2024 tarihli dilekçe ile birleşen ek davanın açıldığı sabittir.<br>           Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yerel mahkemece Dairemizin kaldırma kararından önce verilen ilk karar ile benimsenen (davalı tarafa atfedilen %40 oranındaki) kusur oranına yönelik, davacı tarafın bir istinaf itirazının olmadığı, davalının istinaf itirazı nedeniyle Dairemizce ilk kararın kaldırılmasına karar verildiği, davacının ilk kararı sadece yargılama giderlerine itiraz etmek suretiyle istinaf ettiği dolayısı ile mahkemece kaldırma kararı öncesi benimsenen kusur oranı yönünden davalı taraf yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu, nitekim bu hususun Dairemiz kaldırma kararında da açıkça vurgulandığı, somut olayda, yerleşik Yargıtay uygulaması ile benimsenen usuli kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden herhangi bir durumun   varlığının da söz konusu olmadığı sabittir.<br>       Hal böyle olunca; ilk derece mahkemesi tarafından Dairemizin kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi raporu ile davacının daha lehine bir kusur belirlenmiş olsa bile, Dairemizin kaldırma kararı ile belirlenen kusur oranına yönelik olarak davacının herhangi bir istinaf itirazının olmadığı ve istinaf başvurusunda kusura itiraz eden davalı yararına ilk karar ile benimsenen kusurun ve tutarın usuli kazanılmış hak teşkil edeceği gözetilmek suretiyle mahkemece ilk karar ile hüküm altına alınan tutar ile sınırlı olmak suretiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle davalı yararına ilişkin oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmeksizin birleşen davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br>         Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulüne, mahkemece yapılan yargılamada eksiklik bulunmamasına, ilk derece mahkemesi kararında yapılan hata nedeniyle yeniden yargılamaya ihtiyaç duyulmamasına göre, kararın HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına; yeniden esas hakkında hüküm tesisine, buna göre,  asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmesine, davacı vekilinin istinaf itirazlarının ise HMK’nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca reddine karar vermek gerektiği kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>I- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>II-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; Ankara 4. Asliye Ticaret  Mahkemesi tarafından verilen 17/12/2024 tarihli, 2022/724 Esas – 2024/874 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,<br>HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine, buna göre; <br>ASIL DAVA BAKIMINDAN;<br>           1-Davanın KABULÜ İLE, 5.635,88 TL geçici işgöremezlik, 25.472,79 TL sürekli işgöremezlik olmak üzere toplam 31.108,67 TL’nin dava tarihi olan 13/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>        2-Alınması gerekli 2.125,03-TL harçtan davacı tarafından yatırılan 35,90-TL peşin harç ile 106,00-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 141,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.983,13-TL harcın davalıdan alınarak  Hazineye gelir kaydına, <br>        3-Davacı tarafından yatırılan 35,90-TL peşin harç ile 106,00-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 141,90-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>         4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>      5-Davacının Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından önce dosya gideri, posta-davetiye gideri, bilirkişi ücreti olarak sarf ettiği toplam 985,00 TL yargılama gideri ve katlanıldığı sabit olan 1.260,00 TL maluliyet rapor ücreti ile kaldırma kararından sonra sarf edilen 3.282,00 TL yargılama gideri ile 203,00 TL istinaf başvuru ve harç gideri olmak üzere toplam 5.730,00 TL’nin davalıdan  alınarak davacıya verilmesine,<br>       6-Davacı tarafından yatırılan gider avansından bakiye kalan miktarın karar kesinleştiğinde davacıya resen iadesine,<br>          BİRLEŞEN ANKARA 13.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ’NİN 2024/644 ESAS SAYILI DOSYASI BAKIMINDAN;<br>1-Davanın REDDİNE,<br>        2-Alınması gereken 615,40 TL karar ilam harcının başlangıçta peşin olarak yatırılan 1.061,77 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 446,37 TL harcın karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine,<br>         3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>        4-Davacı tarafından birleşen dava nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>         5-Davacı tarafından birleşen dava nedeniyle yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya resen iadesine, <br>İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN<br>III-İstinaf talebi reddedilen davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin  üzerinde bırakılmasına,<br>IV-İstinaf talebi reddedilen davacıdan alınması gerekli 615,40 TL istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,<br>V-İstinaf talebi kabul edilen davalıdan alınan istinaf karar harcının isteği halinde davalıya iadesine, <br>VI-İstinaf talebi kabul edilen davalı tarafından istinaf başvurusu nedeniyle yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru harcı ve 135,00 TL tebligat ve posta giderleri olmak üzere toplam 1.818,10 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>VII-HMK'nın 333.maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>VIII- Kararın taraflara HMK'nın 359/4. maddesi gereğince usulüne uygun şekilde  tebliğine,<br>Dair, duruşma açılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 361/1 maddesi uyarınca kararın usulen tebliğinden itibaren 2 HAFTA İÇERİSİNDE TEMYİZ YOLU AÇIK OLMAK ÜZERE 25/09/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br><br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br>Üye <br>Üye<br>Katip <br> <br><br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8cc63c820daf21e2","SID":"27ba521b5b126b81"}}