{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ... <br>KARAR NO\t: ...<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ... (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t: ...  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 14/11/2018<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar<br>DAVACILAR: 1- ... (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t\t: 2- ...  <br>\t\t: 3- ...  <br>\t\t: 4- ...  <br>\t\t: 5- ...  <br>VEKİLİ\t: Av. ...  <br>MÜTEVEFFA: 6- ... <br>DAVALILAR\t: 1- ...<br>\t\t: 2- ...    <br>VEKİLİ\t: Av.... <br>DAVA\t\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak <br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 17/09/2025<br>YAZIM  TARİHİ\t: 24/09/2025<br>Davacılar tarafından, davalılar aleyhine Konya ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olmadığının tespiti ve alacak davasında 14/11/2018 tarihinde tesis edilen karara karşı,  tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 17/01/2020 tarih ... Esas ... Karar  ilamın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin  14/12/2020 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacıların Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu, yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince dosya incelendi;<br>DAVA: Davacılar vekili dava ve ıslah dilekçesi ile özetle; müvekkili ... ile müvekkillerinin eşi ve annesi olan murisleri Asiye Çetinkaya nın yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa 13.111 EURO miktarında para verdiğini, müvekkili ve murise yatırdığı para karşılığı belge verildiğini, bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini ancak müvekkili davacı tarafın verdiği paraları geri istemesine rağmen davalı tarafça müvekkili davacı tarafın parasının iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK 'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin yöneticilerinin vs. cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, birçok devlet kuruluşunca davalı tarafın denetlendiğini ve denetlemelere ilişkin birçok rapor düzenlendiğini, davalı şirket veya şirketlerin ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığından, diğer davalı gerçek kişiler ...... ve ...'in de şirket veya şirketlerin yöneticisi olması nedeniyle müvekkili davacı tarafı zarara uğrattıklarından ve müvekkili davacı tarafa karşı sorumlu olduklarından bahisle müvekkili davacı taraf ile davalı taraf arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere müvekkilinden haksız eylem neticesinde alınan toplam13.111,00 Euronun fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 19/02/1999 tarihinde yatırılan 10.351 Euro'nun şimdilik 50 Euro'sunun davacı ... yönünden alacağın %50'sinin ve mirasçılar yönünden alacağın %50'sinin miras payları oranında, 03/03/1999 tarihinde yatırılan 2.760 Euro'nun şimdilik 50 Euro'sunun    davacı ... yönünden alacağın %50'sinin ve mirasçılar yönünden alacağın %50'sinin miras payları oranında  paraların davalılara ödendiği tarihten itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince hesaplanacak faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen, 23/10/2018 tarihli ıslah dilekçelerinde ise özetle, müvekkillerinde haksız eylem neticesinde alınan 10.351 Euro'nun 19/02/1999 tarihinden, 2.760 Euro'nun 09/03/1993 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince hesaplanacak faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesi ile özetle;  davacıdan teminat alınması gerektiğini, davacının dayanak gösterdiği belgenin davalıyı ilzam etmediğini, davacının davasını hak düşürücü süre içerisinde açmadığını, öncelikle bu sebeplerden, ayrıca davacının müvekkili şirkete para verdiğini ispatlaması gerektiğini, ibraz edilen belgenin paranın alındığını gösteren nitelikte olmadığını, davacının müvekkilinin bankacılık, SPK, TTK ve BK hükümlerini ihlal ettiğine dair iddialarının doğru olmadığını, davacıdan hile haksız fiiline dayalı para alındığına ilişkin iddianın doğru olmadığını, bir an doğru olduğu kabul edilse bile; davacı tarafça BK'nın 28 ve devamı maddelerinde belirtilen yasal bir yıllık hakdüşürücü dava açma süresi içerisinde dava açmadığını, davacının davalı şirkete para verdiği tarih üzerinden yaklaşık 19 yıl gibi bir sürenin geçtiğini, bu nedenle haksız fiiller için BK'nın 60., sebepsiz zenginleşme için aynı yasanın 66., sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan talepler için aynı yasanın 125. maddesinde belirtilen sürelerin geçmesi sebebiyle alacağın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesi içeriğinde davacının yedinde hisse senetlerinin bulunduğunun belirtildiği nazara alındığında; davacının şirket ortağı olduğunu, TTK 329 ve 405. maddeleri gereğince davacının dava açma hakkının bulunmadığını, bu nedenle davacının dürüst davranmadığını, açılan davanın esastan da reddi gerektiğini belirtmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ  KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda \"...davacı tarafın, davalı şirketin ortağı olunmadığının tespiti ile ilgili talep kısmının kabulü ile davacı tarafın davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine davacı tarafın alacak davasının kısmen kabulü ile 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 99. maddesi gereğince aynen veya fiili ödeme günündeki Merkez Bankasınca belirlenen efektif satış kuru karşılığı üzerinden Türk parası ile ödenmesi kayıt ve şartıyla; 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi gereğince dava tarihi olan 16/03/2018 tarihinden itibaren (davacının talebi de nazara alınarak) Devlet Bankalarının EURO cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte 11.012 euro nun davalılar ...... A.Ş., ...... ve ...'den müteselsilen alınarak 25/40' ının davacı ...' ya 3/40' arının da davacılar ..., ..., ..., ... ve ...' ya verilmesine. davacı tarafın fazlaya ilişkin taleplerinin reddine...\" şeklinde karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davalı tarafça sunulan belgelerin içerini kabul etmediklerine ilişkin savunmalarını değerlendirmediğini, davalı tarafça ileri sürülmemiş takas mahsup defii bulunmadan ödeme nitelendirilmesi yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, ortaklık durum belgesinde yazılı rakamsal değerlerin tediye anlamına gelmediğini, paranın ödendiği tarihten itibaren faiz talep edemeyeceği yönünde alınan kararın hukuka aykırı olduğunu, zira ortada dolandırıcılık bulunduğunu, dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi halinde dolandırıcılık yapan davalı şirketin bu eyleminden dolayı haksız kazanç sağladığını, bu parayı yıllarca hiç bir bedel ödemeden kullanmış olacağını, yerel mahkemenin haksız fiil olgusunu kabul edip 6098 sayılı TBK 117. Madde hükmünü uygulamamasının çelişkili olduğunu, asıl alacağa göre belirlenen karşı vekalet ücretinin hesabında hata bulunduğunu, açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde öztetle; yerel mahkemece dava tarihindeki yabancı paranın değeri üzerinden zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, yerel mahkemenin davacının  hile ve/veya kesin hükümsüzlük (haksız fiil) iddiasını ispat ettiğine yönelik kabulünün dosya münderecatına ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığına yönelik kabulünün TTK 329 ve 405.maddelerine aykırı olduğunu, geçersiz, hükümsüz bir ilişkide zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin uygulanamayacağı ve zamanaşımı def'inin dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu yönündeki gerekçenin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu, mahkemenin hile-haksız fiil iddiasına hukuki üstünlük tanıdığını açıklamasına rağmen davacının taleplerini hak düşürücü süre yönünden reddetmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,  ayrıca ıslah talebinin kabul edilmesinin de usule aykırı bulunduğunu, davacının yedinde bulunduğu iddia edilen hisse senetlerinin davalı şirkete iadesine karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı gerçek kişiler hakkında ispatlanamayan davanın hem esastan hemde zamanaşımından reddi gerektiğini, davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin tam davalılara verilmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı tarafından SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerini de yanlış değerlendirildiğini, yemin delilini kullanma haklarının engellendiği gibi isticvap istemlerinin usul ve yasaya aykırı bir şekilde reddedildiğini, yerel mahkeme tarafından ıslah ile artırılan miktar bakımından ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı bulunduğunu, bu hususun kararın bozulmasını zorunlu kıldığını, açıklanan nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile itirazları doğrultusunda inceleme yapılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Dairemizin 17/01/2020 tarih ... Esas ... Karar sayılı kararının özeti: Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonucunda; yasal düzenleme gereğince tarafların istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince açılan dava ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davalı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. <br>Dairemizce verilen karar  davacılar tarafından temyiz edilmiştir. <br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/12/2020 tarih ... Esas - ... Karar sayılı onama ilamıyla: İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA  şeklinde karar verilmiştir.  <br>ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI: <br>Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile  7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin  Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, <br>Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine; <br> Anayasa Mahkemesi'nin  24/10/2024 tarih  ... başvuru numaralı kararında;  \"...3. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.<br>4.\tBaşvurucular ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için teorik düzeyde etkili bir yol olduğu tespit edilen dava yolu, yapılan kanuni düzenleme nedeniyle pratikte başarı sunma kapasitesini yitirmiştir. Kanuni düzenleme nedeniyle başvurucunun iddialarının esasına ilişkin bir inceleme yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi yapılan kanun değişikliğini iptal etmiştir. Bu itibarla başvurucunun iddialarının esasının değerlendirilmesi ancak yeniden yargılama ile mümkün olduğundan yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda ekli listenin (F) sütununda gösterilen Mahkemelerce  yapılması gereken iş - bölge adliye mahkemelerinin dava dosyalarını ilk derece mahkemelerden temin ederek- yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).   İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.<br>\" gerekçesiyle; başvurucu yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,<br>-Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, <br>-Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (F) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE, şeklinde karar verilmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir.<br>...... hakkında açılan dava bu dosyadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiştir.<br>Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 11/11/2019 tarih ...  Esas  ... Karar sayılı ilamında; \".... 4721 sayılı TMK’nın 640. maddesine göre birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri ve TMK’nın 702/1. maddesinde ise elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkının, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, tereke payları ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece, mirasçıların somut ve bağımsız payları mevcut değildir. TMK’nın 640. maddesine göre, mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet hükümleri geçerli olup, mirasçılar tereke üzerinde ancak oybirliği ile tasarruf edebileceklerinden davanın, diğer mirasçıların muvafakatlarının sağlanması veya TMK'nın 640/3 madde ve fıkrası uyarınca yetkili mahkemece terekeye temsilci tayin ettirilmesi suretiyle görülmesi gerekir. İştirak halindeki terekeye dahil bir hakka dayanarak mirasçılardan birinin sadece kendi payına yönelik olarak açtığı dava ise dinlenilemez....\"  hususunun belirtildiği,  <br>Davacılardan ...'nın ölü olması nedeniyle diğer davacılar  vekiline  ... mirasçısı ...' nın vekaletnamesi ibraz etmek , ...'nın davaya muvafakat ettiğine ilişkin belge sunmak veya  ... terekesine temsilci atanması için dava açmak üzere kesin süre verildiği,  diğer davacılar vekilinin kesin süre içinde ara kararın gereğini yerine getirmediği, mirasçıların kendi paylarına  yönelik açtıkları davanın dinlenemeyeceği anlaşıldığından davacıların davasının aktif dava ehliyeti dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin aşağıdaki şekilde  hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Dava şartı yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE, <br>2-Alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,  <br>3-Davalılar davada kendisini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince belirlenen 25.000,00 TL ücret-i vekaletin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, <br>4-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin   üzerlerinde bırakılmasına,<br>5-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,  <br>6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının gider avansını yatıran tarafa iadesine,<br>7-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına, <br>8-Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,<br>Dair; davalılar vekilinin yüzünde, davacı tarafın yokluğunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 17/09/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan ...<br> e-imzalıdır<br><br>Üye ...<br> e-imzalıdır<br><br>Üye ...<br>e-imzalıdır<br> <br><br>Katip ...<br>e-imzalıdır <br><br><br>...<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5b083b8bd92ae0a0","SID":"c3c5258b71e8e8d7"}}