{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>ESAS NO\t: 2020/652 Esas<br>KARAR NO\t: 2021/224<br>DAVA\t\t: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)<br>DAVA TARİHİ\t: 09/12/2020<br>KARAR TARİHİ\t: 16/03/2021<br><br>\tMahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ    :<br>TALEP\t:\t<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı gerçek kişinin davalı şirketi kurduklarını, taraflar arasında ilerleyen süreçte sorunlar yaşandığını ve ...  tarihinde şirket hisse devri konusunda anlaşma sağlandığını, davalıya sözleşmede kararlaştırılan villaların teslim edilip koop ortaklığının devredildiğini, davalının sözleşmede kararlaştırılan dışında talepte bulunmasının hakkaniyete uygun olmadığını, taraflar arasındaki güven ilişkisinin bittiğini, 10 yıllıdır genel kurul dahi toplanmadığını, belirterek öncelikle davalı gerçek kişinin kooperatiften çıkarılmasını, mümkün olmaması halinde şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br><br>CEVAP\t: <br>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların davalı şirkette hissedar olduklarını, şirketin kurulmasından sonra ilerleyen aşamada taraflar arasında ihtilaf çıktığını, uyuşmazılığın çözü için tarafların bir araya geldiklerini, anlaşma sağalndığın vef akat davacının davalıdan birçok hissenin saklandığını, bu sebeple davalının gerçek hakkını istediğini, birçok bağımsız bölümlerine satmış ve satış bedelini kendi hesabına geçirdiğini, ... Mah. ... Ada ... Parsel ... no lu bağımsız bölüm  ... ... adresindeki bağımsız bölümü satarken ...  tarihli sözleşmeyle   üzerine tripleks villa inşa edeceğini taahhüt ederek ...  ...  ile ...  Euro bedelle anlaştıklarını, söz konusu anlaşmada satış bedeli şirket hesabına ya da kooperatife değil davacının kızı ... ...’ın hesabına geçirildiğini, davacı tarafın 4 senedir davalının ortaklığının son bulması için herhangi bir girişimde bulunmadığını, ancak davalının şirket hesaplarını incelemek ve şirketin genel kurul toplantısının gerçekleşmesini istemek amacıyla birçok kez ihtarname gönderdiğini, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DAVA\t:<br>Dava, haklı sebebe dayalı olarak şirket ortaklığından çıkarma terditli talep ise limited şirketin feshi ve tasfiye istemli davadır.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ:<br>Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 636. maddesi gereğince görev ve yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır.<br>Davalı şirketin sicil kayıtları celp olunmuştur.<br>Davalı ... ...  tarihinde davayı kabule ilişkin dilekçe sunmuştur.<br>Davacının talebi ile davanın mahiyeti gereğince; limited şirketin feshi davasında husumetin kime yönetilmesi gerektiği, hukuki yarar ile limited şirketin feshi davalarında hukuki yarar, ortaklıktan çıkarma aktif husumet ehliyeti kavramlarını yüksek mahkeme kararları ve doktrin ışığında açıklamakta yarar bulunmaktadır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 640/3. maddesi hükmüne göre şirketin istemi üzerine, ortağın mahkeme kararı ile haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması mümkündür. Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 621/1-h maddesi hükmüne göre, bir ortağın haklı sebeplerle, şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplerden dolayı şirketten çıkarılmasına yönelik, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunca alınmış bir genel kurul kararı bulunması gerekmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 26.02.2018 tarih 2016/7434 esas, 2018/1412 karar sayılı ilamı) (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/1492E. 2019/442K. sayılı kararı).<br>Şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davalarda husumetin feshi istenen şirkete yöneltilmesi gerekmekte olup bu tür davalarda ayrıca ortaklara husumet yöneltilmesi mümkün değildir ve bu hususun mahkemece re'sen nazara alınması gerekir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2020 tarih 2019/3746E. 2020/2206K. sayılı kararı; aynı mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24/06/2020 tarih 2019/4700E. 2020/3184K. sayılı kararı,\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13/05/2019 tarih 2018/1931E. 2019/3712K. sayılı kararı).<br>Dava, haklı nedenle limited şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi istemine ilişkin olup, davanın kural olarak şirket tüzel kişiliği hasım gösterilerek açılması gerekmektedir. Ancak, tüm ortakların taraf olduğu davalarda ayrıca tüzel kişiliğin hasım gösterilmemesi sonuca etkili bulunmamaktadır. Özellikle, iki ortaklı limitet şirketlerde tarafların davada yer alması halinde, davanın şirkete karşı açıldığının, dava dilekçesinde diğer ortağın gösterilmesinin, şirketi temsilen olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/11/2014 tarih 2013/14107E. 2014/16822K. sayılı kararı). Özellikle, iki ortaklı limitet şirketlerde tarafların davada yer alması halinde, davanın şirkete karşı açıldığının, dava dilekçesinde diğer ortağın gösterilmesinin, şirketi temsilen olduğunun kabulü gerekir. Başka bir ifadeyle, ortağa doğrudan doğruya dava açılmadığının, şirkete karşı dava açıldığı sonucuna varılmalıdır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06/03/2012 tarih 2010/4203E. 2012/3275K. sayılı kararı).<br>Dava açılarak mahkemeden hukuki koruma talep edilir. Dolasıyla hukuki koruma ihtiyacı içinde olmayan bir kimsenin mahkemeye başvurmasında hukuki yararı da yoktur (Pekcanıtez, Hakan/ Atalay, Oğuz/ Özekes, Muhammet, Medeni Usul Hukuku 12. Bası, Ankara 2011, s. 294 vd.). Davacının dava açmaktaki yararı hukuki olmalıdır; ideal veya ekonomik yarar yalnız başına yeterli değildir. Davacının hakkına kavuşmak için mahkeme kararına muhtaç olmalıdır (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 25. Baskı, Ankara 2014, s. 249).<br>Davacı, dava ile takip edilen gayeye mahkemelerin müdahalesi olmaksızın ulaşabilecek durumda ise, dava ikamesinde aranacak olan hukuki menfaat eksiktir ( Üstündağ, Saim; Medeni Yargılama Hukuku I - II 7. Baskı, İstanbul 2000, s. 278). <br>Davacının, subjetif hakkına kavuşabilmesi ve kendisine hukuksal koruma sağlanabilmesi için, gerçekten mahkeme kararına muhtaç bir konumda bulunması halinde onun hukuki yararının varlığından söz edilebilir (Tanrıöver, Süha; Medeni Usul Hukuku C. I 2. Bası, Ankara 2018, s. 470). Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmek için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması gerekir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü C:II 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 1364).<br> 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda limited şirketin sona erme sebepleri, genel ve özel olarak ele alınmıştır. Genel sona erme sebepleri anılan kanunun 636. maddesinde ilk fıkrada düzenlenmiştir. Buna göre; \"Limited şirket aşağıdaki hâllerde sona erer: a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle. b) Genel kurul kararı ile. c) İflasın açılması ile. d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde.\" <br>Taraflar genel kurul kararı ile kendilerinin alabileceği fesih kararını mahkemeden istemelerinde hukuki yarar da bulunmamaktadır (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 06/03/2020 tarih 2018/2251E. 2020/334K. sayılı kararı).<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 640. maddesi şöyledir; \"(1) Şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir. (2) Çıkarma kararına karşı ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir. (3) Şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hâli saklıdır.\"<br>6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunun 308. Maddesinin; \"1) Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. 2) Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.\"<br>hükmü gereğince; davayı kabul, davalının, davacının istem sonucunda kısmen veya tamemen haklı olduğu yönününde mahkemeye yaptığı tek taraflı açıklamadır. Başka bir deyişle davacının istem sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunun 309. Maddesinin; \"1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. 2) Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. 3) Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. 4) Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır.\" hükmü gereğince kabul, dilekçe veya sözlü olarak yapılabilir. Karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne bağlı olmayan kabul beyanın kayıtsız koşulsuz olmalıdır. Davalı kabul beyanından dönemez, ancakirade bozukluğu durumlarında kabulün iptali istenebilir (Ercan, İsmail; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2011, s. 325 vd.).<br>6100 sayılı sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunun 312. Maddesinin;\"1) Feragat veya kabul beyanında bulunan taraf, davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir. Feragat ve kabul, talep sonucunun sadece bir kısmına ilişkin ise yargılama giderlerine mahkûmiyet, ona göre belirlenir. 2) Davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez.\" hükmü gereğince davayı kabul eden taraf aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilir. Fakat davalı davanını açılmasına kendi hal ve davranışları ile sebep olmamışsa ve ilk duruşmada davayı kabul etmiş ise yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaz. Davalının yargılama giderinden sorumlu tutulmaması için iki şartın bulunması ve bu şartların, anılan hükümde “ve” bağlacı ile birleştirildiği dikkate alındığında birlikte gerçekleşmiş olması gereklidir. Yargılama giderinden sorumlu olmak istemeyen, kabul eden tarafın böyle bir neticeden istifade edebilmesi için bu iki şartın da hadisede tahakkuk etmesi lazımdır. Şu hale göre, davalının hal ve vaziyeti ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması ilk koşul olup; bununla birlikte gerçekleşmesi gereken ikinci koşul ise, davalının, ilk muhakeme celsesinde davacının iddiasını kabul etmesidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 13.06.2012 tarih 2012/11-140E. 2012/383K. Sayılı kararı).<br>Davamıza gelince; davacı davalı ortağın şirketin çıkarılmasını terditli talebinde ise şirketin feshi ve tasfiyesi istemi ile dava açmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 640/3. maddesi hükmüne göre şirketin istemi üzerine, ortağın mahkeme kararı ile haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması mümkündür. Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 621/1-h maddesi hükmüne göre, bir ortağın haklı sebeplerle, şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplerden dolayı şirketten çıkarılmasına yönelik, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunca alınmış bir genel kurul kararı bulunması gerekmektedir. Çıkma ve çıkarılmaya ilişkin düzenlemenin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 638. ve devamı maddelerinde düzenlendiği, söz konusu maddelerden anlaşılacağı gibi her ortağın varsa şirket sözleşmesindeki çıkma sebebine ya da haklı sebebe dayanarak şirketten çıkma hakkının tanındığı, ancak şirketten çıkarma hakkının sadece şirkete tanındığı, bir ortağın diğer bir ortağı şirketten çıkarma davası açamayacağı, çıkarma davasını açma hakkı sadece şirkete tanındığından bir ortak tarafından diğer bir ortağa karşı çıkarma davasında davacı ortağın aktif husumet ehliyetinin olmayacağından davalı ...'ın şirketten çıkarılması istemine ilişkin davanın aktif husumet ehliyeti bulunmadığından reddi gerekmiştir. Davalı şirketin Antalya Ticaret Sicilinin ...  sicil numarasına kayıtlı olduğu, kaydının halen devam ettiği, şirket ana sözleşmesinde şirketin feshi ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı, davalı ... Antalya ... . Noterliği'nin ...  tarih ... yevmiye numaralı limited şirket pay devri sözleşmesi ile şirketteki hisselerini davacıya devrettiği anlaşılmaktadır. Davacının, subjetif hakkına kavuşabilmesi ve kendisine hukuksal koruma sağlanabilmesi için, gerçekten mahkeme kararına muhtaç bir konumda bulunması halinde onun hukuki yararının varlığından söz edilebilir, mahkeme kararı olmaksızın da aynı sonuca ulaşması mümkün ise dava açmakta hukuki yararı yoktur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 636. maddesi gereğince genel kurul kararı ile şirketin sona ermesine karar verilmesi mümkündür. Davacının davalı şirketteki hissesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 621. maddesinde belirlenen orandan fazladır. Bu haliyle davacının genel kurul kararı ile kendi alabilecekleri fesih kararını mahkemeden istemesinde hukuki yararı bulunmadığından davanın hukuki yarar yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı davayı kabul etmiş ise de dava şartı bulunmadan davayı kabul sonuç doğurmayacağından aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM\t: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1. Davacının, davalının şirket ortaklığından çıkarılması talebinin aktif husumet ehliyeti bulunmadığından usulden REDDİNE, <br>2. Davacının, davalı şirketin feshine ilişkin talebinin 6100 sayılı HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca hukuki yarar yokluğu nedeniyle REDDİNE, <br>3. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan ... TL karar ve ilam harcından peşin alınan ...  TL'nin mahsubu ile bakiye ...  TL davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>4. Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>5. Davalılar yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,<br>6. Davalı ... kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,<br>7. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacı ve davalıya iadesine,<br>Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, HMK 345. Maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı.16/03/2021 <br><br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b56279ff03e4252c","SID":"abe2bc03148b3922"}}