{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>4. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1392 <br>KARAR NO: 2025/1044<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ: Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2021/803 Esas, 2024/590 Karar  <br>KARAR TARİHİ: 27/05/2024<br>DAVA: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 08/10/2025<br>KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/10/2025<br>Taraflar arasında görülen dava sonucu ilk derece mahkemesince verilen hükme yönelik süresi içinde istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine gönderilen dosyanın yapılan incelemesi sonucunda,<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili  dava dilekçesinde özetle; <br>Müvekkili ... Ltd. Şti. ile davalı firma arasında 31/03/2021 tarihinde Kayseri İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ..., ..., ...,..., ..., ..., ... ve ... parsellerde bulunan kentsel dönüşüm inşaatının yıkım ve hafriyat işi için sözleşme yapıldığını, sözü edilen sözleşmenin 2. maddesinde; müvekkili firmanın, Kayseri İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... parsellerde bulunan eski binaların tamamını yıkıp bahçe kotunda arsa tesviyesini yapacağının, artan molozları moloz döküm sahasına naklini yapacacağının, binaların temel kısımlarının sökülüp sökülen kısımların tekrar bahçe kotunda dolgu yapılması işlerini yapacağının, 3. maddesinde, müvekkili firmanın yıkım ve  harfiyat işini yapıp çıkan malzemenin işine yarayan kısmını alacağının, inşaat alanını müsait hale getireceğinin, binalardaki bağımsız bölümlerden arsa sahiplerinin kendilerinin aldıkları demirbaşlar dışında kalan demirbaşları (kapı, pencere, kombi, demirler, su boruları, molozlar v.b.) müvekkili firmanın alacağının kararlaştırıldığını, sözleşmenin 4. maddesinde, müvekkili firmanın işe başlaması için davalı işveren firmanın resmi izinleri, yıkım ruhsatını, harfiyat toprağı taşıma belgesini alarak tutanakla müvekkili firmaya vermek sureti ile yer teslimi yapılacağı, müvekkil firmanın iş bu tutanak düzenlenip imzalanmadan işe başlamayacağının kararlaştırıldığını, sözleşmenin 5. maddesinde, işin bedeli ve ödeme planı düzenlendiğini, buna göre toplam iş bedelinin 1.225.000,00-TL olacağı konusunda tarafların anlaştığını ve buna göre  müvekkili firmanın 75.000,00-TL peşinatı, sözleşmenin imzalandığı gün davalı firmaya ödediğini, sözleşmenin 5. maddesinde tarafların sözleşmeyi feshetmeleri halinde fesih eden tarafın karşı tarafa 500.000,00-TL cezai şartı ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, müvekkili firmanın 31/03/2021 tarihinde davalı firma ile yapılan sözleşme gereği sözleşmenin imzalanması ile birlikte 75.000,00-TL peşinatı ödediğini, davalı firmanın sözleşme imzalanmasından sonra sözleşme konusu yeri müvekkiline teslim etmediğini, yapılan telefon görüşmelerinde kısa bir zaman sonra işe başlayabileceğinin müvekkili firmaya bildirildiğini, müvekkili firmayı oyaladığını ve yer teslimini yapılmadığını, müvekkili firma yetkilisinin davalı firmanın sözleşme konusu yıkım ve harfiyat işini başka bir firmaya verdiklerini öğrendiğini, akabinde davalı firmanın müvekkilinden peşinat olarak aldığı 75.000,00-TL'nı müvekkili firmaya 07/09/2021 tarihinde iade ettiğini, davalı firmanın sözleşme gereği müvekkilinin ödediği peşinatı, iade etmesi üzerine peşinatın iade edilmesi ve sözleşmeye konu edilen işi başka kişi/firmalara verme aşamasında olduklarının öğrenildiğini, tüm bunlara göre davalı firmanın müvekkili ile yaptıkları 31/03/2021 tarihli sözleşmeyi feshettiğinin değerlendirildiğini, buna ilişkin Ankara 15. Noterliği'nin... tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin davalıya gönderilerek sözleşmenin 11. maddesinde düzenlenen 500.000,00-TL'nın reeskont faizi ile birlikte ödenmesini ihtaren bildirdiğini, işbu ihtarnamenin davalı firmaya 13/09/2021 tarihinde tebliğ edildiğini ve buna rağmen ödeme yapılmadığını, müvekkili firmanın sözleşmenin yapıldığı 31/03/2021 tarihinde 75.000,00-TL peşinatı davalıya ödendiğini, davalının ise işbu meblağı müvekkili firmaya 07/09/2021 tarihinde iade ettiğini, arada geçen 31/03/2021 - 07/09/2021 tarih aralığı için hesap edilen reeskont faizi olan 5.369,00-TL'nın da davalıdan tahsiline karar verilmesini istediklerini, davalı firma ile dava konusu ettikleri alacaklar konusunda ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk başvurusu yapıldığını, 21/10/2021 tarihli Kayseri Arabuluculuk Bürosu'nun 2021/1730 büro, ... arabuluculuk numarası ile düzenlenen hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk anlaşmama son tutanağının dava dilekçesi ekinde sunulduğunu belirterek 500.000,00-TL cezai şartın 19/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, müvekkili firmanın davalıya peşinat olarak 31/03/2021 tarihinde ödediği 75.000,00-TL'nın davalı tarafından müvekkili firmaya iade edildiği 07/09/2021 tarihe kadar geçen süre için 5.369,00-TL reeskont faizinin davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; <br>Davacı tarafın açmış olduğu davanın maddi gerçeğe ve usule aykırı olduğunu davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu, davanın kötü niyetli olarak açıldığını, dava konusu sözleşmenin müvekkili şirket tarafından feshedilmediğini, davacı şirket yetkilisi ...'in, müvekkili şirket yetkilisi olan...'ı arayarak sözleşme konusu işi yapamayacaklarını beyan ettiğini, kaporasının iadesini istediğini, sözleşmeyi fesheden ve sonrasında peşinatı da iade alan davacı tarafın sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı ödememek adına müvekkiline Ankara 15. Noterliği'nin ... tarihli ve ... yevmiye no'lu ihtarını göndererek 07/09/2021 tarihinde peşinatı iade etmiş olmalarına ve dava konusu sözleşmeye konu işi başka firmalara verme aşamasında olduklarından bahisle sözleşmeyi feshettiklerini düşünerek cezai şart isteminde bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından düzenlenen davacının dava dilekçesinde bahsettiği ihtarname cevabında da davacı yanın yeterli ekipmana sahip olmaması ve firmanın yetkinlik seviyesinin düşük olması nedeniyle sözleşmenin feshedilmesinin gerekmekte olduğunun belirtildiğini, müvekkili firma tarafından ihtarname cevabı içeriğinden de anlaşıldığı üzere sözleşmenin feshedilmediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece belirtilen hususların aksi yönde bir kanaat ile sözleşmenin müvekkili firma tarafından feshedildiği kabul edilse dahi bu feshin haklı ve geçerli nedenle yapılmış bir fesih olarak kabul edilmesi gerektiğini, nitekim davacı firmanın yeterli ekipmanı bulunmadığını, yetkinlik seviyesinin düşük olduğunu, davacı tarafından bu hususun aksine ilişkin 11/12/2021 tarihli dilekçe ekinde birtakım belgelerin sunulmuş olmasına rağmen bu belgelerin de bahis olunan hususun aksini kanıtlar nitelikte olmadığını, nitekim davacı tarafın yeterliliğinin ispatı amacıyla 05/10/2021 tarihli ihale durum belgesi sunduğunu, ancak bu belgede geçerlilik süresinin 1 ay olarak verildiğini, mezkur belgenin hem iddia olunan fesih tarihinden çok sonra alınmış olduğunu hem de dava tarihi itibariyle de geçerlilik süresinin dışında kaldığını belirterek hukuki dayanaktan yoksun, haksız ve kötü niyetle açılmış bulunan davanın reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde aşırı derecede yüksek belirlenen cezai şart bedelinin indirilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ: <br>Mahkemece;<br> \"Dosya kapsamına bakıldığında taraflar arasında düzenlenen sözleşmede kararlaştırılan dönme cezasının istenmesi ve mahkemece de bu talebin karar altına alınması durumunda, yüklenici başka bir nedenle tazminat ve alacak isteminde bulunamaz. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 31/10/2013 tarihli, 2013/4092 Esas ve 2013/6663  Karar sayılı emsal ilamı da aynı mahiyettedir. Bu nedenle davacının sözleşme nedeniyle davalı tarafa peşinat olarak verdiği 75.000,00-TL'nın, verildiği tarih ile iade edildiği tarih arasındaki döneme ilişkin faiz isteminin reddine\" gerekçesiyle <br>\"Davanın KISMEN KABULÜNE KISMEN REDDİNE,<br>1-500.000,00-TL cezai şartın temerrüt tarihi olan 21/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>2-Davacının hükmedilen cezai şart tutarına 19/09/2021 tarihinden itibaren faiz işletilmesi isteminin reddine,<br>3-Davacının 75.000,00-TL peşinatın 31/03/2021-07/09/2021 tarihleri arasındaki dönem için işlemiş faizine yönelik alacak isteminin REDDİNE,\"  kararı vermiştir.<br>Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.                    <br>İSTİNAF SEBEP VE GEREKÇESİ :<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;<br>Bilirkişilerce hazırlanan raporun konu ile ilgisi bulunmayan mevzuata dayanılarak hazırlandığını, bilirkişi ek raporunun mahkemece dikkate alınmadığını, konuya uzmanı olmayan bilirkişi tarafından raporun verildiğini, davacı şirket sürekli olarak kentsel dönüşüm işi yapmasına rağmen müvekkili olan şirket ilk defa kentsel dönüşüm işi yapmak istediğini, davacı tarafın yönlendirmesi ile sözleşmeyi imzaladığını, dolayısıyla müvekkili yapılan sözleşmenin geçerli olmadığını bilmediğini, bu halde sözleşme kesin hükümsüz olup mahkemece davanın reddi gerektiğini, Esasen Kat Mülkiyeti Kanuna ve 6306 sayılı Kentsel Dönüşümle ilgili kanun ve ilgili mevzuata göre yapının henüz yıkılmadığı bir dönemde kat maliklerinin 2/3 çoğunlukla karar almaları yıkımdan sonra da aynı çoğunlukla hareket etmeleri gerektiğini, müvekkilinin davaya konu sözleşmeyi yapma yetkisi bulunmadığını, bu durumun hukuken geçersiz olduğunu  dolayısıyla bir sözleşmeye dayanılarak ceza-i şart talep edilmesi de mümkün olmadığını, müvekkil şirketin bu durumu itibarıyla 500.000,00 TL cezai şart ödemesinin ekonomik mahva sebebiyet vereceğini, bu nedenle bir an için cezai şarta hükmedilmesi düşünülür ise bu defa fahiş cezai şartın indirilmesi gerektiğini, mahkemece eksik inceleme, hatalı çıkarımlar ve ön yargılı düşünceler ile hazırlanan bilirkişi kök raporu ve ek raporuna göre hüküm tesis edildiği görültüğünü ileri sürerek kararın kaldırılmasını, davanın reddini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.\t<br>DELİLLER :<br>Tapu Kayıtları, dosyada mevcut diğer bilgi ve belgeler.<br>İSTİNAF NEDENLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : <br>HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; <br>Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı cezai şart alacağı ile sözleşme gereğince verilen peşinatın verildiği tarih ile iade edildiği tarih arasındaki döneme ilişkin faiz talebine ilişkindir.<br>Taraflar arasındaki sözleşme 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğindedir.<br>Eser sözleşmesi “yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği” tam iki taraflı bir sözleşme olup, yüklenicinin eseri üretip teslim etme ana borcuna bağlı yan borçlarından biri de genel ihbar (uyarı) borcudur. Bir eser sözleşmesinde yüklenici borcunu yerine getirirken sözleşmenin diğer tarafı olan iş sahibinin yararına olacak şekilde davranmak ve ona zarar vermekten kaçınmakla yükümlüdür. 6098 sayılı TBK’nın 472. maddesi uyarınca yüklenici işin ehli olup bedele hak kazanabilmesi için, eseri fen ve sanat kuralları ile tekniğine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayıp teslim etmesi zorunludur. Yüklenici yapımını üstlendiği eseri sözleşmeye teknik ve sanatsal kurallara ve amaca uygun olarak imâl edip iş sahibine teslim etmekle, iş sahibi de kararlaştırılan bedeli ödemekle mükelleftir. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren emek sarfıyla gerçekleştirdiği bir sonuçtur.<br>TMK'nın 6. ve HMK'nın 190. maddelerine göre kural olarak eser sözleşmelerinde işin imal edilip teslim edildiğini kanıtlama yükümlülüğü yükleniciye, yapılan ödemeleri ispat etmek ise davalı iş sahibine aittir. Ancak eser sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda karine olarak, akdî ilişkinin devam ettiği, yüklenicinin işi bırakmadığı, işyerini terk edip gitmediği sürece gerçekleştirilen iş ve imalatların yüklenici tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Yüklenicinin işi teslim etmesi ya da eksik olarak bırakıp gitmesi veya sözleşmenin feshinden sonra bu tarihler itibariyle eksik ve kusurlu imalatlar belirlenmiş ise, bunları da karine olarak iş sahibinin giderdiği; teslim, fesih ya da terkten sonra yüklenicinin saptanan eksik ve ayıpları işe devam ederek giderdiği iddiasını yasal delillerle ispatlaması gerektiği kabul edilmektedir. Buna göre teslim, terk ya da fesih tarihine kadar karine yüklenici lehine olup, aksinin ispatı iş sahibinin yükümlülüğündedir. Teslim, fesih ya da terkten sonra ise karine iş sahibi lehinedir ve bunun aksini ispat külfeti yükleniciye aittir. Sözleşmenin feshedilmediği ve eksik teslim hususunun da kanıtlanamadığı hallerde kural olarak bitmiş olan işin yüklenici tarafından yapılıp teslim edildiğinin kabulü gerekir. Buna göre teslimden sonra eksik işlerin varlığı ve kendisi tarafından tamamlandığını ispat yükü iş sahibine aittir. Ancak teslimin eksik yapıldığının yasal delillerle ispatlanması halinde kanıtlanan eksiklerin giderildiğini ispat yükü yükleniciye geçecektir. (Yargıtay 15.HD. 10.02.2014 gün 2013/626 Esas, 2014/801 Karar sayılı ilâmı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2331 E, 2021/739 K)<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararını isteyebilmedir. Borçlu temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönülmesi üzerine taraflar, TBK'nın 125/son maddesi uyarınca ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Ancak, karşısındaki kişiye güvenerek sözleşme akdetmiş olan ve haklı durumda bulunan tarafın, bu sözleşmenin karşı tarafça yerine getirilmemesinden kaynaklanan hayal kırıklığının yanında ayrıca malvarlığında da eylemli bir azalma meydana gelmektedir. İşte, bu eylemli azalmaya olumsuz zarar (negative interesse) denilir. <br>Menfi (Olumsuz) zarar; sözleşmenin, karşı tarafça yerine getirileceğine olan güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan eylemli zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı, uğranılmayacak olan zarardır. Dolayısıyla, karşı tarafın malvarlığına girsin veya girmesin, sözleşme nedeniyle alacaklının cebinden (malvarlığından) çıkan ve yasal olarak harcanan paradır. Doktrinde hakim  olan görüşe ve Yargıtay uygulamasına göre, burada oluşan zarar menfi (olumsuz) zarardır. Menfi zarar genel bir anlatımla hukuken geçerli olmayan bir borç ilişkisinin geçerli olduğuna inanmaktan (güvenmekten) doğan zarardır. Kısaca bu zarar, alacaklının sözleşme yaptığı için uğradığı, sözleşme yapmamış olsa idi uğramayacağı zarar olup, sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamaların (giderlerin) tamamı, başka bir anlatımla karşı tarafın malvarlığına girmese bile o sözleşme nedeniyle cepten çıkan paradır. <br>Müspet zarar ise, sözleşme nedeniyle cebe girmesi gereken paranın, girmemesi nedeniyle meydana gelen zarardır. Bu niteliği gereği, müspet zarar daima ileriye dönük olup, bir beklenti kaybıdır. Diğer bir ifadeyle müspet zarar, akdin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zarar şeklinde de tanımlanabilir. Binaların bitirilmiş olması halinde getirmesi beklenen eksik işler bedeli, kâr kaybı, gecikme tazminatı müspet zarar; inşaatın yapımı süresince oturulacak ev için ödenmesi gereken kira bedeli, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla uğranılan zarar, binanın kal bedeline yönelik talepler menfi (olumsuz) zarar kapsamındaki alacak kalemlerindendir.<br>Olumsuz zarar, sözleşmeden dönen alacaklının haklı olması halinde, kusurlu borçludan isteyebileceği, diğer anlatımla, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi nedeniyle sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkan zarardır.<br>Olumlu zarar, tamamen haklı olan tarafın sözleşmeden tamamen haksız olarak dönen taraftan isteyebileceği tazminatın konusunu oluşturup, olumlu zarar kapsamında kalan kâr kaybı sözleşmeden dönen tarafın tamamen haklı dahî olsa isteyebileceği alacak kalemlerinden değildir. Sözleşmeden dönmenin bir başka sonucu olan olumlu zararın tazmininde; tazminat isteyen kişi hem sözleşmeden dönen taraf olmamalı ve hem de kusuru bulunmamalı; tam aksine, karşısındaki kişi hem sözleşmeden dönen taraf ve hem de dönmede kusurlu olmalıdır. <br>Kural olarak, sözleşmede kararlaştırılan teslim süresinin geçmesi ile yüklenici “teslimde temerrüde” düşmüş olur. Bu durumda, arsa sahipleri seçimlik haklarından birisi olan “akdin ifası ile birlikte gecikmeden doğan maddi zararının tazmini” yükleniciden isteyebilirler. Ancak, işin tesliminde gecikme, “haklı sebeplere” dayalı olduğunun yasal delillerle yüklenici tarafından kanıtlanmış olması durumunda, “haklı gecikme süresinin” işin teslimi süresine eklenmesi gerekir. Haklı gecikme süresince de gecikme tazminatı istenemez.<br>Bununla birlikte Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 158-161. maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 179-182. maddelerinde ise bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir.<br>Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A./ Tekinay, S.S.:  Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 358-359).<br>Cezai şartın, kanundaki ifadesi ile ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125/I. maddesi hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. <br>Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın (ceza koşulunun)  diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır  (Kocaağa, K.: Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31-33).<br>Cezai şart, somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 179-182. maddelerinde düzenlenmiştir.<br>Dönme cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezai şart, maddenin üçüncü bendinde hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezai şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezai şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezai şartın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir.<br>Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir.  <br>Taraflar arasında 31.03.2021 tarihli sözleşmenin incelenmesinde; <br>Kayseri İli,...İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve... parsellerde bulunan kentsel dönüşüm inşaatının yıkım ve hafriyat işi için sözleşme düzenlendiği, <br>2. maddesinde; davacının Kayseri İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ..., ..., ...,..., ..., ..., ... ve ... parsellerde bulunan eski binaların tamamını yıkıp bahçe kotunda arsa tesviyesini yapacağı, artan molozları moloz döküm sahasına naklini yapacacağı, binaların temel kısımlarının sökülüp sökülen kısımların tekrar bahçe kotunda dolgu yapılması işlerini yapacağı, <br>3. maddesinde, davacının yıkım ve  harfiyat işini yapıp çıkan malzemenin işine yarayan kısmını alacağı, inşaat alanını müsait hale getireceği, binalardaki bağımsız bölümlerden arsa sahiplerinin kendilerinin aldıkları demirbaşlar dışında kalan demirbaşları (kapı, pencere, kombi, demirler, su boruları, molozlar v.b.) davacının alacağı, <br>4. maddesinde, davacının işe başlaması için davalı işverenin resmi izinleri, yıkım ruhsatını, harfiyat toprağı, taşıma belgesini alarak tutanakla davacıya vermek sureti ile yer teslimi yapılacağı, davacının bu konuda tutanak düzenlenip imzalanmadan işe başlamayacağının düzenlendiği, <br>5. maddesinde, toplam iş bedelinin 1.225.000,00-TL olacağı, davacının 75.000,00-TL peşinatı davacı tarafından davalıya verilmesinin öngörüldüğü, <br>11. maddesinde, tarafların sözleşmeyi feshetmeleri halinde fesih eden tarafın karşı tarafa 500.000,00-TL cezai şartı ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, <br>Sözleşme hükümleri doğrultusunda davacının 31.03.2021 tarihinde sözleşmenin imzalanması ile birlikte 31.03.2021 tarihinde davalıya 75.000,00-TL peşinat verdiği, davalının davacıdan peşinat olarak aldığı 75.000,00-TL'yi davacıya 07.09.2021 tarihinde iade ettiğini anlaşılmaktadır.<br>Davacı tarafça, Ankara 15. Noterliği'nin ... tarih ve ... numaralı ihtarnamesi ile, \".. Taraflar arasında yapılan sözleşme gereğince peşinat olarak ödenen 75.000 TL'nin muhatap ... Ltd. Şti tarafından iade edildiği, sözleşmeye konu işin ise, başka kişi ya da firmalara yaptırılacağı yönünde bilgi edinildiği, bu kapsamda sözleşmenin 11. maddesi gereğince cezai şartın ödenmesi için ihtarda bulunulduğu,  <br>Davalı tarafça, Kayseri 13. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile \"... Her ne kadar firmanız ile sözleşme yapılmış olsa da firmanızın çalışmaları neticesinde yeterli ekipmana sahip olmaması, firmanın yetkinlik seviyesinin düşük olması ve bunların neticesinde saikte yanılma söz konusu olduğundan tarafımızca sözleşmeyi fesih etmemiz gerekmektedir. Tüm bunlara ek olarak sözleşmede belirlenen işin yapılması sırasında uygulanacak esaslar da firmanız tarafından uygulanmamıştır. Sözleşmenin devamı durumunda işin aksaması ve iş niteliğinin ve kalitesinin düşük olmasına sebebiyet verecektir...\" şeklinde ihtar gönderildiği, <br>Dinlenen davacı tanığı ...'in beyanında, \"...yıkımdan sonra çıkacak hurdaların işi yapan şirkete ait olacağı diğer bir ifadeyle hurda bedeli karşılığı iş alındığı, sözleşme sonrasında da hurda fiyatlarının 2, 2,5 kat oranında arttığı, bu nedenle iş sahibinin yükleniciye iş yaptırmaktan vazgeçtiği,...\" <br>Davalı tanığı ... beyanında, \"... 260 malikten sadece % 50'nin imzalarının alındığını, kalanların imzasının alınmasının bir sene bulabileceği ve hepsinin imzası aldıktan sonra işe başlanacağı yönünde davacı firmaya beyanda bulunduğu, bunun üzerine Kayseri firması değiliz gelip gidemeyiz demesi üzerine kaporanın iade edildiği, ayrıca davalı şirket yetkilisinin ilk defa kentsel dönüşüm işi yaptığı kanunu bilmediği,...\"  <br>Talas belediye Başkanlığının ... tarihli cevabı müzekkeresinde, yıkımı planlanan taşınmazlar için yanan ve yıkılan yapılar formlarının düzenlendiği, yıkımı yapan müteahhidin de davalı iş sahibi olduğunun formlarda belirtildiği, davalı vekilinin 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunu gereğince maliklerin 2/3 çoğunluğunun kararıyla yıkım yapılabileceği bu çoğunluğun sağlanamaması halinde sözleşmenin geçersiz olacağını ileri sürerek istinaf talebinde bulunmuş ise de; davalı iş sahibi ile davacı yüklenici arasındaki sözleşmede davacının bu şartı yerine getirmesini düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Kaldı ki, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunu ve buna dayanak çıkarılan yönetmeliğin 8. Madesi ve devamında yapılan düzenlemelerde, Riskli yapı tespitine karşı yapılan itirazın reddedilmesi veya riskli yapı tespitine itiraz edilmemesi suretiyle, riskli yapı tespitinin kesinleşmesi halinde Müdürlük, gerekli tebligatların yapılmasını ve riskli yapının yıktırılmasını idareden isteyeceği, İdarece; a) Altmış günden az olmamak üzere süre verilerek riskli yapıların tahliyesi ve yıktırılması yapı maliklerinden isteneceği düzenlenmiştir. Diğer bir ifade ile idare ile malikler arasındaki riskli yapının nasıl yıkılması gerektiğine dair yol haritası düzenlenmiştir. Dava konusu ile belirtilen yönetmelik düzenlemesinin bağlantısı bulunmamaktadır. Davalının bu yöndeki istinaf talepleri yerinde değildir.   <br>Taraflar arasındaki sözleşmenin dördüncü maddesinde, işveren yıkım işlerine başlayabilmesi için resmi izinleri yüklenicinin takibinden sonra temsilcilerinin imzalayacağı tutanak ile yıkım ruhsatını, hafriyat toprağı taşıma belgesini yükleniciye vererek yer teslimi yapacağı belirtilmiş olup, davalı iş sahibi tarafından yer teslimi yapıldığına ilişkin herhangi bir delil ve belge ibraz edilmemiştir. Davalı iş sahibi sözleşme gereğince davacı tarafından ödenen peşinatı da 07.09.2021 tarihinde davacıya iade etmiştir. Davalının sözleşme hükümlerine aykırı davranışı ve sözleşme gereğince aldığı peşinatı iade etmesi sözleşmeden döndüğünün kabulünü gerektirir. <br>Davacı öncelikle, cezai şart talebinde bulunmuştur. Taraflar arasındaki sözleşmenin 11. maddesinde firmalar karşılıklı olarak sözleşme feshi gerçekleştirmek isterlerse fesih eden taraf 500.000 TL cezayı kabul eder hükmüne yer verilmiş olup, davalı iş sahibinin sözleşmeden döndüğü, TBK m.179/3 gereğince buradaki cezai şartın dönme cezası olduğu, sözleşmeden davalı tarafın haksız olarak dönmesi nedeniyle davacının dönme cezası talep etme haklı olduğu anlaşılmıştır.  <br>Davalı tarafça fesih ihbarının TTK hükümleri gereğince yazılı olması gerektiği ileri sürülmüş ise de Eser sözleşmelerinde TTK hükümleri değil eser sözleşmeleri hükümleri uygulanması gerekmekte olup, Ticaret Kanununda belirlenen süreler değil, Borçlar Kanunundaki süreler geçerlidir. <br>Davalı vekili hükmedilen cezai şartın müvekkili şirketin mahvına sebep olacağından bahisle cezai şartın fahiş olduğunu ileri sürmüştür, ödenmemiş sermayesinin bulunduğu tespit edilmesine rağmen cezai şart oranlanması hatası yapıldığını belirtmiş, şirketin satıcılara olan borçları, borç senetlerini ve ortaklara olan borçlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. <br>6098 sayılı TBK'nın 182/son maddesinde düzenlenen \"Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.\" hükmü uyarınca cezai şartın aşırı olup olmadığını saptayacak kişi hakimdir. Bu hüküm ile 6098  sayılı TBK'nın 182/1. maddesindeki sözleşmeye bağlılık ilkesine bir istisna getirilmiş ve hakime sözleşmeye müdahale yetkisi verilmiş olup, bu hüküm emredici niteliktedir. Borçlunun talebi olmasa da  gerekli ise indirim zorunludur. Tacir olmayan borçlunun cezai şartın aşırı olduğunu ileri sürerek,tenkisini istemesi mümkündür. Hakimin bu takdir yetkisi sınırsız değildir. Hakim cezai şartın aşırı olup olmadığını belirlerken doktrinde ve uygulamada kabul edilen bazı esasları ölçü alması gerekir. Bu ölçünün ne olacağı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 11.11.1986 tarih ve 4726 E., 5410 K. sayılı kararında \"Ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması dolayısıyla sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışın ağırlığı ölçü olarak alınarak tayin edilmelidir.\" şeklinde ifade edilmiştir (İzzet Karataş, Eser (İnşaat Yapım) Sözleşmeleri 2. Baskı, Ankara 2009, s.382). (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 17.04.2015 tarih 2014/7569 Esas, 2015/2653 Karar sayılı ilamı)<br>Tarafların tacir olduğu durumda, 6102 sayılı TTK'nın 22. maddesine göre tacir sıfatına haiz borçlunun, fahiş olduğu iddiası ile cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemeyeceği, kural bu olmakla birlikte, kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun yıkımına sebep olabilecek tarzda yüksek olduğunun saptanması halinde tacir olan borçlu yönünden de cezai şarttan indirim yapılabileceği, doktrinde ve uygulamada ceza koşulunun fahiş olup olmadığı hususunda tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması dolayısıyla sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışın ağırlığı ölçü olarak alındığı, somut olayda, böyle bir indirimin gerekli olup olmadığı, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın borçlunun ekonomik yönden yıkımına yol açıp açmayacağı hususuna ilişkin olarak  alınan bilirkişi raporu göz önünde bulundurularak karar verilmesi gerektiği, (Yargıtay Hukuk 11. Dairesinin 09.02.2022 tarih 2020/1868 Esas, 2022/951 Karar sayılı ilamı)<br>Bilirkişi tarafından davalı şirketin 2021 yılı kayıtlı sermayesinin 15.000.000,00-TL, ödenmiş sermayesinin ise 14.995.900,00-TL olduğu ve yine 2021 yılında şirket cirosunun 18.316.828,70-TL olduğu, dönem net kârının ise 1.707.868,73-TL olduğu, 500.000,00-TL cezai koşulun ise borçlunun iktisadi durumu, ödeme kabiliyeti, borcu yerine getirmemekle sağladığı menfaat, borçlunun kusuru ve borca aykırı davranışındaki ağırlık dikkate alındığında istinaf talebinin yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.<br>İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dosya içeriğine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde olmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan nedenlerle,<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,<br>2-Alınması gerekli 34.155,00-TL karar ve ilam harcından davalı tarafından yatırılan 8.539,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 25.616,00-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,<br>3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Kullanılmayan gider avansı var ise; 6100 Sayılı HMK' nun 333. Maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 59. Maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra başvuranlara iadesine,<br>6-Kararın mahkemesince taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-a maddesi gereğince kesin mahiyete olmak üzere  oybirliği ile karar verildi. 08.10.2025 <br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"21accf38338d6f1f","SID":"cdde929c2f73a29f"}}