{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/136 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1610 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>ESAS NO: 2019/145 Esas - 2022/898 Karar<br>TARİHİ: 03/11/2022<br>KARAR TARİHİ: 09/10/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile, davalı şirket yetkilileri arasında ürün teslimi konusunda mutabakata varıldığını, bu kapsamda davalı şirkete toplam 204.983.82 Euro tutarlı fatura kesildiğini ve içeriği malların eksiksiz ve ayıpsız olarak teslim edildiğini, ancak davalı şirket, 21.02.2018 tarihinde 19.970.00 Euro, 05.03.2018 tarihinde 42.950.00 Euro ve son olarak 17.08.2018 tarihinde 9.968.33 Euro ödeme yaptıktan sonra bir daha ödeme yapmadığını öne sürerek, fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla 132.095.49 Euro alacağın, arabuluculuğa başvuru yapıldığı tarihten itibaren avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkiline teslim ettiği uyuşmazlığa konu malların ayıplı mal niteliğinde olduğunu, bu kapsamda müvekkil şirketin reklamasyon faturaları düzenlediğini, müvekkil şirkete yapılan teslimata konu ürünlerin, dava dışı ... San.Tic. Ltd. Şti tarafından üretildiğini, ürünlerin davacı şirket tarafından satın alındığını ve dava dışı ... şirketi aracılığıyla ihraç edildiğini, sundukları dekontlardan da görüleceği üzere teslim edilen mallara yönelik ... firmasına 10.01.2018 tarihinde 51.110 Euro, 12.01.2018 tarihinde 10.050 Euro gönderildiğini, bunun yanında davacı şirkete de 10.01.2018 tarihinde 9.821.50 Euro ve 16.104 Euro, 29.01.2018 tarihinde 8.500 Euro, 20.02.2018 tarihinde 20.000 Euro, 02.03.2018 tarihinde 43.000 Euro, 20.06.2018 tarihinde 12.000 Euro ve 17.08.2018 tarihinde 10.000 Euro ödeme yapıldığını, ayıplı mallar karşılığında düzenlenen reklamasyon faturaları sonucu müvekkili şirketin borcunun değil, 5.217.78 Euro alacağının bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 03/11/2022 tarih ve 2019/145 Esas - 2022/898 Karar sayılı kararında;\"....Ancak bu reklamasyon faturalarının ve reklamasyon bildirimlerinin davacı şirkete tebliğine ilişkin belge sunulmadığı, ayıplı olduğu iddia edilen malların halen davalı uhdesinde olduğu, davacıya iade edilmediği, davacı tarafından düzenlenen ve içeriği teslim edilen hangi fatura muhteviyatı üründe ne miktarda ayıp çıktığı hususunda somut belge sunulmadığı, dava konusu 8 adet faturanın davalıya ait defter kayıtlarında yer aldığı, davalı tarafından dosyaya sunulan fotoğraflara göre davalıya teslim edilen ayakkabıların hatalı, lekeli ve ayıplı olduğu, ayıpların açık ayıp olduğu ilk inceleme ile anlaşılabileceği, davalının TTK 23/c maddesi gereği iki gün içinde davacıya durumu ihbar etmediği, düzenlediği reklamasyon faturalarında bu süreden sonra düzenlendiği, davalının tutanak veya yasal bir tespitle ürünün ayıplı olduğunu veya hangi ürünlerin, hangi fatura muhteviyatı ürünün ayıplı olduğunu ispatlayamadığı, bu nedenle reklamasyon bedellerinin davalı lehine değerlendirilemeyeceği, bu durumda davacının 204.353,82 TL her iki taraf defter kayıtlarında görülen  fatura tutarından 72.888,33 TL davalı ödemesinin mahsubu ile 131.465,49 Euro bakiye alacağının bulunduğu belirlenmekle  davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.\"gerekçesi ile''1-Davanın  kısmen kabulü ile; 131.465.49 Euro'nun 29.03.2019 dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı  Yasanın 4/a maddesi gereği hesaplanacak  faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, <br>Aşan istemin reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; alacak taleplerinin 630 Euroluk kısmı reddedilmiş ise de müvekkil şirketin faturaları ve banka kayıtlarından alacağın sabit olduğunun görüleceğini, Davalı şirkete 03/03/2018 tarihli, 07549 Sıra nolu faturaya istinaden 9.821,50-Euro,09/04/2018 tarihli, 729539 Sıra nolu faturaya istinaden 16.104,00-Euro,04/08/2018 tarihli, 729574 Sıra nolu faturaya istinaden 43.094,38-Euro, 07/08/2018 tarihli, 729575 Sıra nolu faturaya istinaden 26.230,16-Euro, 14/08/2018 tarihli, 729576 Sıra nolu faturaya istinaden 31.897,39-Euro, 18/08/2018 tarihli, 729582 ve 729583 Sıra nolu faturaya istinaden 56.773,15-Euro,06/09/2018 tarihli, 729584 Sıra nolu faturaya istinaden 12.636,72-Euro, 06/09/2018 tarihli, 729585 Sıra nolu faturaya istinaden 8.426,52-Euro değerinde çeşitli ürünler gönderildiğini, bu kapsamda toplam 204.983.82 Euro tutarlı fatura düzenlendiğini ve malların tümünün eksiksiz ve ayıpsız olarak teslim edildiğini, ancak davalı şirketten, 21.02.2018 tarihinde 19.970.00 Euro, 05.03.2018 tarihinde 42.950.00 Euro ve son olarak 17.08.2018 tarihinde 9.968.33 Euro ödeme yaptıktan sonra bir daha ödeme alınamadığını, bu bağlamda müvekkil şirketin davalı şirketten 132.095,49-Euro alacaklı bulunduğunu, Bilirkişi Raporunda her ne kadar fatura kayıtları ile ticari defter kayıtlarının uyuşmadığı, arada 630 Euroluk bir farkın olduğu belirtilmişse de, bu farkın sebebinin maddi hatadan kaynaklandığını, 19.04.2021 tarihli Bilirkişi Raporunda belirtildiği üzere, 03.03.2018 tarihli fatura 9.821,50 Euro bedelli olmasına rağmen deftere 220,00-Euro noksan ile sehven 9.601,50-Euro olarak; 09.04.2018 tarihli fatura 16.104,00-Euro bedelli olmasına rağmen sehven 15.694,00-Euro olarak işlendiğini, bununla birlikte fatura bedellerinde navlun ve sigorta bedelleri de yazıldığından bu kalemler bazı faturalarda ayrı işlendiği için esasında ticari defterin genelinde toplam alacak tutarının doğru şekilde görüldüğünü, bununla birlikte sehven yapılan maddi muhasebesel hata konusunda gerekli düzeltmelerin yapıldığını, ticari defter kayıtlarının birebir uyumlu hale getirildiğini, Fatura bedelleri, ticari defter kayıtları güncel olarak incelendiğinde herhangi bir noksan bedel olmadığını, müvekkil şirketin tam alacak kaydının 132.095,49 Euro olduğunun açıkça tespit edilebileceğini, bu bağlamda  mahkemenin sehven yapılan basit bir maddi hata nedeni ile 630-Euro yönünden davanın reddine karar vermesinin eksik incelemeye dayandığını ve bozmayı gerektirdiğini, Yerel mahkeme tarafından davalı taraf lehine vekalet ücretine hükmedildiğini, ancak davalı tarafın dava şartı arabuluculuk toplantısına mazeret bildirmeksizin katılmadığını, bu nedenle vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca; taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan tarafın son tutanakta belirtileceğini ve bu tarafın davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulacağını, ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmeyeceğini, bu bağlamda ... firması lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini,Davalı firmanın üçüncü şirket/şahıslara yapmış olduğu ödemelerin müvekkil şirketin cari hesabından düşülmesinin mümkün olmadığını, müvekkil şirket yetkilisinin bu yönde hiçbir onayı, bilgisi, imzasının bulunmadığını, davalı tarafından aslı dahi ibraz edilemeyen, hukuken bir değer taşımayan, Türkçe dahi düzenlenmemiş olan belgenin içeriğini, belgeyi ve imzayı kabul etmediklerini ve itiraz ettiklerini, mahkemece bu hususun dikkate alındığını ve asılsız kayıtların hükme esas alınmadığını, Müvekkil şirketin halihazırda zaten ... San. AŞ'den alacağının bulunduğunu, buna ilişkin olarak İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takip dosyasının yürütüldüğünü, bu bağlamda müvekkil şirketin zaten alacaklı  olduğu bir firmaya başka alacaklarını  da devretmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,  Davalı tarafından sunulan 11.05.2018 tarihli belgenin hukuken geçerli olmadığın ve müvekkilin alacağının tenzil edilemeyeceğine dair sayın mahkeme kararı hukuka uygun olduğunu, davalı tarafından tek taraflı sunulan ve Almanca olarak 806 sayılı Kanuna aykırı şekilde düzenlenen belge ile müvekkil şirketin alacağı tenzil edilemeyeceğini, bu yönde verilen kararın hukuka uygun olduğunu,bu yönde verilen mahkeme kararının hukuka uygun nitelikte olduğunu, 805 sayılı Kanun'un 7.maddesi uyarınca söz konusu kanun hükümlerine aykırı şekilde belge düzenleyenlerin yüz günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılmasının öngürüldüğünü ve bu bağlamda davalı taraf hakkında şikayette bulunma haklarını da saklı tuttuklarını ,Davalının ayıp iddialarının hukuken kabul edilebilir olmadığının mahkemece tespit edildiğini, davalı tarafın müvekkil şirkete herhangi bir ayıp ihbarının olmadığını, ayıplı mal gönderimi yapıldığına dair en ufak bir delil bulunmadığını, müvekkil şirket tarafından gönderilen ürünlerde hiçbir ayıp bulunmadığını, davalı tarafın da bu hususu ispatlayamadığını, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu,Müvekkil şirket tarafından dava ikame edildikten sonra davalı tarafından ayıplı mal iddiasında bulunulmasının tamamen kötüniyetli olduğunu, ayıp ihbarının da ne şekilde yapılacağının TTK'da açıkça belirlendiğini, davalı tarafından müvekkil şirkete yetkilisine ve çalışanına elden teslim edildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını ve ihbarın usulüne de uygunluk göstermediğini, elden teslim edilme şeklinde bir usul olmadığı gibi, kim tarafından teslim edildiği, teslim eden ve teslim alan kişinin şirketi temsil ve imzamaya yetkili olup olmadığı gibi hususların ispatlanamadığını ve nihayetinde mahkemece ayıp iddiasının kabul görmediğini,  Davalı tarafından ayıp iddiasına ilişkin fotoğrafların dahi mahkemeye  yasal süresi içerisinde sunulmadığını, mahkemece verilen yasal sürenin 05.02.2020 tarihinde sona erdiğini, buna rağmen davalı tarafın 20.02.2020 tarihinde, yasal sürenin dışında delil sunduğunu, bu bağlamda davalı tarafından 20.02.2020 tarihinde sunulan delillerin ve tercümelerinin hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, nitekim mahkemece ayıp iddiasının hukuken belirlenen sürelere riayet edilmediği ve ispatlanamadığı için doğru şekilde reddedildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; huzurdaki dava açısından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kapsamında Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunmadığını, ilgili kanuna göre \"Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.\" şeklinde belirtildiğini, bu maddeye göre iç hukukun yetki kurallarının düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yetkiye ilişkin düzenlemelerinin incelenmesi gerektiğini, HMK 6. Maddede de genel yetkili mahkemenin düzenlenmiş olduğunu, ilgili maddeye göre genel yetkili mahkemenin davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, Genel yetki kuralı gereğince, hakkını yargı kuvveti aracılığıyla arayan kimsenin karşı tarafa dava açabilmesi için davalının yerleşim yerinin bulunduğu yerde davasını açması gerektiğini, bunun yanında HMK m.10 kapsamında sözleşmeden doğan davalarda yetki hükmünün düzenlendiğini, ilgili maddeye göre, sözleşmeden doğan davaların sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceğini, somut olayda davacı yanın kararlaştırılan özelliklere sahip ürünleri eksiksiz ve ayıpsız şekilde müvekkil şirkete teslim etme edimini üstlendiğini, yerleşim yeri Almanya’da bulunan müvekkil şirketin ticari faaliyetlerini Almanya’da sürdürmekte olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin ifa edileceği yerin Almanya olduğunu, işbu nedenle her iki kanunun ilgili hükümlerine bakıldığında huzurdaki dava milletlerarası yetki yönünden incelendiğinde gerek genel yetki kuralı olsun, gerek özel yetki kuralı olsun Türk Mahkemelerinin yetkili olmadığı hususunun ortada olduğunu, ancak bu hususun ilk derece mahkemesi tarafından dikkate alınmamasının yerinde olmadığını,Taraflar arasındaki sözleşme gereği satışı yapılan ayakkabılardaki ayıbın olağan bir muayene ile görülebilecek açık ayıp niteliğinde olduğunu, söz konusu ürünlerdeki ayıbın bu işi meslek olarak yürüten davacı tarafın bilmesi gereken bir ayıp olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesi tarafından müvekkil şirketin TTK 23/c gereği yasal süresi içerisinde ihbar etmediğinden bahisle davacı şirketin sorumluluğunu göz ardı etmesinin yerinde olmadığını, söz konusu ayıplı ürünlere ilişkin bildirimin müvekkil şirket tarafından anında ve daha sonrasında defalarca kez davacı şirkete karşı yapıldığını, ancak davacı şirketin müvekkil şirketin bildirimlerini görmezden geldiğini, taraflar arasındaki yazışmaların dosya içerisinde mevcut olduğunu, müvekkil şirketin ayıplı ürünlere ilişkin davacı şirkete durumu ihbar ettiğini, Davacı şirketin ihracatını yaptığı ürünleri yurt içinde çeşitli firmalara yaptırarak onlardan satın alıp daha sonrasında dava dışı ... San. ve Tic A.Ş. aracılığıyla ihraç ettiğini, davacı ve müvekkil şirket arasında uzun süredir yapılan ticari ilişkiler neticesinde aralarında güven duygusu oluştuğunu ve müvekkil şirketin başka konularda davacının yurt içinde üretim yaptırdığı şirketlerle de zaman zaman iletişim kurduğunu, bu nedenle aralarındaki sözleşme gereğince ürün satın alan müvekkil şirketin bazı dönemlerde davacı şirketin de onayıyla yurt içindeki üretim yaptırdığı firmalara ödeme yaptığını, söz konusu ödemelerden davacı şirketin de haberdar olduğunu, dosyaya sunulan 19.10.2018 tarihli müvekkil şirkete ait kayıtlara bakıldığında müvekkil şirket davacı şirketin sahibinin diğer şirketi olan ... - ... Giyim'e ödeme yaptığını, yine aynı kayıtlarda ... ve Deri San. Ltd. Şti.'ye ödeme yapıldığının da görüldüğünü, işbu ödemelerin hepsinin davacı şirketin bilgisi dahilinde yapılmış olduğunu ve ödemelerin davacı şirkete gittiğini, söz konusu ödemelere ilişkin davacı tarafın herhangi bir itirazının bulunmadığın, çünkü bu ödemelerin davacı tarafın bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını, müvekkil şirket tarafından teslim edilen mallara yönelik ... San. ve Tic. A.Ş.’ye 10.01.2018 tarihinde 50.110,00 ve 12.01.2018 tarihinde 10.050,00 Euro gönderildiğini, bu ödemelerden haberdar olan davacı şirketin söz konusu ödemelere itiraz etmediği gibi yazılı delillerle ödemelerin olduğu ortada olmasına rağmen mahkemece dikkate alınmamasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Reklamasyon uygulamasının ithalatçı bünyesinde oluşan maddi kayıpları telafi etmek için alıcı tarafından belirlenen maddi kaybın ihracatçı firmaya, fatura düzenlenerek yansıtılması olduğunu, ithalatçı firmaların mal ihracı sonucu yurtdışı alıcı firma tarafından ithal edilen malın miktarında eksiklik, alınan ürünün anlaşma çerçevesinde özelliğinde farklılık, bir kısım malın ayıplı olması, malın zamanında yüklenmemesi ve tesliminde yaşanan sorunlar sebebi ile ürün, alıcı tarafından iade edilmeyerek satıcıdan malın fiyatında iskonto talep edilmesi olduğunu,böyle bir durumda fiziken bir mal iadesinin söz konusu olmadığını, alıcı tarafından bedelin eksik ödendiğini, bu uygulamanın mal iadesinin zor ve daha maliyetli olduğu zamanlarda sık sık uygulanan bir düzenleme olduğunu, davaya konu somut olayda davacı şirketin yurt içerisinde ürettiği ürünleri müvekkil şirkete sattığını, müvekkil şirketin da dvacıdan aldığı ürünleri Avrupa ülkelerindeki müşterilerine sattığını, davacı şirketin ayıplı ürünleri nedeniyle müvekkil şirketi Avrupa'daki müşterilerine karşı zor duruma düştüğünü, söz konusu müşterilerin ilgili ürünler için ya reklamasyon ya da iade işlemi uyguladığını,  Müvekkil şirket tarafından, davacı şirkete gönderilen reklamasyon uygulamasını bildirir belgelerde; teslimata konu malların geç teslim edildiği, teslimat sonrasında müşterilerden ürünlere ilişkin şikayetler aldıkları, müşterilerin ürünleri iade etmek istedikleri ve maddi kaybı önlemek adına müşterilere teslim edilen ayıplı mallar açısından müşterileri ikna etmek adına indirimler yapıldığının davacı şirkete bildirildiğini, ürünlerin istenen özelliklerde olmaması, renk ve boyutların uygun olmaması, sezonun geçirilmesi nedeniyle ayıplı ifa gerçekleştirildiğinin de belirtildiğini ve ayıplı/hatalı şikayete uğramış mal karşılığı 19.180,02 Euro, 21.534,97 Euro, 24.135,61 Euro olmak üzere toplam 64.850,60 Euro üzerinden reklamasyon uygulaması yoluna gidildiğini, davacı şirkete ve yetkililerine defalarca kez bildirildiğini, ancak buna rağmen ilk derece mahkemesi kararında reklamasyon bildirimlerinin davacı şirkete tebliğine ilişkin belge sunulmadığından bahisle reklamasyon bedellerini davalı lehine değerlendirilmeyeceğine karar verildiğini, işbu kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ve mail yoluyla yapılan yazışmalar dosyada bulunmasına rağmen aksi yönde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Söz konusu ayıplar mallardan davacı şirketin de bilgisinin olduğunu, malların ayıplı olmasından dolayı, davacı şirket tarafından dava dışı üretici firma ... San. ve Tic. Ltd. Şti.’ye reklamasyon uygulamasına gidildiğini, davacı şirketin müvekkil şirket tarafından ayıplı mallara ilişkin bildirimlerini ve reklamasyon bildirimlerini cevapsız bırakarak, kendisinin üretim yaptırdığı firmaya reklamasyon uygulamasına gitmesi ve daha sonrasında haksız yere müvekkil şirketin ödeme yapmadığını iddia etmesinin kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacı şirketin bu tutumunun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesi kararında ürünlerin iade edilmediği ve ayıplara ilişkin somut belge sunulmadığının belirtildiğini, ancak dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda ayakkabı fotoğrafları üzerinde yapılan incelemede bariz bir şekilde ürünlerde ayıp bulunduğunun tespit edildiğini, ayıplı malların fiziki olarak Türkiye'ye getirtilmesi mümkün olmadığından ilk derece mahkemesinden istinabe yoluyla bilirkişi incelemesi talep ettiklerini ancak mahkemece bu talepleri dikkate alınmadan karar verildiğini, Müvekkil şirketikn Almanya kuruluşlu bir şirket olduğunu, şirket türlerinden birisi olan  ... Haftung (GmbH) şirketi olduğunu, kurucu hissedarların noter önünde şirket ana sözleşmesini imzaladıklarını, GmbH’ın geçerli olarak kurulması için ticaret siciline (Handelsregister) kayıt edilmesi gerektiğini, müdürlerin noter önünde ticaret siciline kayıt talebini imzadıkların, ticari sicile kaydolan GmbH'ın tüzel kişilik kazandığını, ayrıca GmbH’ın bölgesel ticaret dairesine bildiriminin gerektiğini, ticari deftere kayıt işlemi zorunluluğunun bulunmadığını, dolayısıyla Almanya kuruluşlu olan ve Almanya Hukukuna tabi olan bir şirketin TTK hükümlerine uygun olarak defter tutmasının mümkün olmadığını, Almanya kuruluşlu GmbH şirketinin tutması gereken kayıtları usulüne uygun ve eksiksiz bir şekilde tutan müvekkil şirketin Alman Hukukuna göre tuttuğu kayıtları dosyaya sunduklarını, ancak dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında ve gerekçeli kararda müvekkil şirkete ait kayıtların davacı şirkete ait ticari defterler kadar önem atfedilmediğini, somut uyuşmazlığın çözümü açısından müvekkil şirketin ticari işletmesinde bulunan ticari evrak ve kayıtların, belgelerin, ayıplı mallara ilişkin fatura ve makbuzların ve ayıplı malların fiziken incelenmesi gerektiğini, faaliyetlerini Almanya’da devam ettiren şirketin tuttuğu ticari kayıtların, bilgi ve belgelerin; dava konusu ayıplı malların fiziken Türkiye’ye getirtilmesi ve incelenmesinin, medeni yargılama hukukuna egemen olan ve ‘basitlik’, ‘hızlılık’, ‘ucuzluk’ unsurlarını ihtiva eden usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğunu, huzurdaki dava açısından aleyhine açılmış davaya katılmak mecburiyetinde olan ve ticari faaliyetlerini Almanya’da devam ettiren müvekkil şirketin tuttuğu ticari evrak ve kayıtların incelenmemesi nedeniyle müvekkilin hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini,  6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 222. Maddesi uyarınca, ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılabilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olması, defter kayıtlarının birbirini doğrulaması gerektiğini, yerel mahkeme tarafından verilen kararda belirtilen bu hususların incelenmediğini, müvekkil şirket kayıtlarında bulunan ancak davacı şirketin ticari kayıtlarında bulunmayan ödemelerin dekontu olmadığından bahisle yapılmamış sayılmasının  adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, davacı şirketin ticari defterlerindeki ufak miktarlardaki fiyat farklılıklarının müvekkil şirket lehine olduğundan bahisle itirazlarının dikkate alınmadığını, Almanya kuruluşlu GmbH şirketinin tutması gereken kayıtları usulüne uygun ve eksiksiz bir şekilde tutan müvekkil şirkete ait bahsi geçen kayıtların dosya içeriğine sunulduğunu, davacı şirketin ticari kayıtlarının müvekkil şirket kayıtlarına göre üstün tutulmasının yerinde olmadığını, belirtilen ödemelerin tamamının müvekkil şirket kayıtlarında bulunduğunu, gerekçeli kararda belirtilen ödemelere ilişkin dekont olmadığından bahisle yapılmadığının kabulnün yerinde olmadığını, müvekkil şirket ile ... arasındaki sözleşmenin yeminli tercüman tarafından çevrilmiş örneği dosyaya sunulmasına rağmen aslı olmadığından bahisle sözleşmenin dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, söz konusu sözleşme aslının bulunamaması nedeniyle dosyaya sunulmadığını, ancak taraflarca ıslak imzalı olan ve yeminli tercüman tarafından çevrilmiş olan sözleşmede müvekkil şirket ile ... arasındaki ilişkinin varlığının açıkça ortada olduğunu, Dosyadaki deliller kapsamında davacı şirketin, müvekkil şirkete gönderdiği ürünlerin ayıplı olduğunu, söz konusu ayıplı ürünlerin sorumluluğunu almayan davacı şirketin kötü niyetli hareket ettiğinin de açıklandığını, müvekkil şirkete ait ticari kayıtlara itibar edilmeden davanın kısmen kabulüne karar verilildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan bakiye fatura alacağının tahsili talebiyle açılan alacak davasıdır.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları da inceletilerek bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor alınmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir.Davacı vekilinin istinaf sebepleri incelendiğinde;29906 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı kanunun 41.maddesi ile değişik HMK'nın 341/2 madde hükmü uyarınca miktar ve değeri 3.000,00 TL'yi geçmeyen mal varlığına ilişkin davalar kesin olup, yeniden değerleme oranındaki artış sonucu yerel mahkeme hükmünün verildiği 2022 yılı için HMK'nın 341/2. maddesindeki kesinlik sınırı 8.000,00-TL olmuştur.Somut davada dava değeri= 132.095,49 Euro'dur. Mahkemece 131.465.49 Euro üzerinden davanın kısmen kabulüne, 630,00 Euro yönünden ise davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından ilk derece mahkemesince ret edilen  630,00 Euro istinaf konusu edilmiş olup istinafa konu edilen 630,00 Euro'nun TL. Karşılığı (630,00 Euro x 6,3397 Dava tarihindeki Euro Efektif Satış Kuru)= 3.994,01-TL.'dir.  istinafa konu edilen ret edilen miktar 8.000,00 TL'den düşük olup buna göre ret edilen miktar yönünden ilk derece mahkemesi kararı kesin niteliktedir. Miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak yerel mahkemece karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341 ve 352/1 maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin istinaf sebepleri incelendiğinde;Davacının davaya konu ettiği alacak, davacı ile davalı arasındaki ticari satım sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağı olup, HMK'nun 10 ve TBK'nun 89 maddeleri uyarınca sözleşmeden doğan para borcunun ifa yeri, aksi kararlaştırılmadıkça alacaklının yerleşim yeridir. Davacının yerleşim yeri olan Üsküdar/İstanbul adresi İstanbul Anadolu Adliyesinin yetki sınırları içerisinde olduğundan, davaya bakma yetkisi İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait olup mahkemece davalı vekilinin mahkemenin yetkisine yönelik itirazının reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan davalı vekilinin mahkemenin yetkili olmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Somut olayda, taraflar arasında yazılı bir satış sözleşmesi olmadığı gibi, dosyaya ibraz edilen proforme fatura, sipariş formunun da olmadığı, taraflar arasında davacının davalıya gömlek, pantolon, ceket, ayakkabı, bot satışı nedeniyle ticari ilişki bulunduğu, davalının siparişi üzerine davacının davalı adına düzenlediği toplam 204.983,82 EURO bedelli 8 adet fatura içeriği malın faturalardaki kayıtlara göre ödeme şekli mal mukabili olarak davalıya teslim edildiği, dava konusu 8 adet faturanın davalı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, buna göre dava konusu fatura içeriği malların davalıya teslim edildiğine karine oluşturduğu gibi taraflar arasında davaya konu alacağın dayanağını oluşturan fatura içeriği malların davalıya teslim edildiği hususunda bir ihtilafında  olmadığı anlaşılmıştır.Davalı vekili cevap dilekçesinde; fatura konusu malların geç teslim edildiği, ürünlerin istenilen özelliklerde olmadığı, renk ve boyutlarının uygun olmadığı, sezonun kaçırılmasından kaynaklı zarar oluştuğundan oluşan zarara ilişkin davacı tarafa reklamasyon faturaları kesildiğini, ayrıca teslimata konu ürünlerin, dava dışı ... San.Tic. Ltd. Şti tarafından üretildiğini, ürünlerin davacı şirket tarafından satın alındığını ve dava dışı ... şirketi aracılığıyla ihraç edildiğini, sundukları dekontlardan da görüleceği üzere teslim edilen mallara yönelik ... firmasına 10.01.2018 tarihinde 51.110 Euro, 12.01.2018 tarihinde 10.050 Euro gönderildiğini, bunun yanında davacı şirkete de 10.01.2018 tarihinde 9.821.50 Euro ve 16.104 Euro, 29.01.2018 tarihinde 8.500 Euro, 20.02.2018 tarihinde 20.000 Euro, 02.03.2018 tarihinde 43.000 Euro, 20.06.2018 tarihinde 12.000 Euro ve 17.08.2018 tarihinde 10.000 Euro ödeme yapıldığını, ayıplı mallar karşılığında düzenlenen reklamasyon faturaları sonucu müvekkili şirketin borcunun değil, 5.217.78 Euro alacağının bulunduğunu  iddia etmiştir.  Davacı tarafından 8 adet faturadan kaynaklı bakiye hesap alacağı için dava açılmış olup, somut olayda, taraflar arasında yazılı bir satış sözleşmesi olmadığı gibi, dosyaya ibraz edilen proforme fatura, sipariş formu da olmadığından davacı tarafından davalıya satılan dava konusu malların ne zaman teslim edileceği, ürünlerin hangi özelliklerde olacağına ilişkin dosya kapsamında delil olmadığı, davalı taraf bir kısım malların ayıplı olduğu ve geç teslim edildiği iddiası ile reklamasyon faturası düzenlemiş ise de,  kesilen reklamasyon faturalarının davacının hangi faturalarındaki ürüne karşılık kesildiğine yönelik dayanak belge ibraz edilmediği, malların ayıplı olduğu, süresinde ayıp ihbarında bulunulduğu, kendisine gönderilen malların sözleşme ile kararlaştırılandan farklı kalitede mallar olduğu ve ürünlerin geç teslim edildiğinin davalı tarafça  ispatlanamadığı anlaşılmıştır.Tacirler arası ticari satış ilişkilerinde uygulanan TTK'nun 20/1-c bendi uyarınca; Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. TBK'nun 223 maddesi; \" Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.\" hükmünü; havidir.Satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna dayalı olarak TBK'nun 227/1 maddesinde düzenlenen seçimlik haklarını kullanımı, aşikar ve açık ayıplar için muayene ve ihbar, gizli ayıplar için ise ihbar külfetlerinin yerine getirilmiş olması koşuluna bağlıdır. Somut olayda mahkemece alınan bilirkişi heyet raporunda sektör uzmanı bilirkişinin tespitlerinde; Davalının delil olarak sunduğu fotoğraflara bakılarak ayakkabılarda hatalı, arızalı, lekeli ve düşük kalitede ayıplı mallar olduğu aşikar olduğunu, fotoğraflardan reklamasyona konu ürünlerin kaçında olduğu ve bunun reklamasyon fatura tutarında, bir ayıbın varlığı ve hususu konusunda fotoğraflara dayanarak tespitinin yapılmasının mümkün olamayacağı belirtilmiş olup bu tespitlere göre ayıplı olarak teslim edildiği ileri sürülen ayakkabılardaki ayıbın açık ayıp olduğu, davalının davacıya yansıttığı reklamasyon faturalarının, TBK'nun 227/1-2 bendi uyarınca satış bedelinden indirim isteme seçimlik hakkının kullanılması mahiyetinde olduğu, ancak muayene ve ihbar külfetini yerine getirmeyen davalının TBK'nun 227 maddesi uyarınca ayıptan doğan seçimlik haklarını kullanamayacağı ve ayıp mevcut ise dahi satılanı bu haliyle kabul etmiş sayılacağı sonucuna ulaşılmış, davalı vekilinin ihbar külfetinin süresinde yerine getirildiği,  bu nedenle davacının alacaklı olmadığı yönündeki istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır. Mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davalı taraf ; 10.01.2018 tarihli 9.821,50 Euro ve 16.104 Euro Euro tutarlı ödemeleri ve 10.01.2018 tarihli 50.110 Euro tutarlı ödeme ile  12.01.2018 tarihli 10.050 Euro tutarlı ödemelerin davacı adına mal üreticisi dava dışı ... San. Tic.  A.Ş'ye yaptığını belirtmiş ve dayanağı olarak da davacı şirket, davalı şirket, mal üreticisi ... San. Tic.  A.Ş'nin imzasının bulunduğu 11.05.2018 tarihli sözleşmesinin yeminli tercüman çevirili örneğini sunmuş ise de, davacı taraf bu sözleşmedeki imzaya itiraz etmiş, imza incelemesi yapmak için  mahkemece davalı tarafa sözleşmenin aslını ibraz etmesi için süre verildiği halde davalı tarafın bu sözleşmenin aslını dosyaya sunamadığı, davalı vekili 27/10/2021 tarihli duruşmada;'' ...biz belge aslını sunmayacağız,'' şeklinde beyanda bulunduğu gözetildiğinde, bu durumda davalının, davacının talimatıyla davacıya yapması gereken ödemeyi dava dışı firmalara yaptığı iddiasını ispatlayamadığından, davalı defter kayıtlarında dava dışı firmalara yapıldığı gözüküp davacı alacağından düşülen 86.085,50 Euro tutarlı ödemenin davalı ödemesi olarak mahkemece kabul edilmemesi dosya kapsamına göre yerinde olup davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.HMK'nın 146.maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. Diğer taraftan, HMK'nın 282.maddesi uyarınca bilirkişi raporu takdiri delil olup mahkemece, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirileceğinden İlk Derece Mahkemesince sunulan deliller, bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek rapor içeriğindeki tespitler de gözetilerek kurulan hüküm gerekçesinde davalı vekili tarafından ileri sürülen  istinaf nedenleri detaylı şekilde tartışılıp değerlendirildiği, mahkeme gerekçesi ve tespitinin dosya kapsamına uygun olduğu dairemizce belirlendiğinden, davalı vekilinin yetersiz  bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiğine ilişkin ve mahkemenin kabul ve gerekçesi yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 341,352 maddeleri gereğince usulden reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 341,352 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,2- Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 303,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 311,70 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 56.933,08 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 14.233,27 TL harcın mahsubu ile bakiye 42.699,81 TL'nin davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden taraflar üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 09/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f9888ba448a76336","SID":"cac3ff541608183d"}}