{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"> T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/231 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1578 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ:  İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>ESAS NO\t: 2021/596 Esas - 2022/792 Karar<br>TARİHİ: 23/11/2022<br>DAVA: Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 02/10/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 06/10/2025 <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin oğlu ...'ın  01.12.2017 tarihinde  ... Makine Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. isimli bir şirket kurduğunu, şirketin kurulma aşamasındayken kurulacak şirket üzerinden davalı ... A.Ş. ile Bursa-Balıkesir bölgesi distribütörlüğünü almak için görüşmeye gittiğini, davalı şirket yetkilisinin görüşme sırasında; önceki distribütör olan  ... ... Teknik Makine Otomasyon Proje ... Elemanları San. Tic. Ltd. Şti.'nin kendilerine yüklü miktarda borcu bulunduğunu, bu şirketin ekonomik durumunun iyi olmadığını şirket tarafından verilmiş olan çek ve senetlerin karşılıksız çıkmasından korktuklarını beyan ettiğini, bu nedenle davalı şirket yetkilisinin, distribütörlüğünün müvekkilinin oğluna ait kurulacak ... Ltd.Şti.'ye verilmesi için, önceki distribütörün borçlarına kefil olunmasını şart koştuğunu, ancak müvekkilinin oğluna ait şirketin kurulma aşamasında olduğundan, söz konusu kefaletin müvekkili ve müvekkiline ait şirket tarafından verilmesinin talep edildiğini, müvekkilinin de söz konusu çeklere ilişkin listeyi incelediğinde, bir çok evrağın müşteri çeki olduğunu gördüğünü, davalı şirket yetkilisinin de zaten toplam 1.305.000,00TL'lik alacağın büyük kısmının müşteri çeki olması nedeniyle ödenebileceğini, ödenmemesi halinde icra yoluyla tahsil edilebileceğini, tahsil edilememesi halinde ödeme yapmak durumunda kalacaklarını, bunun üzerine müvekkili ... ve müvekkilinin yetkilisi olduğu Kırmız İnşaat Ltd.Şti. ile davalı şirket arasında “PROTOKOL” başlıklı kefalet sözleşmesi imzalandığını ve bu sözleşmenin teminatı olarak davalı şirkete 3 adet senet verildiğini, sözleşmede bahsi geçen çeklerin ödenip ödenmediği, ödendi ise ne kadarın ödendiği gibi hususlarda müvekkiline bilgi vermekten imtina ettiklerini, bu nedenle müvekkilinin, asıl borçlular tarafından ödenip ödenmediğini bilemediği çeklere ilişkin olarak protokolün teminatı olarak verdiği 435.000,00-TL tutarlı ilk senedin ödemesini yapmak durumunda kaldığını, yine protokolün teminatı olarak davalı şirkete verilmiş olan 24.12.2021 (değiştirilmeden önce 24.12.2019) vadeli 435.000,00-TL bedelli ve 24.12.2022 (değiştirilmeden önce 24.12.2020) vadeli 435.000,00-TL bedelli, 2 adet senet daha bulunduğunu, belirtilen nedenlerle, asıl borçluları tarafından ödenip ödenmediği dahi belirli olmayan çeklere ilişkin müvekkilinin ödeme yapmak istemediğini, yine müvekkiline ödediği tutar ile ilgili yaklaşık 3 yıl geçmesine rağmen rücu imkanı tanınmadığını, sözleşmenin kefalet sözleşmesi olduğunu, sözleşme içerisinde birçok kez geçen ibarelerden açıkça anlaşıldığını, söz konusu “protokol” başlıklı kefalet sözleşmesi incelendiğinde ise, TBK” da belirtilen geçerlilik şartlarını taşımadığının açıkça görüldüğünü, şekil şartlarının noksanlığının kamu düzeninden olduğundan sözleşmenin geçersizliğinin tespit edilerek, sözleşmenin ve sözleşmeye dayalı senetlerin iptaline karar verilmesini ve müvekkilinin sözleşme ve senetlerden kaynaklı bir borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiklerini, sözleşmenin geçerli olduğunun kabul edilmesi halinde dahi müvekkilinin borçlu kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin gerek ödeme yaptığı sırada, gerekse ödeme sonrasında davalı şirket yetkilileri ile her görüşmesinde; sürekli olarak sözleşmeye konu çeklerin tahsil edilip edilmediğini, edildi ise bakiye borcun ne kadar olduğunu, icra dosya numaralarını vb. bilgileri sorduğunu, ancak davalı şirket yetkililerinin cevap vermekten sürekli olarak kaçındığını, davalı şirketin asıl borçlulara karşı icra takibi yapıp yapmadığının dahi taraflarınca bilinmediğini, davalı şirketin kefalet sözleşmesinde belirtilen çekleri, ödeme nazarında müvekkiline teslim etmek veya bu çekler icraya konulmuş ise, icra dosyalarındaki alacağı müvekkiline temlik etmek zorunda olduğunu, yasadan anlaşılacağı üzere, rücu imkanının tanınmasının ediminin alacaklıya yüklendiğini, davalı şirketin bu edimleri yerine getirmediğini, bu hususun en son taraflarınca arabuluculuk sürecinde gündeme getirildiğini, ancak arabuluculuk görüşmeleri sırasında da davalı şirketin müvekkiline rücu imkanı tanımaktan imtina ettiğini ve bu hususta anlaşmaya yanaşmadığını, belirtilen nedenlerle müvekkillerinin ödemiş olduğu 435.000,00-TL” nin ödeme tarihi olan 10.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve müvekkiline ödenmesine karar verilmesini, söz konusu senetlerin kefalet sözleşmesinin teminatı niteliğinde olup, kayıtsız şartsız borç ikrarı niteliği taşımadığını, zira sözleşmenin 2. maddesinde de kefalet sözleşmesine konu çeklerin tahsilata dönüşmemesi durumunda, borcun kefillerden tahsili yoluna gidileceğinin açıkça belirtildiğini, müvekkilince davalıya geçersiz kefalet sözleşmesi gereğince verilen ve işbu dava ile iptali istenen; 24.12.2021 (değiştirilmeden önce 24.12.2019) vadeli, alacaklısı ... ... Komp. Mak. San. Tic.A.Ş., borçluları ... ve ...Mim.Tic. Ltd. Şti. olan, 435.000,00-TL bedelli, 24.12.2022 (değiştirilmeden önce 24.12.2020) vadeli alacaklısı ... ... ... Komp. Mak. San. Tic.A.Ş., borçluları ... ve Kırmız İnşaat Mim.Tic. Ltd. Şti. Olan, 435.000,00-TL bedelli bonolara dayalı olarak, alacaklı görünen davalı tarafından yapılacak takiplerin, ihtiyati tedbir yoluyla öncelikle, teminatsız olarak (mahkeme aksi kanaatte ise 9615 teminat karşılığında) durdurulmasına karar verilmesini, 20.11.2017 tarihli “protokol” başlıklı kefalet sözleşmesinin geçersizliği veya müvekkilinin borçtan kurtulduğunun tespiti suretiyle müvekkilinin söz konusu protokol nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, bu sözleşmenin teminatı olarak verilmiş olan 24.12.2021 (değiştirilmeden önce 24.12.2019) vadeli, alacaklısı ... ... Komp. Mak. San. Tic.A.Ş., borçluları ... ve Kırmız İnşaat Mim.Tic. Ltd. Şti. olan, 435.000,00- TL bedelli, 24.12.2022 (değiştirilmeden önce 24.12.2020) vadeli alacaklısı ... ... ... Komp. Mak. San. Tic.A.Ş., borçluları ... ve ... Mim.Tic. Ltd. Şti. olan, 435.000,00-TL bedelli bonoların müvekkilinin borçlu olmaması nedeniyle iptaline, davalıya sözleşme kapsamında verilmiş olan 24.12.2018 vadeli, 435.000,00-TL bedelli bono nedeniyle yapılan 435.000,00-TL” lik ödemenin sözleşmenin geçersizliği veya TBK m.592 uyarınca10.01.2019 ödeme tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin Distribütörlük sözleşmesi sırasında dava dışı ... Makine San. ve Tic. Ltd. Şti. ile sözleşme'de belirtilen koşullarda işlerini yürüttüğünü ve bu şirketin sözleşme uyarınca performans koşullarını sağlayamaması sebebiyle işbu sözleşme ilişkisini sona erdirmek istediğini, bu kapsamda müvekkili tarafından dava dışı ... Makine San. ve Tic, Ltd.Şti.'ye taahhüt edilen ancak müvekkili şirket tarafından sağlanamayan hiçbir koşulun söz konusu olmayıp dava dilekçesi ile aksine iletilmiş olunan iddialarının taraflarınca hiçbir şekilde kabul edilmediğini, davacılar ile müvekkili şirket arasında mevcut bir ticari ilişki çerçevesinde ilgili protokolün imzalanmış olup ilgili senetlerin davacı yanın iddiasının aksine hiçbir teminat ifadesine yer verilmeden müvekkili şirkete teslim edildiğini, her ne kadar ilgili sözleşmesinin kefalet sözleşmesi olduğu ifade edilse de, mahkeme tarafından gerekli incelemeler yapıldığında söz konusu protokol'ün bir garanti sözleşmesi niteliğinde olduğunun görüleceğini, protokol içeriği incelendiğinde, rizikoya konu borcun temelde davacı yanın bir yakınlığı olmayan bir firma borcuna istinaden yapılmış olduğu ve bu kapsamda teminatın yakınlık ve iyiniyet çerçevesinde verilmediğinin görülebileceğini, ilgili protokol” ün garanti sözleşmesi olarak kabul edilmesi bakımından bir diğer unsurun ise davacıların işbu protokol ile tüm defi haklarından vazgeçmiş olması olduğunu, söz konusu senetlerin, işbu protokol nezdinde verilmiş olduğunun kabul edilmesini ve geçerli olarak kurulmuş olan garanti sözleşmesi uyarınca ilgili senetlerin rizikonun gerçekleşmiş olması halinde müvekkili şirket” e ödenmesi gerektiğini, bu kapsamda davacılar tarafından 2018 yılında ilk ödemenin yapıldığını, davacı yan tarafından her ne kadar ilgili çeklere dair kendilerine bir bilgi verilmediğini, bu kapsamda talepleri olmasına karşın talebin giderilmediğini iddia edilse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, davacı yanın bu hususa dair ifadelerinin iddiadan öteye geçemediğini, ispatlanamadığını, imzalanan protokolün kefalet sözleşmesi olduğu ve geçersiz olduğunun ihtimalinde dahi, basiretli bir tacir olan davacıların imzaladıkları belgenin içeriğini bildiğini ve buradaki borcu taahhüt etmeyi kabul ettiğinin izahtan vareste olup hem ilk bonoya yapılan ödeme ile hem de 3 yıldır süregelen ilişkilerinin bunu açıkça gösterdiğinin tespit edilebileceğini, müvekkili şirketin, davacı yan ile olan ticari ilişkisine ve ilgili senetlerdeki vadelere güvenerek planlamalar yapmış olup işbu ödemelerin alınamaması halinde senetlerde belirtilen 870.000,00-TL den çok daha fazla miktarda zarara uğrayacağını, taraflar arasında imzalanan protokol' ün  garanti sözleşmesi niteliğinde olduğunun değerlendirildiğinde davacı yana herhangi bir rücu hakkı tanımayacağının açık olup bu kapsamda ödenen tutarın iadesi şeklinde talebin de reddine karar verilmesi gerekeceğini belirterek cevap dilekçelerinin kabulünü ile davacı yanın haksız davasının ve taleplerinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davacıları vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; iptali istenen sözleşmenin kefalet sözleşmesi olduğunun açık olup özleşme  içerisinde açıkça belirtildiğini, sözleşmenin maddesinde; “... aşağıdaki detayları yazılı çeklere en altta bilgileri yazılı kişi ve firmalar kefil olmayı şartsız koşulsuz itiraz hakları olmadan kabul etmektedirler” denildiğini, yine sözleşmenin her maddesinde müvekkillerinden “kefiller” olarak bahsediliğini, imzaladıkları bölümlerde “kefil 1” ve “kefil 2” ibareleri kullanıldığını, belirttikleri üzere söz konusu çeklerin tahsil edilip edilmediğinin de taraflarına bildirilmediğini, halen, cevap dilekçesinde dahi söz konusu çeklerin akıbetine ilişkin ada bulunulmadığını, yasa maddesinde açıkça, rücu imkanının sağlanmasına yönelik yükümlülüğün alacaklıya verilmiş olup, burada ispat yükünün alacaklı davalıya ait olduğunu, ispat yükünün taraflarında olduğu düşünüldüğünde de bu kez davalının rücu hakkını sağlamaya yanaşmadığının arabuluculuk tutanağı ile sabit olduğunu, açıklanan nedenlerle; 20.11.2017 tarihli “protokol” başlıklı kefalet sözleşmesinin geçersizliğinin veya müvekkilinin borçtan kurtulduğunun tespiti suretiyle müvekkilinin söz konusu protokol nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, bu sözleşmenin teminatı olarak verilmiş olan 24.11.2021 (değiştirilmeden önce 24.12.2019) vadeli, alacaklısı ... ... Komp. Mak. San.Tic.A.Ş., borçluları ... ve ...t Mim.Tic.Ltd.Şti. olan, 435.000,00-TL bedelli, 24.12.2022 (değiştirilmeden önce 24.12.2020) vadeli alacaklısı ... ... Komp. Mak. San.Tic.A.Ş., borçluları ... ve ... Mim.Tic.Ltd.Şti. olan, 435.000,00-TL bedelli bonoların müvekkilinin borçlu olmaması nedeniyle iptaline, davalı yana, sözleşme kapsamında verilmiş olan 24.12.2018 vadeli 435.000,00-TL bedelli bono nedeniyle yapılan 435.000,00-TL' lik ödemenin sözleşmenin geçersizliği veya TBK m.592 uyarınca (rücu imkanı tanınmadığı için) 10.01.2019 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili  ikinci cevap dilekçesinde özetle; Cevap dilekçelerinde de belirtmiş oldukları üzere; İmzalanan protokolün taraflar arasında mevcut ticari ilişkiye istinaden imzalanmış olup müvekkili şirkete verilen senetlerin hiçbir teminat ifadesi yer almadan teslim edildiğini, imzalanan protokol ise içerisinden kefalet ifadelerine yer verilmiş olmasına karşın garanti sözleşmesi niteliğinde olduğunu, dosya kapsamında sunulan protokol incelendiğinde mahkeme tarafından da görülebileceği üzere taraflar arasında bir garanti verme saiki olduğunu, davacıların bu kapsamda asli bir borç altına girmiş olduklarının izahtan vareste olduğunu, davacılar tarafından her ne kadar cevaba cevap dilekçelerinde de ilgili çeklere dair kendilerine bir bilgi verilmediğini, bu kapsamda talepleri olmasına karşın bu talebin giderilmediği iddia edilse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, bu taleplerini de herhangi bir delilde dosyaya sunulmuş olmadığını, taraflar arasında imzalanan protokol” ün garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu değerlendirildiğinde davacı yana herhangi bir rücu hakkı tanmayacağının açık olup bu kapsamda ödenen tutarın iadesi şeklinde talebin de reddine karar verilmesi gerekeceğini, ikinci cevap dilekçelerinin dosyaya kabulü ile davacı yanın haksız davasının ve taleplerinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 23/11/2022 tarih ve 2021/596 Esas - 2022/792 Karar sayılı kararında;\"Dava, protokol  ve kefaletten kaynaklı senetlerle ilgili menfi tespit ve istirdat istemine  ilişkindir.Mahkememizce görevlendirilen mali müşavir bilirkişi raporunda özetle; uyuşmazlık konusu protokolde geçen çeklerden, 12 adet çekin karşılıksız olduğunu, iki adet çekin imza uyuşmazlığı sebebiyle ödemesinin yapılmadığını, çeklerden karşılıksız çıkan 11 adet çekin toplam 15.700 TL tutarında yasal bedellerinin tahsil edildiğini, çeklerin ... Teknik Makine Hidrolik Pnömatik (...)'nin borcuna işlenerek 25.04.2018 tarihinde iade kaydı oluşturulduğunu, ilgili çeklerin iadesine ilişkin giriş/çıkış bordroları veya herhangi bir belgeye rastlanmadığını, davacılar tarafından 24.12.2018 tarihli, 435.000,00-TL bedelli, 24.12.2021 (değiştirilmeden önce 24.12.2019) vadeli, 435.000,00-TL bedelli ve 24.12.2022 ( değiştirilmeden önce 24,12.2020) vadeli 435.000,00-TL bedelli senetlerin davalı ticari defter kayıtlarında bulunduğunu, ilgili senetlerden 24.12.2018 tarihli senedin 10.01.2019 tarihinde ödemesinin yapıldığını, diğer senetlerin ise 30.06.2022 tarihli mizanda 121.01. Portföydeki Senetler hesabında izlendiğini ve hesap bakiyesinin 870.000 TL olduğunu mütala etmiştir. Taraflarca sunulan protokolün incelenmesinde, önceki distribütör ile davalı arasındaki ilişki kapsamında kalan borçların ödenmesi konusunda davacıyla davalı arasında bir protokol düzenlendiği ve ayrıca davacının davalıya üç adet ve her biri 435.000,00TL bedelli bono düzenleyerek verdiği, protokolün içeriğinin kefaletten ziyade garanti sözleşmesi şeklinde düzenlendiği, önceki borçlunun davalıya verdiği çek ve senetlerin tahsil edilmeme riskinin davacılarca üstlenildiği, bunun ayrı bir sözleşme olduğu ve kefalet sözleşmesi olarak değerlendirilemeyeceği, şeklen geçersiz bir kefalet senedine benzediği ancak iki tarafın iradelerinin tam bir garantörlük sözleşmesine yönelik olduğu, içeriğinde kefil/kefalet ibarelerinin geçmesinin tek başına protokolü kefalet sözleşmesi yapmayacağı anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki sözleşme TBK kapsamında kefalet sözleşmesi olarak değerlendirilse bile, şeklen geçersiz olan bu kefalet sözleşmesi dışında davacıların ayrıca üç adet bono düzenleyip verdiği, senetlerde teminat olduğuna dair bir kayıt da bulunmadığı, protokolde senetlerden bahsedilmesinin tek başına senetleri teminat senedi kılmayacağı değerlendirilmiştir.Taraflar arasındaki PROTOKOL başlıklı belgede aynen aşağıdaki hususlar belirtilmiştir.\"1- ... ...HİDROLİK PNÖMATİK'in ... ... KOMPRESÖR ve MAK. SAN. TİC. A.Ş.'ye (bundan sonra ... olarak anılacaktır) cirolayarak vermiş olduğu aşağıdaki detayları yazılı çeklere en altta bilgileri yazılı kişi ve firmalar kefil olmayı şartsız koşulsuz itiraz hakları olmadan kabul etmektedirler. 2- Yukarıda detayları verilmiş çeklerin tahsilata dönüşmemesi durumunda kefil kişi ve firmalar, sözkonusu çeklerin toplamı olan 1.305.000 TL (Bir milyon Üçyüzbeş Bin Türk Lirası) tutarı, kendi borçları olarak şartsız koşulsuz kabul ettiklerini ve kefillik doğrultusunda ...'a vermiş oldukları aşağıdaki aşağıdaki senetlerin tahsiline gidilmesini şartsız koşulsuz kabul edip taahhüt etmektedirler.a) 20/11/2017 keşide tarihli, 24.12.2018 vade tarihli, 435.000 TL (Dörtyüzotuzbeş Bin Türk Lirası) bedelli emre muharrer senedib) 20/11/2017 keşide tarihli, 24.12.2019 vade tarihli, 435.000 TL (Dörtyüzotuzbeş Bin Türk Lirası) bedelli emre muharrer senedic) 20/112017 keşide tarihli, 24.12.2020 vade tarihli, 435.000 TL (Dörtyüzotuzbeş Bin Türk Lirası) bedelli emre muharrer senedi3- Kefiller, yukarıda anılan senetlerden herhangi birini ödememesi halinde sıralı diğer senetler muaccel hale gelmiş sayılacaktır. ...”ın; iş bu senetler ile ilgili, keşideci ve kefillere karşı tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla yasal takibe geçeceğini kabul etmektedir.4 -Kefiller iş bu protokol kapsamında ödemeyi taahhüt ettiği tutarlara ilişkin herhangi bir sebeple Menfi tespit, istirdat ya da iade talebinde bulunma hakkından peşinen feragat etmektedir.5- İş bu protokol, 20/11/2017 tarihinde taraflar tarafından okunarak, kabul beyan ve taahhüt edilerek 2 nüsha olarak imzalanmıştır. İhtilaf halinde İstanbul (Çağlayan) Adliyeleri yetkilidir.\"Protokol başlıklı belgenin içeriği, ayrıca bono verilmesi, bilirkişi raporu uyarınca dava dışı kişinin verdiği müşteri çeklerinin tahsil edilememesi nedeniyle davacıların temerrüde düşmesi birlikte nazara alındığında, bağımsız bir borç üstlenme olduğu, davacının davalıya borçlu olduğu, tahsil edilen ve ve edilmemiş senetlerle ilgili davacının borçlu olmadığının tespiti ve istirdat talebinin yersiz olduğu, bu nedenle davanın reddine, tedbir nedeniyle davalı alacaklı 870.000,00TL'lik alacağına geç kavuştuğundan İİK'nın 72/4. Maddesi uyarınca davacıların tazminata mahkum edilmelerine karar vermek gerektiği vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. \" gerekçesi ile, ''1-Davacının sübuta ermeyen davasının reddine,  2-Tedbir nedeni ile alacağın tahsili geciktiğinden İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca %20 üzerinden hesaplanan 174.000,00 TL tazminatın davacılardan müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; iptali istenen sözleşmenin bir kefalet sözleşmesi olduğunu, yasada belirtilen şekil şartlarını taşımadığından kefalet sözleşmesi ve sözleşmenin teminatı olarak verilen bonoların geçersiz olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararında müvekkilin kefalet sözleşmesi ile bağımsız bir borç üstlendiğini, sözleşmedeki çeklerin ödenmemesi nedeniyle temerrüt olgusunun gerçekleştiğini, ayrıca sözleşmede yazılmış olsa da ayrıca sözleşmede belirtilen borca karşılık bono verildiği için bu sözleşmenin bir garantörlük sözleşmesi olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verildiğini, mahkemenin bu gerekçesinin hatalı olduğunu, zira bağımsız bir borç üstlenmek ile bir başkası tarafından ödenmesi gereken bir borcun,  ödenmemesi halinde bu borcun ödeneceğini taahhüt etmenin farklı şeyler olduğunu, eğer bağımsız bir borç üstlenildi ise, bu kez protokole konu çeklerin ödenip ödenmemesinin bir önemi olmayacağını, taraflarınca imzalanmış protokol başlıklı belgenin bir kefalet sözleşmesi olduğunu, bu doğrultuda TBK'da belirtilen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmesi gerektiğini, mahkemenin gerekçesinden sözleşmenin hukuki nitelendirmesinin nasıl yapıldığının dahi tam olarak anlaşılmadığını, Dosyada mevcut Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/11-1731 E. 2019/608 K. sayılı kararında garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesinin ayrım kıstaslarına ilişkin esasların belirtildiğini, İptali istenen protokolün kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğunu, zira;*Sözleşmenin 1 nolu maddesinde; \"...aşağıdaki detayları yazılı çeklere en altta bilgileri yazılı kişi ve firmalar kefil olmayı şartsız koşulsuz itiraz hakları olmadan kabul etmektedir\" denmektedir.Yine sözleşmenin her maddesinde müvekkillerimden \"kefiller\" olarak bahsedilmiş, imzaladıkları bölümlerde \"kefil 1\" ve \"kefil 2\" ibareleri kullanılmıştır.*İkinci olarak sözleşmede asli bir borç öngörülmemekte, feri bir borç öngörülmektedir. Hatta asli borca ilişkin bilgiler (çekler) tek tek tablo halinde gösterilmiş, çeklerin tahsilata dönüşmemesi halinde müvekkillerimce ödeneceği belirtilmiştir.*Dava konusu protokolde, müvekkillerim asıl borçlu gibi yükümlülük altına sokulmuş, müvekkillerimin sorumluluk miktarları çek asıl alacak tutarları ile sınırlı tutulmuştur.*Söz konusu protokolün 1.maddesinde açıkça ... şirketinin davalı şirkete verdiği çeklere kefil olunduğu, bir diğer deyişle ...'ün borcuna kefil olunduğun da belirtildiğini, söz konusu sözleşmenin davalı şirket tarafından hazırlandığını ve müvekkilin oğlunun şirketine distribütörlük verilmesi için imzalanmasının şart koşulduğunu, müvekkillerin sözleşmenin maddelerini müzakere etme imkanı bulunmadığını, davalı şirketin söz konusu sözleşmeyi hazırlarken kefalet ve kefillik ibarelerini kullandığını, bu doğrultuda davalı şirketin kendi hazırladığı sözleşmede, tarafların aslında iradesinin kefillik sözleşmesi yapmak olmadığını savunmasının mümkün olmadığını, zira davalı şirket müvekkillere garanti sözleşmesi imzalatmak istiyordu ise sözleşmeyi bu şekilde düzenleyip müvekkillerin önüne koyması gerektiğini, müvekkillerin söz konusu çeklere kefil olmasının sebebinin oğlunun şirketine distribütörlük verilmesi amacıyla oğluna yardımcı olma isteği olduğunu, bu hususun davalı tarafın cevap dilekçesinde de belirtildiğini, iptali istenen sözleşme ile distribütörlük sözleşmesi arasında bir bağ olduğunun davalı tarafça da bir nevi ikrar edildiğini, taraf beyanlarından da anlaşılacağı üzere kefalet sözleşmesinin distribütörlük sözleşmesinin kuruluşu ve devamı için imzalanmış olduğunu, distribütörlük sözleşmesi davalı tarafça tek taraflı olarak feshedilmiş olduğundan bu sözleşmenin de temel dayanağının ortadan kalktığını, Müvekkillerimin borcu koşulsuz şartsız üstlenmedikleri de sözleşmenin 2 maddesinden açıkça anlaşıldığını, yine bu ibareden alacaklının ilk olarak keşideci ve cirantalara yönelmesinin gerektiğinin anlaşıldığını, dosyadaki bilirkişi raporundan ise, davalının çeklerin tahsili için hiçbir işlem yapmadığı, yalnızca bazı çeklerin banka sorumluluk bedellerini tahsille yetindiği, çekleri takibe koymadığı, karşılıksız çek şikayetinde bulunmadığı, çeklerin tahsil imkanını ortadan kaldırdığı ve zamanaşımına uğramasına sebebiyet verdiğinin görüldüğünü,Ayrıca Protokolde \"çeklerin karşılıksız çıkması halinde\" değil \"tahsilata dönüşmemesi durumunda\" ibaresi kullanıldığından, çeklerin tahsilata dönüşmesi için hiçbir çaba harcamamış olan davalının söz konusu sözleşme gereği bu bedelleri müvekkillerden istemesinin mümkün olmadığını, belirtilen nedenlerle davalı şirketin sözleşmenin aslında bir garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu savunmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Müvekkiller kefil olunan çeklerin akıbetiyle ilgili bilgi verilmediğini, müvekkillerin rücu hakkını kullanmasının engellendiğini, müvekkillerimin TBK uyarınca sözleşmeden dönme hakkının da mevcut olduğunu, mahkemece çeklerin ödenmemiş olduğu bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden müvekkillerin temerrüde düştüğünün belirtildiğini, bunun da son derece hatalı bir tespit olduğunu, zira sözleşmeye konu çeklerin tahsil edilip edilmediği de taraflarına hiçbir zaman bildirilmediğini, tahsil edilemeyen çeklerin tahsili için müvekkile temlik ve teslim edilmesi gerekli olduğu halde bu yükümlülüğün de yerine getirilmediğini, bu husus ile ilgili bilgi verilmesi ve ödenen çekler ile ilgili rücu imkanının tanınması arabuluculuk aşamasında davalı taraftan istenmişse de davalı tarafın bu hususta arabuluculuk aşamasında da bilgi vermekten ve rücu imkanı tanımaktan kaçındığını, asıl borçlular tarafından ödenmeyen çeklerin müvekkile teslim ve temlik edilmediğinden zamanaşımına uğradığını, bu durumun arabuluculuk son tutanağı ile sabit olduğunu, Kefalet sözleşmesi yasal şartları taşımadığından geçersiz olmakla birlikte,  sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse dahi müvekkillerin borçlu kabul edilemeyeceğini, müvekkilin 24.12.2018 vade tarihli 435.000,00 TL bedelli senedi, herhangi bir takiple karşılaşmamak için ödemek durumunda kaldığını, davalı şirketin kefalet sözleşmesinde belirtilen çekleri, ödeme nazarında müvekkile teslim etmek veya bu çekler icraya konulmuş ise, icra dosyalarındaki alacağı müvekkile  temlik etmek zorunda olduğunu, yasa gereğince rücu imkanının tanınması ediminin alacaklıya yüklendiğini, davalı şirketin bu edimlerini yerine getirmediğini, getirmekten de sürekli olarak imtina ettiğini, müvekkillerin rücu hakkının davalı tarafından engellendiğini, çeklerin tamamının da bu aşamada müvekkile temlik ve teslimi sağlanmayarak davalının kusuru ile zamanaşımına uğratıldığının anlaşıldığını, bu doğrultuda TBK m. 592/3-4 uyarınca da müvekkillerin borçtan kurtulmuş olduğunu, dava konusu protokol ve protokol uyarınca verilmiş senetler nedeniyle bir borcunun bulunmadığının tespitinin gerektiğini, Bir an için sözleşmenin garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilse bile mahkeme kararının hatalı olduğunu, bilirkişi raporu ile sabit olduğu üzere çeklerin 15.700,00 TL tutarındaki banka sorumluluk bedellerinin davalı tarafça tahsil edildiğini, bu doğrultuda müvekkillerin bu tutardaki borçtan kurtulacağının da açık olduğunu, bu nedenle sözleşmenin garanti sözleşmesi olduğunun kabulü halinde dahi müvekkillerin 15.700,00 TL yönünden borçlu olmadığının tespiti gerektiğini, Mahkemece tedbir nedeniyle alacağın tahsilinin geciktiğinden bahisle %20 oranında tazminata hükmedildiğini, alacağın gecikmesi nedeniyle %20 tazminata hükmedilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece karar verildiği tarih itibariyle senetlerin birinin vadesinin dahi gelmediğini, davalı tarafça çeklerin ödenip ödenmediğinin müvekkile bildirilmemesi nedeniyle temerrüt olgusundan bahsedilemeyeceği gibi, mahkemece kısa kararın verilmesinden hemen sonra müvekkilce 24.11.2022 tarihinde; 24.12.2021 vadeli senet bedeli olan 435.000,00 TL ve senedin ödeme tarihine kadar işlemiş 62.952,84 TL tutarındaki faizin ödenmek zorunda kalındığını, yine 24.12.2022 tarihli bononun da 23.12.2022 tarihinde müvekkilce ödenmiş olduğunu,  bu bono bakımından alacağın tahsilinde herhangi bir gecikmenin söz konusu olmadığını, vadesi gelmemiş ve ödenmesi yönünde bildirim yapılmamış bir alacağın gecikmesinden bahsedilemeyeceğinden söz konusu tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Menfi tespit talep edilen tutar yargılama sırasında ödenmiş olduğundan davanın istirdat davasına dönüştüğünü, tedbir kararının kalkması nedeniyle dava konusu bonolar takibe konu edilebileceğinden, sözleşmenin kefili davacı müvekkil ... tarafından bono bedellerinin ödenmek durumunda kalındığını, mevcut menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun alacaklıya ödenmesi nedeniyle menfi tespit davasının kendiliğinden istirdat davasına dönüştüğünü, Açıklanan nedenlerle davaya istirdat davası olarak devam edilmesi, davanın reddine dair kararın kaldırılması, davanın kabulüne ve kefalet sözleşmesi gereğince davacıya ödemek zorunda kalınan tutarların müvekkile iadesine karar verilmesini gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 20/11/2017 tarihli \"Protokol\"ün kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğu ve kefalet sözleşmesinin şekil şartlarını taşımaması sebebiyle geçersiz olduğu iddiasıyla protokol kapsamında davacılar tarafından davalıya verilen bonolardan dolayı davacıların borçlu olmadığının tespiti ile ödenen bono bedellerinin tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilmesine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta temel ihtilaf dava konusu 20/11/2017 tarihli \"Protokol\"ün kefalet sözleşmesi mi garanti sözleşmesi mi niteliğinde olduğu ve sonucuna göre davacının davalıya borçlu olup olmadığı ve bonolara ilişkin ödediği bedelin istirdadını talep edip edemeyeceği noktasındadır. Sözleşmenin kefalet sözleşmesi mi garanti sözleşmesi mi olarak nitelendirileceği hususu uygulamada da zor ayırt edildiğinden buna ilişkin kıstaslar doktrin ve yargısal içtihatlar ile ortaya konulmuştur. Her iki sözleşme arasındaki farklılıklara ve ayırt edici kıstaslara ilişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23/05/2019 tarih ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20/05/2024 tarih, 2023/568 esas ve  2024/4093 karar sayılı ilamında; \"....Kefalet sözleşmesi somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. Garanti sözleşmesi ise Kanun tarafından düzenlenmemiş olmakla birlikte sadece belli bir garanti sözleşmesi türü olan “başkasının fiilini taahhüt” 818 sayılı BK’nın 110. (6098 sayılı TBK’nın 128.) maddesinde eksik bir şekilde hükme bağlanmıştır. Kişisel (şahsi) teminat sözleşmelerinin alt kavramlarını oluşturan kefalet ve garanti sözleşmelerinin temel amaçları, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat (güvence) verilmesidir. Her iki sözleşme de temel amaçları itibari ile aynı hedefe yönelmekle birlikte, gerek doktrinde, gerekse bu konudaki uygulamanın öncüsü niteliğindeki 11.06.1969 tarihli ve 1969/4 E, 1969/6 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki (YİBK) belirlemelere göre, her iki sözleşme arasında temel farklar bulunmaktadır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.07.2001 tarihli ve 2001/19-534 E, 2001/583 K. sayılı kararında da her iki sözleşme arasındaki temel farklar belirtilmiştir. Öncelikle 818 sayılı BK’nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK’nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. Garanti sözleşmesinde ise şekil serbestisi geçerli olup, verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olmasına da gerek yoktur. Öte yandan, 818 sayılı BK’nın 497. (6098 sayılı TBK’nın 591.) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahipken, garanti sözleşmesinde üçüncü kişi sözleşme ilişkisine tamamen yabancı olduğundan garanti verenin üçüncü kişiye ait def’ileri ileri sürme hakkı bulunmamaktadır. 818 sayılı BK’nın 486. (6098 sayılı TBK’nın 585/1.) maddesi gereğince adi kefalette, kefilin sorumluluğu asıl borçlu aleyhine girişilecek takibin sonuçsuz kalması koşuluna bağlı olduğu halde garanti sözleşmesinde risk gerçekleştiğinde garanti alan derhal garanti verene başvurabilecektir. Bunların dışında 818 sayılı BK’nın 496. (6098 sayılı TBK’nın 596.) maddesi gereğince kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebilirken, garanti sözleşmesinde garanti verene bu şekilde bir kanuni halefiyet hakkı tanınmış değildir. Nihayet 818 sayılı BK’nın 492. (6098 sayılı TBK’nın 598/1.) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlı iken, garanti sözleşmesinde ise sorumluluk asıl borçtan tamamen bağımsız olup, üçüncü şahsın borcunun herhangi bir nedenle geçersiz olması garanti verenin sorumluluğunu etkilemeyecektir. Bu farklı hüküm ve sonuçlardan anlaşılacağı üzere, garanti veren kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Bu nedenle sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda teminat veren kimsenin iradesi de bu yönden titizlikle değerlendirilmelidir. İşte bu nedenledir ki, doktrinde ve uygulamada her iki sözleşmenin birbirinden ayırt edilebilmesi için çeşitli kıstaslar belirlenmiştir. Bu kıstaslardan ilk grubu yardımcı olarak belirlenen kıstaslar oluşturur ki, bunlar ana hatları itibariyle; sözleşmede kullanılan deyimler, üstlenilen rizikonun niteliği, borçlu yerine ifa veya tazminat ödeme yükümlülüğü, para borcunun tekeffülü veya bir fiilin tekeffülü gibi kıstaslardır. Bunlar, aşağıda belirtilecek ana kıstasların yanında kullanılması mümkün olan fer’i nitelikteki kıstaslardır. Yine doktrin ve uygulamada belirlenmiş olan ana kıstaslara gelince; bunlardan ilki, asli-fer’i yükümlülük kıstasıdır. Kefalet sözleşmesini garanti sözleşmesinden ayırt eden en bariz nitelik, kefaletin fer’i olmasına karşılık garanti sözleşmesinin bağımsız ve asli niteliğidir. Garanti sözleşmesi ile garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi bulunmamaktadır. Garanti alanın üçüncü kişilerle ilişkisi, üçüncü kişinin bir yükümlülük altında bulunması, garanti sözleşmesinin niteliğine tamamen yabancıdır. Kefalette ise, asıl olan bir başka borcun (temel ilişki) olması ve verilen teminat ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır. Ayrıca kişisel teminat içeren bir sözleşmede bir başka borç ilişkisine yollamada bulunulması da fer’ilik karinesini teşkil eder. Ana kıstaslardan ikincisini, teminat verenin yükümlülüğünün kapsam ve niteliği teşkil eder. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Ana kıstaslardan bir diğeri ise, menfaat kıstası olup, bu kıstasa göre somut bir olayda teminat verenin şahsi bir menfaatinin bulunup bulunmadığına bakılacaktır. Kefalet ilişkisinde kefalet verenin genellikle bu ilişkide bir menfaat sağlama amacı olmadığı hâlde, garanti sözleşmesinde ilke olarak, garanti verenin bu ilişkiden bir menfaati olduğu kabul edilir. Ancak, menfaat her zaman açık olarak kendini göstermeyebilir. Kefalet sözleşmesinde kefil ile borçlu arasında gizli bir menfaat söz konusu olabileceği gibi hiçbir menfaate dayanmaksızın garanti sözleşmesi yapılabilmesi de mümkündür. O hâlde bu kıstas tek başına kesin bir ayırıma imkan vermemekte olup, menfaat kıstası diğer özelliklerle birlikte bulunursa bir garanti sözleşmesine işaret sayılabilir. Nihayet, ana kıstaslardan bir diğeri de kişiye yönelik teminat verme kıstasıdır. Bu kıstasa göre teminatın bir kişi göz önünde tutularak verilmesi halinde kefalet sözleşmesine işaret olunacaktır. Zira kefil, borç altına girerken alacağın her ne şekilde olursa olsun ödeneceğini değil, fakat bu borçlu tarafından ödeneceğini temin etmektedir. Başka bir deyişle kefilin ilgisi borçlunun şahsına yönelik olup, sonuç ikinci planda kalmaktadır. Garanti sözleşmesinde ise kişiye yönelik bir teminat verilmemekte, objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak teminat verilmektedir. Böylece teminatın bir kişi göz önünde tutularak verilmesi kefalet sözleşmesine, bir sonucun gerçekleşmesi için verilmesi ise garanti sözleşmesine işaret sayılacaktır. Her olayda diğer vakıalarla birlikte bu özelliğin de araştırılması gerekir (Bütün bu açıklamalar için bkz. Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara, 2013, s. 121 vd.; Tandoğan, Haluk: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri C. II, Ankara, 1987, s. 818 vd.; Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2017, s. 766 vd.; Özen, Burak: Kefalet Sözleşmesi, İstanbul, 2017, s. 23 vd.; Gümüş, Mustafa Alper: Borçlar Hukuku Özel Hükümler C. II, İstanbul, 2014, s. 509 vd.)....\" şeklinde ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir.Yukarıda belirtilen kıstaslara göre somut uyuşmazlığa konu 20/11/2017 tarihli \"Protokol\"ün niteliğinin saptanması gerekmektedir. Protokolün 1. maddesinin \" ... ...HİDROLİK PNÖMATİK'in ... ... KOMPRESÖR ve MAK. SAN. TİC. A.Ş.'ye (bundan sonra ... olarak anılacaktır) cirolayarak vermiş olduğu aşağıdaki detayları yazılı çeklere en altta bilgileri yazılı kişi ve firmalar kefil olmayı şartsız koşulsuz itiraz hakları olmadan kabul etmektedirler.\" hükmünü içerdiği ve söz konusu çeklere yer verildiği, 2. Maddesinin \"Yukarıda detayları verilmiş çeklerin tahsilata dönüşmemesi durumunda kefil kişi ve firmalar, sözkonusu çeklerin toplamı olan 1.305.000 TL (Bir milyon Üçyüzbeş Bin Türk Lirası) tutarı, kendi borçları olarak şartsız koşulsuz kabul ettiklerini ve kefillik doğrultusunda ...'a vermiş oldukları aşağıdaki aşağıdaki senetlerin tahsiline gidilmesini şartsız koşulsuz kabul edip taahhüt etmektedirler.\" hükmünü içerdiği ve dava konusu bonolara yer verildiği, dava konusu bonolardan ikisinin vade tarihinin 14/11/2019 tarihli ek protokol ile değiştirildiği, protokol ve ek protokolün davacılar ve davalı tarafından imzalandığı görülmüştür. Söz konusu protokolde davacılardan kefil olarak ve protokolde belirtilen çeklere kefil olunmasından bahsedilmiş ise de feri kıstas olan sadece bu sözcüklere göre sözleşmenin kefalet sözleşmesi olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Davacıların, davalı ile aralarında cari hesap ilişkisi olan dava dışı .....Ltd.Şti.nin davalıya vermiş olduğu çeklere kefil olmayı şartsız koşulsuz itiraz hakları olmadan kabul ettikleri, yine çeklerin tahsilata dönüşmemesi halinde davacıların söz konusu çeklerin bedeli toplamını protokolde belirtilen toplamı aynı miktar olan bonolar ile kendi borçları olarak şartsız koşulsuz ödemeyi kabul ettikleri, taahhüt ettikleri tutara ilişkin menfi tespit, istirdat veya iade talebinde bulunma haklarından da peşinen feragat edildiğinin belirtilmek suretiyle itiraz ve defi haklarından  feragat edildiği dikkate alındığında davacıların borcunun asli nitelikte olduğu, feri niteliğinin söz konusu olmadığı, teminat veren davacıların sözleşme ile bağımsız bir borcu yüklendiği, kişiye yönelik bir teminat verilmediği,  protokole konu çeklerin tahsil edilmeme haline ilişkin teminat verildiği ve  teminatın  bağımsız ve objektif bir sonucun gerçekleşmesine yönelik olduğu, davacıların kabulünde olduğu üzere kendi oğluna ait dava dışı ... ...Ltd.Şti. ile davalı arasında distribütörlük sözleşmesinin akdedilmesini temin etmek için protokolün yapılmasında menfaatlerinin bulunduğu, bu durumda tüm ana kıstaslar uyarınca “Protokol” başlıklı sözleşmedeki teminatının garanti sözleşmesi amacıyla verildiği anlaşılmakla Mahkemenin bu yöndeki tespiti isabetlidir. Dava konusu protokolün garanti sözleşmesi niteliğinde olması sebebiyle davacılar garanti edilen tutarın tamamının ödemekle yükümlü olduğundan bir kısım çeklere ilişkin ödenen banka sorumluluk bedellerinin garanti edilen tutardan mahsubunun mümkün olmadığı, ayrıca davacıların ödenen bedele ilişkin rücu hakkının da bulunmadığı dikkate alındığında davacılara rücu imkanının tanınıp tanınmadığının sonuca etkisinin bulunmadığı, protokolün 3. maddesinin \"Kefiller, yukarıda anılan senetlerden herhangi birini ödememesi halinde sıralı diğer senetler muaccel hale gelmiş sayılacaktır. ...”ın; iş bu senetler ile ilgili, keşideci ve kefillere karşı tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla yasal takibe geçeceğini kabul etmektedir.\" hükmünü içerdiği, bu durumda bonolardan birinin vadesinde ödenmemesi üzerine diğerinin de muaccel hale geldiği ve Mahkemece verilen tedbir sebebiyle davalının alacağını tahsilde geciktiği, bu nedenle her iki bono bedeli üzerinden davacılar aleyhine kötü niyet tazminatı takdirine karar verilmesinin de isabetli olduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacıların  istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine  karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50'şer TL'nin davacılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacılar üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br><br> <br> <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"93e8979b0b2e17b9","SID":"7e7cf95e47759a00"}}