{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/609 <br>KARAR NO\t: 2025/1422<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 30/11/2021<br>NUMARASI\t: 2020/681E. - 2021/826 K. <br>DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali <br>Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali ve yok hükmünde olduğunun tespiti istemli davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ...'ın % 30, diğer davacı ...'ın ise % 9  oranında davalı şirket hissdarı olduklarını,  davalının 13.11.2020 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını,  genel kurulda  10.500.000,00 TL olan şirket sermayesinin 5.224.429,63 TL tutarındaki kısmı iç kaynaklardan ve 5.075.570,37 TL tutarındaki kısmı şirket ortaklarından nakden karşılanmak suretiyle toplam 10.300.000,00 TL artırılarak 20.800.000,00 TL'sına çıkartılmasına karar verildiğini, yönetim kurulu üyelerine  TT'nın 395 ve 396.maddesi  hükümleri gereği izin verildiğini, alınan kararların yok hükmünde olduğunu, ayrıca iptali gerektiğini, söz konu genel kurulun yapılması konusundaki yönetim kurulu  kararının TSG'nin 28.10.2020 tarihli, 10191 sayılı nüshasında  genel kurul toplantısına davet başlığıyla yayımlanarak ilan edildiğini, ilanın bir örneğinin de iadeli taahhütlü olarak ortaklara gönderildiğini, ilan edilen gündem incelendiğinde 2'nci maddede yer alan sermaye artırımına ilişkin ana sözleşme değişiklik tasarısının SPK'ca  incelenerek onaylandığının ve Bakanlık izninin alındığının belirtildiğini,  ancak Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan çağrıda ana sözleşmenin sermaye ile ilgili 6'ncı maddesinin eski ve yeni hallerinin bulunmadığını,   bu konunun genel kurulda dile getirildiğini ancak  ilanda tadil tasarısındaki maddenin eski ve yeni halinin olmamasının bir usulsüzlük sayılmayacağı belirtilerek, maddenin eski ve yeni halinin toplantıda okutturulduğunu, oysa ki  TTK'nın 333, 414, 453 ve Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin 11/ç maddesine göre gündemde esas sözleşme değişikliği var ise genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin ilanda değişen maddenin eski ve yeni şeklinin olup olmadığının Bakanlık temsilcisi tarafından re'sen kontrol edilmesi gerektiğini,  davacıların uyarısı üzerine Bakanlık Temsilcisinin Yönetmeliğin 11 ve 17 nci maddesi hakkında bilgi vererek kendisinin de yaptığı kontrollerde bu durumu tespit ettiğini belirttiğini,  ancak  bu eksikliğe işaret etmekle yetinerek toplantıya devam edilmesini sağladığını,  esas sözleşmesi toplantı esnasında hem hazır edilmemiş hem de talep edilmesine rağmen genel kurulun sesli ve görüntülü kaydından da açıkça görüleceği üzere ibraz edilmeyerek ilgili Yönetmeliğin 15. maddesinin de alenen ihlal edidiğini, ancak TSG'de ilan edilen toplantı çağrısındaki eksikliğin (usulsüzlük) butlan sebebi olduğunu, bunun yanı sıra, TSG'de yayınlanan ve esas sözleşme değişikliği de içeren  toplantı çağrısında  bulunmayan maddenin eski ve yeni hali nedeniyle oluşan usulsüzlüğü sözde gidermek adına  toplantıda  okutulan maddenin eski halinde de davacılardan ...'ın şirket ortağı olarak gösterilmeyerek bir ikinci usulsüzlük yapıldığını, okutulan maddenin eski hali de doğru olmadığından, başlangıçtaki bir usulsüzlüğün sonradan bir başka usulsüzlük ile giderilmesinin de mümkün olamadığını, bu sebeplerle toplantı da alınan kararların yok hükmünde olduğunu, ayrıca 2 ve 3 numaralı kararların da kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu,  iptali gerektiğini, sermaye ile ilgili gündemin 2'ci maddesinde  sermaye arttırım kararındaki iç kaynakalrdan  karşılanacak bedelsiz sermaye  arttırım rakamları ile nakit sermaye arttırım  rakamlarının  davalı şirket aleyhine açılan bir kısım davaların henüz kesinleşmemiş olması sebebiyle değişebileceğini, zira bu davalarda dağıtılmayan  ve yedek akçe ayrılan kar payı kararlarının alındığı genel kurul kararlarının iptali davası olduğunu,  sermaye artırımı tutarlarını tamamen değiştirecek olan ve iptali istenmiş olan 2018 yılı finansal tablolarının tasdiki ve 2019 yılındaki finansal tabloların tasdiki ile bu tablolara göre oluşan karın dağıtılmamasına yönelik kararların iptal edilmesi halinde bu davaya konu sermaye artırımı kararının da iptalinin kaçınılmaz olacağını, bu sebeple açılan  İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/494 Esas,İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/134 Esas, stanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/385 Esas ve İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/340 Esas sayılı dava dosyalarının  bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacılardan ... temsilcisinin sermaye artırımı gündem maddesinin görüşülmesi sırasında sorduğu \" iç kaynaklardan karşılanacak olan tutarların TMS/TFRS-UFRS'ye göre mi VUK'a göre mi hesaplandığı\" sorusunun gündemle alakalı değil denilerek müzakere edilmemesinin de  iptal sebebi olduğunu, oysa müzakere edilmesi gereken bu konunun sermaye artırımına ilişkin gündem maddesiyle doğrudan alakalı olduğunu,  en basit anlatımıyla, örneğin, 2019 faaliyet yılında şirket genel kurul kararıyla VUK'a göre 2 Milyon 300 Bin TL olarak dağıtılmayıp yedeklere ayrılmış iken eğer TMS/TFRS-UFRS'ye göre belirlenmiş olan 13 Milyon 200 Bin TL tutarındaki kar esas alınarak ve esas sözleşmeye uygun şekilde karar alınmış olsaydı TTK 519 uncu madde uyarınca ayrılması gereken yıllık karın yüzde beşi oranındaki genel kanuni yedek akçenin 660 Bin TL olarak ayrılması ile 2019 ve önceki dönemlerde dağıtılmayarak yedeklere ayrılan kar 12 Milyon 540 Bin TL olacağını, buna göre de esas sözleşmenin 17 nci maddesi çerçevesinde karın %5'i olan 627 Bin TL'nin ortaklara ödenmesinden sonra  kalacak olan 11 Milyon 913 Bin TL'nin de yedek akçe olarak ayrılması gerekeceğini,  bu durumda bugün gelinen noktada tüm sermaye artırımı bedelinin (ya da çok büyük bir bölümünün) iç kaynaklardan ve bedelsiz karşılanabilmesinin mümkün olacağını,  esasen bu hususun da İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/494 Esas sayılı dosyasıyla açılmış olan 2019 yılına ilişkin genel kurul kararlarının iptali davası ile  İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/134 Esas sayılı dosyasıyla açılmış olan 2018 yılına ilişkin genel kurul toplantısında alınan kararların iptali davalarının konusunu oluşturduğunu, bu davaların da halen derdest olduğunu,  iç kaynaklardan karşılanacak bedelsiz sermaye artırımı rakamları ile nakit sermaye artırımı rakamlarının bu davalarda verilecek olan kararlarla ileride değişme ihtimali bulunduğunu, bu rakamlar da kesinleşmeden sermaye artırımı gündemli bir genel kurul yapılmasının hukuken mümkün olmadığını,  aksi düşünülse bile, ileride sermaye artırımı tutarlarını tamamen değişmesine yol açacak olan 2018 ve 2019 yılı finansal tablolarının onay ve kar dağıtılmaması kararlarının iptal edilmesi halinde bu davaya konu sermaye artırımı kararının da iptalinin kaçınılmaz olacağını, bu madde ile ilgili olarak da sayın İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/494 ve İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/134 Esas sayılı dava dosyalarından verilecek olan kararların kesinleşmesinin beklenmesi gerekeceğini,  bu kapsamda  yönetim kurulunun iç kaynaklardan karşılanacak bedelsiz sermaye artırımı ile nakit sermaye artırımı tutarlarını belirlerken kullandığı yöntemin aslında ortakların kardan pay alma hakkı ile sermaye artırımına katılıp katılmama konusunda serbestçe karar verme hakkının ortadan kaldırılması anlamı da taşıdığını, ortakların bu haklarının bir oldu bitti ile yok edilmesinin, üstelik bu yapılırken önceki yıllarda yapılmış olan usulsüz işlem ve tasarruflara dayandırılmasının açıkça dürüstlük kuralına ve TTK 551 maddesinde öngörülen dürüst resim ilkesine aykırı olduğunu,  sermaye artırımı kararının gerekçesi geniş yetkili aracı kurum olabilmek için öngrülen asgari sermayeye ulaşmak olduğu gösterilse de aslında artırılan sermayenin bu amacı gerçekleştirmek için yeterli olmadığını ve tamamen göstermelik bir gerekçe olduğunu,  bu durumda  usulsüz olarak sermaye artırımı kararı alınmasının açıkça dürüstlük kuralına aykırı olduğunu,  KAP'ta yayınlanan 30.09.2020 tarihinde biten döneme ilişkin bilançoları incelendiğinde aslında şirketin 30.09.2020 tarihi itibarıyla TMS/TFSR'ye göre dönem karının 44 Milyon 972 Bin 72 TL ve VUK'a göre ise 7 Milyon 464 Bin 890TL olduğu da dikkate alındığında aslında bu sermaye artırımı ile çoğunluk hissesine sahip ortak ...'nun bir yandan bedelli sermaye artırımı yoluyla davacıların hisselerini küçültürken diğer yandan yıl sonu itibarıyla oluşacak kara da el koyma peşinde olduğunu, gündemin 3.maddesinde yönetim kurulu üyelerine  TTK'nın 395 ve396.maddeleri uyarınca  izin verildiğini, ancak  ...'nun kendisi ve eşi ...'na TTK 395-396 uyarınca izin verilmesine ilişkin oylama yönünden, ...'nun da kendisi ve eşi ...'na TTK 395-396 uyarınca izin verilmesine ilişkin oylama yönünden ... durumları bulunduğunu, TTK'nın 436/1 kapsamında, ... ve ... TTK 395-396 uyarınca izin verme oylamasında birbirleri ve kendileri yönünden oy kullanamayacaklarını,  kullanırlarsa da geçersiz olduğunu, ... ve ... açısından ... durumu olmasına rağmen oylamaya katılıp olumlu oy kullanmış olduklarından kendileri ve birbirleri açısından kullandıkları olumlu oyların yok hükmünde olup gündemin bu maddesinin iptali gerektiğini ileri sürerek, davalının 13.11.2020 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunu tespitine, 2 ve 3.maddelerinin TTK'nın 445 ve 446 ncı maddeleri uyarınca iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;davacı şirketin aracı bir kurum olduğunu, aracı kurumun geniş, kısmi veya dar yetkili aracı kurum olarak faaliyet gösterebilmesinin mevcut asgari ödenmiş ve özsermaye sermaye miktarına bağlı olduğunu,  bunun her yıl yeniden değerleme miktarı esas alınarak SPK tarafından belirlendiğini,  2020 yılı için asgari ödenmiş sermayenin 28.693.544 TL, 2021 içinse 29.216.340 TL olarak belirlendiğini, 10.500.000,00 TL ödenmiş sermaye yapısı ile kısmi yetkili aracı kurum olan  davalının  mevzuat gereği önemli gelir kaynağı olan yükümlenme gerektiren halka arz işlemleri, genel saklama hizmeti ve portföy aracılığı faaliyetlerini yapamıyor olması sebebiyle ciddi gelir kaybına uğradığını, bu nedenle sermayesini artırarak geniş yetkili aracı kurum olmak, diğer yandan şirketin müşteri sayısının, overallarının ve işlem hacimleri teminat miktarlarının artmış olmasının meydana getirdiği nakit ihtiyacından dolayı 22.06.2020 tarihinde yapılan  olağan genel kurulunda 2019 yılına ilişkin kar'ın dağıtılmayıp sermayeye eklenmesinin şirket ve ortaklık yararına olacağı sonucuna varılarak 2019 yılı karın dağıtılmaması yönünde karar alındığını, yönetim kurulunun da 22.06.2020 tarihli genel kurul iradesine uygun olarak 18.09.2020 tarih ve 2020/32 sayılı kararı ile şirketin kısmi yetkili  aracı kurum olması nedeni geniş yetkili  aracı kurum' yetki belgesini alabilmek için gerekli olan asgari  ödenmiş  sermaye şartını sağlama gayesi ile şirket esas sözleşmesinin 6.maddesinin değiştirilerek tamamı ödenmiş 10.500.000,00 TL'den ibaret şirket sermayesinin 20.800.000,00 TL ye çıkartılmasına, arttırılan 10.300.000,00 TL'nin  14.09.2020 tarih ve YMMM-1181-2706-2020/41 sayılı Yeminli Mali Müşavirlik, Sermayeye İlave Edilebilecek İç Kaynakların Tespit Edilmesine Yönelik Tasdik Raporu ile tespit edilen  2.071,243,25 TL tutarındaki kısmın geçmiş yıl karlarından, 3.153.186,38 TL tutarındaki kısmı özel yedeklerden karşılanmasına, kalan 5.075.570,37 TL tutarındaki kısmın ortaklar tarafından nakit olarak karşılanmasına, bu suretle sermayenin 10.300.000,00 TL den 20.800.000,00 TL sına çıkartılması yönünde karar alarak şirket esas sözleşmenin 6 nolu maddesinin tadiline ilişkin (önerge) hazırlandığını,  TTK 414'e uygun olarak nama yazılı pay sahiplerine ve davacılara çağrı ve gündem maddeleri noter tasdikli sermaye tadil  tasarısının eski ve yeni hali eklenerek iadeli taahhütlü mektupla tebliğ edildiğini, kendi dönemlerinde Şirket'in kısmi yetkili  aracı kurum olabilmesi için sermaye artırımı yapılması ve kar dağıtımı yapılmamasına hiçbir itirazları olmayan davacıların, bu defa Şirket'in Geniş Yetkili Aracı Kurum olabilmesi için kar dağıtılmaması ve sermaye artırımı kararlarının iptalini talep etmeleri Şirket menfaati ve dürüstlük ilkesine uygun olmayıp ortaklık hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu,  iç kaynaklardan sermaye artışına eklenecek bedel YMMM raporuna göre TTK, Maliye Bakanlığı ve SPK mevzuatı gereği VUK'a göre hesaplandığını, davacı yan iç kaynaklara eklenecek tutarın UFRS'ye göre hesaplanması gerektiğine ilişkin genel kurulda ve huzurdaki davada hatalı ve yasaya aykırı bir görüş beyan ettiğini, yönetim kurulu beyanı gibi 13.11.2020 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulunda alınan  artış kararına davacıların red kararı verdiğini, nakit sermaye artışının kısmına katılmayarak rüçhan haklarını kullanmadığını, yasal süresi içinde kullanılmayan rüçhan haklarının şirketin diğer ortakları tarafından karşılanarak sermaye artışının tamamlandığını, sermaye artışının tamamlandığı yönünde YMMM raporunun mahkemeye davaya cevap ekinde sunulduğunu, ticaret sicilinde tescil ve ilan edildiğini, son ortaklık yapısının Sermaye Piyasası Kurulu'nun 28.01.2021 tarih ve 2021/5 sayılı yazıları ile onaylandığını, resmi bültende yayınlanarak ilan edildiğini, sermaye artış süreci tamamlanmış olduğunu, yürütmenin durdurulması için yasal ve haklı bir mesnet bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Davacıların ortak olduğu, davacıların ortak olarak ve aktif sıfat sahibi olarak ve yasal süresi içinde genel kurul kararının iptaline yönelik dava açtığı, daha önce taraflar arasında farklı hukuki nedenlere dayalı görülmüş veya görülmekte olan başkaca uyuşmazlıkların mevcut olduğu, sermaye arttırımına dair alınan kararın tamamlanarak ticaret sicil gazetesinde ilânı sonrası tescilinin yapıldığı hususları tartışmasızdır. Dava, genel kurul kararın iptaline yönelik olarak açılmış ve 6102 sayılı TTK m.446 hükmünden kaynaklanmaktadır.6102 sayılı TTK. m.446 hükmü somut uyuşmazlığa dayanak madde olup bu hükümde iptal davası açılabilecek kişiler sayılmıştır. Bu maddeye göre, toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağı geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun veya olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açabileceklerdir. Davacıların dava açmalarına engel usuli bir engel yoktur. İptal davası, genel kurul kararının alınmış olduğu tarih dikkate alındığında üç aylık yasal hak düşürücü süre içinde açılmış olup Mahkememiz yetkilidir. Bu itibarla TTK. m.445 hükmünün yasal şartları yerine gelmiştir. Somut olayda, davacılara toplantı çağrısı usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, esasen davacılar toplantıya katılmıştır. Buna göre davacının genel kurul kararının iptali noktasında yasadan kaynaklanan hakkının şeklen var olduğu açıktır....Bilindiği üzere şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağı TTK'nun 395. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasına göre \"Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hálde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürülebilecek olup diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz.\" Rekabet yasağı ise TTK m.396 hükmünde düzenlenmiş olup, bu maddenin 1. fikrasına göre; \"Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremeyecektir. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir\". Her ne kadar kanunda yönetim kurulu üyesinin, ortaklıkla işlem yapmasını veya rekabet etmesini mümkün kılan genel kurul oylamasına katılıp katılamayacağı konusu açıkça düzenlenmemişse de, konų öğretide tartışılmış ve olumsuz şekilde cevaplandırılmıştır. Öğretide ..., şirketle işlem yapma ve rekabet yasağının kaldırılmasının yönetim kurulu üyesini bir pay sahibi olarak ilgilendirmediği, aksine buradaki menfaatin (pay sahipliği sıfatından doğmayan) özel nitelikteki bir menfaat olduğunu ve ilgili kişi ile anonim şirket karşı karşıya getirdiği, genel kurulun verdiği izin kararına yönetim kurulu üyesinin oyu ile katılamayacağının kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştir (..., ..., s. 109 vd.). Yargıtay da üyelerin yasağı kaldıran oylamada oydan yoksun olduklarını çeşitli kararlarında ortaya koymuştur (Y. 11.HD. 14.3.2011 tarih ve 2009/10138 E. 2011/2606 K. sayılı kararı; Y. 11. HD. 29.11.1994, E. 5250/K 9136; 11. HD. 5.5.1981 E. 1267/K. 2213.sayılı ilamları)  Şu halde genel kurul gündeminin ilgili maddesi yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksunluğu dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekip Yargıtay'ın yerleşik uygulaması dahi ... halinde bu kimselerin oyları düşüldükten sonra geriye kalan oyların kararın alınması bakımından yeterli olup olmadığına bakılarak bir sonuca varılması yönündedir. Dava dosyasındaki şirket kayıtları ve özellikle genel kurul karar içerikleri dikkate alındığında ... ve ...'nun pay adetleri ve tutarları nisaba dahil olunmadığında, bir başka deyişle bu kimsenin oyları düşüldükten sonra geriye kalan oylar bakımından oy çokluğunun sağlanması mümkün değildir. O halde somut davada yönetim kurulu üyeleri adı geçen gündem maddesinin onaylanmasında oy kullanamayacaklarından bu kimselerin oyları düşüldükten sonra alınan karar nisap yönünden yeterli değildir. Esasen \"TTK. 436/1. maddesinde, ''pay sahibinin kendisi ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme ya da herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin müzakerelerde oy kullanamayacağı düzenlemesi mevcuttur. TTK. 395 ve 396. maddelerine göre tanınan izinlerin ve yetkinin verilmesi de pay sahibi ile şirket arasındaki kişisel ilişkiyi düzenlediğinden yönetim kurulu üyesi olan pay sahibinin TTK. 436/1. maddesi uyarınca bu müzakerede oy kullanamayacağı açıktır. Ancak kararın iptali için pay sahibi ve yönetim kurulu üyesinin oylamaya  katılmasının ve oy kullanmasının nisap bakımından sonuca etkili olması zorunludur\". (Yargıtay 11. HD. 2018/3472E. 2019/15092K.sayılı ilamı ve bu ilama dayanak olan BAM ve ilk derece mahkeme kararı) Bu zorunluluk karşısında somut olayda kararın iptali için pay sahibi ve yönetim kurulu üyesinin oylamaya katılmak suretiyle oy kullanmış olması dikkate alındığında, oydan yoksun durumda olan bu kişilerin oyları düşüldükten sonra geriye kalan oyların karar alınması bakımından yeterli nisap oluşturmadığı, (Yargıtay 11. HD 2016/2632E. 2017/2360K.) bu suretle bu yöne ilişkin olağanüstü genel kurul kararının iptal olunması gerektiği değerlendirilmiştir. Öte yandan menkul kıymetler konusunda uzman ve bu konuda özel tecrübesi olan...'ın dahil olduğu bilirkişi kurulu raporunda da irdelendiği üzere bir diğer aykırılık iddiası, kâr dağıtım ve bilançonun tasdik kararlarının derdest davalara konu olması, buna göre kararlar kesinleşmeden mevcut kaynaklara göre sermaye artırımı yapılamayacağı, iddiası olmakla birlikte  kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadıkça mevcut geçerli ve denetimden geçmiş bilançolara göre genel kurulda karar alınmasının önünde yasal bir engel bulunmadığı, sermaye artırımı kararı yönünden bir diğer aykırılık iddiası iç kaynaklardan karşılanacak olan tutarların TMS/TFRS-UFRS'ye göre mi VUK'a göre mi hesaplandığına ilişkin sorunun müzakere edilmediği yönünde ise de toplantı tutanağının incelenmesinden YMM denetim raporlarına göre hesaplama yapıldığı, bu yönden de iptal iddiasının varit olmadığı, şirketçe sermaye artırımı bakımından geniş yetkili aracı kuruluş olarak faaliyet gösterebilmek için gerekli öz sermaye miktarına ulaşılması bakımından artırım yapıldığı, alınan kararın pay sahiplerine zarar vermek, paylarını azaltmak maksadıyla yapılmadığı, bu artırımın ilgili alanda bahsedildiği şekilde geniş yetkili aracı kuruluş olarak faaliyet gösterebilmek açısından mali ve işletmesel açıdan gereklilik taşıdığı, bu durumun şirkete fayda sağlayacağı, kaldı ki kâr dağıtımı yapılmaksızın ve fakat şirket iç kaynaklarından karşılanan kısım sebebiyle pay sahiplerinin bedelsiz pay alma hakkı elde ettikleri, payları nispetinde haklarının ise korunduğu açıklanmıştır. Bu yönüyle karar, kanun ve ana sözleşmeye aykırı değildir. Zaten gerek dosya kapsamı ve özellikle bilirkişi kurulu raporundaki mali, işletmesel ve sektörel irdelemeler gözüktüğünde, davalı olan şirketin faaliyet sahası kapsamında olmak üzere geniş yetkili aracı kurumun statüsünü kazanabilmesi açısından şirketin öz sermayesinin korunması, güçlendirilmesi zorunluluk arz etmekte olup konuyla doğrudan ilgili olan ve 6362 sayılı SPK kapsamında yapılan ve bilirkişi kurulu raporunda açıklanan ikincil düzenlemeler bu noktada açıktır. Davalı olan şirketin faaliyet sahası kapsamında ve alınan karara uygun olarak geniş yetkili aracı kurum olarak faaliyet gösterebilmesi için sermaye arttırım gerekliliği bulunmaktadır. Bu durumdaki şirketin bu noktada yeterli düzeyde olmak üzere bir kaynağa sahip olduğunun ispatlanamadığı ve mutlak suretle dış kaynak kullanımına ihtiyaç duyduğu açıktır. Bu durumda ise şirketin yatırım için ihtiyaç duyduğu parayı ya pay sahibinden alması veya finans kuruluşundan temin etmesi söz konusudur. Ne var ki finans kuruluşlarının kredi vermesi için pay sahibinden ayni ve şahsi teminat istemesi gerekebilecektir. Aslında ticari hayatın uygulaması içinde ekonomik rasyoları yüksek olan büyük şirketler dışında diğer şirketlerin diğer pay sahipleri teminat sağlamadığı sürece şirketin kredi alamaması güncel ticari hayatın içinde  sık karşılaşılan ve beklenilen hallerdendir. Zaten gerekli teminatları sağlamaması durumunda ise borç alınacağı tabidir. Hal böyle olunca şirketin gerekli yatırım amaçlarına ulaşabilmesi, faaliyet alanıyla ilgili geniş yetkili aracı kurum sıfatını kazanabilmesi için, finansman ihtiyacını sermaye artırmak suretiyle karşılaması ticari hayatın gereklerine ve dürüstlük kurallarına uygun nitelik taşımaktadır. O halde davalı şirketin, ticari ve işletmesel hedef ve çalışmalarındaki amaçlarına ulaşabilmek adına, davalı şirketin ek finansman maliyetiyle karşılaşmaması için davalı şirket ortaklarınca şirkete sermaye konulmasına dair karar alınması, şirketin bu şekilde ticari olarak büyümeyi hedeflemesi, kârlılığını yükseltmek için bu şekilde çaba gösterirken maliyetin azaltılmasına yardımcı yol seçmesi temel olarak davalı şirket yönünden haklı ve iyi niyet kurallarına uygundur. Kaldı ki davalı şirketin sermaye arttırımı gereksinimi duyduğu yönünde gerekçeli ve denetime elverişli olarak hazırlanan, SPK ile ilgili alt düzenlemeleri içeren bilirkişi kurulu raporu karşısında, davalı şirketin sermaye arttırımı için gereksinim içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Davacı tarafından dava dilekçesinde dayanılan ve konuları açıklanan derdest dava içeriklerinin davalı şirketin gereksinimi olan sermaye arttırım durumunu ortadan kaldırıcı bir yönü bulunmamaktadır. O halde kâr payı dağıtılmaksızın yedek akçelere ayrılmış tutarların miktarı, yine açılan sorumluluk davasından verilecek kararın sonucu ve yine 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınmış kararların iptal edilip edilmemesi dava tarihi itibariyle sermaye arttırımına dair gerekliliği ortadan kaldırıcı nitelik taşımamaktadır. İlgili talep içerikleri bu noktada Mahkememizce varılan bu sonucu ortadan kaldırmadığı gibi bu konuyla ilgili bilirkişi tarafından yapılan ayrıntılı irdelemede dahi bilirkişi kurulu, kâr dağıtımı ve bilançonun tasdikine dair kararların derdest davalara konu olmasının denetiminden geçmiş bilançolara göre genel kurulda karar alınmasına engel nitelik taşımadığını göstermektedir.Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açık zorunluluk olmadıkça bekletici sorun ile ilgili dar çerçevede yorum yapmaktadır. Aslında mahkemenin bu uygulaması Fransız hukukundaki \"Davanın yargıcı savunmanın da yargıcıdır\" ilkesinin bir yansımasıdır. Bu ilke uyarınca mahkeme, kendi görev alanına girmeyen konuya ilişkin dahi yargılama yapar. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamalarına göre \"bir bekletici sorun iddiası karşısında kalan hakimin, görevi dışındaki bu iddianın mutlaka görevli mahkemede çözülmesini beklemek yükümlülüğü yoktur. Kendisi de birçok durumlarda ileri sürülen hususu karara bağlayabilir... (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, .../Türkiye B no. 58922/00, 08/08/2006) O halde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamaları ile benimsendiği üzere Mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu rapor içeriği ve sermaye arttırımı ile ilgili gerekliliği ortaya koyan mali, işletmesel ve finansal durum karşısında adı geçen dosyaların beklenmesini gerektirecek şekilde vakıalara dayalı herhangi bir açıklamanın ayrıntılı şekilde yapılamadığı, davalı şirketin sermaye artırımına dair almış olduğu karar çerçevesinde işletmenin ticari faaliyetlerine devamına engel olabilecek bir durumun söz konusu bulunmadığı kabul edilmiştir. Bir başka deyişle dava tarihi itibariyle sermaye arttırım kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında bekletici mesele yapılmasındaki gereklilik ispatlanamamıştır. Zaten davalı da bu yöne ilişkin iddiayı inkâr etmiştir. Öte yandan uyuşmazlığın dayanak maddesi 6102 sayılı TTK m.445 olup maddenin kapsamına dahil olan kenar başlığı \"Genel kurul kararlarının iptali\" başlığı taşımaktadır. Bir başka deyişle kanun koyucu genel kurul toplantısının iptalini amaçlamamış ve düzenlememiştir. Hal böyle olunca münhasıran genel kurul toplantısında alınan kararların iptali yerine \"genel kurul toplantısının iptaline\" dair talebin bir bütün olarak kabulü kanun hükmünün gerek lafzına gerek ise amacına aykırıdır. Bu nedenle dava dilekçesinde yer alan \"genel kurul toplantısının iptaline\" dair talep bilirkişi kurulu tarafından ele alınmasa dahi Mahkememizce yapılan değerlendirmeye göre reddolunmuştur. Yargısal uygulamanın da bu yönde olduğu bilinmektedir.İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Oysaki davacının gerek genel toplantısında alınan ve yukarıda irdelenen hususlar dışında yer alan diğer kararların iptali ile ilgili üzerine düşen ispat yükünü yerine getiremediği; yer, zaman, konu, eylem açısından gerekli somutlaştırmaları yapmadığı anlaşılmaktadır. Zaten toplantının 1.maddesi ve 4.maddesi tamamen toplantıda mevcut olan fiili durum ile temenni niteliği içeren konular olup iptale dair somut vakıaları taşımamaktadır.  Somut davada davacının finansal, işletmesel, muhasebesel yönden, davalı şirketin 13/11/2020 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan ve yönetim kurulu üyelerine TTK m.395, m.396 kapsamında izin verilmesine ilişkin 3 numaralı maddesi uyarınca alınan kararın iptali gerektiği, buna mukabil diğer kararların ise yok hükmünde olmasını gerektirir veya iptalini gerektirir bir halin varlığının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. Yapılan açıklamalar karşısında davacıların davasının kısmen kabulüne, davalı şirketin 13/11/2020 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan ve yönetim kurulu üyelerine TTK m.395, m.396 kapsamında izin verilmesine ilişkin 3 numaralı maddesi uyarınca alınan kararın iptaline, davacıların fazlaya ilişkin diğer taleplerinin ise sübut bulmadığından reddine dair karar verilmiştir. \"  gerekçesiyle, davacıların davasının kısmen kabulüne, davalı şirketin 13/11/2020 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan ve yönetim kurulu üyelerine TTK m.395, m.396 kapsamında izin verilmesine ilişkin 3 numaralı  kararın iptaline, davacıların fazlaya ilişkin diğer taleplerinin ise sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.  <br>Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; gündemin 3 numaralı kararın iptaline yönelik kararın doğru olduğunu, bu nedenle kararın bu bölümü için istinaf taleplerinin olmadığını,  ancak diğer talepleri olan 13.11.2020 tarihli toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti ve sermaye artırımına ilişkin 2 numaralı kararın iptali taleplerinin reddini hatalı olduğunu, mahkemece butlan ve  yokluk konusundaki eksik inceleme ile karar verildiğini, ilan edilen gündem incelendiğinde 2'nci maddede yer alan sermaye artırımına ilişkin ana sözleşme değişiklik tasarısının SPK'ca  incelenerek onaylandığının ve Bakanlık izninin alındığının belirtildiğini,  ancak Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan çağrıda ana sözleşmenin sermaye ile ilgili 6' ncı maddesinin eski ve yeni hallerinin bulunmadığını,    bu konunun genel kurulda dile getirildiğini ancak  ilanda tadil tasarısındaki maddenin eski ve yeni halinin olmamasının bir usulsüzlük sayılmayacağı belirtilerek, maddenin eski ve yeni halinin toplantıda okutturulduğunu, oysa ki  TTK'nın 333, 414, 453 ve Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin 11/ç maddesine göre gündemde esas sözleşme değişikliği var ise genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin ilanda değişen maddenin eski ve yeni şeklinin olup olmadığının Bakanlık temsilcisi tarafından re'sen kontrol edilmesi gerektiğini,  davacıların uyarısı üzerine Bakanlık Temsilcisinin Yönetmeliğin 11 ve 17 nci maddesi hakkında bilgi vererek kendisinin de yaptığı kontrollerde bu durumu tespit ettiğini belirttiğini,  ancak  bu eksikliğe işaret etmekle yetinerek toplantıya devam edilmesini sağladığını,  esas sözleşmesi toplantı esnasında hem hazır edilmemiş hem de talep edilmesine rağmen genel kurulun sesli ve görüntülü kaydından da açıkça görüleceği üzere ibraz edilmeyerek ilgili Yönetmeliğin 15. maddesinin de alenen ihlal edidiğini, ancak TSG'de ilan edilen toplantı çağrısındaki eksikliğin (usulsüzlük) butlan sebebi olduğunu, bunun yanı sıra, TSG'de yayınlanan ve esas sözleşme değişikliği de içeren  toplantı çağrısında  bulunmayan maddenin eski ve yeni hali nedeniyle oluşan usulsüzlüğü sözde gidermek adına  toplantıda  okutulan maddenin eski halinde de davacılardan ...'ın şirket ortağı olarak gösterilmeyerek bir ikinci usulsüzlük yapıldığını, okutulan maddenin eski hali de doğru olmadığından, başlangıçtaki bir usulsüzlüğün sonradan bir başka usulsüzlük ile giderilmesinin de mümkün olamadığını, bu sebeplerle toplantı da alınan kararların yok hükmünde olduğunu, sermaye artırımına ilişkin 2 numaralı karar ile ilgili hukuksal nitelendirmelerin de eksik olduğunu,  sermaye arttırımı için, ''geniş yetkili aracı kurum öz sermaye yeterliliğini sağlayabilmek için sermaye artırımına gidiyoruz\" şeklindeki sebebin  aslında gerçek dışı olduğunu, gerekçenin  dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bilirkişi heyeti raporun 18. sayfasının üçüncü paragrafında \"Davalı aracı kurumun 2019 yılı sonunda 30.976.486 TL olan öz sermaye tutarı SPK'ca 2021 yılında geniş yetkili aracı kurum olunabilmesi için belirlenen asgari sermaye tutarı olan 29.216.340 TL'den daha yüksektir. Ayrıca davalı aracı kurumun 2019 yılı sonundaki sermaye tutarı SPK'ca 2020 yılında geniş yetkili aracı kurum olunabilmesi için belirlenen asgari sermaye tutarı olan 28.693.544 TL den de fazladır'' şeklindeki tespitinin son derece doğru olduğunu,  bu noktadan sonra bilirkişi heyetinin ve ilk derece mahkemesi'nin \"Evet davacının da savunduğu gibi davalı şirket geniş yetkili aracı kurum olabilmek için SPK tarafından aranan öz sermaye (ve buna bağlı olarak da ödenmiş sermaye) yeterliliğine sahip olup davalı şirket yönetim kurulunun sermaye artırım gerekçesi olarak öne sürdüğü gerekçe dürüst ve doğru değildir\" demesi gerekirken bundan özenle kaçınarak   \"Belki yıl içinde zarar eder de öz sermaye yeterliliğini kaybederse diye düşünerek sermaye artırımı yapılması faydalı olabililir ve durumda da sermaye artırımı haklı olur\" şeklindeki gerekçesinin anlamı olmadığını, çünkü davanın sebebinin o olmadığını, öz sermaye yeterliliğinin zaten mevcut olduğunu, sermaye arttırımına gerek olmadığını, bilirkişinin taraf gibi rapor verdiğini, kar dağıtılmaması ve yedek akçeye ayırma ile ilgili genel kurul kararlarının iptali için dava açıldığını, davaların bekletici mesele yapılması taleplerinin kabul görmemesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE<br>Dava, davalı anonim  şirketin 13.11.2020 tarihinde yapılan  olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde ve batıl olduğunun tespiti  ile 2 ve 3 no'lu kararların  iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacılar, ortağı oldukları davalı şirketin  13.11.2020 tarihinde  olağanüstü genel kurul toplantsının yapıldığını,  alınan kararların yok hükmünde ve batıl olduğunu,  2 ve 3 no'lu kararların  ayrıca dürüstlük kuralıne aykırı olduğunu ileri sürerek,  alınan kararların  yok  hükmünde ve batıl olduğunun tespitine, 2 ve 3 no'lu  kararların iptaline karar verilmesini istemiştir. TTK'nın 447. maddesinde butlan düzenlenmesine yer verilmiş olup maddede, pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kanunun izin verilen ölçü dışında sınırlandıran anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararların batıl olduğu belirtilmiştir. Genel kurul kararlarının yokluğu hâli  TTK'da özel olarak düzenlenmemiştir. Yokluk hâli, hukukun genel ilkelerine göre dikkate alınması gereken bir husustur. Genel kurul kararının oluşması için gerekli kanuni kurucu şeklî unsurların bulunmaması yani kararın yeterli nisapla alınmamış olması, genel kurula yetkisiz kişilerin katılması veya sahte imzalarla genel kurul yapılması gibi hâllerde, genel kurul toplantısında alınan karraların yokluğunun tespitinin talep edilmesi mümkündür. Diğer bir deyişle, kararın oluşması için gerekli kurucu kanuni unsurlar yoksa, ortada geçerli bir genel kurulun ve genel kurul kararının varlığından söz edilemez ve bu şekilde alınmış olan kararlar da yok hükmünde kabul edilir. Yokluğun tespiti, hukuki menfaati olanlar tarafından ve herhangi bir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebilir. Yokluk, mahkemece de resen dikkate alınır.Genel kurul kararlarının iptali konusu ise  TTK'nın 445. maddesinde düzenlenmiş olup  446'ncı maddede belirtilen kişilerin, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler. TTK'nın 446.maddesinde ise, iptal davası açabilecek kişiler sayılmış ve toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun ya da bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın, çağrının usulüne uygun yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına veya oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ve yönetim kurulu üyelerinden her birinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Buna göre genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi için iptali istenen karara olumsuz oy vermenin dışında TTK'nın 446. maddesi gereğince muhalefet şerhinin de tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. İstinaf kanun yoluna sadece davacı başvurmuş olup istinaf incelemesi de bu kapsamda yapılmıştır.  Bu hukuki açıklamalara göre somut olaya gelindiğinde; Davalı şirketin 13.11.2020 tarihli  olağanüstü genel kuruluna ilişkin  hazirun cetveli ve genel kurul karar tutanağı incelendiğinde  10.500.000,00 TL şirket sermayesini temsil eden paylara sahip tüm ortakların toplantıda asaleten ve vekaleten hazır bulunduğu, davacılar tarafından dava konusu edilen kararlara karşı toplantıda olumsuz oy kullanıldığı ve  muhalefet şerhinin tutanağa geçirtilmiş olduğu görülmektedir.  Gündemin 2  nolu maddesinin sermaye arttırımına ilişkin olduğu, tamamı  ödenmiş sermayesi 10.500.000,00 TL olan şirket sermayesinin 20.0800.000,00 TL'ye çıkarılmasına,  arttırılan miktarın 2.071.243,25 TL'nin  geçmiş yıl karlarından, 3.153.186,38 TL'lik kısmının özel yedeklerden, kalan 5.075.570,37 TL'nin  ortaklardan nakit olarak karışlanmasına karar verildiği,   gündemin   3  no'lu  maddesinin TTK'nın 395  ve 396. maddeleri uyarınca yönetim kurulu üyelerine  yetki verilmesine ilişkin olduğu, davacıların toplam 4.095.000  ret oyuna karşılık diğer hissedarların 6.405.000 adet oyu ile  anılan maddeler kapsamında izin verildiği  anlaşılmaktadır. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile yokluk ve butlan talebinin reddine, 2.maddenin iptali talebinin reddine, 3.maddenin iptali talebinin ise kabulü ile 3 numaralı gündem maddesinin iptaline karar verilmiştir.Davacı vekili, genel kurulu tüm maddelerinin yok hükmünde ve batıl olduğunu,  esas sözleşmede değişiklik  var ise genel kurulun toplantıya çağrılması için TSG 'de yayımlanan ilanda ana sözleşmenin sermayeye ilişkin 6.maddesinin  eski ve yeni şeklinin bulunmadığını, bakanlık temsilcisinin bu eksikliği dikkate almadığını,  maddenin yeni ve eski halinin  toplantıda  okutturulması ile yetinildiğini, bu durumun yokluk hali teşkil ettiğini istinaf sebebi olarak  ileri sürmüştür.İlan metninin ve sermaye arttırımı ile ana sözleşmede değişecek 6.maddenin tadil tasarısının davacılara iadeli taahhütlü posta ile gönderildiği, ana sözleşmenin eski halinin ticaret sicil kayıtlarında bulunduğu nazara  alındığında bu durumun yukarıda sayılan yokluk hâllerine  ve butlan hallerine girmediği,  yokluk ve butlana sebebiyet vermeyeceği anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacılar, ilanda yer alan  ana sözleşmenin sermaye arttırımına ilişkin 6.maddesinin yeni ve eski halinin  toplantıda  okutturulması  sırasında ise 6.maddenin eski halinde davacı ...'ın  pay sahibi olarak belirtilmediğini, bunun yokluk ve butlan  sebebi olduğunu ileri sürmüştür. Davalı şirket ana sözleşmesinin genel kurulda okunan sermayeye ilişkin 6.maddesinin eski halinde davacı ...'ın yer almadığı, yerine ...'ın 735.000 TL'lik pay sahibi olarak yer aldığı görülmektedir. Ancak bu durumun maddi hata olduğu, zira davacı ...'ın esasında  945.000 TL'lik paya sahip olduğu, hazirun cetvelinde de bu şekilde yer aldığı, toplantıda bu pay miktarına ve pay sahipliğine dayalı olarak oy kullandığı, davalı şirketçe davacının pay sahibi olmadığı yönünde bir  iddiasının bulunmadığı,  yine tadil metninin yeni halinde yapılan hesaplamalara bakıldığında davacı ...'ın 945.000 TL'lik bu pay miktarına göre hesaplama yapılarak kar payı ile temettülerden karşılanan ve davacı payına düşen kısmın eklendiği, bu nedenle, tadil metninde maddenin eski halinde davacının adının ve payının yer almamasının davacı ...'ın pay sahibi olmadığını göstermediği, bu hususun yokluk ve butlan hallerinden sayılamayacağı kanaatine varıldığından bu yöndeki istinaf sebebi  yerinde görülmemiştir.Davacılar vekilince,  2 numaralı sermaye arrtırım kararının iptaline karar verilmesi gerektiği, sermaye arttırım kararının gerekçesinin geniş yetkili aracı kurum olmak olmadığını, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu  belirtilerek karar istinaf edilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ve mahkeme karar  gerekçesinde de açıklandığı üzere, kısmi yetkili aracı kurum olan davacı kurumun geniş yetkili aracı kurum  statüsü kazanabilmek için dağıtılmayan kar payını sermayeye ekleyerek sermaye arttırılması,  bu şekilde  şirket öz sermayesinin korunması  ve güçlendirilmesinin hedeflenmesinin  haklı olduğu, alınan kararla şirketin mali  ve işletmesel olarak güçlendirilmesinin amaçlandığı, pay sahiplerinin payının azaltılmasına yönelik olmadığı,  sermaye arttırım kararında  iptali gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davacılar vekili, dava konusu genel kurul kararından önce yapılan genel kurul toplantılarında kar payı dağıtılmamasına karar verildiğini, bu kararlara karşı davacılar tarafından iptal davası açıldığını ve bu davaların bekletici mesele yapılması gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Davacı vekilince dava dilekçesinde belirtilen İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/494 Esas sayılı dava dosyasının UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemesinde,  davacılar tarafından  davalı şirketin  22.06.2019  tarihinde yapılan  genel kurul toplantısında  alınan kar dağıtılmaması kararının iptalinin talep edildiği, mahkemenin 2022/620 Karar sayılı  ve 27.10.2022 tarihli kararı ile bu talebin reddedildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.  Somut olayda olduğu gibi genel kurulun aldığı  kar dağıtılmaması kararı iptal ediliğinde dağıtılmayan karın kendiliğinde dağıtılması söz konusu olmayıp  bu karın dağıtılması için yeni bir genel kurul kararı alınması gerektiği nazara alındığında, mahkemece söz konusu dava dosyasının ve varsa başka bu yöndeki dava dosyasının sonucunun bekletici mesele yapılmasına gerek olmadığı, eldeki davanın sonucunu etkilemeyeceği kanaatine varıldığından bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; <br>1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 537,70 TL istinaf karar harcının davacılardan tahsiline,3-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 18.09.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"864d5bd0e7419c68","SID":"d37ffa3964c892fc"}}