{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ...<br>KARAR NO\t: ...<br>KARAR TARİHİ\t: 01/10/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t              : ...  (...)<br>ÜYE\t\t              : ...  (...)<br>ÜYE\t\t              : ...  (...)<br>KATİP\t\t              : ...  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>KARAR TARİHİ\t: 10/04/2025<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar <br>DAVACILAR : 1- ...  <br>\t\t  2- ...  <br>\t\t  3- ...  <br>\t\t  4- ...  <br>\t\t  5- ...  <br>VEKİLİ\t: Av. ...<br>DAVALI \t: 1- ... <br>VEKİLİ\t: Av. ...<br>DAVALI \t: 2- ... <br>VEKİLİ\t: Av. ... <br>İHBAR OLUNANLAR: 1- ... <br>\t\t  2- ...<br>DAVA\t\t: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 01/10/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 01/10/2025<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; 14. 07. 2019 günü davalı sürücü ... idaresindeki ...... plakalı çekici ve buna bağlı ...... plaka yarı Römork ile E-90 otoyolunu takiben Osmaniye`den Adana İstikametine seyri sırasında 1. km +500'üncü metreye geldiğinde yolun sağında arıza şeridi ile sağ şerit üzerinde duran sürücülüğünü ......'in yaptığı müvekkillerin de içinde bulunduğu ... plakalı kamyonete aracının sağ ön kısımları ile diğer aracın sol arka kısmına doğru çok şiddetli çarpması sonucu (15 metre Sürükleme) yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, b kazanın oluşumunda sürücü ...,2918 sayılı TTK`nın 56/1-c maddesini ihlal ettiği; diğer sürücü ...... ise 2918 sayılı TTK`nın 59. Ekte sunulan Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı ...... Soruşturma Nolu dosyasından alınan 01. 07. 2020 tarihli Bilirkişi Raporu raporunda ...'in ASLİ KUSURLU,......'in ise TALİ KUSURLU olduğuna ilişkin kusur raporu alındığı, ...'nin de bacağında kırık meydana geldiği,  söz konusu zararlarının karşılanması için sigorta şirketine 03.12.2021 tarihinde ...... Esas Dosyası ile başvuru yapılmışsa da halen daha müvekkilline bir ödeme de yapılmadığı, zorunlu arabuluculuk görüşmelerinden de herhangi bir sonuç alamadıklarını bu nedenle davalı ... adına kayıtlı gayrimenkul ve araçlar üzerine 3. Kişilerde olan hak ve alacaklarına ihtiyati tedbir aksi kanaat durumunda ihtiyati haciz konulmasını; kazaya karışan araç davalı ... adına kayıtlı iken, kötüniyetli olarak mal kaçırma kastı nedeniyle ... TC Kimlik Nolu ...`a devri nedeniyle bu kişiye davanın ihbar edilmesini ve kötüniyetli olarak devri yapılan ...... plakalı araç üzerine dava sonuna kadar öncelikli olarak ihtiyati tedbir aksi kanaat durumunda ihtiyati haciz konulmasını, aynı şekilde yine davalı ... adına kayıtlı iken davalı tarafından kötüniyetli olarak mal kaçırma kastı nedeniyle çekici niteliğindeki ...... plakalı aracın ... isimli şahsa devri nedeniyle bu kişiye davanın ihbar edilmesini ve kötüniyetli olarak devri yapılan ...... Plakalı araç üzerine dava sonuna kadar öncelikli olarak ihtiyati tedbir aksi kanaat durumunda ihtiyati haciz konulmasını, müvekkil ... için şimdilik 200 TL maddi tazminatın (50 TL Kalıcı İş Göremezlik,50 TL Geçici İş Göremezlik,50 TL Öngörülmeyen Tedavi Giderleri,50 TL Bakıcı Gideri) olarak Sigorta Şirketi yönünden teminat limitleri dahilinde sigortaya başvuru tarihi olan 03.12.2021 tarihinden itibaren diğer davalı yönünden ise kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini, yargılama giderleri ile birlikte vekalet ücretinin ayrı ayrı karşı tarafa tahmiline karar verilmesi talep etmiştir. <br>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özet olarak; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, sigortacılık kanunu gereği müvekkil şirkete başvuru şartı gerçekleşmediğini, başvuru aşamasında sunulması gereken zorunlu evraklar tarafımıza sunulmadığını, bu sebeple değerlendirme yapılması mümkün olmadığını,  mahkeme aksi kanaatte ise öncelikle davacının kusur durumunun tespit edebilmek adına ve ceza dosyasında uzlaşma mevcutsa müvekkili şirketin sorumluluğunun olmayacağını ve ceza dosyasının celbinin talep edildiği, müvekkili şirketin kaza tarihi itibariyle yalnızca sürekli iş göremezlik tazminatından sorumlu olduğu, geçici iş göremezlik-bakıcı ve tedavi giderleri-yol masraflarının sorumluluk kapsamında bulunmadığını, hüküm tesis edilmesi halinde davacının maluliyet ile ilgili tazminat talebinde bulunabilmesi için olay tarihine ait hastane belgeleri ile illiyet bağ kurularak, maluliyet oranını ve malül kaldığını tam teşekküllü hastane raporları ile belgelendirmesi gerektiğini, kusur durumunun şüpheye mahal vermemesi  adına istanbul Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi tarafından kusur raporu düzenlenmesini talep ettikleri, SGK tarafından ödenen tazminat varsa tespit edilerek ödenecek tazminattan düşülmesini, müvekkili şirketin sorumluluğunun teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu, müvekkil şirketin temerrüte düşmediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla tazminat hesabı yapılacaksa TRH-2010 Motorlite Tablosunun uygulanarak hesaplama yapılmasını, izah bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini, kusur durumunun şüpheye mahal vermemesi adına ceza dosyanın celbini, ilgili dosya eksikliği tamamlandıktan sonra dosyanın kül halinde İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas  dairesine sevkine karar verilmesini, aleyhe karar verilmesi halinde güncel mevzuata uygun (MUAYENELİ) maluliyet raporu alınması için İstanbul ATK'ya sevk edilmesini, aksi takdirde haksız ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacak nitelikteki talebinin esastan reddi ile yargılama masraf ve vekâlet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özet olarak; davanın zaman aşımına uğradığını, davacıların hepsinin BTM ile giderilebilir şekilde yaralandığını, davacı tarafın dava dilekçesinde iddia ettiği gibi yaralanmalarının olmadığını, bu hususun maluliyet raporu ile de ortaya konulacağını, davacının iddia ettiği gibi aracın devrinin söz konusu olmadığını, kazanın meydana gelmesinde arıza şeridi ile sağ şeridi de kapsayacak şekilde herhangi bir tedbir almadan duran ... plaka sayılı sürücü ......'in kazanın meydana gelmesinde asli ve tam kusurlu olduğunu, bu nedenle cevap dilekçemiz ve itirazlarının kabulüne karar verilmesini, yerinde bulunmayan davanın öncelikle usulden reddini, esasa girilmesi halinde esastan reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Somut olayda, davacının kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olup olmadığı konusunda kaza tespit tutanağında bir belirleme bulunmamaktadır. Yine ceza dosyası içeriğinde de bu yönde herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bu nedenle, hesaplanan tutardan müterafik kusur indirimi yapılamayacağı kabul edilmiştir.<br>Yukarıda ayrıntıları izah edildiği üzere Mahkememizce hükme esas alınan maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporları dikkate alınarak, davacıların davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>\t6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-18. maddesine göre de, \"özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.\"<br>\tYargıtay 4. HD’nin 29/09/2021 gün ve 2021/14429 E. 2021/5729 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, \"Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz.\"<br>\tSigorta şirketine karşı açılan tazminat davası yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketi yönünden uygulanamayacak olması nedeniyle, 23/12/2021 tarihli arabuluculuk tutanağının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.<br>\t6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmemesine rağmen, trafik kazalarında arabuluculuğun zorunlu olup olmadığı konusunda farklı yargı kararları olması nedeniyle hakkaniyet gereği, bu giderlerin yargılama gideri olarak değerlendirilerek kabul/ret oranına göre taraflara yükletilmesi gerektiği sonucuna varılmış ve  ; <br> Davacıların Maddi Tazminat Davasının KISMEN KABULÜ ile;<br>445.339,47 TL sürekli iş göremezlik zararı tazminatı, 3.658,04 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı,2.5858,40TL bakıcı gideri zararı tazminatı,2.000,00 TL  tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 453.555,91 TL maddi tazminatın davalı ... şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminatı ile tedavi giderleri teminat klozu limiti ile sınırlı olarak,  davalı  ... Şirketinden 16/12/2021 den itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte, diğer davalı ...'den kaza tarihi olan 14/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACI ...' A VERİLMESİNE,<br> 5.487,06 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı, 2.558,40 TL bakıcı gideri zararı tazminatı, 3.000,00 TL  tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 11.045,46 TL maddi tazminatın davalı ... şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına tedavi giderleri teminat klozu limiti ile sınırlı olarak,  davalı  ... Şirketinden 16/12/2021 den itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte, diğer davalı ...'den kaza tarihi olan 14/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACI ...'YE  VERİLMESİNE, sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin REDDİNE<br> 1.280,31 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı, 750,00 TL  tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 2.030,31 TL maddi tazminatın davalı ... şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminatı ile tedavi giderleri teminat klozu limiti ile sınırlı olarak,  davalı  ... Şirketinden 16/12/2021 den itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte, diğer davalı ...'den kaza tarihi olan 14/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACI ...'YE  VERİLMESİNE, sürekli iş göremezlik ve bakıcı gideri tazminatı talebinin REDDİNE<br>375.902,97 TL sürekli iş göremezlik zararı tazminatı,1.414,63 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı, 750,00 TL  tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 378.067,60 TL maddi tazminatın davalı ... şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminatı ile tedavi giderleri teminat klozu limiti ile sınırlı olarak,  davalı  ... Şirketinden 16/12/2021 den itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte, diğer davalı ...'den kaza tarihi olan 14/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACI  ...'YE VERİLMESİNE,bakıcı gideri tazminatı talebinin REDDİNE<br> 6.062,70 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı, 2.558,40 TL bakıcı gideri zararı tazminatı,3.000,00 TL  tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 11.621,10 TL maddi tazminatın davalı ... şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminatı ile tedavi giderleri teminat klozu limiti ile sınırlı olarak,  davalı  ... Şirketinden 16/12/2021 den itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte, diğer davalı ...'den kaza tarihi olan 14/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACI ...' A VERİLMESİNE,sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin REDDİNE<br> \" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı ... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamına bakıldığında İstanbul ATK trafik ihtisas dairesi raporunda ihtimalli görüş bildirilmesine rağmen sayın mahkemece bu durumun  yeterince tartışılmadan müvekkilin asli kusurlu bulunup bu yönde karar verilmesinin son derece hatalı bir karar olduğunu, kazanın meydana gelmesinde arıza şeridi ile sağ şeridi de kapsayacak şekilde herhangi bir tedbir almadan duran ... plaka sayılı sürücü ......'in asli ve tam kusurlu olduğunu, dosya kapsamında davacıların beyanlarına göre kendi araçlarının dörtlü ikaz ışıklarının yandığının beyan edilmiş olması dışında başkaca bir delil olmadan soyut ve gerçek dışı beyanlara göre müvekkilin asli kusurlu bulunup bu yönde verilen kararı kabul etmediklerini, müvekkilin dosya kapsamında kusuru olduğunu kabul etmemekle birlikte mahkemece müterafik kusur indiriminin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle usul ve esas yönünden maddi vakıalara ve hukuka aykırı olan Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı kararının istinaf sebepleri doğrultusunda bozulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı ...Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; kusura ilişkin çelişkiler giderilmeksizin hüküm kurulmuş olmasının kabul edilemeyeceğini,  somut olayda her ne kadar her iki sürücüye de kusur atfedilmiş olsa da ...... yönetimindeki aracın arıza yapması aracı park etmesiyle meydana gelen trafik kazasında  sağ şeritte kendi güzergahında seyir halinde olan sigortalı araç sürücüsüne sanki önünde duran araca arkadan çarpmış gibi bir değerlendirme ile nedensellik bağından kopuk şekilde zorlama kusur verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, olayın olduğundan farklı kurgulanmaya çalışıldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte müterafik kusur indirimlerinin de uygulanmasının gerektiğini, davacı çocuklar ...... ve ...... için geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacı ...... 'ın hayatının pasif döneminde olup geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, davacılar ... ve ... için hesaplamaya esas alınan maluliyet oranlarının fahiş olup maluliyet raporlarının kabul edilemeyeceğini, tüm davacılar bakımından hesaplamaya esas alınan gelirin afaki olup kabul edilemeyeceğini, geçici iş göremezlik bakıcı ve tedavi giderleri, yol masrafının sorumluluk kapsamında bulunmadığını, tüm taleplerinin reddi gerekirken aleyhe hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, müvekkil şirketin poliçe teminat limiti aşılarak aleyhe hüküm kurulmuş olmasının açıkça hatalı olduğunu, asıl alacağa bağlı ferilerin de poliçe limiti ile sınırlı olmasının gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle beraber faiz türünün yasal faiz olması gerekmekte iken avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilmiş olan kararın icrasının geriye bırakılmasına, istinaf taleplerinin kabulüne, hatalı ve hukuka aykırı Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas  ... Karar Sayılı ve 10/04/2025 karar tarihli kararının usul ve esas yönünden itirazları doğrultusunda kaldırılmasına karar verilmesini belirtilen şekilde karar verilmesini yargılama masraf ve giderlerinin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Mahkemece verilen karar, davalı ... ve ... tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir. <br>Dava, trafik kazası nedeniyle oluşan yaralanma nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkindir.  <br>- İstinaf eden davalıların, davacılar ......, ...... ve ......'ın davaları  yönünden istinaflarının kesinlik sınırının altında kaldığına dair; <br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun \"İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar\" başlığı altında düzenlenen 341. Maddesinde;  \"İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. <br>    (2) Miktar veya değeri 2025 için 40.000 (2025 karar tarihine göre) geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. <br>    (3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.<br>    (4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü yukarıda belirtilen tutarı geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz\" denilmektedir. <br> Mahkemece, ihtiyari davalar niteliğindeki davacılar ......, ...... ve ...... için  hükmedilen toplam maddi tazminat miktarına göre kabul edilen maddi tazminat miktarlarının HMK'nın 341/2. maddesi gereğince, karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı altına kaldığından, kabul edilen maddi tazminat miktar açısından istinaf eden davalıların bu davacıların davası yönünden verilen karar kesin olduğundan,  kararın kesin olması halinde ilk derece mahkemesince bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 tarih 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararının kıyasen uygulanması yoluyla Dairemizce de karar verilebileceğinden, HMK nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda istinaf eden davalıların istinaflarının, davacılar ......, ...... ve ...... yönünden hükmedilen miktarların kesinlik sınırının altında kalması nedeniyle istinaflarının usulden reddine karar verilmiştir. <br>HACİCE VE ...... YÖNÜNDEN İNCELEMEDE; <br>- Kusura ve sorumluluğa yönelik itirazlarında;  <br> Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.<br>  Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.<br> Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile \"Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.   <br> Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz.  Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir\" şeklinde kabul edilmiştir.<br> Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz<br>Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan  sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.<br>Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil  sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan  doğabilir.<br>Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.<br>Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde \"Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur\"  düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.<br>Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde \"Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır\"  demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.<br>Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K )<br>Anlatılan yasal düzenleme ve ilkeler ışığında somut olayı incelediğimizde; \t<br>Davacılar, dava dilekçelerinde açıkça davalının kusuru oranında sorumlu tutulmasını istemediğine göre, karşı davalının da kusurunun bulunması halinde, bu durum  davalının müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.Bu durumda mahkemece; davaya konu kazada davacının davalı tarafın kusur oranından da sorumlu tutulmalarını istemediğine, davacı zararın tümünü davalılardan talep etmesi TBK.'da öngörülen teselsül kurallarına açık bir şekilde dayandığının kanıtı olduğu (HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K) hususları gözetilmek suretiyle, ayrıca birbirini teyit eden kaza tespit tutanağı, gerek ceza soruşturmasında gerekse Mahkemece alınan ATK ve uzman kusur bilirkişi raporlarına göre davalı sigortanın sigortalısı davalı sürücü ve malik ...in kusurlu olduğu, diğer araçtaki davacı yolcuların ise kusurunun bulunmayacağının sabit olması nedeniyle  davalı tarafın zararın tamamından sorumlu tutulması yukarıda belirtilen müteselsil sorumluluk ilkesine uygun olduğundan, buna yönelik itirazların reddine karar vermek gerekmiştir. <br>- Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;  <br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde, poliçe başlangıç tarihleri nazara alınarak; mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre tazminat bilirkişisinden, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre yukarıda belirtilen heyetlerden davacı ...... ve ...... muayene de edilmek suretiyle maluliyet  raporu alınarak,  yukarıdaki esaslara uygun oluşursa karar tarihindeki güncel verilere göre PMF yaşam tablosu ve Progressif rant sistemine göre aktüer raporu alınarak, diğer yazılı kaldırma sebepleri de gözetilerek tazminata hükmedilmesi yerine, TRH yaşam tablosu ve hatalı yönetmelik hükümlerine göre verilen maluliyete göre tazminat miktarının belirlenerek karar verilmesi isabetsiz olup, kamu düzeni ve istinaf itirazı nedeniyle istinaf eden tarafların istinafının kabulü ile  kararın kaldırılıp mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir. <br>-Davalı sigortanın,  geçici bakıcı, tedavi giderleri ve geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğu itirazında; <br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği  ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez. Ayrıca; <br>ZMMS sözleşmesindeki şartların davacı açısından bağlayıcı olmaması ve anayasa mahkemesinin 09/10/2020 tarihli resmi gazetde yayınlana 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 e 2019/40 k sayılı kararına göre 6704 sayılı kanunu 3.maddesiyle değiştirilen 90. maddesinn birinci cümlesinde yeralan \"ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda \" ibaresinin ve ikinci cümlesinde yeralan \"ve genel şartlarda \" ibaresinin iptal edilmiş olması sebebiyle de  uygulanmayacaktır.<br>Bu halde davalının  geçici işgörmezlik, tedavi ve bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. <br>- Müterafik kusura ilişkin itirazların incelenmesinde; <br>Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, davacıların emniyet kemerinin takılı olup olmadığı \"belirsiz\"  olarak işaretlenmiştir.  Bunun dışında emniyet kemerinin takılı olup olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, bunun ispatı davalı taraf üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından ve emniyet kemerinin takılı olmadığının tespit tutanağının aksine olarak ispatlanmadığından, itirazlar yerinde bulunmamaktadır. <br>KABULE GÖRE DE; <br>- Davalı sigortanın pasif dönemdeki gelire ilişkin itirazda; <br>Davacının işgücü kaybından kaynaklanan zararının hesabında, hesaba esas alınacak gelirinin belirlenmesi, tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışma hayatının, aktif çalışma dönemi ve emeklilik dönemi olan pasif devre olarak ayrılması ve özel yasalarında çalışma süreleri ayrık olarak belirtilmemiş (asker, polis vb. gibi) kişiler yönünden 60 yaşın aktif çalışma devresini, bakiye yaşam süresi varsa kalan sürenin de pasif çalışma devresini oluşturduğu; işgücü kaybı nedeniyle tazminatın hesabında, pasif devrede de zararın oluşacağı ve bu zararın asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulü gerektiği, Yargıtay 17 HD nin yerleşmiş içtihatlarındandır.<br>Davacıların desteğinin  olay tarihi itibariyle, yaşlılık aylığına hak kazanarak emekli olduğu ve pasif yaşam döneminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının emekli olduktan sonra aynı geliri elde edemeyeceği, bu nedenle pasif dönem için varsayımsal olarak asgari ücret düzeyinde gelir elde edebileceği gözetilerek hesaplama yapılması gerekir.<br>               Desteğin aktif devresine ilişkin hesapta, pasif devre zararının hesaplanması sırasında esas alınan ücretin, bir çalışmanın karşılığı değil, ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinin karşılığı olduğu, ücretle fiilen çalışanlara uygulanmak için getirilen asgari geçim indiriminin (2022 yılı öncesinde; bu yıldan itibaren ise asgari geçim indirimi kaldırılmış olup buna göre net asgari ücret üzerinden hesap yapılması da yerindedir) ücretli bir çalışmanın söz konusu olmadığı pasif devre zararının hesaplanmasında dikkate alınmaması gerekir.<br>Açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre mahkemece; davacının tazminat alacaklarına ilişkin aktüer hesabının anlatılan ilkeye göre yapılması yerinde olup buna ilişkin isabetsiz olduğundan, buna yönelik davalı itirazı yerinde görülmemiştir. <br>- Faiz türü ve başlangıcına yönelik itirazlarında; <br>Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir.  Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. <br>Buna göre, mahkemece verilen kararda temerrüt tarihinin belirlenmesinde ve bunun dışında tazminat talep edilen araç ticari kamyon olup, bu araç için davalı gösterilen sorumlular için doğru biçimde ticari faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. <br>- Davalı sigortanın teminat limitine yönelik itirazında; <br>HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiş olup, anılan Yasa’nın 297'nci maddesinde hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, infazı kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir. (bkz. Aynı yönde YARGITAY 11. Hukuk Dairesi  2014/8817 ESAS, 2015/9395 KARAR sayılı ilamı) <br>Somut olayda mahkemece, kaza tarihindeki kişi başı sakatlı ve ölüm tazminatının 390.000-TL olmasına karşın bunu aşar biçimde davacı ... için sürekli iş göremezlik tazminatına hükmedildiği görülmekle, davacı ... ve ...... için ayrı ayrı ölüm ve sakatlık teminat limiti ile sağlık gideri teminatı da gözetilerek ve kararda belirtilerek, davacı tarafın toplam sürekli iş göremezlik alacak miktarına da hükümde açıkça yer verilerek, bu miktarı aşmayacak biçimde hüküm fıkrasında net olarak davalı ... şirketleri yönünden poliçe limitleri ve sorumluluk miktarları belli edilmeden infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm tesis edilmiş olup, davalı ... şirketinin hukuki durumu değerlendirilerek sorumluluk miktarları belli edilerek infazı kabil bir karar verilmek üzere hüküm tesis edilmesi gerektiği halde, kabule göre sözü edilen davacıların toplam sürekli sürekli iş göremezlik miktarını aşacak ve infazı kabil olmayacak biçimde kurulan hükümde isabet bulunmadığından kamu düzeni ve istinaf sebepleri bakımından davalı sigortanın istinafının kabulü gerekmiştir.<br>Bunun dışında, yargılama giderleri ve feriler teminat limitine dahil olmayacağından buna yönelik yersiz sigorta itirazının reddi gerekmiştir.  <br>Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalılar vekilinin davacılar ..., ... ve ... yönünden istinafının kesinlikten reddine, diğer davacılar ... ve ... yönünden ise istinaf başvurusunun kabulüne; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalılar ...... A.Ş ve ... vekilinin davacılar ..., ... ve ... yönünden istinafının kesinlik nedeniyle USULDEN REDDİNE, <br>2-Davalılar ...... A.Ş ve ... vekilinin diğer davacılar ... ve ... yönünden istinaf başvurularının KABULÜNE;  ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, <br>3-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf eden davalılar ...... A.Ş ve ... tarafından yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıranlara iadesine,<br>5-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>7-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>8-Konya ....İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına davalılar ...... A.Ş ve ... tarafından sunulan; ...... numaralı,  2.950.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.01/10/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Katip<br>...<br>e-imzalı <br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"895b5232f3fff70f","SID":"e5a5a63603768882"}}