{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>KARAR TARİHİ:22/09/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ:10/06/2021<br>DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit <br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ:22/09/2025<br><br>İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde  istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili, davalılardan ..., diğer davalı olan banka ile ... numara ile  24.12.2014 tarihinde aynı tip iki ayrı Genel Kredi Sözleşmesi (bundan böyle kısaca GKS olarak adlandırılacaktır)  imzaladığını, yine aynı gün yapılan kefalet sözleşmesi ile müvekkilinin  kredi sözleşmelerine müteselsil kefil haline getirildiğini, daha sonra 09.03.2015 tarihinde aynı GKS için müvekkil ile yeniden kefalet sözleşmesi imzalandığı iş bu kefalet sözleşmelerinin geçersiz olup iptali gerektiğini, kefalet sözleşmesine dair hususların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlendiğini, buna göre kefalet sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına, kefilin sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihini, kefaletin müteselsil olması halinde bu anlama gelen ibarenin ve kefaletin bitiş süresinin kendi el yazısı ile yazılıp imzalanmasına bağlı olduğunu, bu şartlardan birinin eksik olması halinde kefalet sözleşmesinin  geçersiz olacağını, müvekkilinin imzalamış olduğu kefalet sözleşmesi incelendiğinde, kefil olunacak sürenin, kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılmadığı ve sürenin başka bir madde içinde genel geçer bir ifade ile davalı banka tarafından matbu olarak yazıldığının görüldüğünü, iş bu sözleşme yapılırken sözleşmenin bir nüshası kefile verilmediği gibi, sözleşme içeriği de kendisine anlatılmamış ve sözleşme bu şekilde imzalandığını, kefil tarafından sözleşmenin süresi kendi el yazı ile yazılmadığından, iş bu kefalet sözleşmesinin geçerli olmayacağının ortada olduğunu, kefalet sözleşmesinin (müteselsil kefalet söz konusu olduğu için) geçerli olabilmesi için bir diğer şart da kefilin evli olması halinde eşinin de muvafakatinin alınması gerektiğini, 09.03.2015 tarihinde yapılan kefalet sözleşmesindeki imza, müvekkilin eşine ait  olmadığını, iş bu imza sonradan bilmediğimiz bir kişi tarafından atıldığını, dolayısıyla bu kefalet sözleşmesine eşinin muvafakati alınmamış ve sözleşme şekil şartına uyulmadan yapılmış olduğundan geçersiz olduğunu, 24.12.2014 yılında yapılan sözleşmede kefilin eşinin imzası olarak görünen imza, eşin imzasına benzemekle beraber bu imzanın da eşine ait olmama ihtimalinin  bulunduğunu, çünkü müvekkilinin eşi böyle bir kefalete rızası olmadığını ve sözleşmeye imza atmadığını söylediğini, yapılan kefalet sözleşmesinde, bankanın yükümlülük ve kazanımları ile kefilin yükümlülük ve kazanımları arasında fahiş denecek düzeyde bir orantısızlığın mevcut olduğunu, davalı banka ile kefil arasında 09.03.2015 tarihinde aynı GKS için yeni bir kefalet sözleşmesinin yapılmış olması, tarafların 24.12.2014 tarihli kefalet sözleşmesinin fiilen sona erdiğini kabulü anlamına gelmediğini, bu nedenlerden dolayı öncelikle davalı bankanın yapacağı icra takiplerinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, 24.12.2014 tarihinde davalılar arasında yapılan Genel Kredi Sözleşmesine istinaden müvekkilim ile imzalanan 24.12.2014  ve 09.03.2015 tarihli kefalet sözleşmelerinin iptalini, davacının bu sözleşmeler çerçevesinde borçlu olmadığının tespitini, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen davacıya ödenmesine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. <br>DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davalı vekili, davacı tarafın imzalamış olduğu kefalet sözleşmelerinin hukuka uygun olduğunu, kefalet sözleşmeleri kanunun aradığı şartlara uygun olarak imzalandığını, kefil tarafından el yazısı ile doldurulması gereken bölümler davacının kendi el yazısı ile doldurulduğunu, bunların  T.B.K.nun 583. Maddesinde belirtilen kefilin sorumlu olduğu tutar, kefalet tarihi, müteselsil kefil olması durumunda bunu ifade eden bölümler olduğunu, buna göre; kefaletnamelerde her üç bölüm de kefilin el yazısıyla doldurulmuş olup hukuken geçerli kefaletnamelerin  mevcut olduğunu, bu hususun kefaletnamelerin incelemesi neticesinde de sabit olacağını, eş muvafakatnamesinde kefilin eşinin imzasının olmadığı iddiası gerçek dışı olduğunu, eş muvafakatnamesi imzaları şube personelinin huzurunda alındığını, bu iddianın  kötü niyetli olduğunu, davacının iddiaları hukuki dayanağı bulunmayan, gerçekle örtüşmeyen, cevap verilmesine dahi gerek bulunmayan iddialar olup davanın reddi gerektiğini, bu nedenlerden dolayı davacı/borçlunun haksız, mesnetsiz, soyut ve hukuka aykırı davasının  reddini, tedbir talebinin reddini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \"...kefili rahatlıkla bulabilmek için, bugün bir başkasının alacağı krediden doğan borca kefil olmayı uygun görebilmesi ile esnafın bir başka esnaf veya tacir için kefil olmasının, yarın kendisinin kefil bulmasını kolaylaştıracağı ve bu nedenle de esnaf veya tacirlerin kredi almayı kolaylaştırmak için birbirlerine kefil olmalarının mesleki faaliyet kapsamında değerlendirebileceği belirtilmiştir. Eşin rızası olmadan kefalet verebilecek kişiler yanında, eşin rızası gerekmeden kefil olunabilecek bir kısım kredi türü de sayılmıştır. “mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak” yahut “işletme veya şirketle ilgili olarak” verilecek kefaletler açısından; fıkrada anılan kişilerin, eşlerinin rızasına ihtiyaç duymaması, ancak bunun dışındaki kefaletler açısından eşlerinin rızasına ihtiyaç duyulması aranarak davanın reddi\" şeklinde karar verilmiştir. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Karara karşı, davacı  vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kefalet sözleşmesindeki yazıların kendisine ait olmadığını, sözleşmenin bir nüshasının kefile verilmediğini, 09/03/2015 tarihli sözleşmedeki imzanın müvekkilinin eşine ait olmadığını, bankanın yükümlülük ve kazanımları ile kefilin yükümlülüğünün orantısız olduğunu, 24/12/2014 tarihli kefalet sözleşmesinden sonra imzalanan 09/03/2015 tarihli kefalet sözleşmesi ile 24/12/2014 tarihli sözleşmenin fiilen sona erdiğini, kefalet sözleşmesindeki imzalar incelemeden davanın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğunu  beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: <br>Dava, menfi tespit  istemine ilişkindir.<br>Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>04/06/1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada maddi vakıaları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir. Başka bir deyişle mahkeme, olayların davacı tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi tayin eder (6100 sayılı HMK m.33).  <br>Buna göre eldeki davanın kefalet sözleşmesinden dolayı açılan menfi tespit davası olduğu gözetilerek davacı tarafa HMK'nın 119/1-d maddesi uyarınca dava konusunun değerinin açıklanması için 1 haftalık ihtaratlı kesin süre verilerek, dava değeri açıklandıktan sonra HMK'nın 120. ve Harçlar Kanunun 30. Maddesi uyarınca eksik harcın yatırılması sağlanıp, sonra esasa girilmesi gerekirken, dava değeri açıklattırılmadan ve harç tamamlatılmadan karar verilmesi hatalı olmuştur.<br>Mahkemece davacının tacir olduğu belirtilmiş ise de; dosyada bu belirlemeye esas teşkil edecek nitelikte bir delil bulunmamaktadır.<br>Mahkemece yapılması gereken iş, dava değerinin açıklattırılması, eksik harcın tamamlatılması, tarafların tacir-esnaf olup olmadıklarının tespit edilmesi (tarafların bağlı bulunduğu vergi dairesine, esnaf ve sanatkarlar odasına, ticaret sicil müdürlüğüne müzekkere yazılarak), gerektiği takdirde kefalet sözleşmesindeki yazıların davacı elinden çıkıp çıkmadığının, eş rızası alınması gerekip gerekmediğinin, eş rızası gerekiyorsa  sözleşmelerde geçerli eş rızası bulunup bulunmadığının lüzumu halinde  imza incelemesi de  yapılarak tespit edilmesi ve sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir.<br>Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,\t<br>2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 10/06/2021 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davacıya İADESİNE, <br>5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, <br>7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, <br>8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, <br>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi.<br>...<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"01108de0b7c6632a","SID":"7c814a8e35c9e563"}}