{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/210 <br>KARAR NO: 2025/1509<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/11/2021<br>NUMARASI: 2021/23 Esas - 2021/868 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Tazminat<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; ... Tic. Ltd. Şti'nin 26.10.2017 tarihinde tasfiye sürecine girerek 13.11.2018 tarihinde tasfiyenin kapandığını, davalı banka tarafından şirket hesabındaki 76.657.57 TL'ye 03.10.2017 tarihînde bankaca haksız şekilde konulan blokenin ihtara rağmen kaldırılmadığını, cevabi ihtarda bedelin yabancı kredi kartı harcaması nedeniyle bloke edildiği, oysa bazı harcamalara itiraz olmadığını, bir kısım itirazların ise sliplerin gösterilmesi nedeniyle reddedildiğini, itirazların devam etmemesine rağmen bankanın parayı 540 gün sebepsiz şekilde uhdesinde tuttularak paranın nemalanmasına engel olunduğunu, blokenin tasfiye sonrası 28.03.2019 tarihinde kaldırıldığını, tasfiye sonrası ödenen bloke miktarının faizinin şirketin aktifte yer alması nedeniyle şirketin ihya edildiğini, banka şubesindeki mevduat bakımından işlemlerin yapılabilme amacıyla ihya kararı verilerek dava açılmasına izin verildiğini, provizyon alınan işlemlerde charge-back kurallarına göre bloke konulamayacağını, 28 03.2019 tarihinde sadece ana paranın iade edildiğini ileri sürerek, bloke edilen 76.657.57TL'nin 28.03.2019 tarihine kadar hesaplanacak faizinin belirlenerek, şimdilik 15.000 00 TL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının işyerinde gerçekleştirilen işlemlere kısa sürede yüksek oranda itirazlar geldiğini, şüpheli işlemler gerçekleştirildiğini, itiraza konu işlemler nedeniyle hesaptaki tutara bloke konulduğunu, blokenin kaldırılması için yasal bekleme süresi olan 540 günün dolması beklenerek blokenin kaldırıldığını, tasfiye memuru olan davacın bloke konan miktara, blokenin kaldırıldığı tarihe kadar faiz talep ettiğini, davacının firma hesabından 16.05.2017 ila 09.08.2017 tarihleri arasında 64 adet ve 43,108.52 TL ciro gerçekleştirdiğini, kart hamillerinin kısa zamanda bu harcamaların 39.651,40 TL'sına itiraz ettiğini, işlemlerin 30 secure (kart hamilinin telefonuna gönderilen tek kullanımlık şifre doğrulama) metodu kullanılmadan mail order yoluyla yapıldığını, ciro/ itiraz oranının uluslararası ödeme kuruluşlarının belirlediği % 8 sınırını aşması nedeniyle üye işyerinin riskli olarak kabul edilerek tedbir olarak bloke konulduğunu, fiktif işlemler gerçekleştirdiğine ilişkin istihbarat nedeniyle üyelik işlemlerinin feshedildiğini, harcama itirazlarının davacı firma aleyhine sonuçlandığını, uluslararası charge-beck kuralları gereğince iş yerinde gerçekleşen işlemlerin kart hamili bankalar aracılığı ile işlemlerin kart hamili bilgi ve onayı dışında yapıldığı (fraud itiraz) ve hizmetin kart hamiline sunulamaması nedeni ile harcama itiraz edilebileceğini, chargebeck kuralları gereği sorumluluğun iş yerine ait olduğunu, itiraz süresinin değişmesi ile birlikte hiç bir koşulda işlemin karta yansıma tarihinden itibaren 540 günü aşamayacağını, bankaca gerekli chargeback prosedürünün işletildiğini, davacı firmanın 4 adet müşteri itirazını kabul ederek işlem tutarını müşteri hesabından kart hamillerine ödediğini, bunun dışındaki işlemler yönünden firmaca bilgi belge gönderilmediğini veya gönderilen belgeler yeterli olmadığını ve gönderilen belgelere rağmen kart hamillerinin itirazlarını sürdürmesi nedeniyle yapılan itirazların charge-back kuralları çerçevesinde kart hamilleri lehine sonuçlandığı ve kart hamillerine bankaca bu tutarların  iade edildiğini, firma hesabındaki bakiyenin yetersiz olması nedeniyle 5.696.40 TL'nin banka kaynağından ödendiğini, firmanın uyarılmasına rağmen bu tutarı bankaya iade etmediğini, firmanın tüm hesaplarının bloke konmadığını, sadece pos işlemleri nedeniyle kart hamillerinin itiraz ettiği kadar bloke konulduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; mahkememizce alınan bilirkişi raporuna göre taraflar arasında davacı ile davalı banka arasında İşyeri Üye Sözleşmesinin düzenlendiği, bahsi geçen sözleşmede 'Üye işyerinden Kartla yapılan İşlemin onaylanmasına rağmen, sahte olduğunun anlaşılması veya şüpheli işlem görülmesi halinde, Banka Üye İşyerinin tüm şubeler nezdindeki mevduatlarını herhangi bir ihtara gerek olmaksızın bloke etme hakkına sahiptir' şeklinde sözleşmede düzenlemenin bulunduğu, bilirkişi tarafından  banka şubesi nezdinde yapılan yerinde incelemede davacı şirketin davalı banka tarafından temin edilen pos cihazı ile yapılan ticari işlemler nedeniyle davalı banka müşterileri tarafından yapılan itirazlar kapsamında uluslararası kuruluşların belirlediği % 8'lik sınırın aşması durumunda davalı banka tarafından gerekli (charge-back) prosedürünün işletilerek 76.657,57TL'nin blokelendirildiği, davacının işlemlerinin yaklaşık % 30'una banka müşterilerinin itirazda bulunduğu, sonuç olarak davalı bankanın davacı ile aralarındaki sözleşmeye uygun şekilde uluslararası kuruluşların belirlediği yüzdelik sınırın üzerinde itiraz gelmesinden kaynaklı koyduğu...\"  gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporu esas alınarak Üye İşyeri Sözleşmesinin 9/5. maddesi kapsamında uyuşmazlığın çözüldüğünü, bilirkişinin davalı bankanın cevabi ihtarnamesi üzerinden yaptığı tespite göre, itiraz konusu 17 adet 80.000,00 TL'lik işlemin sliplerinin sunulduğu ve bu işlemler için itiraz gelmediği, 8 adet 9.839,00 USD'lik işlem için sliplerin sunulduğu ve bu işlemler aleyhine itirazların devam etmediğinin belirtildiğini, buna göre davalı banka tarafından uygulanan bloke işlemleri neticesinde muterizlere herhangi bir ödeme yapılmadığı ve charge-back prosedürünün davalının iddialarının aksine müvekkili lehine sonuçlandığının  belirlendiğini, bu kapsamda davalı banka tarafından sözleşme gerekçesiyle uygulanan bloke işleminin, charge-back prosedürünün amacına hizmet etmediği ve banka lehine keyfî bir uygulamaya dönüştüğünün tespit edildiğini,Uluslararası kredi kartları kuruluşları tarafından belirlenen charge-back kurallarının, sanal ticari işlemlerin güvenliğini sağlama amacına matuf olup, bankaların üye işyerleri aleyhine zenginleşme aracı haline getirilmemesi gerektiğini, ticaret hayatının dijitalleşmesine paralel olarak geliştirilen  önlem ve prosedürlerin, muhataplarının ticari hayatlarına yönelik bir saldırı boyutuna ulaştırılmaması gerektiğini, charge-back prosedürü neticesinde üye işyeri aleyhine hiçbir sonucun doğmaması ve işlem güvenliğinde herhangi bir zafiyete sebep olunmaması durumunda charge-back prosedürünün üye işyeri aleyhine uygulanması bankalar adına keyfî bir zenginleşme aracına dönüşmesi tehlikesini doğurduğunu ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/5022 E. , 2015/12890 K. Sayılı kararında bu ilkeler benimsendiğini, Bu davada şüpheli işlemler bulunduğu iddiasıyla  sözleşme uyarınca bloke uygulanmasına rağmen, bilirkişi raporuna da yansıdığı üzere, işletilen charge-back prosedürü neticesinde müvekkil aleyhine herhangi bir sonuç doğmadığını, azamî sürenin sonunda bankada bulunan mevduatın müvekkile iade edildiğini, davalı bankaca gönderilen cevabî ihtarda, itiraz konusu ticari işlemlerin mevcut durumları ve akıbetlerinin belirtilmesine ve itirazlardan herhangi bir sonuç alınmayacağı tespit edilmesine karşın, davalı bankanın gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek charge-back süresinin sonlandığı 540 günlük sürenin sonuna kadar blokenin kaldırılmadığını, dijital işlem güvenliğinin sağlanması için öngörülen charge-back prosedürünün bankaca kötüye kullanıldığını ve banka lehine sebepsiz zenginleşme aracı haline getirildiğini, dürüstlük kuralına aykırı bu durumun hukuken korunamayacağını, Tarafların tacir olması nedeniyle bu uyuşmazlıkta, işlem güvenliğinin sağlanması amacıyla öngörülen prosedürlerin taraflardan biri aleyhine kullanılması ticari hayatın gereklerine ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, işlem güvenliği için öngörülen tedbirlerin müvekkili aleyhine sonuçlanmadığını, 540 günlük bloke uygulamasının gerekli dikkat ve özeni göstermeyen bankanın haksız yere zenginleşmesi hukuk düzeni tarafından korunmayacağını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2012/11834 E. , 2013/10336 K. sayılı kararında da bu durumun benimsendiğini, Banka tarafından şüpheli işlem iddiası ile müvekkilinin banka hesabına blokaj uygulanmasına rağmen, bu işlemin charge-back prosedürünün işletilmesi için gerçekleştirildiği, işletilen charge-back prosedürü neticesinde itiraz edenlere banka hesabından herhangi bir ödeme yapılmadığını, ihtarname ile talep edilmesine karşın bloke altında tutulan bedelin 540 günlük süre sonuna dek ödenmediğini, charge-back prosedürünün banka lehine zenginleşme aracı olarak kötüye kullanıldığı, 540 günlük blokaj süresince müvekkiline ait olan mevduattan davalı banka tarafından nemalandırılarak istifade edildiği, charge-back süresinin dolmasından sonra müvekkiline sadece ana paranın ödendiğini, müvekkilinin haksız blokaj nedeniyle faiz kârından yoksun kaldığını, bankanın  özen yükümlülüğünü aykırı davranışıyla oluşan zarardan sorumlu olduğunu, bloke edilen tutarına  en yüksek faiz uygulanarak bunun tahsili gerektiğini, bilirkişi raporunda da müvekkilinin 21.496,84 TL faiz talebinde bulunabileceğinin belirlendiğini, bilirkişinin teknik inceleme yaptıktan sonra görev sınırını aşarak sözlemeyi de yorumlayarak faizin talep edilmeyeceğinin belirtilmesinin usulsüz olduğunu, sözleşmenin değerlendirilmesinin mahkemenin yetkisi olduğunu, Taraflar arasındaki Üye İşyeri Sözleşmesinin 9.5 maddesinde; charge-back uygulaması sırasında bloke altında tutulan mevduatın geri ödenmesi sırasında mevduat sahibi tarafından yalnızca vadesiz mevduata uygulanan faiz nisabı kadar faiz talebinde bulunulabileceğinin düzenlendiğini, bu hüküm TMK'nın 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu  ve karşı tarafın menfaatlerini ahlaka aykırı biçimde kısıtladığını, vadesiz mevduata faiz uygulanmaması tabii olduğunu, böyle bir hükmün konulmasının karşı tarafı iğfal etmek üzere genel işlem koşulu yaratmak anlamına geldiğini, tacir olan taraflar arasında belirli bir miktar paranın uzun süre faizsiz bloke edilebileceğine ilişkin haksız şartın ticari  hayatının ilkelerine ve doğasına aykırı olduğunu ve bunun üye işyeri sözleşmelerinin niteliği ile bağdaşmadığını, müvekkilini haksız ve orantısız şekilde zarara uğratan bu hükmün TBK 21.maddesi uyarınca genel işlem koşulu sayılarak karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacının davalı banka nezdinde bulunan mevduatına, davalı bankaca 03.10.2017 ila 28.03.2019 tarihleri arasında yasa ve usule aykırı olarak bloke uygulandığı iddiasıyla bu dönemlere ilişkin faizin tespiti ve tahsili istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, davalı banka nezdinde hesapta bulunan 76.657,57 TL'nin davalı banka tarafından 03.10.2017 ila 28.03.2019 tarihleri arasında yasa ve usule aykırı şekilde bloke edildiğini, bloke nedeniyle paranın işletilemediği ve faiz geliri elde edemediğini ileri sürerek, uğradığı zararın tazminini talep etmiştir, Davalı banka ise uygulanan işlemlerin uluslar arası charge-back kurallarına uygun olduğunu, davacının usulsüz işlemleri nedeniyle bankanın zarara uğradığını savunmuştur.İlk derce mahkemesince yargılama sürecinde konusunda uzman bilirkişiden rapor alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki üye iş yeri sözleşmesinin 9/5 maddesinde,  \"Üye işyerinden Kartla yapılan İşlemin onaylanmasına rağmen , sahte olduğunun anlaşılması veya şüpheli işlem görülmesi halinde, Banka Üye İşyerinin tüm şubeler nezdindeki mevduatlarını herhangi bir ihtara gerek olmaksızın bloke etme hakkına sahiptir\" hükmü bulunmaktadır. Banka şubesinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporu içeriğinden, davacı şirketin davalı banka tarafından temin edilen POS cihazı ile yaptığı ticari işlemler nedeniyle, davalı banka müşterileri tarafından yapılan itirazlar kapsamında, uluslararası kuruluşların belirlediği % 8'lik  sınırın aşması durumunda, davalı banka tarafından charge-back prosedürünün işletilerek 76.657,57TL'nin bloke edildiğinin anlaşıldığı, davacının işlemlerinin yaklaşık % 30'una banka müşterilerinin itirazda bulunduğu, sonuç olarak davalı bankanın davacı ile olan sözleşmesine uygun şekilde ve uluslararası kuruluşların belirlediği yüzdelik sınırın üzerinde itiraz gelmesi nedeniyle koyduğu blokenin yerinde olduğu belirlenmiştir.Tacir olan taraflar TBK'nın 26. maddesine göre, taraflar sözleşme içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Yine aynı Yasanın 27. maddesine göre de, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına, aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin hükümsüz olduğu, bir kısım maddelerin hükümsüz olması halinde ise sözleşmenin diğer maddelerini etkilenmeyeceği, ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağının açık olması halinde sözleşmenin tamamının da kesin olarak hükümsüz sayılacaktır.Taraflar arasında düzenlenen sözleşme kapsamında, davacı, davalı bankanın sunduğu POS cihazı ve sistem üzerinden işlem yapmaktadır. Kartla yapılan işlemlere ilişkin uluslararası kuruluşlar, işlem güvenliğinin sağlanması için bir takım kurallar belirlemiştir. Bu kurallara göre itiraz süreleri ve şekillerine göre işlem yapılmalıdır. Yapılan işlemlerin usulsüz olması halinde, oluşacak zararlar banka tarafından karşılanacaktır. Bu nedenle bankanın, sonuçta üstleneceği bir zarar için sözleşmenin diğer tarafından teminat almasında yukarıda belirlenen yasa hükümlerine göre hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde de, davalının işlemlerindeki usulsüzlük ve itiraz oranı uluslararası kuruluşlarca belirlenen oranın çok üstünde olduğu belirlenmiştir. Bankanın yüksek oranlı şüpheli işlemler nedeniyle bu işlemlerden kaynaklanacak zararların teminatını oluşturmak üzere, akit tarafın yeterli mevduatına bloke konmasında sözleşme ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu tür bir davranış, olağan bir ticari uygulama olup, bu durumun dürüstlük kurulanı aykırılığından da söz edilemez. Taraflar arasındaki sözleşmenin 9.5.maddesinde, bloke konulan paranın iadesi sırasında vadesiz mevduata uygulanan faiziyle birlikte talep edilebileceği kararlaştırılmıştır. Bu sözleşme hükmü, tacir olan taraflar arasında kararlaştırılmış olup, yapılan işlemlerin miktarı dikkate alındında karşı tarafın ciddi bir zararına neden olacak nitelikte değildir. Sözleşmenin tarafları arasında her zaman mutlak bir eşitlik bulunması gerekmemektedir. Zira yukarıda belirtilen yasa hükümlerinin sınırları içinde tarafların diledikleri edimleri kararlaştırarak bir sözleşme akdetmeleri mümkündür. Bankanın kurduğu sistem ve davalıya bu sistem üzerinden satış imkanı sunması dikkate alındığında, sözleşmenin 9.5.maddesindeki bloke edilen miktarın vadesiz faiz oranıyla iade edileceğine ilişkin hükmünün, edimler arasındaki dengiyi hakimin müdahalesini gerekli kılacak ölçüde sarstığından söz edilemeyeceğinden, davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.  Davacı vekilinin bir diğer istinaf nedeni ise üye işyeri  sözleşmesindeki aleyhine olan hükümlerin TBK'nın 20 vd. maddelerindeki genel işlem koşullarına aykırı olduğuna ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu'nun 20 vd. maddelerinde düzenlenen genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler hakkında da geçerli olmakla birlikte, genel işlem koşullarının TTK'nın 18/2. maddesinde düzenlenen her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü ile birlikte değerlendirilmesi gerekir.Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Buna göre bir sözleşmede genel işlem koşulları bulunması bu düzenlemeleri geçersiz kılmaz. Ancak sözleşme kapsamındaki karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının geçerli olması, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır. TBK'nın 20. maddesi uyarınca, genel işlem koşulu içeren sözleşme yapılması mümkündür. Genel işlem koşulu içeren sözleşmenin geçersiz olması için TBK'nın 25. maddesi uyarınca, karşı tarafa dürüstlük kurallarına aykırı olarak zarar verici veya karşı tarafın durumunu ağırlaştırıcı nitelikte olması halinde söz konusudur. Yani sözleşmenin salt genel işlem koşulu şeklinde düzenlenmesi sözleşmeyi geçersiz kılmaz; geçersizlikten söz edebilmek için genel işlem koşullarının dürüstlük kuralına aykırı haksız şart niteliğinde olması veya TBK'nın 21/2. maddesi uyarınca sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı hüküm niteliğinde olması gerekir.Somut olayda, davacı şirketin kullandığı POS cihaszı kapsamında imazalan üye iş yeri sözleşmesindeki hüküm ve koşulların tüm bankacılık işlemlerinde yaygın olarak kullanıldığı gözetildiğinde,  üye iş yeri sözleşmesi imzalayan davacının sözleşme şartlarını basiretli bir tacir gibi davranarak incelemiş olması gerekir. Bu nedenle davacının genel işlem koşullarına ayrılık iddiası da yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Açıklanan bu gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davacı yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,5-Dosyanın  kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.09.2025 tarihinde,  oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e6e08b0fa01ace4a","SID":"2196e8ed41c9c76e"}}