{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/2263 Esas<br>KARAR NO: 2025/1430 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2018/277 Esas-  2022/567 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 18/09/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari bir ilişki kurulduğunu, bu ilişki çerçevesinde müvekkilinin davalıya emtia satıp teslim ettiğini, bakiye satış bedelini tahsil edemeyince davalı aleyhine İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davalının haksız itirazıyla takibin durduğunu beyanla itirazın iptaline, takibin devamına ve davalıdan %20 icra inkar tazminatının tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; icra takibinin dayanağı olan 15/12/2017 tarihli ... ve 18/12/2017 tarihli ... nolu faturalara konu olan emtiaların 2.000 adet kablosuz şarj cihazı olduğunu, müvekkili tarafından 2017 yılında çıkan \" ...\" marka telefonların satıldığını, satın alan müşterilerine telefonla birlikte \" ... \" markalı kablosuz şarj cihazı hediye ettiklerini, söz konusu kablosuz şarj cihazlarını davacıdan satın aldıklarını, telefon satışlarından sonra müşterilerinden şarj cihazıyla ilgili çok sayıda şikayet geldiğini, müşterilerin bu ürünlerin taklit olduğunu bildirdiklerini, ayrıca üretici şirketin Türkiye temsilcisi olan ... Limited Şirketi'nin de kendilerine Bakırköy 34. Noterliğinden 10/01/2018 tarihli ...sayılı bir ihtar göndererek, müvekkili tarafından dağıtılan ürünlerin taklit olduğunu, toplatılıp imha edilmesi gerektiğini ihtar ettiklerini, bunun üzerine müvekkili tarafından İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/305 Değişik İş dosyası üzerinden bir tespit yaptırıldığını, yapılan tespit sonunda bilirkişi tarafından incelenen şarj cihazının orjinal ürün olmadığının tespit edildiğini, müvekkili tarafından diğer 16 adet faturaya ilişkin malların bedelinin ödendiğini, sadece icra takibine konan iki adet faturadaki 2.000 civarındaki şarj cihazının bedelinin ödenmediğini, ödememe sebeplerinin de bu malların orjinal olmaması olduğunu, davacının sözleşmeye uygun ifada bulunmadığını, aliud ifanın söz konusu olduğunu, bu nedenle davacının herhangi bir bedel talep edemeyeceğini, öte yandan müşterilere dağıtılan ürünlerin toplatıldığını ve müşterilere hediye çekleri verildiğini, bu şekilde müvekkilinin zarara uğradığını, ayrıca taraflar arasındaki çerçeve sözleşmede, sözleşmeye uygun ifanın gerçekleşmemesi halinde davacının cezai şart ödeyeceğinin kabul edildiğini, yine genel hükümlere göre müvekkilinin cezai şart bedelini aşan zararını da isteyebileceğini, davacı tarafından satılıp da 2.000 adedi ayıplı olan bu şarj cihazlarından dolayı müvekkilinin müşterilerine karşı zor durumda kaldığını, itibarının düştüğünü beyanla asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile 308.600 TL cezai şart bedeli ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 30.000 TL, cezai şart bedelini aşan maddi zararın davacı-karşı davalıdan tahsiline, 100.000 TL manevi tazminatın davacı-karşı davalıdan tahsiline, aksi halde ise asıl davada takas mahsup taleplerinin kabulüne, karşı davadaki alacaklarına dava tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı-karşı davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı-karşı davalı karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından temin edilen emtiaların zamanında, eksiksiz ve tam bir şekilde davalı/karşı davacı tarafa teslim edildiğini, karşı taraf her ne kadar tedarik edilen bir takım ürünlerin orijinal olmadığını,ayıplı olduğunu iddia etmiş olsa da bu ürünlerin müvekkili şirket tarafından temin edilen ürünler olup olmadığının belirsiz olduğunu, davalı/karşı davacı tarafın, müvekkili şirkete olan borcunu cevap dilekçesinde açıkça ikrar ettiğini ve mevcut borcu ödemekten kaçınma ve bu durumu hukuki zemine oturtmak amacıyla aliud ifaya dayanmaya çalıştığını, davalı/karşı davacı tarafın cevap dilekçesinde yer verdiği Yargıtay kararında da aliud ifa için açık bir şekilde özdeşlik sapmasının arandığını, örnek kabilinde karara konu olayda da koliler içerisinden patates yerine soğan ve vişne çıktığının belirtildiğini, yani açıkça kararlaştırılanın aksine farklı bir ürün temin edilmesi durumunda aliud ifanın gündeme geleceğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili şirketin temin ettiği ürünlerin orijinal olaması halinde aliud ifadan değil, ayıplı mala ilişkin hükümlerden bahsedileceğini, borçlu tüzel kişi tacir sıfatına haiz davalı/karşı davacı tarafın ticari iş kapsamında inceleme ve muayene yükümlülüğünü yerine getirerek ürünlerin taklit olduğu ve orijinal olmadığı tespitini yapmışsa ve bu ürünlerin müvekkili şirketin tedarik ettiği ürünler olduğunu düşünüyorsa, mezkur emtiayı müvekkili şirkete iade etmesi ve ayıp ihbarında bulunması gerektiğini, ancak müvekkiline iadesi yapılan hiçbir ürün bulunmadığı gibi herhangi bir ayıp ihbarının da yapılmadığını beyan ederek karşı davanın ve asıl davadaki takas definin reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 08/09/2022 tarih 2018/277 Esas-  2022/567 Karar sayılı kararında;\"Dava, İİK 67 madde gereğince açılan itirazın iptali davası olup, karşı dava, maddi ve manevi tazminat davasıdır. Davacı taraf, davalı aleyhine İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 486.006,62 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş; talebini cari hesap alacağına dayandırmış; davalı bu takibe süresi içinde \" müvekkilin takibe konu edilebilecek herhangi bir borcu bulunmamaktadır \" şeklinde itiraz etmiş, itiraz üzerine takip durmuş, iş bu davada bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmıştır.Karşı dava, davacı tarafından davalıya satışı gerçekleştirilen emtialar içinden ayıplı olduğu iddia edilen  2.000 adet şarj aleti sebebiyle uğranılan maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Karşı davada süresi içinde açılmış olup, mahkememiz tarafından incelenmiştir. Mahkememizce davalı tarafın yaptırdığı delil tespiti dosyası getirtilmiş, icra takip dosyası getirtilmiş, taraf delilleri toplanmış, tüm deliller incelenmek suretiyle sonuca gidilmiştir. Davalı tarafın söz konusu emtiaları üretip üretmediği araştırılmış olup, davacı taraf bu emtiaları davalıya temin etmek üzere ...İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden aldığını bildirmiş; buna ilişkin faturayı sunmuştur. Fatura, söz konusu şirkete gönderilerek bunları kendilerinin mi ürettiği yoksa yurt dışından mı ithal ettikleri sorulmuş ancak .... Şirketi kendisine gönderilen ... seri nolu faturanın kendisiyle ilgili olmadığını, şarj aleti üretimi veya tedariki gibi bir iştigal sahalarının bulunmadığını, firmalarının adı kullanıldığından dolayı da şikayetçi olduklarını ilgili mercilere şikayet dilekçesi verdiklerini mahkememize bildirmişlerdir. Mahkememizce davalının yaptırdığı delil tespiti dosyası incelenmiş olup, delil tespitinde, mahkemece davalımızdan alınan ve bilirkişiye inceletilen şarj cihazının ayıplı olduğunun, yeteri fonksiyon göstermediği tespit edilmiştir. Ancak, söz konusu tespit davacının kabulünde olmayıp, bilirkişiye teslim edilen şarj aletinin gerçekten davalıca temin edilen ve davacıya teslim edildiği ihtilafsız olan şarj aletlerinden olup olmadığı belli olmayıp; esasen tarafların emtia teslimi esnasında şarj aletleri içinden numune için yeteri kadarını gelişi güzel alıp, bir torbaya koyup her ikisinde imzasını içeren belgelerle birlikte mühürlenip; herhangi bir sorun çıktığında mahkemeye bilirkişi incelemesi için üzerindeki mühürle beraber verilmesi halinde yapılacak tespitin bağlayıcı olacağı değerlendirilmiştir. Bu şekilde verilmiş bir numune olmaksızın yapılan tespitin esasen satıcı tarafından kabul edilmediği taktirde bağlayıcı olmayacağı açıktır. Öte yandan, emtianın davalı alıcı tarafından teslim alındığı da ihtilafsızdır. Cevaba cevap dilekçesinde ve karşı davaya cevap dilekçesinde davacı taraf, kendilerine süresi içinde ayıp ihbarı yapılmadığını bildirmişlerdir. Taraflar tacir olup, TTK 23/c maddesi gereğince, ticari satış ve mal değişiminde malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belliyle alıcı 2 gün içinde durumu satıcıya bildirmek zorundadır, açıkça belli değilse alıcı malı teslim edildikten sonra 8 gün içinde inceleme veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda yani gizli ayıplarda Türk Borçlar Kanununun 223 maddesinin 2. Fıkrası uygulanır. Davalı karşı davacı tarafından yaptırılan delil tespiti raporundan ve bizzat davalının kendi beyanından anlaşılacağı üzere şarj cihazları ... telefonlarını şarj etmemektedir. Bu durum esasen teslim sırasında açıkça belli olan ayıplardandır. Zira teknik bir incelemeyi gerektirmeyip bu şarj aletlerinin bir prize takılması halinde telefona şarj etmeyeceği açıkça anlaşılacak bir durum söz konusudur. Kaldı ki, bir an için aksi kabul edilse dahi alıcının malın tesliminden sonra 8 gün içinde bir inceleme yaptırması gerekeceğinden bu 2.000 adet şarj aletinin teslim edildiği iki faturayla alımından sonra 8 gün içinde inceletilmesi gerekmekte olup, Turkcell gibi bu işle iştigal eden bir şirketin bu incelemeyi yapabilecek çok sayıda elektronik mühendisini de çalıştırdığı bilindiğinden basiretli bir tacir gibi davranıp söz konusu inceletmeyi yapması ve 8 gün içinde ayıp ihtarında bulunması gerektiği belirlenmiş; oysa, davalımız, karşı davacımızın delil tespitinden sonra ayıp ihbarında bulunduğu, sürenin ziyadesiyle geçmiş olduğu nazara alınarak artık ayıp savunmasında bulunamayacağı, bu nedenle bakiye satış bedelini ödemesi gerektiği tespit edilmiş; Mahkememizce taraf kayıtları incelenmek suretiyle bakiye satış bedelinin ne olduğu araştırılmış, bu hususta verilen bilirkişi raporunun gerekçeleriyle birlikte yerinde olduğu görülerek kabule şayan bulunmuş ve bilirkişi raporuyla tespit edilen 358.860,44 TL bakiye satış bedeli üzerinden itirazın iptaline karar vermek gerekmiştir.Taraflar arasındaki cari hesap içinde kalan ve faturalı olan mala ilişkin alacaklar likit alacaklar olduğu için ve 358.860,44 TL yönünden itiraz haksız bulunduğundan bu miktar üzerinden aynı zamanda inkar tazminatına da hükmedilmiş;Davalı tarafta kötü niyetli takip tazminatı talep etmiş ve takip 486.006,62 TL üzerinden başlatılmış, artan kısım için dava reddedilmiş ise de, kötü niyetli takip tazminatının şartlarının oluşmadığı, davacı alacağının hayali bir alacak olmadığı, davacı tarafın hesaplama şeklinden dolayı fazladan talepte bulunduğu ve istemesi gereken bedelin bilirkişi incelemesiyle ortaya çıktığı nedeniyle kötü niyetli takip tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, Kök davadaki mahkememiz kabulüne nazaran davalı tarafın süresinde ayıp ihbarında bulunmayarak maddi ve manevi tazminat haklarını yitirdiği sebebiyle ve artık davacı taraftan oluşan zararının tazminini talep edemeyeceğinden davacı tarafın maddi ve manevi tazminat taleplerinin de reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur...\"gerekçesi ile, ''Davanın KISMEN KABULÜNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı/ karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı-karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Asıl davacı/ karşı davalının sözleşme kapsamındaki ifa edimini gereği gibi ifa etmediğinin şüpheye mahal bırakmayacak şekilde, yazılı deliller ile ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitler ile de bu durumun ispat edildiğini, işbu gereği gibi ifa etmeme hali, mahkeme tarafından hatalı şekilde ayıplı ifa olarak değerlendirilmişse de huzurdaki davada ayıplı ifa değil, aliud ifa halinin söz konusu olduğunu, huzurdaki asıl davanın en temel muhakeme konusunun; iki tarafa edim yükleyen alım satım sözleşmesi ile verme/ yapma borcu yüklenmiş olan davacı/karşı davalının borcunu gereği gibi ifa edip etmediği hususu olduğunu;Tüm muhakeme boyunca davacı/ karşı davalı şirket tarafından sözleşme edimi ifa için müvekkili şirkete teslim edilen, 18.12.2017 tarih ... no’lu ve 15.12.2017 tarih ... no’lu irsaliyeli faturalara konu ... ürünlerinin orijinal olmadığı, sahte olduğunun gerek muhakeme öncesi müvekkil şirket tarafından ikame edilen tespit davası, gerek muhakeme esnasında toplanan deliller ve gerekse bilirkişi tarafından yapılan tespitler ile açıkça ispat edildiğini ve davacı-karşı davalı şirket tarafından da ikrar edildiğini, sahtelik iddiası şüpheye mahal vermeyecek şekilde kanıtlandığına göre, sözleşme edimini sahte ürün ile ifa etmenin hukuki nitelemesinin önem kazanacağını;Yargıtay'ın içtihatlarında aliud ifa tanımının açıkça ortaya konulduğunu, somut olayda da sahte şarj aleti ile sözleşme edimini ifanın birebir aynı husus olarak değerlendirilmesi gerektiğini, nitekim, muhakeme boyunca defalarca da izah edildiği üzere taraflar arasında imzalı  23.12.2014 tarihli Sözleşme'nin 4.5. ve 4.7. maddeleri gereği davacının, mevzuata uygun ürünler teslim etme yükümlülüğü ile birlikte, Sözleşme'nin 6.1. maddesinde yer alan düzenleme gereği, teslim ettiği ürünlerin orijinal ürün olması gerektiğinin de açık olduğunu, dolayısıyla, davacı tarafın, müvekkili şirkete teslim ettiği tüm ürünlerin orijinal ürün olmasından sorumlu olduğunu;Özetle tarafların teslim edilecek ürünün markası konusunda açıkça mutabakata vardıklarını ve davacı-karşı davalı tarafından teslimi yapılan ürünlerin belirtilen marka (...) ürün olmaması, orijinal üründen farklı malzeme ile yapılmış olması ve pek çok özelliğinin kararlaştırılandan farklı olmasının aliud ifa teşkil ettiğini, Yargıtay kararlarında da nitelikleri açıkça belirlenmiş ifanın farklı şekilde yerine getirilmesinin aliud ifa olarak değerlendirildiğini, o halde Yerel mahkeme tarafından sahte ürünlerin ayıplı ifa olarak değerlendirilerek hüküm kurulması tamamen hatalı olup, kararının kaldırılması ile asıl davanın reddi gerektiğini; Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte aliud ifa değil ayıplı ifadan bahsedilse dahi, müvekkilinin bildirim yükümünü yerine getirmediği hususunun hukuka aykırı olduğunu, zira somut olayda tespit edilmesi gereken hususun şarj aletlerinin çalışıp çalışmadığı hususu değil, teknik inceleme gerektiren sahte olup olmadığı hususu olduğunu, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla; söz konusu olayda aliud ifa değil de gizli ayıp bulunduğu değerlendirilse dahi; davacının ağır kusuru ve müvekkilinin bildirim yükümlülüklerini yerine getirdiğinin sabit olduğunu;Yerel Mahkeme tarafından gizli ayıp hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılmış ve hüküm kurulmuşsa da; gizli ayıba konu ürünlerin teslimine dair düzenlenen faturaların müvekkili aleyhine alacak doğurduğundan söz edilmesinin mümkün olmaması gerektiğini, zira ürünlerin sahteliğinin, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilmesi mümkün olmayan, kullanımla ortaya çıkabilecek nitelikte olduğunu;Yerel Mahkeme kararında, şarj aletlerinin telefonları şarj edemediği hususunun basit bir inceleme ile tespit edilebileceği, ...de bu yetkinliğe sahip kişilerin olduğu gerekçesi ile hüküm kurulduğunu, ancak ihtilaf konusunun birkaç ürün değil 2.000 (İKİBİN) ürün olduğunun göz ardı edilmemesi gerektiğini, ayrıca bir varsayımla her bir şarj aleti şarj edebilir olarak tespit edilse idi dahi, bu hususun sahte ürün ile sözleşmenin ifasını ortadan kaldırmayacağını, özetle muhakemeye konu sözleşmeye aykırılık, çalışmayan görevini yerine getirmeyen ürün değil, ancak meselenin uzmanı kişiler hariç kimseler tarafından ayırt edilemeyecek olan sahtelik meselesi olduğunu;Müvekkili şirket nezdinde bu şüphe oluştuktan sonra derhal tespit davası ikame ederek İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/305 D.İş dosyası ile sahtelik unsurunun tespit ettirildiğini, tüm bunların ötesinde müvekkili şirketin kapalı kutu ile satışa arz edeceği veya hediye olarak son kullanıcıya ulaştıracağı sayısı 2.000 (İKİBİN) olan ürünlerin her birinin paketinin açılarak şarj edilebilirliğinin, sahteliğinin kontrolünün müvekkili şirketten beklenmesinin, ticari teamüllere, hayatın olağan akışına da son derece aykırı olduğunu; Hükme esas bilirkişi raporunda asıl dava açısından tüm inceleme ve hesaplamaların cari hesap üzerinden yapıldığını, cari hesabın dayandığı sözleşmesel ilişkinin asıl dava açısından göz ardı edildiğini, hükme esas teşkil ettiği Yerel mahkemenin gerekçeli kararında açıkça belirtilen bilirkişi raporunda tarafların ticari defter ve kayıtları, cari hesap dökümleri incelenerek asıl dava açısından davalı-karşı davacı müvekkili şirketin, davacı/karşı davalı şirkete 358.860,44 TL borcu olduğuna hükmettiğini ancak bilirkişinin, incelenen cari hesap ilişkisinin temeli olan sözleşme ilişkisini göz ardı ettiğini, Yerel mahkemenin ise bu durumu görmezden gelerek istinafa konu hukuka aykırı hükmü tesis ettiğini, oysaki taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelenecek olsaydı, asıl davanın reddi, karşı davanın ise kabul edilmesi gerektiğinin ortaya çıkacağını; Davacı-karşı davalı orijinal ürün satmakla yükümlü olup müvekkili şirkete teslim etmiş olduğu ürünlerin orjinal olmaması sebebiyle ağır kusurunun bulunduğunu, teslim edilen ürünlerin orijinalliğinin de edim yükümlülüğü kapsamında olduğunu, müvekkili şirket ile davacı-karşı davalı arasında imzalanan Satın Alma Sözleşmesinin 4.6., 4.15. ve 6.1. maddeleri gereği davacı-karşı davalı tarafın müvekkili şirkete mevzuata uygun ve orijinal ürünleri orijinal kutusunda, kullanım kılavuzlu ve garanti belgeli olarak teslim etmeyi taahhüt ettiğini, ancak gerek ihtarname aşamasında, gerekse mahkeme huzurunda görülen işbu dava sırasında davacı-karşı davalı tarafından söz konusu ürünlerin ... Ltd. Şti.’ye ait orijinal ürünler olduğunu ispatlayan sözleşme, fatura, gümrük beyannamesi ve benzeri hiçbir bilgi ve belge sunmadığını;Müvekkili şirketin davaya konu ürünler hakkında sahtelik iddiaları ortaya çıkar çıkmaz davacı-karşı davalı tarafa gerek e-posta kanalıyla, gerekse ihtarname kanalıyla ihbarda bulunduğunu, gerçekten de davaya konu ürünlerin şarj aleti olması nedeniyle sahteliğin gözden geçirme sırasında ve basit bir muayene anlaşılabilecek bir yapıda olmadığını, söz konusu sahtelik kullanıma bağlı olarak zamanla ortaya çıkmış olduğundan, müvekkili şirketin ürünlerde sahtelik olduğunu teslim sırasında tespit etmesinin teknik olarak mümkün olmadığını, ayrıca davacı-karşı davalı taraf satıcılığı meslek edinmiş olduğu ve söz konusu ayıpları bilmesi gerektiğinden ve orijinal ürün satmaması nedeniyle ağır kusurlu olduğundan söz konusu ürünlerin sahte olması sebebiyle müvekkili şirketin uğradığı zarardan sorumlu olduğunu, bu nedenlerle Yerel mahkeme kararının kaldırılması ile asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; Hükme esas alacak likit bir alacak olmayıp muhakemeye muhtaç olduğunu, bu nedenle icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, somut olayda belirlenebilir, muhakemeyi gerektirmeyen bir borç varlığından söz edilemeyeceğini, ana borca hükmedilmesi dahi hiçbir şekilde kabul edilmezken icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin hukukun içinde kalındığı sürece mümkün olmaması gerektiğini;Karşı dava yönünden; herhangi bir kabul beyanı anlamına gelmemek kaydıyla; bildirimin süresinde yapılmamış olması ihtimalinde dahi davacının TBK m.225 gereği ağır kusuru nedeniyle satışını yaptığı sahte ürünler nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacağını, müvekkiline satışı yapılan ürünlerdeki uygunsuzluğun alelade bir eksiklik değil, ürünlerin tamamının sahte olmasından kaynaklı olduğunu, bu hususun muhakeme esnasında şüpheye mahal vermeyecek açıklıkta sübut bulduğunu, sahteliği bilinen ürünlerin müvekkiline satıldığı ve haksız menfaat elde edildiğinin dosya kapsamında tespit ve ispat edildiğini, dolayısıyla davacının TBK m.225 gereği sorumluluktan kurtulamayacağının ortada olduğunu;Taraflar arasında imzalı 23.12.2014 tarihli sözleşme gereğince de davacı-karşı davalının sözleşme hükümlerine aykırı davrandığı ve bundan doğan zarardan sorumlu olduğunu, davacı-karşı davalı taraf kanuni olarak ayıba karşı tekeffül borcu içinde ise de, somut olayda hukuki sorumluluğunu doğuran bir başka neden olarak, taraflar arasındaki sözleşme gereği üstlenmiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmediği ve sebep olduğu zarardan sorumlu bulunduğunu, nitekim; anılan sözleşmenin 4.5, 4.7 ve 6.1 maddeleri ile satıcı davacı-karşı davalının müvekkiline mevzuata uygun ve orijinal ürün satma taahhüdünde bulunduğunu ve bu taahhüdün ihlali halinde müvekkilinin zararlarını karşılayacağının hüküm altına alındığını;Borcun ifa edilmemesi başlığıyla düzenlenen TBK’nın 112. maddesinde; ‘’Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür’’ denmek sureti satıcının ifasının alıcıyı bir zarara sokması halinde, zararın tazmin edilmesi gereğinin açıkça hüküm altına aldığını, Yerel Mahkemenin kurduğu kararın bir sözleşme kapsamında edimini sahte ürün ile ifa eden tarafın, ürünleri tam ve gereği gibi ifa etmişçesine ürün bedelini tahsil etmesi ve hiçbir şekilde karşı tarafın zararını tazmin etmemesi sonucu doğurduğunu, bu durumun açıkça hukuka aykırı olduğunu;Hükme esas alındığı açıkça belirtilen bilirkişi raporunda davalı-karşı davacı müvekkili lehine cezai şart doğduğunun tespit edildiğini, buna karşın mahkemenin, müvekkili şirket lehine cezai şart hususunu gözardı ederek karşı davasını dayanaksız olarak reddettiğini, davacı-karşı davalı şirket ile müvekkili şirket arasındaki 23.12.2014 tarihli Sözleşmenin \"Mali Mesuliyet ve Cezai Şart\" başlıklı 12. maddesi uyarınca davacı-karşı davalı tarafın sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde fatura tutarı kadar cezai şart ödemekle yükümlü olduğunun kabul edildiğini, nitekim TBK'nin ''Ceza ile zarar arasındaki ilişki başlıklı 180. maddesi uyarınca kusurlu olan borçludan ceza tutarını aşan zararın talep edilebileceğini;Taklit ürünlere ilişkin ... ve ... sayılı faturaların toplam bedeli olan 306.800 TL'nin, cezai şart olarak müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğini ve karşı davada talep edildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da son derece haklı ve yerinde tespitlerle bu tutarın müvekkili şirket alacağı olarak hesaplamaya dahil edildiğini, bu itibarla, 306.800 TL tutarında cezai şart ödenmesi taleplerinin haklı olduğu, dosyada mübrez deliller ve bilirkişi raporundaki tespitler uyarınca sübuta ermişken Yerel Mahkemenin tüm bu delil ve ispatları göz ardı ederek karşı davanın tamamen reddine karar vermesinin anlaşılabilir olmadığını;Müvekkili şirketin cezai şartı aşan maddi zararın da kendileri tarafından açıkça ortaya konulduğunu, ancak bu durumun da Yerel mahkemece göz ardı edildiğini, dosyaya sunulan müşteriler tarafından atılan maillerle de sabit olduğu üzere, davaya konu şarj aletlerinin müşterilere teslim edilmesinden sonra ürünlerdeki sahteliğin fark edilmesi üzerine, müşterilerin haklı olarak bu kabul edilemez olaya tepki gösterdiğini, müşterilerin yanı sıra ürünlerin marka hakkı sahibi olan ... Firmasının da, yine dosya kapsamında yer alan müvekkili şirkete gönderdiği 10.01.2018 tarihli ihtarname ile ürünlerin piyasadan derhal toplatılmasını ve imha edilmesini talep ettiğini, bunun üzerine müvekkili şirketin müşterilerinden gelen şikayetler sonucu, ticari itibarının gereği olarak, müşterilerinin zararını karşılamak amacıyla her türlü önlemi aldığını, öncelikle, sahte ürünlerin müşterilerden, masrafı müvekkili şirket tarafından karşılanacak şekilde, kargo aracılığıyla toplatıldığını, cevap dilekçesi ekinde sunulan yazışmalardan bu hususun açıkça görüldüğünü, ürünlerin toplatılmasının toplam maliyeti ise 43.550 TL olup, cevap dilekçesi ekinde sunulan hesaplama tablosundan bu hususun açıkça görüldüğünü;Tüm anlatılanlar ışığında; davalı-karşı davacı müvekkili şirket açısından cezai şart ve cezai şartı aşan miktarda zarar doğduğunun da delil ve beyanlar ile ispatlandığını, Yerel mahkeme kararı ortadan kaldırılarak cezai şart ve maddi zarar açısından hüküm kurulması gerektiğini, sözleşmenin sahte ürün ile ifası nedeni ile müvekkili şirketin ticari itibarının zedelendiğini, bu nedenle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini, davacı-karşı davalının müvekkili şirket ile arasında imzalamış olduğu sözleşmeyi, müvekkikine taklit ... ürünü temin ve teslim ederek ağır kusuruyla ihlal ettiğini, müvekkili şirket tarafından temin edilen bu ürünlerin, hem bedeli mukabili satışa sunulduğunu, hem de başlatılan kampanya uyarınca ... marka iphone ... model cep telefonu satın alan müşterilerine hediye edildiğini, fakat sonrasında gerek müvekkili şirkete iletilen şikayetler gerekse de ... firmasına iletilen şikayetler sonucu ürünlerin taklit olduğu kanaatine varılarak söz konusu bu ürünlerin dağıtılan müşterilerden toplatılmasına karar verildiğini, süreç içerisinde müşterilerce müvekkili şirket çağrı merkezi defalarca aranarak mağduriyetin giderilmesinin talep edildiğini, müvekkili şirketin ticari itibarının sorgulanır hale geldiğini, günümüz dünyasında internet ve sosyal medyanın gücü de göz önüne alındığında davacı/karşı davalı tarafından sözleşmenin ihlali suretiyle sebep olunan bu olayın kamuoyunda müvekkili şirketin ticari itibarını zedelediğini, hal böyle iken davacı-karşı davalı tarafından müvekkili şirkete manevi tazminat ödenmesi gerektiğini beyanla Yerel mahkemenin 2018/277 E, 2022/567 K sayılı ilamının yapılacak istinaf incelemesi neticesinde itirazın kısmen iptaline ilişkin kısmının kaldırılarak asıl davanın reddine,  davacı-karşı davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine, karşı dava, aliud ifaya dayalı olarak uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararların tazmini ile taraflar arasında imzalanan çerçeve sözleşme hükümleri uyarınca oluştuğu iddia edilen cezai şart alacağının tahsili talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiş, karara karşı davalı-karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından; davacı-karşı davalının, davalı-karşı davacıya, aralarındaki sözleşmeye uygun şekilde teslim ettiği bir kısım ürün bedellerinin ödenmediğinden bahisle alacak talebinde bulunduğu, davalı-karşı davacının ise, iki adet faturaya konu toplam 2.000 adet şarj cihazının orjinal nitelikte olmadığı, sahte cihaz teslim edildiği, bu sebeple aliud ifanın söz konusu olduğu, davacı-karşı davalının aliud ifaya konu ürün bedelini talep edemeyeceği, ayrıca şarj cihazlarının müşterilere dağıtılması ve müşteriler tarafından cihazlarda sorun olduğu tespit edilerek bu durumun kendisine bildirilmesi üzerine, cihazların toplatıldığı, müşterilere hediye çekleri verildiği, ticari itibarının zedelendiği, böylece maddi ve manevi zarara uğradığı, ayrıca davacı-karşı davalının, taraflar arasındaki satın alma sözleşmesine aykırı davranması nedeniyle anılan sözleşmenin 12. maddesi gereği cezai şart ödemekle yükümlü olduğu iddiası ile, asıl davanın reddini, cezai şart bedeli ile bu bedelin üzerindeki maddi zararı ile manevi zararının tazminini talep ettiği, taraflar arasında, davalı-karşı davacı adına düzenlenen iki adet faturaya konu şarj cihazlarının davalı-karşı davacıya teslim edilmiş olduğu hususunda herhangi bir ihtilaf olmadığı, ihtilafın, davalı-karşı davacının sahte olduğunu iddia ettiği ve İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/305 değişik iş sayılı dosyası kapsamında teknik incelemeye konu edilerek, düzenlenen 30/04/2018 tarihli bilirkişi raporunda, orjinali ile ayırt edilemeyecek derecede benzer taklit ürün, daha açık ifade ile sahte oldukları tespit edilen şarj cihazlarının, davacı-karşı davalı tarafından teslim edilen şarj cihazları olup olmadığı, söz konusu şarj cihazlarının davacı-karşı davalı tarafından teslim edilen cihazlar olması halinde aliud ifamı, yoksa ayıplı ifadan mı bahsedileceği, ayıplı ifa söz konusu ise, ayıbın türü ve buna göre davalı-karşı davacının süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı, karşı davadaki taleplerin koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı, Mahkemece verilen kararın gerekçesinin; davalı-karşı davacının, sahte olduğunu iddia ettiği ve delil tespit raporu ile sahte olduğu tespit edilen cihazların, davacı-karşı davalı tarafından teslim edilen cihazlar olduğunu ispat edemediği, davalı-karşı davacının iddiasının ayıplı ifa olduğu ve şarj cihazlarının çalışıp çalışmadığının basit bir inceleme ile anlaşılabileceği, davalı-karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığına dayandığı anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki alım satıma dayalı ticari ilişki, 23/12/2014 tarihli Çerçeve Sözleşme ile 23/12/2014 tarihli Satın Alma Sözleşmesine dayanmaktadır. Satın alma sözleşmesinin tarafların yükümlülükleri başlıklı 4. maddesinde, satın alma sürecinin ne şekilde işleyeceği, davacı-karşı davalı tarafından, sipariş edilen ürünlerin tesliminin ne şekilde yapılacağının açıklandığı, 4.6. maddesi ile, davacı-karşı davalı tarafından, yasal mevzuata göre ürünlerin bandrolünün alınacağı, 6.1. maddesinde ürünlerin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca orjinal ürün olacağının kabul edildiği, aynı maddede, teslim edilen ürünlerin sözleşme ve eklerindeki özellikleri taşımamasının sonuçlarının da düzenlendiği, davalı-karşı davacı tarafından açılan İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/305 değişik iş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda, davalı-karşı davacı tarafın deposundan alınan cihaz ile orjinal cihazın karşılaştırıdığı ve depodan alınan cihazın, orjinal cihaz olmadığının tespit edildiği, bu tespite davacı-karşı davalının bir itirazının olmadığı ancak incelenen cihazın kendisi tarafından teslim edilen cihaz olmadığı savunmasında bulunulduğu, buna göre her ne kadar Mahkemece, davalı-karşı davacının iddiasının, kendisine teslim edilen cihazların çalışmaması/telefonu şarj etmemesi olduğu kabul edilerek, ayıplı ifada bulunulduğu ve mevcut ayıbın basit bir muayene ile tespit edilebileceği, davalı-karşı davacının muayene ve ihbar yükümlülüğüne uygun davranmadığı kabul edilmiş ise de; davalı-karşı davacının iddiasının cihazların çalışmaması değil, sözleşmede taahhüt edilenin aksine orjinal cihaz olmamaları olduğu, bu iddiaya göre, sözleşmede kabul edilen özelliklerde mal teslimi yapılmaması ve bu hali ile satılandan başka birşeyin teslim edilmiş olması karşısında, ayıplı ifanın değil, aliud ifanın söz konusu olduğu anlaşıldığından Mahkemenin ayıplı ifaya dayalı gerekçesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bu kabule göre; çözümlenmesi gereken diğer ihtilaf , sahte olduğu bilirkişi raporu ile tespit edilen cihazların davacı-karşı davalı tarafından teslim edilen cihazlar olup olmadığıdır. Bu kapsamda Mahkemece, 13/02/2020 tarihli duruşmada verilen ara kararda, düzenlenecek bilirkişi raporunda, davalı-karşı davacı şirketin kayıtlarında, 2017 yılında davacı-karşı davalı dışında bir kişiden, herhangi bir yolla davaya konu şarj cihazları ile aynı nitelikte cihazın alınıp alınmadığı; davacı-karşı davalının kayıtlarında bu şarj cihazlarının kimden temin edildiği ve ne miktar alındığının da tespit edilmesine karar verildiği, bilirkişi raporunda, davalı-karşı davacının ticari defter ve kayıtlarında, davacı-karşı davalı dışında bir şirketten aynı nitelikte cihaz alınıp alınmadığına yönelik bir inceleme yapıldığına ve sonucuna dair bir tespitin yer almadığı, yine Mahkemece, davacı-karşı davalının cihazları yurt dışınsan ithal ettiğine dair savunması nedeniyle, ithalat belgelerinin dosyaya ibrazına  ve gerekli olması halinde delil tespiti raporunu düzenleyen bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verildiği, davacı-karşı davalı vekilince gümrük belgelerinin dosyaya ibraz edildiği, sunulan belgelere göre ... Limited Şirketi'nden gümrük kayıt ve belgelerinin celp edildiği, davalı-karşı davacı vekilince, teslime ilişkin fatura ve irsaliyeler ile taraflar arasındaki mail yazışmalarının dosyaya sunulduğu, Mahkemece, toplanan ve taraflarca sunulan bu deliller üzerinde herhangi bir inceleme yapılmaksızın, verilen ara kararlardan dönülmemiş olmasına rağmen, gerekli ise rapor düzenleyen mali müşavir bilirkişi yanına, gümrük bilirkişisi ve teknik bilirkişi dahil edilmek ve yerinde keşfen inceleme yapılmak suretiyle bilirkişilere, tespit raporunda incelemesi yapılan cihaz ile tarafların ticari defterleri, satın alma sözleşmesinin 4. maddesi ve diğer deliller üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle yeni bir rapor alınmaksızın, sahte olduğu tespit edilen cihazların davacı-karşı davalının teslim ettiği cihazlar olup olmadığının tespit edilmediğinden bahisle, yetersiz inceleme ve araştırma ile hüküm kurulduğu, verilen kararın bu yönü ile de hatalı olduğu anlaşılmıştır.Buna göre, İlk derece mahkemesince, öncelikle açıklanan hususlar yerine getirilerek, sahte olduğu tespit edilen cihazın davacı-karşı davalı tarafından düzenlenen ... ve ... numaralı faturalara konu cihaz olup olmadığının tespiti, sahte cihazın davacı-karşı davalı tarafından teslim edildiğinin tespiti halinde, ayıplı ifa değil, aliud ifanın bulunduğu kabulünden hareketle, asıl davadaki talep ile karşı davada yer alan taleplerin her biri hakkında gerekçeli şekilde karar verilmesi gerektiğinden, davalı-karşı davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı- karşı davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/09/2022 tarih ve  2018/277 Esas ve 2022/567 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalı- karşı davacıya iadesine,4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,5-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5. maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,6-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 18/09/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f14b176e3c1731a3","SID":"5c0100b3620febd8"}}